top of page

BÖLÜM 18

NADİROÄžULLARININ SÜRGÜNÜ

​

18.1.Krizlerin Üstesinden Gelip Üstün Olmanın Usul ve Esasları

Müminlerin Uhud maÄŸlubiyetinin getirdiÄŸi sorunlar, muhaliflerin yaptıkları tezviratlar ve yıkıcı söylemlerin yarattığı psikolojik baskıdan kurtulmaları gerekiyordu. Cenab-ı Hak, müminlerin ihtiyacı olan mucizevi ihbarını yaptı ve müminlerin mutlaka muzaffer olacaklarını Saff Suresinin ilk ayeti ile bildirdi.

 

RAHMAN, RAHİM ALLAH ADINA

1-Göklerde ve yeryüzündeki her ÅŸey Allah’ın adını yüceltir. Zira Alla, üstün, güçlü, ÅŸerefli, mutlak galip olandır, en iyi ve en hikmetli yasa koyandır. (Saff Suresi 1)

 

Uhud maÄŸlubiyetine kadar olan süreçte sürekli baÅŸarılı bir grafik izleyen müminlerin içine düÅŸtükleri bu ağır baskıdan kurtulmanın formülü Al-i İmran Suresinin son ayetinde bildirilmiÅŸti.  Cenab-ı Hak, ÅŸimdi bu formülün detaylarını Saff Suresinin müteakip ayetlerinde vererek müminlerin izleyecekleri yöntemi bildirdi. Cenab-ı Hak, yerdeki ve gökteki her ÅŸeyin Kendi ismini yüceltirken müminlerinde bu yolda gayret göstermeleri, O’nun öÄŸretilerinin insanlara egemen olması için mücadele etmeleri / gayret göstermeleri gerektiÄŸine iÅŸaret etti. Böyle yaparlarsa Allah’ın mutlak galip olması nedeniyle kendi ilkelerini egemen kılmak isteyen müminlerin de mutlaka galip geleceÄŸini bildirdi. Müminlerin krizleri atlatıp galip gelmelerinin usul ve esaslarını aÅŸağıdaki ÅŸekilde inzal etti; 

​

18.1.1- Hava Atma / GösteriÅŸten Uzak Durmak ve Verdikleri Sözün Arkasında Durmak

Heyecanlı müminler Uhud savaşı öncesinde cengâverlik yapacaklarını, savaÅŸmayı ve ÅŸehit olmayı arzu ettiklerini söylemiÅŸlerdi. Ayrıca Hz.Muhammed’in@ emir ve talimatlarına harfiyen uyacaklarına söz vermiÅŸlerdi. Fakat savaÅŸ sırasında ölümle burun buruna gelince kahramanlığın ve ÅŸehadetin öyle kolay olmadığını görmüÅŸler ve Uhud dağına kaçıp sığınmışlardı. Peygamberimizin çaÄŸrısını duymamışlardı bile. Dahası okçular ganimet sevdasına kapılıp onun emirlerini dinlemeyerek nöbet yerlerini terk etmiÅŸlerdi. Hava atmak ve ucuz kahramanlık gösterisinde bulunmak için savaÅŸ öncesinde sarf ettikleri sözleri ve peygamberimizin emirlerini dinlememeleri nedeniyle Cenab-ı Hak onlara hezimet azabını tattırmıştı.

 

2-3-Ey iman edenler! Yapmadığınız / yapmayacağınız ÅŸeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmadığınız / yapmayacağınız ÅŸeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap / ceza gerektiren bir suçtur. (Saff Suresi 2-3)

 

18.1.2-Allah Yolunda Hep Birlikte Mücadele Etmek

Müminlerin inkârcılarla mücadele ederken bir duvarın tuÄŸlaları gibi birbirine kenetlenerek saflar halinde savaÅŸmaları gerektiÄŸini belirtti. Birlik ve beraberliÄŸini saÄŸlamış, topyekûn mücadele edenleri Kendisinin sevdiÄŸini bildirerek muzafferiyetin yasasının tevhit olmaktan geçtiÄŸini vurguladı.

​

4-Åžüphesiz Allah, Kendi yolunda kenetlenmiÅŸ bir duvar gibi saf baÄŸlayarak savaÅŸanları sever. (Saff Suresi 4)

​

18.1.3-PeygamberliÄŸe / ÖnderliÄŸe İhanet etmemek

Hezimetin arkasından münafıklar Hz.Muhammed’e çok eziyet ediyorlardı. Peygamberimiz Medine için elinden gelen bütün fedakârlığı göstermesine raÄŸmen münafıkların ona eziyet yapmaları tıpkı İsrail oÄŸullarının Hz. Musa’ya eziyet etmesine benziyordu.

Medine Yahudilerinin Hz.Muhammed’i@ kabul etmemesi de İsrail oÄŸullarının geçmiÅŸte Hz. İsa’yı reddediÅŸiyle çok büyük benzerlikler arz ediyordu.

Cenab-ı Hak, tarihin tekerrür ettiÄŸini müminlere hatırlatmak için bu metaforları zikretti. Bu benzetmeler, münafıkların ve Yahudilerin geçmiÅŸten ders almaları ve Hz.Muhammed’e karşı tavırlarından vazgeçmeleri ve ona ihanet etmemeleri için bir uyarıydı.

 

5-6-(Ey münafıklar! Sizin bu durumunuz) Musa’nın, toplumuna: “Ey Kavmim! Åžüphesiz benim, sizin için Allah’tan gönderilmiÅŸ bir elçi olduÄŸumu bildiÄŸiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” dediÄŸi zamanki durumu hatırlatıyor. Ne zaman ki onlar doÄŸru yoldan saptılar, Allah da onların kalplerini saptırdı. Ve Allah, hak yoldan sapmış bir topluma kılavuzluk etmez. (Ey Yahudiler! Sizin durumunuzda) Meryem oÄŸlu İsa’nın: “Ey İsrail oÄŸulları! Åžüphesiz ben Allah'ın bir elçisiyim. Benden önce inzal olmuÅŸ Tevrat'ı doÄŸruluyor ve benden sonra gelecek olan Ahmed adındaki bir elçiyi müjdeliyorum.” DediÄŸi zamanki durumu hatırlatıyor. Ne zaman ki O, onlara apaçık delillerle gelince “Bu, apaçık bir büyüdür” demiÅŸlerdi. (Saff Suresi 5-6)

​

18.1.4-Umudunu kaybetmemek ve başaracağına inanmak

Uhud savaşını müteakiben yaÅŸanan ekonomik ve sosyal krizi daha da derinleÅŸtirerek siyasal bir kriz yaratmak isteyen münafıklar, sürekli yalan, iftira ve kötü propagandalar ile Medine halkı üzerinde menfi algı oluÅŸturmaya çalışıyorlardı. Cenab-ı Hak, kendi devletini / dinini / nurunu yıkıp söndürmek için onlar ne kadar çabalasalar da baÅŸaramayacaklarını bildirdi. O, kendi devletini / dinini / nurunu koruyacağını ve tamama erdireceÄŸini, buna kimsenin engel olamayacağını belirtti. Yine Allah elçisine yaptığı doÄŸru yol kılavuzluÄŸu ile Din-i Devletini tüm diÄŸer devletlere / dinlere galip getireceÄŸi müjdesini verdi. Müminlerin doÄŸru yolda oldukları sürece Kendisinin arkalarında destekçi olduÄŸunu bilmelerini ve böylece onlara umutlarını kaybetmemeleri ve baÅŸaracaklarına inanmaları gerektiÄŸi mesajını verdi.

 

7-9- İslam’a davet olunduÄŸu halde Allah’a karşı yalan ve iftira atandan daha zalim kimdir? Allah, böylesi zalimler toplumunu doÄŸru yola iletmez. Onlar, Allah’ın dinini / nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki inkarcıların hoÅŸuna gitmese de Allah, dinini / nurunu tamamlayacaktır. MüÅŸrikler istemeseler de Allah Elçisini doÄŸru yol kılavuzu ve hak dinle gönderdi ki onu bütün dinlere / devletlere üstün kılsın. (Saff Suresi 7-9)

 

18.1.5-Peygambere / Öndere güvenmek ve Allah Yolunda Her Åžeyi Feda Etmek

Müminlerin krizden kurtulmalarının en önemli esaslarından bir diÄŸeri de Allah elçisine güvenmeleri ve onun davası yolunda canlarını ve mallarını ortaya koyarak mücadele etmeleri olduÄŸu belirtildi. Cenab-ı Hak, bu ÅŸekilde fedakârca mücadele ettikleri takdirde kendisinin sadece bu dünya da zafer vermekle kalmayacağını aynı zamanda ahirette günahların bağışlanarak cennetlere hem de Adn cennetlerine konulacağı müjdesini verdi. Esas kurtuluÅŸun bu olduÄŸunu belirttikten sonra yakın zamanda da ÅŸahit olacakları bir zaferin de kendilerine verileceÄŸini müjdeledi.

 

10-13-Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak kazançlı bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve O’nun Elçisine inanacaksınız / güveneceksiniz. Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla savaÅŸacaksınız. EÄŸer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. EÄŸer böyle yaparsanız Allah sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte bu, büyük kurtuluÅŸtur. Ve sizin seveceÄŸiniz baÅŸka bir ÅŸey daha var; Allah’tan yardım ve yakın bir fetih… Artık müminleri müjdele. (Saff Suresi 10-13)

 

18.1.6-Peygamberin / Önderin Çağırdığı Zaman Yanında Durmak

Cenab-ı Hak, müminlere bu krizi aÅŸmanın esaslarının sonuncusu olarak elçisi her ne zaman kendilerinin desteÄŸine ihtiyaç duyarsa hemen yardıma koÅŸmaları gerektiÄŸini bildirdi. Bu hususta Hz. İsa’nın havarilerinin örnek davranışlarını metafor olarak verdi. EÄŸer müminler bu esaslara göre hareket edecek olurlarsa düÅŸmanlarına karşı üstün / galip geleceklerini belirtti.

 

14-Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları / destekçileri olun; nitekim Meryem oÄŸlu İsa, havarilere: “Allah yolunda benim yardımcılarım / destekçilerim kimdir?” demiÅŸti. Havariler: “Allah'ın yardımcıları biziz” demiÅŸlerdi. Bunun üzerine İsrail oÄŸullarından bir grup inanmış, bir grup da inkâr etmiÅŸti. Biz de inananları düÅŸmanlarına karşı destekledik ve böylece onlar üstün / galip geldiler. (Saff Suresi 14)

 

18.2. Esed OÄŸulları Harekâtı

Mekke Yönetimi çevre kabileleri kışkırtmak amacıyla Medine İslam Cumhuriyetinin Uhud savaşından sonra zor duruma düÅŸtüÄŸü ve içeride istikrarı saÄŸlamak için uÄŸraÅŸ verdiÄŸi ÅŸeklinde propaganda yaptı. Yapılacak küçük bir baskına bile Medine’nin karşı koyacak gücünün olmadığını anlattılar.  Bu propagandadan etkilenen çevre kabilelerden Esed oÄŸulları Medine’ye bir baskın düzenlemeye karar verdiler.   

Esed oÄŸullarının baskın planından haberdar olan Hz.Muhammed@ hemen harekete geçti ve Ebu Seleme b. el-Mahzumi komutasında 150 kiÅŸilik bir askeri birliÄŸi Esed oÄŸulları üzerine gönderdi.  Kendilerinden daha erken davranan İslam Ordusunu karşısında gören Esed oÄŸulları ne yapacaklarını ÅŸaşırdılar.  Canlarını kurtarmak için hemen kaçmaya baÅŸladılar.  İslam Ordusu onları kovaladı. Kaçarken geri dönüp karşı koymayı deneyen Esed oÄŸulları ile ufak çaplı çatışmalar yaÅŸandı. Fakat baskına uÄŸramanın verdiÄŸi panik ve korku ile karşı koymada baÅŸarılı olamadılar. Sürülerini terk edip kaçarak hayatta kalmayı kendileri için daha uygun buldular.  Söz konusu küçük çaplı çatışmada Urve bin Mesut ÅŸehit oldu.  İslam Ordusu Esed oÄŸullarının bıraktıkları hayvan sürülerini ganimet olarak yanlarına alarak Medine’ye döndüler.

Esed oÄŸulları aldıkları bu darbe ile bir daha Medine’ye saldırmaya cesaret edemediler. Peygamberimizin çevredeki bedevi Arap kabilelerine sürekli caydırıcı harekât düzenleyerek Medine’nin savunmasının mümkün olacağına yönelik politikasının doÄŸruluÄŸu bu harekât ile bir daha ispatlanmış oldu. Ayrık kabileler ÅŸeklinde yaÅŸamayı seven ve tevhit olmaya karşı olan Arap kabilelerinin anladığı dil ancak bu ÅŸekilde üzerlerine gidip sindirmekti. Medine İslam Cumhuriyetini yaralı aslana benzetip parçalamak için sırtlanlar gibi saldırmayı düÅŸünen Esed oÄŸulları sürülerini kaybetmek suretiyle aldıkları yara ile Medine İslam Cumhuriyetinin kolay lokma olmadığını öÄŸrenmiÅŸ oldu. Böylece Esed oÄŸullarına iyi bir ders verilmiÅŸ oldu.

Esed oÄŸulları Harekatının komutanı Ebu Seleme Uhud Savaşında aldığı yarası daha iyileÅŸmeden bu harekatta görev almıştı. Medine'ye döndükten birkaç gün son­ra bu yaradan dolayı vefat etti ve ÅŸehit oldu.

 

18.3. Abdullah Bin Uneys’in Süfyan bin Halide Suikast Operasyonu

Mekke Yönetiminin kışkırtmasına kanan bir diÄŸer kabile Lihyan oÄŸulları idi.  Bu kabilenin ileri gelenlerinden Süfyan b. Halid’in tıpkı EsedoÄŸulları gibi Medine’ye bir baskın yapma giriÅŸimi olduÄŸu bilgisini Hz.Muhammed’e@ ulaÅŸtı. O bu haberi alır almaz hemen harekete geçti ve bu kez askeri bir birlik deÄŸil suikast planı hazırladı. Bu planı gerçekleÅŸtirmek için Abdullah b. Üneys'i görevlendirdi. Hedef Süfyan Bin Halid’in öldürülmesi idi. EÄŸer Süfyan öldürülürse Lihyanlılar Medine’ye karşı baskın yapma cesareti gösteremeyeceklerdi. Peygamberimiz daha önce tertiplediÄŸi suikastlarda olduÄŸu Abdullah Bin Üneys’e her türlü hareket serbestisi yetkisini tanıdı.        

Abdullah bin Üneys Lihyan kabilesine kavuÅŸunca Süfyan bin Halid’in Medine’ye baskın için adam topladığı haberini aldığını kendisinin de bu baskına iÅŸtirak etmek istediÄŸini bildirdi. Lihyanlılar Abdullah bin Üneysi Süfyan bin Halid’in çadırına götürdüler.  Abdullah Süfyan ile yaptığı sohbette kendisine güvenilebileceÄŸi izlenimini oluÅŸturdu.  Öyle bir güven verdi ki Süfyan onu o gece çadırında ağırladı. Fakat Süfyan bu ağırlamayı hayatıyla ödedi. O gece Abdullah bin Üneys suikast planını uygulamaya koydu ve Süfyan’ı öldürmeyi baÅŸardı. Abdullah bin Üneys suikastten sonra Lihyanlıları da atlatmayı becerdi ve Medine’ye saÄŸ salim döndü.

 

18.4. Lihyan oğullarının İntikamı: Reci Baskını

Lihyanlılar Süfyan b. Halid'in intikamını almak için yemin ettiler.  Medine’ye saldırmayı düÅŸündüler fakat bunun kendilerine çok zayiat verdireceÄŸini deÄŸerlendirdiler. İntikamlarını aynı Hz.Muhammed’in suikast yöntemini kullanması gibi hileli bir yöntemle almayı planladılar. Kurdukları hile gerçekten çok zekiceydi. Plana göre Lihyanlılardan hiçbir fert Hz.Muhammed’le muhatap olmayacaktı. Onlar sonradan devreye gireceklerdi. Bunun için baÅŸka kabileleri kullanacaklardı. Mekke ile müttefik olan Adel ve Kare kabileleri bu iÅŸ için en uygun kabilelerdi. Söz konusu kabilelerin reisleri ile görüÅŸerek kurdukları hilelerini onlarla paylaÅŸtılar. Plan uyarınca Adel ve Kare kabilelerinden temsilciler Medine’ye gidecekler ve Hz.Muhammed’e@ kabilelerinin İslam Cumhuriyeti topluluÄŸuna katılma isteklerini beyan edeceklerdi. İslam TopluluÄŸuna katılım müzakerelerini yürütmek ve kabilelerinde İslami öÄŸretinin uygulanmasının nasıl olacağının belirlenmesi için İlahi öÄŸretiyi / Kur’an’ı iyi bilen temsilciler göndermesini talep edeceklerdi. Hz.Muhammed’in@ böylesine cezbedici bir teklifi reddetmesinin imkânsız olduÄŸunu düÅŸündüler. Zira Adel ve Kare kabileleri Müslüman olacak olursa Mekke’nin yanı başında ve onların paralı asker olarak kullandıkları bu kabileleri elde etmiÅŸ olacaktı. Onun göndereceÄŸi temsilcilerin yolda baskına uÄŸratılıp katledilmesi ya da esir edilmesi iÅŸini ise Lihyanlılar gerçekleÅŸtirecekti. Böylece Lihyanlılar intikamlarını alırken Adel ve Kare kabileleri ise sanki bu oyunda hiçbir dahli olmamış gibi davranarak kendileri suçlanamayacaktı.

Plan uygulamaya konuldu ve Adel ile Kare kabile reisleri temsilcilerini Medine’ye gönderdiler. Temsilciler Hz.Muhammed’e@ İslam topluluÄŸuna katılma isteklerini bildirdiler.  O daha iki ay önce Uhud’da kendileriyle Mekke Ordusu saflarında savaÅŸan Adel ve Kare kabilelerinin ÅŸimdi İslam TopluluÄŸuna katılmak istemelerinden ÅŸüphelendi.  Fakat bugüne kadar bütün Arap kabileleri kendisine düÅŸmanca davranmış olduÄŸundan herkese karşı ÅŸüpheyle yaklaÅŸarak onların Müslüman olma / topluluÄŸa katılma taleplerini geri çevirirse İslam topluluÄŸunun yayılması mümkün olmayacaktı. Risk alması ve Allah’a güvenerek samimi hareket etmesi ama bir ihanete uÄŸrayacak olursa da bunun cevabını en sert ÅŸekilde vermesi daha uygun olacaktı.

Hz.Muhammed@ gelen heyetin teklifini kabul etti ve Kur’an’ı / ilahi yasaları iyi bilen yedi arkadaşını İslam yasa ve prensiplerini kabile yöneticilerine öÄŸreterek onların İslam topluluÄŸuna geçiÅŸini saÄŸlamak üzere heyetle birlikte gönderdi.

Peygamberimizin bu amaçla seçtiÄŸi arkadaÅŸları Mersed b. Ebi Mersed, Halid b. Bükeyr, Asım b. Sabit, Hubeyb b. Adiy, Zeyd b. Desine, Muattib b. Ubeyd ve Abdullah b. Tarık idi. Onlar Adel ve Kare kabilelerinin temsilcileri ile yola koyuldular. Fakat yolda Reci Suyu / Kuyusu denilen bir yerde geceledikleri sırada Lihyanlılar planladıkları gibi 100 kiÅŸilik bir kuvvetle gruba baskın yaptılar.  Baskına uÄŸrayan müminler hemen karşı saldırıya geçtiler ancak orantısız bir güce sahip olan Lihyanlılar onlardan dördünü ÅŸehit ettiler, üç mümini de esir aldılar.

harita19.png

Harita 19: Reci Katliamının Coğrafi Yeri(https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/)

Lihyanlılar ele geçirdikleri bu esirleri Mekkelilere satıp hem intikamlarını almış olmayı hem de bu iÅŸten kazançlı çıkmayı planladılar. Bu amaçla onları Mekke’ye götürürken yolda Abdullah b. Tarık baÄŸlarını çözmeyi baÅŸardı ve Lihyanlı nöbetçilerden birinin kılıcını alarak ellerinden kurtulmaya çalıştı ancak girdiÄŸi çarpışmada ÅŸehit düÅŸtü. DiÄŸer iki esir ise Mekkelilere satıldı. Mekke Yönetimi esir müminlere dinlerinden dönüp tekrar müÅŸrik olurlarsa affedileceklerini vaat ettiler. Ancak bu iki müminde teklifi ÅŸiddetle reddettiler. Bunun üzerine Mekke Yöneticileri halkı korkutmak ve Bedirde öldürülen ileri gelenlerinin intikamını almak için bu müminleri iÅŸkence ederek ÅŸehit ettiler.

 

18.5. Bi’rimaune Faciası

Lihyanlıların Reci tuzağında kullandıkları metot, diÄŸer kabile reisleri tarafından da çok beÄŸenilmiÅŸti. DoÄŸrudan Medine’ye saldırmak yerine peygamberimizin etrafını boÅŸaltmak amacıyla arkadaÅŸlarını katledecek planlar bedevi kabilelere daha cazip geliyordu. İslam topluluÄŸuna katılacaklarına dair bir söylemin Peygamberimizi temsilci göndermeye zorlayacağının muhakkak olduÄŸunu gören kabile reisleri, Reci faciasından önce baÅŸka tuzaklar kurmayı planlayarak Hz.Muhammed’e iyi bir ders vermek istemiÅŸlerdi. Bu amaçla Amir kabilesinin önderlerinden Ebu Bera Amir bin Malik harekete geçti ve Adel ve Kare kabile temsilcilerinin peygamberimizle görüÅŸmesinden hemen sonra bizzat kendisi Medine’ye gitti. ([1]) Henüz Reci faciasının haberi ulaÅŸmadığı bir zaman aralığında Hz.Muhammed@ ile görüÅŸen Ebu Bera hem kendi kabilesinin hem de kendi çevresindeki Zib, Ri’l, Zekran ve Usayye kabilelerinin de İslam topluluÄŸuna katılmak / Müslüman olmak istediÄŸini bildirdi. İslami yönetim modeli / ilahi öÄŸretileri / Kur’an’ı kendilerine ve çevredeki söz konusu kabilelere öÄŸretmek için temsilcilerini göndermesini ve İslam topluluÄŸuna katılım müzakerelerinin baÅŸlatılmasını talep etti. Peygamberimiz göndereceÄŸi temsilcilerin Ebu Bera’nın kendi kabilesi içerisinde güvenliÄŸinin saÄŸlanması konusunda güvence vereceÄŸi konusunda ikna olmakla beraber diÄŸer kabileler nezdinde heyetin güvenliÄŸi konusunda endiÅŸesini dile getirdi. Ebu Bera gelecek heyetin güvenliÄŸini diÄŸer kabileler nezdinde de kendisi tarafından saÄŸlanacağını söyledi. Bu hususta söz konusu kabileler üzerinde çok önemli etkisinin olduÄŸunu ve kendisinin güvence verdiÄŸi kimselere onların zarar vermeye cesaret edemeyeceÄŸine dair sözleri üzerine peygamberimiz ikna oldu. Ebu Bera’nın verdiÄŸi himaye ve güvence üzerine peygamberimiz yaklaşık yetmiÅŸ kiÅŸilik bir heyeti Münzir bin Amr baÅŸkanlığında Ebu Bera ile birlikte gönderdi.

Heyet Bi’rimaune isimli yerde konakladı. Kurulan tuzak bu yerde icraya konuldu. Önce Kabilesine dönen Ebu Bera’nın öldüÄŸü ÅŸayiası heyete ulaÅŸtırıldı. Bu ÅŸayia ile yapılacak katliamdan sonra katliamı haber verecek kimsenin Ebu Bera’nın katliamdan payı olmadığı izlenimi oluÅŸturulması amaçlanmıştı. Ebu Bera’nın yeÄŸeni Amir bin Tufeyl Zib, Ri’l, Zekran ve Usayya kabilelerinden topladığı adamlarla heyetin karşısına dikildi. Heyetin reisi Münzir bin Amr peygamberimizin mektubunu Amir bin Tufeyl’e verdi ve buraya Ebu Bera’nın himayesinde geldiklerini ilgili kabilelerin İslam TopluluÄŸuna katılmak arzusunda olduklarına dair aldıkları verilen haber üzerine geldiklerini söyledi. Amir bin Tufeyl ise bu sözlere karşılık cevabı Münziri mızrağıyla ÅŸehit ederek verdi ve adamlarıyla müminlerin üzerine saldırdı.

 

[1] ) Rivayetlerden hareketle yazılan siyerlerde Ebu Bera’nın peygamberimizin anlatması ile İslamın güzelliÄŸini anlamasına raÄŸmen Müslüman olmadığı ama kendi kabilesine ve çevre kabilelere bu dini anlatıp islamı onlara tanıtmasını istediÄŸi belirtilir. BeÄŸenmesine raÄŸmen kendisinin kabul etmediÄŸi bir dini baÅŸkalarının kabul etmesi için tebliÄŸci istemesini anlamsız bulduÄŸum için olayı rivayetlere göre deÄŸil yukarıdaki ÅŸekilde yorumladım. En doÄŸrusunu Allah bilir.

harita 20.png

Harita 20: Bi'ri Maune Katliamının Coğrafi Yeri(https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/)

Yapılan ÅŸiddetli çatışmanın sonunda Amr bin Ümeyye hariç heyetteki müminlerin tümü katledildi.  Katliam sırasında, o,  heyetin hayvanlarıyla ilgilendiÄŸi için çatışmanın içerisinde bulunmamıştı. Bu nedenle esir olarak yakalandı. Muhtemel olarak onun Ebu Süfyan ile akrabalığı nedeniyle öldürmediler.  Amr bin Tufeyl, katliamı anlatması ve Hz.Muhammed’e @  tehdit mesajları iletmesi için Amr bin Ümeyye’yi serbest bıraktı.

Amr bin Ümeyye Medine’ye dönerken Tufeylin kabilesi Amir oÄŸullarından olan ve Hz.Muhammed’in eman verdiÄŸi / himayesinde olan iki kiÅŸi ile karşılaÅŸtı ve onları öldürdü.

Bi’ri Maune’de müminlerin katliam haberini alan Hz.Muhammed@ ve müminler son derece üzüldüler. Medine yasa büründü. Hz.Muhammed@ bu facia nedeniyle her sabah namazını müteakiben aylarca katliamı yapanlara beddua etti.

DiÄŸer taraftan peygamberimizin himaye verdiÄŸinden haberi olmayan Amr bin Ümeyye’nin yaÅŸadığı öfke ile Amir kabilesine mensup olduÄŸunu öÄŸrendiÄŸi iki kiÅŸiyi öldürdüÄŸünü öÄŸrenen peygamberimiz söz konusu kiÅŸiler için fidye / diyet verileceÄŸini ilan etti. Amr’ın bu öldürmeyi kendisinin güvence verdiÄŸinden haberi olmaması nedeniyle yanlışlıkla yaptığını belirtti. Kendisinin hukuka uyacağını ve Amir kabilesine bu katledilen iki kiÅŸi için fidye / diyet ödeyeceÄŸini ifade etti. Peygamberimizin bu ilanı ile Bi’ri Maune de katledilen müminler için Amir kabilesinden fidye / diyet talep etme hakkı zayi olmadı.  Ayrıca onlar gibi kendisine emanet edilen kiÅŸilere ihanet etmediÄŸini bu öldürmenin yanlışlıkla olduÄŸunu ortaya koydu.

 

18.6. Karşılıklı Başarısız Suikast Girişimleri

Harp hileydi. Taraflar artık birbirlerini meydan savaÅŸlarında yok edemedikleri için karşılıklı suikastlarla yok etme giriÅŸiminde bulundular. Önce Ebu Süfyan peygamberimizi katletmek için bir bedeviyi kiralık katil olarak tuttu, ücretini ödeyerek Medine’ye gönderdi. Söz konusu bedevi Medine’ye geldiÄŸi zaman Mescide gitti ve peygamberimize vuracağı öldürücü darbe için yaklaÅŸmaya çalıştı. Fakat peygamberimizin arkadaÅŸları yabancı bir kiÅŸinin hareketlerinden ÅŸüphelendiler ve yakalayıp sorguya aldılar. Sıkı bir sorgudan geçirilen adam suçunu itiraf etti ve kendisini Ebu Süfyan’ın tuttuÄŸunu söyledi.

Ebu Süfyan’ın böyle bir giriÅŸimde bulunmuÅŸ olması karşısında peygamberimiz de bunun karşılığını vermek için harekete geçti. Bu amaçla Ebu Süfyan’a suikast için onun bizzat yakın akrabası olan Amr bin Ümeyye, Seleme bin EÅŸlem, Zübeyr bin Avvam ve Mikdat bin Amr’ı görevlendirdi. 

Seçilen sahabelerin görev kapsamında Reci faciasında esir düÅŸen ve Mekke’de ÅŸehit edilen Hubeyb’in cesetlerinin teÅŸhirden kurtarılarak defnedilmesi de vardı.  Amr bin Ümeyye harekâtı olarak da anılan bu operasyonda Amr ve arkadaÅŸları gizlice Mekke’ye girdiler. Hubeyb’in cesedini kurtarıp defnetmeyi baÅŸardılar. Sıra Ebu Süfyan’a suikaste gelmiÅŸti fakat Amr’ın tanınması üzerine baÅŸarılı olamadılar ve Mekke’den kaçarak Medine’ye geri döndüler. Ebu Süfyan’ın suikast giriÅŸimine karşılık olarak yapılan bu operasyon onu bir hayli korkuttu.

 

18.7. Nadir OÄŸullarının Medine’den Çıkarılışı

Uhud savaşından sonra yaÅŸanacak iç ve dış saldırılar ile peygamberimizin ÅŸahsında İslam Cumhuriyetini yıkma giriÅŸimlerinin artacağı açık olduÄŸundan Cenab-ı Hak müminlerin Hz.Muhammed@ etrafında kenetlenmesi ve büyük bir direniÅŸle direnmeleri gerektiÄŸini bildirmiÅŸti.  Bir taraftan içeride yaÅŸanan sosyal ve ekonomik krizlerin aşılması için gerekli tedbirler alınırken diÄŸer taraftan dışarıdan gelen saldırılara karşı cevaplar verilmeye çalışılıyordu. Ancak arka arkaya gelen ve müminleri ümitsizliÄŸe sevk edebilecek facialar / kayıplar Medine içindeki münafıkları ve Yahudileri de cesaretlendiriyordu.

Ebu Süfyan’ın Peygamberimizi katletmek için suikastçı göndermesi onları iyiden iyiye şımartmıştı. Mekke yönetimi hem çevre kabileleri kışkırtıyor hem de içerideki muhalefeti peygamberimize darbe vurmaları için kışkırtıyordu. Mekke yönetimi baÅŸarısız da olsa bir suikast giriÅŸiminde bulunmuÅŸtu. Mekke yönetimi ile Yahudilerin Sevuk Harekâtı sırasında yaptıkları gizli anlaÅŸmaya göre sıra Medine içindeki Yahudilere gelmiÅŸti. Mekke yönetimi onları anlaÅŸmaya uymaları için sürekli harekete geçmeleri konusunda kışkırtıcı mesajlar / mektuplar gönderiyordu. Onların içerideki müttefiklerine gönderdikleri bu mesajlarda Hz.Muhammed’in@ iktidarının zayıf düÅŸtüÄŸü bu vasatın suikast için en uygun zaman olduÄŸu belirtiliyordu.

Nadir oÄŸulları bu mesajlar üzerine gizli gizli peygamberimize suikast planları yapmaya baÅŸlamışlardı. Fakat bu konuÅŸmalardan ve planlardan peygamberimizin haberi oldu. Ancak sadece saldırının ne zaman ve nasıl gerçekleÅŸeceÄŸi bilinmiyordu. Peygamberimiz ve müminler artık iyice dikkatli davranmaya baÅŸlamışlardı.

Bi’rimaune katliamının ÅŸahidi olan ve bu katliamdan saÄŸ olarak kurtulan Amr b. Ümeyye’nin yanlışlıkla öldürdüÄŸü Amir kabilesine ait kiÅŸilerin fidyesi verilmesi gerekiyordu. Verilecek fidyeye Medine Anayasası uyarınca Nadir oÄŸullarının da katılması gerekiyordu.

Anayasanın üçüncü ve dördüncü maddeleri ÅŸöyle idi;

“ 3.KureyÅŸ’den hicret edenler, kendi aralarında adet olduÄŸu üzere kan bedelini kendi aralarında paylaÅŸarak ödeyecekler ve onlar savaÅŸ tutsaklarının kurtulmalık / fidye bedelini müminler arasında bilinen en iyi ve makul esaslar doÄŸrultusunda ödemeye iÅŸtirak edeceklerdir.”

“4. Beni Avflar da kendi aralarında adet olduÄŸu üzere eskiden olduÄŸu gibi kan bedelini kendi aralarında paylaÅŸarak ödeyecekler ve her taife zümre savaÅŸ tutsaklarının kurtulmalık / fidye bedelini müminler arasında bilinen en iyi ve makul esaslar doÄŸrultusunda ödemeye iÅŸtirak edeceklerdir.”

Ayrıca Bi’rimaun katliamı nedeniyle Medine İslam Cumhuriyeti ile Amir kabilesi savaÅŸ durumunda oldukları için bu fidye nasıl verilecekti. Bunun tek yolu Amir kabilesi ile arasında eskiye dayalı müttefiklik anlaÅŸması olan bir kabilenin aracı olmasıydı. Nadir oÄŸullarının Amir kabilesi ile müttefiklik anlaÅŸması vardı. Bu nedenle öldürülen Amirliler için fidyenin verilmesi ve katliama uÄŸratılan müminler için de onlardan fidye talebinin yapılması hususunda Nadir oÄŸulları aracılık yapabilirdi. Bu sebeple Hz.Muhammed@ Nadir oÄŸullarından Amir kabilesine verilecek fidyeye iÅŸtirak etmeleri ve fidyenin götürülmesi için aracılık yapmaları hususunu onlarla görüÅŸmeye karar verdi.

Hz.Muhammed’in@ bu ÅŸekilde hareket ediÅŸinin asıl sebebinin onların sakladıkları suikast planlarını açığa çıkarmak ve onlara haddini bildirmek olduÄŸu da söylenebilir. Yani hareketin kontrolünü ele almak amacıyla gerekli tedbirleri almak için günümüz deyimiyle «mayınları erken patlatma taktiÄŸi» diyebiliriz. Peygamberimiz verdiÄŸi kararı uygulamak için aralarında Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Zübeyr, Talha, Sa’d b. Muaz, Useyd b. Hudayr ve Sa’d b. Ubade’nin de bulunduÄŸu 10 arkadaşını yanına alarak Nadir oÄŸullarının kalesine gitti.

 Nadir oÄŸullarının lider kadrosuyla yapılan görüÅŸmelerde fidye konusunda onların yapacakları katkı gündeme geldi. Onlar bu konuyu kendi aralarında görüÅŸüp kararlarını bildireceklerini söylediler. Bunun üzerine Peygamberimiz ve arkadaÅŸlarını dışarı aldılar ve bekleyecekleri yeri gösterdiler. Onlar aslında suikast yapmak için kurbanın ayaklarına geldiÄŸini ve bu fırsatı kaçırmamaları gerektiÄŸini konuÅŸmaya baÅŸladılar.  

ÅŸekil 66.png

Åžekil 66:Medine Åžehrinin YerleÅŸim Yerleri Krokisi

Çok kısa zamanda bir suikast planı hazırladılar ve uygulamaya geçtiler. Peygamberimizi katletmek için oturarak beklemekte olduÄŸu yerin çatısından üzerine Amr b. CihaÅŸ bir taÅŸ yuvarlayacaktı. Fakat bu suikasta kendi aralarında karşı olanlarda vardı ([1]). Bu nedenle suikast Allah tarafından elçisine bir ÅŸekilde bildirildi ([2]) ve hemen oradan uzaklaÅŸması istendi. Hz.Muhammed@ arkadaÅŸlarına beklemeye devam etmelerini emrederek ihtiyacını gidermek için ayrılıyormuÅŸ izlenimini verdi ve kaleden ayrıldı. DoÄŸruca Mescidi Nebeviye gitti. İhtiyacını görüp geri dönmesinin geciktiÄŸini düÅŸünen kaledeki arkadaÅŸları peygamberimizi aramaya baÅŸladılar. Başına bir iÅŸ geldiÄŸini düÅŸünerek telaÅŸ yaptılar. Fakat onun ortadan kaybolmasından daha fazla telaÅŸa kapılan Nadir oÄŸulları olmuÅŸtu. Zira suikast gerçekleÅŸmediÄŸi gibi Hz.Muhammed de ortadan kaybolmuÅŸtu. Onun ortadan kayboluÅŸunun suikasttan haberdar olmasına baÄŸlamışlar ve ihanetle suçlanacaklarından durumun vahim olduÄŸunu gören bazı ileri gelenler suikastı savunanları açıktan suçlamaya baÅŸladılar. ([3]) Böylece onların bir suikast planladıkları bizzat kendi ağızlarından itiraf edilmiÅŸ oldu. Bu itiraflara ÅŸahit olan peygamberimizin arkadaÅŸları da Nadir oÄŸulları kalesini terk ettiler. Böylece Hz.Muhammed’e suikast düzenledikleri kendi toplumları önünde de açık edilmiÅŸ oldu. Bu haber gizli kalmadı ve Medine’de yayıldı. Artık Nadir oÄŸullarının Anayasayı ihlal ettikleri kesinlik kazandı ve anlaÅŸmaya ihanetleri bu hareketleri ile tescillendi.

Hz.Muhammed@ ihanetlerinin cezası olarak onların Medine’yi terk etmeleri hükmünü verdi. Verilen karar gereÄŸince Nadir oÄŸulları on gün içerisinde evlerini ve bahçelerini terk edeceklerdi.  Yanlarına sadece götürebilecekleri ÅŸahsi eÅŸyalarını alarak Medine’den ayrılacaklardı. Sürgün hükmünün tebliÄŸini yapmak üzere Muhammed bin Mesleme’yi görevlendirdi.

Evs kabilesinden olan Muhammed bin Mesleme Nadir oÄŸullarına kararın tebliÄŸini yaptığı zaman onlar eski dostluklarını hatırlatarak Evslilerden destek istediler. Fakat Mesleme artık devrin deÄŸiÅŸtiÄŸini eski cahiliye dönemindeki dostluklara göre hareket etmenin tekrar eskiye dönmek olacağını bildirdi. Onların da kabul ettikleri Medine Anayasası ile Hz.Muhammed’in@ önderliÄŸinde bütün Medinelilerin bir İslam / Barış topluluÄŸu oluÅŸturmasına raÄŸmen onların bu antlaÅŸmaya ihanet ettiklerini belirtti. Verilen kararın bu ihanetin bir cezası olduÄŸunu bildirerek onların yardım taleplerini reddetti. Mesleme yukarıda belirtilen hususları kısaca “Artık Kalpler DeÄŸiÅŸti” sözüyle ifade etti.

Nadir oÄŸulları liderleri sürgüne gitmek istemiyorlardı. Fakat yaptıklarının cezasının da en hafifinden kesildiÄŸini biliyorlardı. Kabilenin reisi olan Sellam bin MiÅŸkem ellerindeki servetleriyle birlikte sürgüne gitmeyi tercih etmenin akıllıca olacağı görüÅŸünü savunsa da Huyey bin Ahtab direnme yanlısı idi. O, Abdullah bin Übey liderliÄŸindeki muhalefetten, KurayzaoÄŸulları’ndan, Gatafan’dan ve Hayber’den yardım alabilirlerse İslam ordusunu yenebileceklerini savunuyordu. İslam Ordusunun yapacağı kuÅŸatmaya karşı bir yıl direnebilecek stratejik tahkimat ve stoklarının bulunduÄŸunu ifade ediyordu. Onun görüÅŸü yine kabul gördü ve Nadir oÄŸulları direnme yolunu seçtiler.

Ancak direniÅŸ kararını bildirmeden önce ilk adım olarak Hazreç kabilesinden Abdullah bin Übey’den Hz.Muhammed’in@ verdiÄŸi karardan geri dönmesi için destek istediler.  Abdullah bin Übey onların bu taleplerine olumlu cevap verdi ve Medine’den ayrılmamalarını söyledi. EÄŸer Hz.Muhammed@ kararı uygulamak için kuvvet kullanma yoluna gidecek olursa kendisinin buna muvafakat etmeyeceÄŸini ve kendilerine toplayacağı savaÅŸçılarla destek saÄŸlayacağı gibi Kurayza Yahudileri ile Gatafan kabilesinin de desteÄŸini saÄŸlamak için gerekli giriÅŸimlerde bulunacağını vaat etti.

Abdullah bin Übey’in verdiÄŸi destek vaadine güvenen Nadir oÄŸulları, Medine’yi terk etmeyeceklerini zor kullanmaya kalkılırsa bu uÄŸurda savaÅŸacaklarını Hz.Muhammed’e@ bildirdiler.  Evlerini terk edip kalelerine sığındılar ve herhangi bir saldırı olmasına karşın savunma pozisyonu aldılar.

İhanetlerinden sonra onların bu direniÅŸleri İslam Cumhuriyetine bir baÅŸkaldırı / inkâr hareketiydi. MeÅŸru bir İdareye yapılan bu isyana / inkara karşı kuvvet kullanmaktan baÅŸka çare kalmamıştı.  Hz.Muhammed, bu baÅŸkaldırıya karşı hemen harekete geçti ve Nadir oÄŸullarının kalelerini kuÅŸatmaya alınması emrini verdi.

Kalelerinin çok muhkem ve savaÅŸçılarının da İslam Ordusunun savaÅŸçı sayısından fazla olması nedeniyle müminler onların savunma savaşı yapacaklarını ve asla teslim olmayacaklarını zannediyorlardı. Fakat peygamberimiz Cenab-ı Hakk’ın öÄŸretmesi ile onların hain olmaları nedeniyle korkak olduklarını dolayısıyla asla direnemeyeceklerini biliyordu. Bu nedenle kuÅŸatma sırasında birkaç kez onlara teslim olmaları halinde sadece ihanetlerinin cezasıyla cezalandırılıp verilen kararın uygulanacağını bildirdi. Fakat onlar Abdullah bin Übey’in Gatafanları ve Kurayza oÄŸullarını harekete geçireceÄŸi ve Hazreç’ten temin edeceÄŸi kuvvetlerle kuÅŸatmanın kırılacağını ümit ediyorlardı. Bu nedenle peygamberimizin yaptığı teklifleri her seferinde reddettiler. Peygamberimiz ise Abdullah bin Übey’in onlara yaptığı vaatten haberdar olduÄŸu için onların umutlarını söndürmek amacıyla gerekli tedbirleri hemen aldı. İlk önce Kurayza Yahudilerinin İslam Ordusunu arkadan vurması engellenmesi gerekiyordu. Bu amaçla Kurayza Yahudilerinin üzerine gitti.  Onlarla görüÅŸtü ve antlaÅŸmalarına sadık olup olmadıklarını sordu. Onlar Hz.Muhammed’in@ kararlı duruÅŸu karşısında korktular ve Anayasal SözleÅŸmelerine / AntlaÅŸmalarına sadık olduklarını teyit ettiler. Gatafan kabilesinden yardım gelmesini önlemek için de hem Abdullah bin Übey’i hem de Medine’nin giriÅŸ çıkışlarını kontrol altına aldırarak iletiÅŸimi engelledi. Böylece Abdullah bin Übey’in Gatafan’a ve Hayber Yahudilerine yardım talebinin ulaÅŸtırılmasının önüne geçti.

Abdullah bin Übey Hz.Muhammed’i @ bu kuÅŸatmadan vaz geçirmeye çok gayret etti. Hatta çevre Arap kabilelerinden ve Haber Yahudilerinden gelecek saldırıları gündeme getirdi. Fakat onun tehdit ve korkutmasına peygamberimiz hiç aldırmadı.  Abdullah bin Übey’in kendi silahlı güçleri ile peygamberimize karşı koyacağına yönelik tehditlerine ise peygamberimiz çok öfkeli ve sert bir ÅŸekilde cevap verdi. EÄŸer böyle yapacak olursa onunda ihanet etmiÅŸ olacağı ve böyle bir durumda ihanetinin cezasız kalmayacağını bildirdi. Peygamberimizin böylesine korkusuz, öfkeli ve kararlı tutumu ona geri adım attırdı ve Nadir oÄŸullarına vaat ettiÄŸi silahlı desteÄŸi veremeye cesaret edemedi.

SavaÅŸmak için meydana çıkmaya korkan, ancak kalelerinin duvarları arkasına saklanarak savunma yapmayı tercih eden ve kendilerine yardım gelmesini bekleyen Nadir oÄŸullarını teslim olmaya zorlamak için peygamberimiz çeÅŸitli taktikler uygulamaya koydu. Onlar Medine’de kalsalar bile ekonomik olarak ayakta kalamayacakları, hayat kaynaklarını kurutacak eylemlerin yapılması emrini verdi. Bu amaçla onların geçim kaynağı olan hurma aÄŸaçlarının bir kısmının kesilmesini emretti. Özellikle kalelerinden görebilecekleri hurma aÄŸaçları kesildi. Ayrıca evlerini boÅŸaltıp kalelerine sığındıkları için boÅŸaltılan evlerinin yıkılması talimatı da yerine getirilince Nadir oÄŸulları kara kara düÅŸünmeye baÅŸladılar. Zira peygamberimizin yaptığı bu çılgınca taktikler onlara büyük korku verdi.

Zaman geçtikçe bekledikleri dış desteÄŸin de gelmemesi üzerine korkuları iyice büyüdü ve kendi aralarındaki tartışmalar iyice ÅŸiddetlendi.  Sonunda Sellam bin MiÅŸkem gibi teslim olup peygamberimizin sürgün teklifini kabul etmenin canlarını kurtarmak için tek çare olduÄŸunu savunanların görüÅŸü hâkim oldu. Onlar Medine’de kalmaları halinde zaten hayat damarlarının kesilmiÅŸ olması ve yaÅŸayacak evlerinin de kalmamış olması nedeniyle hiç olmazsa aileleri ile birlikte canlarını kurtarmanın en mantıklı yol olduÄŸunu savunuyorlardı. Huyey bin Ahtab ise hala direniÅŸ yanlısı idi. Fakat peygamberimizin taktiÄŸi baÅŸarılı oldu ve on beÅŸ günlük kuÅŸatmanın sonunda Nadir oÄŸulları reisi Sellam bin MiÅŸkem ve yanındaki liderlerden Yamin b. Umeyr ve Ebu Said b. Vehb ile birlikte sürgün cezasına razı olup teslim oldular. Onları takiben diÄŸer Nadirlilerde birer birer teslim oldular. Huyey bin Ahtab yalnız kalmıştı, sonunda o da teslim olmaya mecbur kaldı.

Nadir oÄŸullarına silah, altın ve gümüÅŸ hariç bir deve yükünü aÅŸmayacak ÅŸekilde götürebilecekleri mallarını alarak Medine’den ayrılmaları için üç günlük süre verildi. Onların Medine’yi terk etmeleri Muhammed bin Mesleme nezaretinde gerçekleÅŸtirildi. Nadir oÄŸulları götürecekleri eÅŸyaları 600 deveye yüklediler ve müminlerin yıkmadığı saÄŸlam evlerini de müminlerce kullanılmaması için kendileri yıktılar. Daha sonra Hayber’e doÄŸru yola çıktılar. Onların bir kısmı Hayber’de kaldı bir kısmı Åžam’a devam ettiler.

Nadir oÄŸullarından geriye menkul olarak 50 zırh, 50 miÄŸfer ve 340 kılıç, gayrimenkul olarak hurma bahçeleri, su kuyuları ve tarım arazileri kaldı. Fakat altın ve gümüÅŸ hazinelerini kaçırmayı baÅŸardılar. Medineli müminler zafer kazanmanın ve onlardan kalan ganimetlerin çokluÄŸundan dolayı büyük bir coÅŸku vardı. Uhud savaşından sonra böyle bir baÅŸarı elde etmek onların morallerini yükseltti.

KuÅŸatmaya karar verildiÄŸinde, Peygamberimiz hurma aÄŸaçlarının kesilmesini emrettiÄŸinde ve Nadirlilerin evlerinin yıkılmasını emrettiÄŸinde müminler emirleri eksiksiz yerine getirmiÅŸlerdi. Müminler peygamberimizin savaÅŸ stratejisini baÅŸarılı bir ÅŸekilde uygulamışlardı. Abdullah bin Übey’in yaratmaya çalıştığı korku ve tereddütlere raÄŸmen bunları yapmışlardı. Nadirlilerin hurma aÄŸaçlarını kesmelerini kınayan söylemlerine raÄŸmen peygamberimizin emirlerini yerine getirmede tereddüt göstermemiÅŸlerdi. İslam Ordusunun olması gereken savaÅŸ disiplinini hiç bozmadıkları ve baÅŸkomutanın taktiklerini derhal yerine getirdikleri için peÅŸinden zafer gelmiÅŸti. Fakat sıra ganimetlerin paylaşımına gelince tekrar Uhud günlerindeki gibi ganimetten pay alma istekleri depreÅŸti. Peygamberimiz bu ganimetlerin İslam Cumhuriyeti hazinesine ait olduÄŸunu bildirince hoÅŸnutsuzluklar arttı. Peygamberimizin savaÅŸ taktiÄŸinde ne kadar baÅŸarılı olduÄŸunu görmüÅŸler, uymadıkları takdirde ne kadar büyük kayıplar verdiklerini de Uhud’da görmüÅŸler fakat sosyal ve ekonomik politikalar konusuna gelince O’nun uygulamalarına her zaman karşı olmuÅŸlardır. Halbuki peygamberimiz gelirlerin / ganimetlerin tabana yayılması ve malların belirli ellerde toplanarak onların devlet / güç / otorite olmasını engelleyerek bu alanlarda da baÅŸarılı bir politika ortaya koymak arzusunda idi. Müminler küçük savaÅŸta baÅŸarılı oldukları zaman sıra büyük savaÅŸa geldiÄŸinde yani ganimetlerin paylaşımına geldiÄŸinde mala olan sevgilerinden dolayı aynı baÅŸarıyı gösteremiyorlardı.

Cenab-ı Hak, Nadir oÄŸullarının Medine’den çıkarılmasında uygulanan tüm taktiklerin bizzat kendisinin elçisini yönlendirmesi ile olduÄŸunu, kendilerinin savaÅŸlarda olduÄŸu gibi mali olarak (at-deve- yiyecek- para dahil) katkıları olmadığı gibi canlarını da ortaya koymadıklarını belirtti. Hurma aÄŸaçlarının hangilerinin kesileceÄŸinin belirlenmesine varıncaya kadar tamamen ilahi rehberlikle yapılan taktik savaÅŸları ile elde edilen baÅŸarının meyvelerinin de Allah’ın Devletine ait olduÄŸunu bildirdi. Onların emirlere uymakla beraber yine de bu kuÅŸatmadan baÅŸarılı sonuç almayı ummadıklarını belirterek ganimetlerde onların pay talep etmelerinin uygun olmadığını iÅŸaret etti.  

​

RAHMAN, RAHİM ALLAH ADINA

1-6-Göklerde ve yerde olan her ÅŸey Allah adına hareket ettiler/ ederler. (Allahı tesbih ederler). Zira O, en üstün, en güçlü, en ÅŸerefli, maÄŸlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyandır. Kitap Ehlinden antlaÅŸmalarını bozarak meÅŸru iktidarı reddedenleri daha ilk kalkışmalarında / isyanlarında / baÅŸkaldırmalarında yurtlarından çıkaran Allah’tır. Siz, onların bırakıp gideceklerine hiç ihtimal vermemiÅŸtiniz. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanıyorlardı. Fakat Allah onların üzerine hesaba katmadıkları yerden geldi ve onların yüreklerine korku saldı. Sonunda evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle harap ettiler. Ey ileri görüÅŸlü akıl sahipleri! Artık ibret alın! EÄŸer Allah, onlara sürgünü yazmamış olsaydı, onlara bu dünya hayatlarında daha büyük ceza / azap verecekti. Ahirette ise onlara ateÅŸ azabı vardır.  Çünkü onlar Allah'a ve Elçisi'ne baÅŸkaldırdılar / isyan ettiler. Kim Allah'a baÅŸkaldırırsa / isyan ederse, bilsin ki Allah’ın cezalandırması pek ÅŸiddetlidir. Hurma aÄŸaçlarından herhangi birini kesmeniz veya onları kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın elçisine bildirdiÄŸi izniyle / stratejisiyle olmuÅŸtur. Bunlar asi ve bozguncuları rezil-rüsva etmesi- cezalandırması içindir. Allah'ın, onlardan geriye kalan ve Elçisi'ne verdiÄŸi feylere / ganimetlere gelince; siz, o ganimetleri elde etmek için ne at ne de deve koÅŸturmuÅŸ / savaÅŸmış deÄŸilsiniz. Fakat Allah, elçilerini, dilediÄŸi kimselerin üzerine musallat edip onlara savaÅŸmadan da galip kılar. Allah, her ÅŸeye kadirdir. (HaÅŸr Suresi 1-6)

 

Cenab-ı Hak, Nadir oÄŸullarından kalan ganimetlerin müminler arasında paylaÅŸtırılmamasının birinci sebebi yukarıda belirtilmiÅŸti. Elde edilen ganimetlerin Allah için fakir fukara, yetimler, yolda kalmışlar, peygamberimiz ve arkadaÅŸları arasında taksim edileceÄŸini ikinci sebep olarak bildirdi. Bu ÅŸekildeki taksimat ile malların ve gayrimenkullerin toplumda zaten varlıklı olanların ellerinde toplanıp onların daha da zenginleÅŸerek ekonomik üstünlüklerini devlet gibi kullanmalarının önüne geçilmesinin amaçlandığına iÅŸaret etti. Toplumda dengeli paylaşımın saÄŸlanması ve sermayenin tabana yayıp adil bir sosyal yapı kurarak toplumsal birliÄŸi ve kardeÅŸliÄŸi temin etmeye çalışan Hz.Muhammed’in yaptığı taksimata gönülden razı olmalarını müminlere bildirdi.

Cenab-ı Allah bu ganimetlerden fakir durumdaki muhacirlerin de faydalandırılacağını söyledi. Onların Kendi rızasını aradıkları, bu amaçla Allah ve elçisine yardım ederken malvarlıklarını ve yurtlarını kaybettiklerini ve sadakatlerini ispat ettiklerini ifade etti. Onlar bu fedakârlıkları ile ganimetten pay almayı hak ettiklerine vurgu yaptı.

 

7-8- Terk edilen yerleÅŸim yerindeki halkın bıraktığı ve Allah'ın peygamberine verdiÄŸi feyler / ganimetler Allah, peygamber, yakınları, fakirler, yoksullar, yetimler ve yolda kalmışlar içindir. Bu ÅŸekildeki taksimatın nedeni, malların / servetin sırf zenginler arasında dolaÅŸan bir devlet / güç olmasını engellemek içindir. Peygamber size ne verdiyse onu alın, ama size vermediÄŸi ÅŸeyde de ısrarcı olmayın / Sizi neden alıkoyduysa ondan geri durun. Allah’ın emirlerine uymada hassas davranın. Åžüphesiz Allah’ın cezalandırması pek ÅŸiddetlidir. Birde bu ganimetler muhacirlerin fakir olanları içindir. Onlar ki Allah'ın lütfunu ve rızasını aramışlar ve bu amaçla Allah’a ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından olmuÅŸlardır. Allah'a ve Elçisi'ne yardım ederler. İşte sadık olanlar onlardır. (HaÅŸr Suresi 7-8)

 

Cenab-ı Hak, Medineli müminlerin (Ensar’ın) hicret etmiÅŸ müminleri (Muhacirleri) sevdiklerini ve ganimetlerden muhacirlere verilmesi durumunda kalplerinde haset duymayacaklarını belirtti. Bunu imanlarında sadık olan müminler için söyledi. Bu samimi müminleri münafıkların gazına gelen ve hala kalbinde mal hırsı taşıyarak ganimetten pay isteyen müminlere örnek olarak gösterdi. Onların da nefislerini tezkiye ederek / takvaya ererek örnek verilen samimi müminler gibi olmasını istedi. Medine İslam Cumhuriyetinin baÅŸarıya ulaÅŸması için müminlerin hepsinin nefislerinin ihtiraslarından kurtulması gerektiÄŸini bildirdi. Böyle bir kardeÅŸlik anlayışını oluÅŸturdukları takdirde bu anlayışın gelecek nesillere de aktarılacağını ve onların da kardeÅŸliÄŸi hayatlarına egemen kılacaklarına vurgu yaptı. Nasıl ki Cenab-ı Hak kendisinin çok merhametli ve ÅŸefkatli ise müminlerin de kardeÅŸlerine ÅŸefkat ve merhametle yaklaÅŸması gerektiÄŸini bildirdi.

 

9-10-Muhacirlerden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlamış ve iman etmiÅŸ olanlar (Medineli müminler /Ensar) kendilerine sığınan muhacirleri severler ve onlara verilenlerden ötürü içlerinde bir haset duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa dahi, onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin ihtiraslarından / hasetliÄŸinden korunursa, iÅŸte baÅŸarıya erecek olanlar onlardır. Onlardan (muhacir ve Ensar) sonra gelenler de “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman eden kardeÅŸlerimizi bağışla! Kalplerimizde iman etmiÅŸ kimselere karşı kin bırakma! Ey Rabbimiz! Åžüphesiz Sen çok ÅŸefkatli ve çok merhametlisin!” derler. (HaÅŸr Suresi 9-10)

 

Cenab-ı Hak, yukarıda belirtilen vasıflara sahip olmayan münafıkların dost ve müttefiki olan Yahudileri nasıl sattıklarını kuÅŸatma sırasında herkesin gördüÄŸüne iÅŸaret etti. Bu örnekle maddi menfaat üzerine kurulan dostluk ve kardeÅŸliklerin zor zamanlarda hiçbir faydasının olmadığı belirtilmiÅŸ oldu. EÄŸer müminler dost ve kardeÅŸliklerini nefislerini terbiye ederek fedakârlık üzerine deÄŸil de maddi çıkar iliÅŸkisi üzerine bina edecek olurlarsa tıpkı münafıkların durumuna düÅŸecekleri gösterildi. Halbuki yapılan mücadelede zor zamanlar hep olacaktır ve bu zor zamanları baÅŸarıyla atlatmak için mücadele edenlerin birbirlerine gerçek bir dost ve kardeÅŸlikle baÄŸlanmaları ÅŸarttır. Bu hususun diÄŸer bir yönü de münafıkların müminlerle sözde kardeÅŸliÄŸi maddi fedakârlık üzerine kurulmadığından onlar maddi çıkar iliÅŸkisine dayalı dostluÄŸu iman kardeÅŸliÄŸine tercih etmiÅŸlerdir. Yani onlar müminleri de satmışlardır. Fakat müminlere ihanet ederek destekleyeceklerini taahhüt ettikleri Yahudileri de satmışlar ve peygamberimizin kararlı duruÅŸunu görünce korkmuÅŸlar ve onlara karşı verdikleri sözlerinde de durmamışlardır. 

 

11-12-Münafıkların Kitap Ehlinden antlaÅŸmalarını bozarak meÅŸru iktidarı inkar eden kardeÅŸlerine ÅŸöyle diyebilecekleri aklına gelir miydi? “Andolsun, eÄŸer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız, sizin aleyhinize kimseye baÅŸ eÄŸmeyiz. EÄŸer sizinle savaşılırsa, kesinlikle size yardım ederiz”? Allah, ÅŸahittir ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. Andolsun ki, eÄŸer onlar çıkarılırlarsa, onlarla beraber çıkmazlar. Yine andolsun ki, eÄŸer onlarla savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Åžayet yardım etmeye çalışsalar bile arkalarını dönüp kaçarlar. Ayrıca kendilerine yardım da gelmez. (HaÅŸr Suresi 11-12)

 

Cenab-ı Hak, müminlerin birlik ve beraberliÄŸini koruyarak can ve mal kaygısına düÅŸmeden mücadele ettikleri zaman münafıklara müthiÅŸ bir korku verdiklerini bildirdi. Onların müminlerden korktukları kadar Kendisinden korkmadıklarını, bunun sebebini de onların çıkar iliÅŸkisine dayalı olarak kurdukları dost ve müttefikliklerin çok zayıf olmasından kaynaklandığını belirtti. Onların kalplerinde maddi menfaate karşı duydukları ihtirasları nedeniyle birbirleriyle çekiÅŸme içerisinde olduklarını vurguladı. Onlar müminlere karşı birlik içerisinde görünmekle beraber kendi aralarında çeliÅŸki ve çekiÅŸmeleri çok ÅŸiddetliydi. Bu örnekleme ile Cenab-ı Hak, müminlerin kardeÅŸliÄŸi maddi menfaat üzerine deÄŸil fedakârlık üzerine kurmaları gerektiÄŸini aksi takdirde müminlerin de kendi aralarında ihtilafa düÅŸüp düÅŸmanlara korku veren güçlerini kaybedeceklerine iÅŸaret etti.

 

13-14-Münafıklar Allah’tan daha çok sizden korkarlar. Onların, Allah'tan çok sizden korkmaları, sığ anlayışlı korkak bir toplum olmasındandır. Onlar toplu halde sizin karşınıza çıkıp savaÅŸamazlar. Onlar sizinle ancak tahkim edilmiÅŸ (kale gibi çevrilmiÅŸ) ÅŸehirlerde veya surların arkasından savaşırlar. Onların kendi aralarındaki çekiÅŸmeleri ÅŸiddetlidir. Sen onları zahiren toplu / birlik sanırsın! Oysa onların kalpleri / istekleri birbiriyle çok çeliÅŸki içindedir. Çünkü onlar akıllarını kullanamayan bir topluluktur. (HaÅŸr Suresi 13-14)

 

Cenab-ı Hak, Nadir oÄŸullarına direnmeleri için münafıklardan Abdullah bin Übey’in yaptığı kışkırtmayı Bedir savaşı öncesi Mekkelileri kışkırtan Müdliç kabile reisi Åžeytan Suraka’nın yaptığına benzetir. O da Mekkelileri “baÅŸkaldırın! / savaşın! / inkâr edin!” diye kışkırtmıştı. Onlar savaÅŸa çıkıp Bedir’de İslam Ordusunun kararlı duruÅŸunu görünce hemen tırsmış ve Mekke MüÅŸrik Ordusundan ayrılarak Mekkelileri satmıştı. Münafıkların başı olan Abdullah bin Übey’de Nadir Yahudilerini baÅŸkaldırıp savaÅŸmaları için kışkırttıktan sonra Peygamberimizin kararlı duruÅŸu karşısında korkmuÅŸ ve onlara vaat ettiÄŸi askeri desteÄŸi saÄŸlamamıştı.

​

15-17-Onların (Nadir Yahudilerinin) misali kendilerinden kısa bir süre önce (Bedir'de) iÅŸlerinin / savaÅŸmalarının karşılığını yenilgi olarak tatmış ve acı bir azaba uÄŸramış kimselerin (Mekkelilerin) misali gibidir. Münafıkların (Nadir Yahudilerine vaatleri) tıpkı ÅŸeytanın vaatleri gibidir. O ÅŸeytan insana (Mekkelilere): “İnkâr edin! / savaşın!” demiÅŸti. Fakat o / onlar (Mekkeliler) inkâr ettiÄŸi / savaÅŸa kalkıştığı zaman: “Muhakkak ki ben senden / sizlerden uzağım, ben âlemlerin Rabbi Allah’tan (herkesin birlik olup katıldığı Allah’ın ordusundan) korkarım.” dedi. Nihayetinde ikisinin de (hem münafıkların hem de Nadir oÄŸullarının / hem Åžeytanın hem de MüÅŸrik Mekkelilerin) akıbeti içinde sürekli kalacakları ateÅŸtir. İnkarcıların / Allah ile savaÅŸanların cezası iÅŸte budur. (HaÅŸr Suresi 15-17)

 

Cenab-ı Hak, müminlere her durumda kendi emirlerine itaat etme hususunda hassasiyet göstermelerini bildirdi. EÄŸer müminler Kendisini dikkate almayanlar gibi davranacak olurlarsa Allah’ın da onları dikkate almayacağını belirtti. Böylece ister ganimet paylaşımında olsun ister savaÅŸlarda olsun (küçük veya büyük savaÅŸlarda olsun) hangi durumda olursa olsun Allah’ın emirlerini dinlemeleri halinde müminlerin kendilerini korumuÅŸ olacaklarına iÅŸaret edildi. AteÅŸ azabını hak edenlerle cennetle ödüllendirilmiÅŸ olanların aynı olmayacağı deÄŸerlendirildi.

​

18-20-Ey iman edenler! Allah’ın emirlerini dinleme hususunda hassas davranarak O’nun koruması altına girin! Herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Böylece Allah'ın emirlerini dinleme hususunda hassas davranarak O’nun koruması altına girin! Åžüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah’ı umursamadıkları için O’nun da kendilerini kendilerine unutturduÄŸu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkmışlardır. Cehennem halkıyla cennet halkı eÅŸit olamaz. Cennet halkı kurtulanların ta kendileridir. (HaÅŸr Suresi 18-20)

​

Cenab-ı Hak, bu Kur’an’ı / emirlerini ÅŸayet daÄŸlara indirseydi onların emirlerine uymada göstereceÄŸi saygı ve hassasiyeti ÅŸöyle anlattı; “onlar Allah’a olan saygısı ile ürperecek ve paramparça / un ufak olacaktır.”  DaÄŸların taÅŸların Allah’ın emirleri karşısında böyle hassas davranırken müminler O’nun emirleri karşısında neden benzer bir hassasiyet göstermesinler ki? DaÄŸları taÅŸları etkileyecek bu Kur’an, eÄŸer sizi etkilemezse haliniz nice olur?

 

21-EÄŸer Biz, bu Kur’an’ı bir daÄŸa indirseydik, onun Allah’a olan saygısıyla ürperdiÄŸini ve ona içtenlikle boyun eÄŸdiÄŸini / paramparça olduÄŸunu görürdün. Biz, bu örnekleri insanlar iyiden iyiye düÅŸünürler diye veriyoruz.  (HaÅŸr Suresi 21)

​

Surenin sonunda Cenab-ı Hak, kendisini hem müminlere hem münafıklara hem de baÅŸkaldıran / savaÅŸanlara / inkarcılara tanıtır. Kendisinden baÅŸka ilah olmadığını bildirdikten sonra özellikle münafıklara ve Yahudilere seslenerek her türlü gizliyi, gizli iliÅŸkileri, gizli anlaÅŸmaları bildiÄŸini belirttikten sonra onların gizli gizli yaptıkları ihanet ve baÅŸkaldırmalara raÄŸmen yine de rahmetiyle muamele ederek onlara daha ÅŸiddetli cezalandırma yapmadığını Rahman ve Rahim isminin tecellisi olarak belirtir.

 

22-O, öyle Allah’tır ki O’ndan baÅŸka ilâh yoktur. Gizliyi de açığı da bilendir. O, Rahmandır, Rahimdir. (HaÅŸr Suresi 22)

 

Cenab-ı Hak kendisini tanıtmaya devam eder ve Kendisinin yegâne Egemen / Kral olduÄŸunu vurguladı. O’nun krallığının, kutsal, her türlü kötülükten ve kusurdan uzak olduÄŸunu bildirdi. Halbuki insan krallar kusurlu ve kötülük doludur. O koyduÄŸu yasalarla insanları selamete, barış ve huzura sevk ettiÄŸini belirtti. EÄŸer insanlar O’nun ilke ve direktiflerine uyacak olurlarsa selamete ererler. O’nun önerdiÄŸi sistem ile insanlar emniyete / güvene kavuÅŸur. Çünkü O mümindir. O Müheymin isminin tecellisi ile aynı zamanda koruyup gözetendir. İnsanlar O’nun sistemini eksiksiz uygulayacak olurlarsa o sistem ile onlar korunup gözetileceklerdir. Yine insanlar O’nun yolunda gidecek olurlarsa O’nun Aziz isminin tecellisi olarak kesinlikle tüm düÅŸmanlarına karşı galip gelip aziz / yüce / ÅŸerefli olacaklardır. EÄŸer insanlar Allah’ın rehberliÄŸiyle hareket edecek olurlarsa O’nun Cabbar isminin bir tecellisi olarak asla düÅŸmanları tarafından maÄŸlup edilemeyeceklerdir. Bütün düÅŸmanlar onların emri altına gireceklerdir. O’nun mütekebbir isminin tecellisi olarak İslam Cumhuriyeti en azametli bir devlet olacak ve böylece müminlerde düÅŸmanlarına karşı azametli olacaklardır.

 

23-O öyle Allah’tır ki; O'ndan baÅŸka İlâh yoktur, Melik'tir (hükümrandır, hükümdardır, kraldır), Kuddüs'tür (mukaddestir, her türlü kötülükten ve kusurdan münezzehtir), Selam'dır (selamet, huzur ve barış verendir). Mü'mindir (güven / emniyet verendir), Müheymin'dir (koruyup gözetendir), Aziz'dir (üstündür, güçlüdür, ÅŸereflidir), Cabbar'dır (maÄŸlup edilemez, mutlak galip olandır), Mütekebbir'dir (ululukta tek olandır, azametlidir), Allah ortak / ÅŸirk koÅŸulanlarla kıyaslanması asla mümkün deÄŸildir. (HaÅŸr Suresi 23)

 

Cenab-ı Hak, son ayetteki isimlerinin tecellileri ile her ÅŸeyi yoktan var ettiÄŸi, yeniden yarattığı ve onlara ÅŸekil veren olduÄŸu gibi kendi egemenliÄŸini / krallığını İslam Cumhuriyeti ÅŸahsında yoktan var ettiÄŸi gibi onun bozgun ve musibetlerden sonra yeniden yarattığına ve ÅŸekillendirdiÄŸine iÅŸaret etti. Gökteki ve yerdeki her ÅŸeyin kendisini tespih ettiÄŸi / kendisi adına hareket ettiÄŸi gibi elçisinin önderliÄŸindeki İslam Cumhuriyetinin de O’nun için harekete geçtiÄŸini belirtti. Kendisinin yegâne üstün, galip ve hâkim / en iyi hüküm koyan olduÄŸunu söyledi.

 

24- O Allah ki; Yaratan'dır (oluÅŸturan), Bari'dir (yoktan var eden), Musavvir'dir (her ÅŸeye ÅŸekil verendir), en güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tespih eder. / O’nun için harekete geçerler. Çünkü O, Aziz'dir (üstündür, güçlüdür), Hakim'dir. (Hüküm ve hikmet sahibidir.) (HaÅŸr Suresi 24)

 

 

[1] )Nadir Yahudilerinin reisi Sellam bin MiÅŸkem ve ileri gelenlerden Kinane bin Suveyra suiakste karşı idi. Fakat siyaseten daha etkin bir lider olan Huyey bin Ahtab suikast yapılmasında ısrar etti ve görüÅŸünü herkese kabul ettirdi. 

[2]) Allah bu haberin gönderilmesinde vahiyle bildirebileceÄŸi gibi içeriden birisini vesile kılmış olabilir. Nitekim Vâkıdî, MeÄŸâzî, I, 366, 367; İbn Sa’d, Tabakât, II, 57 eserinde görüÅŸmelerde bulunan Yahudilerden biri ile evli olan bir Arap kadınının Ensar’dan olan kardeÅŸi ile Hz. Peygamber’e haber gönderdiÄŸi rivayeti vardır.

[3] ) Selâm b. MiÅŸkem ise: “Ben zaten yaptığınız iÅŸten hiç hoÅŸlanmamıştım. Muhammed bize yurdumuzdan çıkmamız için haberci gönderecektir. Ey Huyey! Onun sözünün sonunu bekleme. Çıkıp gitmeyi nimet bil ve onun beldesinden çık!” dedi. Huyey de: “Öyle yapacağım, çıkıp gideceÄŸim.” dedi. Vâkıdî, MeÄŸâzî, I, 365, 366;

© 2022 AAYDIN

bottom of page