top of page

BÖLÜM 31

AKABE GÖRÜŞMELERİNİN BAŞLAMASI

 

Akabe görüşmeleri süreci, Peygamberimizin Medine’ye hicretinden önceki yaklaşık son üç yılı kapsar. İlgili dönemde sadece Hazreçlilerden 6-8 kişi ile yapılan ilk görüşme, ertesi yıl 12 kişi ile yapılan ve Birinci Akabe Biatı olarak adlandırılan ikinci görüşme ve en son olarak Evs ve Hazreçlilerden oluşan 75 kişilik toplulukla yapılan İkinci Akabe Biatı görüşmesi tarih kitaplarında kayıtlara geçmiştir. Bu süreç içerisinde yapılan diğer görüşmeler ve meydana gelen olaylar hakkında siyer kitaplarında yeterli bilgiye ulaşılamamıştır.

Bahsi geçen dönemde çok fazla sure nazil olmasına karşın siyer kaynaklarında anlatılan olaylar sınırlıdır. Ancak tarihi kayıtların sustuğu bu dönemi Kur’an kayıt altına almıştır. Kur’an’ın kayıtlarından bu dönemin çok hareketli geçtiğini gözlemlemek mümkündür. Yani bu dönemde Medinelilerle çok fazla görüşmeler olmuştur. Bu görüşmeler kimi zaman Medine’deki Hz.Muhammed@ taraftarlarıyla olduğu gibi kimi zamanda Medine muhalifleriyle de gerçekleşmiştir. Zira Medine kendi iç sorununu çözmek isterken ortaya çıkan çözüm seçeneğine, sadece ilahi öğretiye dayalı tevhit sistemini kabul etmek değil aynı zamanda bu sistemi uygulamak için Hz.Muhammed’in@ Medine’nin lideri olarak kabul edilmesi seçeneği de dahil edilmiştir. Dışarıdan bir kişinin Medine’ye başkan olarak seçilmesi Medine’deki kabilelerin ileri gelenleri arasında sorun yaratmıştır. Bu şekildeki bir çözüm önerisine taraftar olanlar olduğu gibi karşı çıkanlar da olmuştur. Onlar, bu sorunlar üzerinde araştırma yapmak için Mekke’ye gelmekte, tereddüt ve korkularını Hz.Muhammed@ ile açık yüreklilikle tartışıyorlardı. Dahası onların bu müzakerelerine ve kendi aralarındaki tartışmalarına Mekkeli müşriklerin tezviratlarını da ekleyecek olursak, Medinelilerin her açıdan tatmin edilmesi gerekmektedir.  Bu nedenle akabe biatları adı verilen anayasal / toplumsal sözleşme görüşmelerinin oluş süreçleri sırasında yapılan onlarca görüşmenin kapsamları bu sırada nazil olan surelerde görülmektedir.

Akabe süreci müzakereleri genel olarak metaforlar ile anlatılırken sorunların ve tereddütlerin giderilmesinde de aynı metodun kullanıldığını görmek mümkündür. Bunlar genel olarak;

  • Hz. Nuh @ üzerinden Gemi yapımı / Devletin teşkilatlanması,

  • Hz. İbrahim@ ve Hz. Lut@ üzerinden anlatılan kıssalarla çeşitli elçilerin gelip gitmesi,

  • Hz. Musa@, Hz. İsa@ ve Hz. Şuayb@ üzerinden Medinelilerle (Yahudiler dahil) peygamberimiz (ya da temsilcisi Mus’ab Bin Umeyr) arasındaki ilişkiler,

  • Hz. İbrahim@ tarafından Hz. İsmail’in@ kıssası üzerinden biat anlaşması(ları),

  • Hz. Adem’in@ yaratılışı kıssası üzerinden Mekke’de yapılan son toplantılar,

  • Hz. İbrahim’in@ putları kırması ve ateşe atılması kıssası üzerinden Peygamberimiz ile Mekke müşrikleri arasında gelinen noktadaki ilişkiler,

şeklinde anlatılmıştır. Ancak bu ilişkileri ve yaşanan olayları Kur’an kayıtları üzerinden bir kronolojiye oturtmak eldeki tarihi kayıtların yokluğu nedeniyle hayli zordur. Bu nedenle bu çalışmada olayların kronolojik sıralaması hususunda elden geldiğince mantıklı ve hayatın akışına uygun kurgu oluşturulmaya çalışılmıştır.

Bir önceki bölümde Hz.Muhammed@ ile yapılan ilk görüşmeden sonra Medine’den gelen kişileri Hz.Muhammed’den@ uzak tutmak amacıyla Mekke müşrik ileri gelenlerince yapılan menfi propagandalara verilen cevaplar işlenmişti. Bu bölümde ise yine Medine’den Hz.Muhammed@ ile görüşmek için gelen ve altı kişilik temsil heyetiyle yapılan görüşmeler konu edilir. Bu görüşmenin önemi ise sadece Medineli Araplar değil Medineli Yahudi kabileler de Hz.Muhammed’in@ Medine lideri olarak kabul edilmesi ve O’nun getirdiği sistem önerisinin kabul edilişi yönünde bir meyil ve tartışma gündeminin oluştuğu hususunun bildirilmesidir.

Artık vahyin ağırlığı her tarafta hissedilmeye başlanmıştı. İlahi vahyin öngördüğü sistemin bu coğrafyadaki insanların kurtuluşu için tek çare olacağı gündeme oturmuştu. İlahi öğretiye dayalı sistem bütün çevre kabileler arasında paylaşılır olmuştu.

Medine’den gelen altı (veya sekiz) kişilik bu heyetin getirdiği haber, artık hareketin önlenemez yükselişine işaret ediyordu. İlahi mesaj gittiği yerde etkisini gösteriyor, bir atlının dörtnala gittiğindeki ilerleyişinin toz kaldırması gibi ilerliyordu. İlahi Vahyin mesajına muhtaç gönüllere kolayca akıyor ve kalpleri fethediyordu. Kalplerini ilahi vahye açanlar, mesajları başka gönüllere ulaştırmak için onları herkesle paylaşmaya çalışıyorlardı. Artık bu hareketin durdurulması imkansızdı ve Cenab-ı Hakk’ın müminlere zafer vereceğinin ve müşriklerin ise kaybederek Hakkın egemen olacağı vaadinin kesinlikle gerçekleşeceğinin işaretleri iyice belli olmuştu.

 

Rahman Rahim Allah Adına

1- 6-Tozu dumana katarak fırtına gibi esenlere, yüklendiği mesajın ağır yükünü taşıyanlara, kolayca gönüllere akanlara, İlahi mesajı / emri herkese paylaştıranlara ant olsun ki, size vaad edilen kesinlikle doğrudur ve hesaplaşma muhakkak gerçekleşecektir. (Zariyat Suresi 1-6)

 

Medine’den gelen haberler ile gelecekte teşekkül edeceği mukadder olan ve gökler metaforu ile ifade edilen İslami Yönetimin, insanların sorunlarını çözmek için çok çeşitli ve güzel yolları / metotları vardır. Fakat gerek Medine’deki gerekse de Mekke’deki bilinçsiz ve azgın insanlar, bu yönetimin / devletin gerçekleşmesi konusunda hala tereddütler yaşamaktadır.  Bu nedenle özellikle Medine’deki ileri gelenler bu hususta farklı görüşlere sahiptir. Onlar ilahi sistemin kendi sistemlerinde meydana getireceği değişiklik ile statükolarının bozulacağı endişesi taşımaktadır. Fakat takva sahipleri ise toplumdaki sorunları çözmeyi ve toplumu rahat ettirmeyi düşünmektedir. Onlar gece gündüz insanların sorunları için çaba sarf etmekte, muhtaçların ihtiyaçlarını temin etmeye çalışmakta ve bu amaçla kendi mallarından sarf etmektedir.

Cenab-ı Hak, bu vaadin gerçek olduğunu yakından görmek isteyenlere yeryüzü metaforunu kullanarak halktaki değişimi ve bu husustaki istekliliğe bakmalarının yeteceğini bildirir.  Şayet onlar halka (yeryüzü metaforu) inip onların taleplerine kulak verseler ilahi öğretiye dayalı bir sistemi ne kadar arzu ettiklerini görürlerdi. Böylece toplumsal inkılabın nasıl kaçınılmaz olduğunun işaretlerini halkta / yeryüzünde müşahede ederlerdi. Ayrıca endişe ve tereddüt ettikleri yoksunluğun yersiz olduğunu, zira ilahi öğretiye dayalı olarak kurulacak devlet ile bolluk ve bereketlere kavuşulacağı, rızıkların gökten geldiği metaforu ile bildirilir.  Onların bu hususu bir hakikat olarak bildiklerini ve kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini de aslında gayet iyi bildiklerini ve aralarında konuştukları da ifade edilir.

7- 23- Mükemmel güzellikte yollara sahip semaya ant olsun ki, sizler farklı görüşlerinizle derin bir ayrılık içindesiniz.  Bu kaostan / ayrılıktan dönen güzel yola dönmüş olur.  Fakat cehalet içerisinde gaflete dalmış ve “Din / Hesap / Hesaplaşma Günü ne zaman?”  diyen o yalancılar mahvolacak.  O gün, onlar ateş üzerinde azap görecekler ve kendilerine; “Yalanladığınız şeyin azabını tadın! İşte bu, sizin kendisini acele istediğiniz şeydir!” denilecek.  Muhakkak ki takva sahipleri Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde pınar başlarındadır. Zira onlar, muhsinler / iyi ve güzel davranış sergileyenler idiler. Onlar geceleyin çok az uyurlardı. Onlar, seherlerde bağışlanma dilerlerdi ve onlar mallarından isteyen ve sıkıntı içerisinde olanlar için bir pay ayırırlardı. Kesin / yakiyn olarak inanacaklar için, yeryüzünde ve kendi içinizde nice ayetler vardır. Hala görmüyor musunuz? Sizin maddi manevi yaşam gıdanız da semadadır / göktedir, size vaat edilen şeyler de göktedir.  Göklerin ve yeryüzünün Rabbine yemin olsun ki, o (size vaat edilen şey), kesinlikle, tıpkı sizin konuştuğunuz şekilde gerçekleşecektir. (Zariyat Suresi 7-23)

 

31.1.Akabe Görüşmeleri Sürecinde Medine’den Gelen İlk Heyet ve Müjdeleri

Akabe görüşmeleri peygamberimizin sadece hac zamanındaki kabileleri dolaşarak onları İslam’a / barışa / tevhit ideolojisine davet etme ve sonrasında gelişen bir süreç olarak sınırlandırılamaz. Zira O’nun Taif dönüşünde karşılaştığı yabancılara / cinlere yaptığı davete icabet eden Medineliler kendi kabilelerini de İslam’a davet etmişlerdir. Medineli bu yabancılar / cinler arasında bulunan Yahudiler, kendi kabilelerini etkilerken, Hazreçli Araplar da kendi kabilelerini etkilemişler ve böylece İslamı kendi şehirleri için bir sistem olarak benimseme hususunda kendi aralarında tartışmaları başlatmışlardı. Hazreçli Araplar bu tartışmaların sonunda Mekke’ye bir heyet göndermeye karar verirler. Bu heyet Medine’deki kabilelerin aralarında yaptıkları tartışmalar sonucunda peygamberimizin liderliğini ve teklif ettiği İslam Cumhuriyeti teklifini kabul ettiklerini bildirmek ve bu hususta müzakereleri başlatmak niyetinde olduklarını bildirmek için gönderilir.

Ancak Medine’de sadece Araplar yaşamıyordu. Medine’nin neredeyse yarıya yakın nüfus ağırlığını Yahudiler oluşturuyordu. Bu nedenle İslam / Barış Devleti kurma ve başkanlığına geçme olayına onlarında muvafakat vermesi çok önemliydi. Sözkonusu heyet böyle bir oluşuma ilişkin tartışmaların Medineli Yahudi kabileler arasında da başladığını müjdeleyecekti. Rivayetlere göre Medineli Yahudiler “bize bir peygamber gelecek ve biz o peygamber ile size üstünlük sağlayacağız” diyorlardı.  Peygamberimize iman edilmesi konusunda yapılan tartışmalara ilişkin rivayetlerde ise onların “o peygambere onlardan (Medineli Evs ve Hazreçten) önce biz tabi olalım da onlar bize üstün gelmesin” şeklindeki ifadeleri bu peygamberin kendi içlerinden çıkması gibi bir şartı içermediği görülmektedir. Onlar peygamberimiz ve ilahi öğreti ile diğer Araplara üstün gelmeyi daha da öncelemektedirler. Yahudilerden samimi olanlar peygamberimizin getirdiği sisteme teslim olmayı tercih ederken samimi olmayanlar ise Araplara üstünlük kurmak ve Kureyş’in Arap yarımadasındaki hakimiyetine son vermek için peygamberimizi Medine’ye davet etme ve böylece Arapları da ikiye ayırma politikasını benimsemiş olabilirler. Sonuçta ister iman etsin ister etmesin bütün Yahudiler için peygamberimizin Mekke’den ayrılması ve Medine’ye gelmesi uygun bir politika olmuştur. Yani politikalar Yahudilerin kendi içlerinde bir örtüşme göstermiştir.

Medine’deki bu gelişmeleri müjdelemek üzere Medine’den bir heyetin Mekke’de peygamberimizi ziyaret ederek durum hakkında bilgi vermesini Kur’an Zariyat Suresindeki Hz. İbrahim@ kıssası ile haber vermiştir. Bu kıssa metaforunda peygamberimize gelen heyet üyelerini / elçileri peygamberimiz tanımaz ama izzet ve ikram etmekten de geri durmaz. Fakat o dönem geleneklerine göre sunulan ikram ve yemeklerin yenilmesi dostluğu / müttefikliği, ikramın yenilmeyip reddedilmesi ise düşmanlığı ifade ettiğinden, heyetin müttefikliği gizlemek için böyle bir oyuna başvurduklarını görüyoruz. Zira peygamberimiz tarassut / baskı altındadır ve O’nun her türlü hareketi sürekli izlenmektedir. Bu hususta yapılacak numaranın da gerçekçi olması için peygamberimizin de durumdan haberdar olmaması gereklidir.

Heyet üyeleri / elçiler daha sonra peygamberimizi ve yanındaki arkadaşlarını teskin ederek onlara Yahudi kabileler dahil Medineli kabilelerin kendisine destek vereceği müjdesini verirler. Kur’an bunu “bilgin bir oğul” metaforunda sunar. Kabile geleneğinde oğul kişinin kendi davasının sürdüren kişi olduğundan bu metafor kullanılır. Peygamberimizin davasına destek verileceği müjdesinin hem Medineli Araplardan hem de Yahudilerden gelmesi O’nun davasının devam edeceğinin bir işaretiydi. Bu nedenle tıpkı kabile geleneğinde kandan gelen bir oğulla davanın devam etmesi gibi, peygamberimizin davası da kandan gelmese de bağlılarının vereceği destekle devam edecekti. Nasıl ki Kevser suresindeki müjde ile davasının devamı kan / soy yoluyla değil de kendisini sevenler ve bağlanan eliyle sağlanacağı haber verildiyse burada da bilgin bir oğul metaforu ile peygamberimizin davasına destek verileceği müjdelenmektedir.

Peygamberimizin etrafında bulunan müminlere – ki bu müminler kıssada “Hz. İbrahim’in@ karısı” temsili ile anlatılır- bahtsız, şansı kapanmış, bütün kapıların artık tek tek yüzlerine kapandığı aşamada böyle bir müjdenin verilmiş olması onların sevinç ve şaşkınlığı bir arada yaşamasına neden olur.

Bu kıssa metaforu ile farklı bir olay da anlatılmak istenmiş olabilir. Şöyle ki; gelen heyet üyeleri / elçiler huzura alındıktan sonra Hz.Muhammed@ kendi arkadaşları / ehli ile görüşür ve önceden hazırlanmış, donanımlı-sağlam maddeleri olan, detaylandırılmış ve anlaşma taraflarının uyması halinde kendilerine çok güç verecek bir anayasal metni, onlara sunar. Fakat elçiler ilk etapta bu anlaşma / anayasal metinle pek ilgilenmezler. Çünkü onlar bundan daha önemli gelişmeleri haber vermek üzere gelmişlerdir. Onlar anlaşma metni üzerinde çalışmak için daha erken olduğunu ama Medine’de kendisine tabi olacak önemli kişi ve kişilerin olduğundan bahsederler. Medine de Yahudiler de dahil olmak üzere kendisine tabi olacak önemli kişilerin olduğu müjdesini verirler. Hz.Muhammed’in@ yanındaki arkadaşları bu haber karşısında çok şaşırırlar. Zira Mekke’de içinde yaşadıkları zorluk baskı ve ümitsizlik onlarda çok büyük bir karamsarlığa neden olmuştu. Onlar İslami hareketin bir daha ayağa kalkmasının mümkün olmadığını düşünürlerken bu haber onlarda çok büyük bir umut ışığı yakmıştır.

 

24-30-İbrahim’in şerefli / saygın misafirlerinin haberi sana geldi mi? Hani onlar, onun (İbrahim’in) huzuruna girmiş ve “Selâm!” demişlerdi. O da onlara “Selâm size, yabancı topluluk!” demişti.  O (İbrahim), sonra ehline / arkadaşlarına gitti ve semiz bir buzağı / detaylı bir anlaşma (anayasa) metni ile geldi. Sonra onu (buzağıyı / anlaşma (anayasa) metnini) onlara sundu; “Buyurmaz mısınız?” dedi. Derken içinde onlardan yana bir korku / tereddüt hasıl oldu. Onlar; “Korkma!” dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.  Bunun üzerine karısı ileri atıldı ve elini yüzüne vurarak: “Bir bahtsız, bir kısırdan öyle mi?” diye feryat etti. Onlar; “Rabbin işte böyle buyurdu. Şüphesiz O hikmet sahibidir. O her şeyi hakkıyla bilendir.”  dediler. (Zariyat Suresi 24-30)

 

31.2. Medinelilerin Kureyşle Mücadele Etmeye Kararlı Oluşları

Hz.Muhammed’in@ Medinelilerin kendisini neden destekleyeceklerini ve onların bu desteklerinin altında yatan politikanın ne olduğunu sorması üzerine heyet üyeleri, Kureyş’in bunu hak ettiğini, onların bu güne kadar yaptığı azgınlıkların, zulümlerin, aldatmaca, haksızlık ve adaletsizliklerin mutlaka sert bir karşılığı / cezası olması gerektiğini ifade ederler.

Heyet üyeleri, Mekke’deki müminlerin ise bu şehirden kurtarılması gerektiği ve zaten bu kurtarılacak nüfusun öyle çok kalabalık olmadığı da dikkate alındığında Medine’ye hicret edecek muhacir müminlerin Medine üzerinde fazla bir yük olmayacağı, onlara Medine olarak yardım etmenin kendileri için şeref olacağını da ilave ederler.

 

31- 37- Bunun üzerine o (İbrahim); “Ey Elçiler! Sizin asıl işiniz nedir? / Sizin bu olağan dışı ziyaretinizin sebebi nedir? / Sizin asıl politikanız nedir?” dedi.  Onlar; “Muhakkak ki biz, Rabbin katında haddini bilmezler için işaretlenmiş, çamurdan pişirilmiş sert taşları üzerlerine yağdırmamız için suçlu bir kavime gönderildik” dediler. Bu arada müminlerden orada bulunanları çıkardık. Zaten orada, bir ev halkından başka müslüman da bulamadık. Ve böylece acı azaptan korkan kimseler için orada ibretlik bir manzara bıraktık. (Zariyat Suresi 31-37)

 

Tıpkı geçmiş kavimlerin yaptıkları kötülükleri ve azgınlıkları nedeniyle yok edildikleri gibi sosyolojik / ilahi kural gereği Mekke müşrikleri de yok edilecektir. “Sihirbaz ve deli” diyerek Hz.Musa@ ile dalga geçmesi nedeniyle güçlü orduya sahip Firavun bile tarih sahnesinden feci bir akıbetle silinmiştir. Aynı şekilde Ad kavmi, Semud kavmi ve Nuh kavmi de ilahi öğreti dışına çıkıp azgınlaştıkları için yıkılıp gitmişlerdir. Gök kubbe hepsinin başına geçirilmiştir.

Gökyüzü nasıl bina edilmiş ise aynı şekilde İlahi öğretiye dayalı İslam Cumhuriyeti de öyle bina edilecek ve egemenliği geniş bir alana yayılacaktır. Yeryüzü nasıl tanzim edildiyse aynı şekilde ilahi öğretiye dayalı İslam toplumu da öyle tanzim edilecektir. Mekke müşriklerinin sistemleri de yani onların gök kubbeleri de başlarına yıkılacaktır.

 

38-55- Musa’da da ibretler vardır. Bir zamanlar onu apaçık bir yetki ve donanımla Firavuna gönderdik. Fakat Firavun, hükümetiyle beraber karşı çıktı ve “Bu, bir sihirbaz, bir mecnundur” dedi. Bunun üzerine Biz de onu ve ordularını yakaladık ve denize fırlatıp attık. Bu sonucu hak etmişti o. Âd’da da ibretler vardır. Bir zamanlar onların üzerine kasıp kavuran bir rüzgâr göndermiştik. O rüzgâr uğradığı yerde hiçbir şey bırakmadı ve her şeyi kül edip savurdu.  Semud’da da ibretler vardır. Bir zamanlar onlara, “Belirli bir süre daha keyfinizi sürün bakalım!” denmişti. Fakat onlar Rablerinin emrine başkaldırdılar da göz göre göre yıldırım onları yakalayıverdi.  İşte o zaman onlar ne ayağa kalkmaya muktedir olabildiler ne de yardım görebildiler. Bunlardan önce de Nuh kavmini (helâk etmiştik). Onlar da yoldan çıkmış bir topluluk idiler. Semayı kudretimizle sağlamca bina ettik ve onu sürekli genişletiyoruz. Yeryüzünü de Biz döşedik. Biz ne güzel döşeyen / düzenleyeniz! Her şeyden çift çift yarattık. Umulur ki iyice düşünür öğüt alırsınız. Öyleyse Allah’a kaçın. Muhakkak ki ben, O’nun tarafından görevlendirilmiş sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah ile beraber başka bir tanrı kılmayın. Gerçekten ben sizin için O’ndan apaçık bir uyarıcıyım. İşte böyle! Onlardan öncekiler de kendilerine gelen her peygambere mutlaka ya “Bu bir sihirbazdır!” ya da “Bu bir mecnundur!” dediler. Onlar, bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler? Hayır! Hayır! onlar azgın bir toplum idiler. Bu nedenle sen onlara karşı dur. Bundan dolayı sen kınanacak değilsin. Sen öğüt ver. Çünkü şüphesiz öğüt vermek / hatırlatmak, müminlere fayda verir. (Zariyat Suresi 38-55)

 

Şirk sisteminin yıkılması ve tevhit sisteminin gelmesi için müminlerin, mazlumların ve adalet savunucularının Allah’a yönelmeleri ve O’na sığınmaları gereklidir. Medine’deki cinlerin (Yahudilerin) ve insanların (Evs, Hazreç ve muhacirlerin) bir araya getirilecek olması, onların tevhit oluşturarak yeniden yaratılacak olmaları Cenab-ı Hakk’ın ilahi bir lütfu olacaktır. Onlar başka değil Yalnızca O’na itaat etmek üzere bir araya gelecekler. Böyle bir oluşum ise sadece kendi menfaatlerinedir. Şimdi sıra Medine’deki mümin olmayan (muhalif olan) ileri gelenlerin bu oluşuma ilişkin endişelerini gidermeye gelmiştir. Onların ağırlıklı tereddütleri, böyle bir oluşum sırasında Mekke’den gelecek muhacirleri Medine ekonomisine getireceği yüktür. Cenab-ı Hak, elçisinin dili ile ifade ederek, Hz.Muhammed@ bu tevhit oluştan herhangi bir menfaat beklemediğini, onlardan ne bir rızık ve ne yemek beklentisi olmadığını ifade eder. Böylece Mekke’den gelecek muhacirlerin de Medine’deki kabilelerden herhangi bir beklenti içerisinde olmadıkları bildirilerek mümin olmayan Medinelilerin maddi kayıplara uğrayacaklarına yönelik tereddüt ve endişeleri izale edilir.

 

56-60- Ben, cinleri ve insanları bana itaat / ibadet etmeleri için yarattım. (oluşturdum.) Ben onlardan herhangi bir rızk istemiyorum. Ben, onların Beni yedirmelerini de istemiyorum. Muhakkak ki Allah, rızık verenin ta kendisidir, çok çetin kuvvet ve güç sahibidir. Elbette zulmeden kimseler için geçmişteki yoldaşlarının payı gibi bir pay vardır. Bu nedenle acele etmesinler. O vaat edilen günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline! (Zariyat Suresi 56-60)

bottom of page