top of page

BÖLÜM 2

İLK VAHİY SONRASI

 

Hz. Muhammed’e @ Hira’da Alak suresini içeren mesajlar ile seslenildikten sonra O, çok korkmuÅŸtu. Büyük bir telaÅŸ içinde Hira’dan indi ve doÄŸruca evine gitti. Kocasındaki korku ve telaşı gören hanımı Hatice(ra), ona ne olduÄŸunu sordu ama O cevap vermeden hemen yattı. Hanımından kendisini örtmesini istedi.

Bir süre sonra kendine gelen Hz. Muhammed@, başından geçenleri eÅŸi Hatice(ra) ile paylaÅŸtı. O, kendisinin yaÅŸadığı bu manevi halin (gayb âleminden seslenilmesinin) ne olduÄŸuna cevap aramaya çalıştı. İlk aklına gelenler de doÄŸal olarak acaba deliriyor muyum yoksa cinlendim mi gibi korku ve endiÅŸeler olmuÅŸtu. Ancak Hatice (ra) ona bu korku ve endiÅŸelerinin yersiz olduÄŸunu söyledi. Fakir, fukaraya ve muhtaçlara yardımcı olması, kimsesizlerin kimsesi olması, herkesin hukukunu gözetmesi, sözünde durması, dürüstlük abidesi olması ve son derece yüksek bir ahlaka sahip olması nedeniyle Cenab-ı Hakk’ın kendisini cinlere, ÅŸeytanlara bırakmayacağını da sözlerine ekledi.

Hatice (ra) kocasının yaÅŸadığı manevi hali (gayb âleminden kendisine seslenilmesini) anlamlandırmada yardımcı olması için Varaka bin Nevfel’e danışmayı önerdi. İkisi birlikte ona gittiler. Hz. Muhammed @ başından geçen olayı Varaka’ya anlattı, kendisine vahyedilen sözleri okudu. Varaka bu olayın aynısının Musa’nın @ başından da geçtiÄŸini ve Hz. Muhammed’e @ vahyedilenin Musa’ya@ indirilen “namusun /nomosun / yasaların” benzeri olduÄŸunu belirttikten sonra Cenab-ı Hakk’ın kendisini elçi olarak görevlendirdiÄŸini bildirdi. Bunu bir müjde olarak nitelerken bu görevin kendisine çok büyük bir yük getirdiÄŸini, kendisini çok zor günlerin beklediÄŸini ve gelecekte Mekkelilerin kendisini yurtlarından atmaya varıncaya kadar baskılar yapacağını ifade etti. Hz. Muhammed @ kavminin kendisini Mekke’den kovacağı iddiasına ÅŸaşırdığını söyleyince Varaka bin Nevfel hiçbir peygamberin kendi vatanında kalamadığını, zira bütün peygamberlere o yörenin azgınlarının karşı çıktıklarını ve halkı da kışkırtarak peygamberlerin öz vatanlarını terke zorladıklarını anlattı.

Bu görüÅŸme sonucunda Hz. Muhammed @ biraz ikna olmuÅŸtu ama tam olarak tatmin olmadı. Hala kendisine cinlerin musallat olmuÅŸ olabileceÄŸini ya da aklını yitirmiÅŸ olabileceÄŸini düÅŸünüyordu. DiÄŸer taraftan bu manevi hal Varaka’nın dediÄŸi gibi bir peygamberlik görevi ise o zaman da kendisi bu görevle birlikte Mekke’deki bütün kazanımlarını kaybedecek hatta yurdundan da sürülecek, vatansız kalacaktı. Bunları düÅŸündükçe korkuları, endiÅŸeleri ve kaygıları daha da arttı. Dahası bu haber Mekke içerisinde yayılmıştı. Hz. Muhammed @ cinlenmiÅŸ, kafayı sıyırmış vb. dedikodular özellikle baÅŸta Ebu Cehil olmak üzere Darün Nedve’deki iblis müÅŸrik elebaşılar tarafından dillendiriliyordu. Darün Nedve üyeleri olayın araÅŸtırılması için Hz. Muhammed’in @ en yakın arkadaşı Hz.Ebu Bekir’i(ra) görevlendirdiler. Hz.Ebu Bekir(ra) arkadaşı Hz. Muhammed’in @ yanına geldi ve olayı bir de kendisine anlatmasını istedi. Hz. Muhammed @ başından geçen olayı en yakın dostuna ayrıntılı bir ÅŸekilde anlattı. Hz.Ebu Bekir(ra) onun söylediklerini büyük bir dikkatle dinlerken bir yandan da onun hareketlerini, psikolojisini takip ediyordu. Hz.Ebu Bekir(ra) arkadaşını, ne söylediÄŸini bilen aklı başında birisi olarak buldu. Onu geçici bir hevesin peÅŸinde koÅŸan bir maceraperest veya psikolojik problemi olan bir ruh hastası olarak görmedi. Kadim dostu, kendisine, ilâhî bir vazifeyle görevlendirildiÄŸini söyledi. Söyledikleriyle, hâl ve hareketleriyle, tutum ve davranışlarıyla karşısında son derece normal, akıllı, bilinci yerinde birisi vardı. ÇocukluÄŸundan beri yakından tanıdığı dostunda dedikodulara konu olan herhangi bir anormallik yoktu.

Hz.Ebu Bekir(ra), Hz. Muhammed @ ile yaptığı görüÅŸmeyi ve izlenimlerini Darün Nedve üyelerine / Mele’ topluluÄŸuna aktardı. Fakat Ebu Cehil hemen itiraz etti. Zira onun aleyhine olan cinlenmiÅŸ, delirmiÅŸ yaftası çok iÅŸine geliyordu. O’nun bu itirazı hem mecliste hem de ÅŸehirde hemen yayıldı. Bu arada Velid bin Mugire Hz. Muhammed’e @ doktorlara, kâhinlere görünmesi teklifinde bulundu. Bu durum Hz. Muhammed’i @ oldukça rahatsız etti.

2.1.Hz. Muhammed @ ın Vahiy Konusunda Kendisinin Tereddütleri

Gelinen noktada başına gelen olayın bir cinlenme ya da delirme olduÄŸu konusunda kendi endiÅŸe, kaygı ve tereddütlerinin yanında kendisini çekemeyen iblislerin tavırları, dedikoduları, öÄŸütleri ve acımaya varan bakış ve sözleri kendisini bir hayli yıpratıyordu.

Fakat imdadına Cenab-ı Hak yetiÅŸti. Onu teselli etmek ve endiÅŸelerini izale etmeye matuf olarak daha önce yaÅŸadığı manevi halleri yeniden yaÅŸattı. Rivayetlere göre Cebrail’i @ ufukta görmesi, göklere yükseltilmesi, çok çeÅŸitli ayetlerin gösterilmesi, daÄŸlar taÅŸların kendisine Allah’ın elçisi diye selam vermesi vb. onu ruhen güçlendiren ve manevi tecrübesini artırıcı haller yaÅŸatıldıktan sonra kendisine Kalem Suresini vahyetti.  Böylece korku, kaygı ve endiÅŸesinin yersiz, çevresindeki dedikoduların da anlamsız olduÄŸunu belirten ve kalbinin de mutmain olacağı ayetlerle seslendi.

Bu suredeki ayetler ile Hz. Muhammed @ teselli edildi. Bu tesellinin içeriÄŸi ÅŸöyledir: “Sana indirilecek vahiy / kalemle kayıt altına alınacak mesajlar sayesinde elçiler ve ona uyanlar efsaneler yaratırlar. Bu vahiy / kalemle kayıt altına alınacak mesajlar Cenab-ı Hakk’ın çok büyük bir nimetidir, ikramıdır. Sen bu nimete mazhar oldun.  Bu nimete / ikrama nail olman nedeniyle sana deli, cinlenmiÅŸ veya kafayı yemiÅŸ demelerine aldırma. Sen kendini cinlenmiÅŸ yahut delirmiÅŸ zannetme.  Bu yaratıcının sana olan ikramıdır. Bu ilahi nimet sayesinde gelecekte sen çok büyük bir makama, zenginliÄŸe, kesintisiz nimetlere, kimsenin ulaÅŸamayacağı ÅŸan ve ÅŸerefe nail olacaksın. Seni kendimize elçi seçmemizin sebebi, senin çok büyük bir ahlak sahibi olmandır. Zira bu yükü taşıyacak ve bu görevi yürütecek kiÅŸinin saÄŸlam ve güzel bir ahlaka sahip olması gerekir. Biz ahlaksız, arsız, namussuz, alçak birisine bu nimeti verecek deÄŸiliz. Sen o iblislerin dedikodularına aldırma, bir gün gelecek kimin deli ve kimin akıllı olduÄŸunu herkes görecek. Ayrıca kimin zalim, kimin doÄŸru yolda, kimin de sapık olduÄŸunu Allah en iyi bilmekte ve millet de görmektedir.”

 

Rahman, Rahim Allah adına

1- 7- Nun. Kalem’e / Vahye ve onun efsaneleÅŸtirdiklerine yemin olsun ki: Sen Rabbinin nimetinden dolayı mecnun / cinlenmiÅŸ / deli deÄŸilsin. Ve muhakkak senin için kesintisiz büyük bir ödül / makam / ÅŸan / ÅŸeref / mal var. Çünkü sen, çok büyük bir ahlâk üzerindesin / üstün bir karaktere sahipsin. Bir gün gelecek sen de göreceksin onlar da görecekler hanginizin aklından zoru olduÄŸunu. Åžüphesiz Rabbindir, yolundan sapanı en iyi bilen, yine O’dur doÄŸru yola ermiÅŸ olanları en iyi bilen. (Kalem Suresi 1-7)

2.2.Fetret Dönemi

Cenab-ı Hak, elçisine maneviyatını güçlendiren ayetler gösterdiÄŸi gibi teselli edici sözleri de vahyetmiÅŸti. Ancak içinde bulunduÄŸu psikolojisi onun daha henüz bu görevi üstlenip götürecek seviyede deÄŸildi. Hz. Muhammed @ yeniden her ÅŸeyi gözden geçirmesi gerektiÄŸini düÅŸündü. Böyle bir teklifi kabul edebilmesi ve taşıyabilmesi için de zamana ihtiyacı vardı. Bu nedenle Cenab-ı Hak, onun başından geçenleri düÅŸünebilmesi, kalben mutmain olabilmesi ve bu görevi yapabilecek güç ve iman sahibi olabilmesi için Hz. Muhammed’e @ vahiy göndermeye ara verdi. Bu araya “fetret” dönemi denir ki bu dönemde geçen süreyle ilgili olarak üç günden üç yıla kadar deÄŸiÅŸen çeÅŸitli rivayetler vardır. Kanaatimizce bu süre birkaç ayı geçmez. DoÄŸrusunu Allah bilir.

Bu dönemde Hz. Muhammed @ yalnız başına kalmaya özen göstererek (Araplarda buna örtüsüne bürünme deniyor) düÅŸünüyor ve bu vazife için kendini ikna etmeye çalışıyordu. Fetret döneminin uzun sürmesi, Hz. Muhammed’in @ düÅŸünmesi için fazlasıyla yetmiÅŸti. Sonunda Rabbinin kendisine teklif ettiÄŸi elçilik vazifesine gönülden razı oldu. Zaten ilahi rehberiyete / yol göstericiliÄŸe ihtiyacı da vardı. Zira içinde bulunduÄŸu toplumu düzeltme hususunda kendisi gibi düÅŸünen baÅŸka insanların beÅŸerî gayretleri yeterli olmuyordu.  Hem kendisi hem de tüm ıslahatçı kimseler izleyecekleri yol ve yöntemi kendi baÅŸlarına belirleyemiyorlardı. Bu nedenle peygamberliÄŸi kabul etmek artık aklına ve kalbine uygun düÅŸüyordu.

Hatta bu teklifin gösterdiÄŸi yol ne kadar zor olsa da kendisi için çok ÅŸerefli olduÄŸunu ve toplumunun kurtuluÅŸu için tek çıkar yol olduÄŸunu da düÅŸündü.

Hz. Muhammed @ kendisini elçilik vazifesini üstlenmek için ikna etmiÅŸti. Fakat bu sefer de Cenab-ı Hak vahyetmeye devam etmiyordu. Zira Cenab-ı Hak, önce elçisinin bu yükü kaldırmayı kabul etmesi hususunda düÅŸünüp kendi iradesiyle karar vermesi için süre tanırken ÅŸimdi onda bu vazifeye karşı bir aÅŸkın gönlüne düÅŸmesi ve o vazifeyi ÅŸiddetle istemesi için vahye karşı onda bir açlık meydana getiriyordu. Ayrıca diÄŸer insanlara da bu ilahi öÄŸretinin Hz. Muhammed’in @ kendisinin uydurduÄŸu bir ÅŸey olmadığını göstermesi için bu fetret süresini uzatıyordu.

Fetret dönemi birkaç ay sürmüÅŸ olsa da Hz. Muhammed @ ve çevresi için öylesine uzamıştı ki müÅŸriklerin “rabbi onu terk etti” ÅŸeklindeki alaylı sözlerinin yanı sıra Hz. Muhammed’in @ sevgili eÅŸi Hatice(ra) dahi “Rabbi ona acaba darıldı mı?” diyecek noktaya kadar geldi. Bu açlık arttıkça Hz. Muhammed @ açısından da dayanılmaz noktaya gelmeye baÅŸlamıştı. Rivayetlere göre o ÅŸehri terk edip daÄŸlarda tepelerde bir mecnun gibi dolaşıp tekrar kendisine vahyin gelmesini istiyor, iÅŸ uzadıkça da bu durum kendi canına kastedecek noktaya kadar psikolojisini olumsuz etkiliyordu.

Fetret süresinin sonunda Cenab-ı Hak, Duha Suresi ile Hz. Muhammed’i @ teselli etti ve söz konusu teselli ediÅŸinde ÅŸu hususlara deÄŸindi:

“Sen hiç tasalanma! Çünkü karanlığın en koyu olduÄŸu zaman aydınlanma baÅŸlamış demektir. Bu, senin toplumun için de geçerlidir. Artık zulmün, ÅŸirkin zirve yaptığı, her tarafı kapladığı zamana gelindi. Bu aÅŸamadan sonra aydınlanma baÅŸlayacak. Bu nedenle sana vahyin gelmesinde biraz aralık uzadı diye sakın endiÅŸelenme. Sana Rabbin asla darılmadı, seni asla terk etmedi ve asla terk etmeyecek. Senin geleceÄŸin geçmiÅŸinden çok daha iyi olacak. Rabbin sana nimetlerini verecek, hoÅŸnut olacağın her türlü nimete seni kavuÅŸturacak. Bu hususta sana üç tane delil gösteriyoruz: Hatırlarsan, sen yetim kalmıştın, seni periÅŸan etmedik. Senin en güzel ÅŸekilde yetiÅŸmeni ve üstün bir ÅŸekilde sahip çıkılmanı saÄŸladık. Bunun için dedenin, sütannenin ve amcanın gönüllerini sana meylettirdik. Sen içinde yaÅŸadığın toplumun sapkınlıklarına, bozuk düzenine, ahlaksızlığına, yoldan çıkmışlığına, zalimliÄŸine engel olmak ve onları ıslah etmenin yollarını bulmada aciz kalmış ve çare konusunda ÅŸaÅŸkın kalmışken biz sana rehber olup yol gösteriyoruz. Sen maddi olarak içinde yaÅŸadığın toplumun seni dikkate alacakları bir mal ve servet birikimine sahip deÄŸilken hatta geçim sıkıntısı çekme noktasında iken sana zengin bir dul olan eÅŸinin gönlünü meylettirip seni servet sahibi yaptık. Sen o sermaye ile servetini Mekke ölçeÄŸinde hatırı sayılır bir büyüklüÄŸe çıkardın. Böylece seni Mekke ileri gelenleri nezdinde itibarlı, dikkate alınan bir zenginliÄŸe kavuÅŸturduk. Åžimdi sen bizim rehberliÄŸimiz çerçevesinde hareket et ve birinci ilke olarak yetimleri, kimsesizleri, sahipsizleri, fakir, fukaraları ve garipleri sakın ezme! İçinde yaÅŸadığın toplumun ileri gelenlerinin yaptıkları gibi sakın isteyeni azarlama. Tam tersine onların isteklerine kulak ver, ellerinden tut, ayaÄŸa kaldır ve isteklerine cevap ver. Rabbinin sana olan nimetlerini daima aklında tut ve asla bu nimetlere karşı nankörlük etme. Mekke müÅŸrik ileri gelen nankörlerin yaptığı yanlışlara sakın ama sakın düÅŸme!”

 

Bu hususları Duha suresinde Cenab-ı Hak veciz bir ÅŸekilde ÅŸöyle vahyetti;

 

Rahman, Rahim Allah Adına

 

1–11- Aydınlanmaya baÅŸlayınca kuÅŸluk vaktine ve karanlığı son noktasına vardığı zamanki geceye yemin ederim ki, Rabbin seni ne unuttu / bıraktı ve ne de darıldı.  GeleceÄŸin senin için geçmiÅŸinden elbette daha iyi / hayırlı olacak. Rabbin sana verecek, sen de hoÅŸnut olacaksın. O seni yetim olarak bulup barındırmadı mı? Seni ÅŸaşırmış / ÅŸaÅŸkın / ne yapacağını bilemez olarak bulup da sana yol göstermedi mi? / hidayet etmedi mi? Seni geçim sıkıntısı içinde bulup da zengin etmedi mi? O hâlde yetimi ezme! İsteyeni azarlama! / geri çevirme! Rabbinin nimetini / vahyettiÄŸi mesajları daima söz ve fiillerinle ortaya koy! (Duha Suresi 1-11)

2.3.Hz. Muhammed’in @ Yüreklendirilmesi

Cenab-ı Hak Hz. Muhammed’e @ kendisini bırakmadığını ve darılmadığını bildirdikten birkaç gün sonra, ona yüklediÄŸi görevlendirmenin zorluklarına dair kaygılarını da İnÅŸirah Suresi ile giderdi.  Bu surede ona ÅŸu mesajları verdi;

“Biz seni görevi kabul ediÅŸinde yaÅŸadığın tereddüt, korku ve endiÅŸelerin nedeniyle asla bırakmadık ve sana herhangi bir dargınlığımız da yoktur. Bunlar normal insani davranışlardır. Zira biz biliyoruz ki her insan yaÅŸadığı alemin dışında baÅŸka bir aleme muttali olunca elbette çok çeÅŸitli korku, kaygı ve tereddütler yaÅŸayacaktır. Ayrıca bizim gösterdiÄŸimiz metodoloji kullanıldığı zaman içinde yaÅŸadığın toplumun ne kadar büyük engellemelerle tepki vereceÄŸini ve ne tür karşı çıkışlar göstereceÄŸini de biliyoruz. Bu nedenle senin kaygını gayet iyi anlıyoruz. Bu nedenle sana bir süre tanıdık. İlk vahyimizden / sözlerimizden sonra seni bir süre kendinle baÅŸ baÅŸa bıraktık. Senin göÄŸsünü hakikatlere, gaybi müÅŸahedelere açtık. Sana manevi tecrübe yaÅŸattık, kalbini baÅŸka kullarımıza göstermediÄŸimiz hakikatlere açtık. Sana ayetlerimizi gösterdik, seni kalp temizliÄŸi, doÄŸruluk, cesaret, sadelik, dürüstlük, adaletli ve merhametli olma vb. güzel hasletlerle donattık. GöÄŸsüne, kalbine bir geniÅŸlik ve ferahlık verdik ki cinlenmiÅŸ, mecnun ve delirmiÅŸ olmadığına ÅŸahit olasın. Böylece gerek karşı tarafın suçlamalarına gerekse kendi içinden gelen vesveselere karşı itminan bulmanı saÄŸladık.

DiÄŸer taraftan hani içinde yaÅŸadığın toplumun sorunlarına çözüm bulmak ve toplumun kötü gidiÅŸatını deÄŸiÅŸtirmek konusu senin belini bükmüÅŸtü. Toplumun kurtuluÅŸu için aradığın çareler, yöntemler, yollar sana çok büyük bir yük getiriyordu. Sorumlu bir aydın, bir entelektüel, bir ileri gelen olarak toplumunun kötü kaderini deÄŸiÅŸtirmek senin en büyük sorunun olmuÅŸtu. Ama iÅŸin içinden de çıkamıyordun. Senin bu sorumluluk ve gayretin nedeniyle Biz senin yükünü aldık. Sana vahyimizle yol göstererek altında ezildiÄŸin yükünü hafiflettik. Sana Alemlerin Rabbinin elçiliÄŸi payesi vererek senin itibarını yükselttik, seni çok ÅŸerefli kıldık. Elbette bu rehberliÄŸimiz kapsamında göstereceÄŸimiz yolun çok büyük zorlukları olacak ama her zorluÄŸun bir kolaylığı, her sıkıntının bir ferahlığı vardır. Muhakkak bir gün gelecek bu zorluklar aşılacak ve sıkıntılar son bulacaktır. Bu nedenle metodolojinin zorluklarını gözünde fazla büyütme. İçindeki sıkıntılardan, endiÅŸelerden, kaygılardan kurtulunca hemen iÅŸe koyul, iÅŸe baÅŸla ve sadece Rabbine yönel, baÅŸkasından bir ÅŸey bekleme!”

 

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adına

1- 8- Biz, senin göÄŸsünü açmadık mı? Senden ağır yükünü indirmedik mi? Ki o, senin belini bükmüÅŸtü. Senin ÅŸeref ve itibarını yükseltmedik mi? Elbette her zorluÄŸun yanında mutlaka bir kolaylık vardır. Åžüphesiz her zorluÄŸun yanında mutlaka bir kolaylık vardır. O halde sıkıntılarından kurtulunca hemen iÅŸe baÅŸla. Ve yalnızca Rabbine yönel, O’na raÄŸbet et. (İnÅŸirah Suresi 1-8)

 

2.4.Hz. Muhammed’e @ verilen ilk taktik ve Stratejiler

            Çok ağır bir görev üstlenmiÅŸ olan Hz. Muhammed’in @ nasıl bir çalışma temposu içerisine girmesi gerektiÄŸi ve nasıl mücadele edeceÄŸine iliÅŸkin taktik ve stratejileri Cenab-ı Hak Müzzemmil Suresi kapsamında elçisine vahyetti. Söz konusu surede ona ÅŸu mesajları iletti;

“Vahiy ve elçilik teklifi nedeniyle çok derin düÅŸüncelere dalmış, içine kapanmış olan kulum! Bu görevi nasıl taşıyacağım diye düÅŸünme! İşte sana bu yükü nasıl taşıyacağının stratejileri. Sana vereceÄŸimiz ağır sorumluluk ve görevi hakkıyla yerine getirmek için her gün gecenin ilerleyen saatlerinde kalkacaksın ve gece yarısına kadar bazen biraz eksik bazen de gece yarısını geçinceye kadar sana okuyacağımız / bildireceÄŸimiz ayetler üzerine kafa yoracaksın. Bu mücadelede sana yön verecek bu Kur’an’ın söylemlerini, anlatılan olayları, verilen direktifleri, ders ve öÄŸütleri, vizyon kazandırıcı imgeleri, sembolleri çok iyi analiz edecek ve mücadelene ona göre ÅŸekil vereceksin. Bu analizi gece sessizliÄŸinde yapman çok önemli. Zira bir toplumun diriliÅŸini gerçekleÅŸtirmek öyle kolay bir ÅŸey deÄŸildir. Çok uyanık olmayı gerektirir. İçinde yaÅŸadığın toplumu ölüm uykusundan uyandırmak ancak gecelerini uyanık geçirmenle mümkündür. Ayrıca tatlı uykunu bölüp, sıcak yatağını bu iÅŸ için terk etmen, bütün benliÄŸinle o iÅŸe motive (ruhi hazırlık) olmanı saÄŸlayacaktır.

Kendini toplumuna / insanlara karşı sorumlu hisseden kiÅŸilerin uykularından fedakârlık yapmaları gereklidir. Çünkü gündüz zaten insanı meÅŸgul eden bir sürü iÅŸ / uÄŸraÅŸ, bütün gününü alan meÅŸgale ve telaÅŸeler bu ağır sorumluluÄŸun üzerinde doÄŸru yöntem belirleme ve uygulama imkânı tanımaz. Bu nedenle yüklendiÄŸin ağır görevi yerine getirmen için gece sessizliÄŸinde ertesi güne hazırlık yapman ve nasıl hareket edeceÄŸin konusunda sana bildireceÄŸimiz yol, yöntem ve ilkeler ile strateji belirlemen en uygunudur. ([1]) Bu noktada baÅŸka kiÅŸi, kurum, kuruluÅŸ ve otoritelerle iliÅŸiÄŸini kes ve onların sana etki etmelerine fırsat verme!  Tüm benliÄŸinle bize yönel ve bizim sana bildireceÄŸimiz strateji ve taktikleri dikkate al! BaÅŸka hiçbir otoriteden tırsma, korkma! Bizi kendine vekil edin, bize güven!

Böyle yaptığın zaman herkesten tepki alacaksın, herkesi karşında bulacaksın. Sana topyekûn savaÅŸ açacaklar. Bu mücadele de onların sana karşı tepkileri öncelikle sözlü sataÅŸma, aÅŸağılama, terbiyesizce- ahlaksızca ifadeler ve alaylar ÅŸeklinde olacaktır. Ama sen onların seviyesine inmeyecek ve efendiliÄŸini, soylu duruÅŸunu asla bozmayacaksın. Onlara asil ve kibar bir ÅŸekilde karşılık verecek ve mücadeleni medeni ölçülerde yürüteceksin. Asla onların uygulayacakları tahrik politikalarına gelmeyecek ve onların arzu ettikleri terörize olma noktasına varmayacaksın. Ayrıca sonuç alınamayacak kırıcı, yıkıcı tartışmalardan, kavgaya neden olacak kin ve nefreti derinleÅŸtirecek çekiÅŸmelerden kaçınacaksın. Büyüklük, onların seviyesine inerek kavga, gürültü yapmak deÄŸil, vakarla ayrılmaktır!

Tabi onların bu yaptıkları sana çok ağır gelecek. Ama onların bu ağır tahriklerinin karşılıksız kalacağını da sanma. Onların yapacaklarına karşı gelecekte çok acıklı azap ve eziyetleri hazırlamaktayız. Sen hiç merak etme! Hakkını onlarda bırakmayacağız. Tıpkı Firavunun Musa’ya yaptıklarını yanına bırakmadığımız gibi. Firavun’da senin gibi elçi olarak gönderdiÄŸimiz Musa’ya aynı türden ağır tahrikler, aÅŸağılamalar, küfürler, sataÅŸmalar vb. ÅŸeyleri yapmıştı ama sonu nasıl oldu bir bak!

Zamanı gelince senin toplumundaki düzen de kıyamette göÄŸün parçalanması gibi paramparça olacaktır. Bu benim vaadimdir ve benim vaadimi gerçekleÅŸmiÅŸ, olmuÅŸ bitmiÅŸ olarak bil!”

 

İşte Cenab-ı Hakk’ın Hz. Muhammed’e@ Müzzemmil Suresi ile verdiÄŸi mesajların Kur’an’daki beliÄŸ ve özlü anlatımı:

 

Rahman ve Rahim Allah adına

 

1- 19- Ey örtüsüne bürünen! / Ey derin düÅŸüncelere dalan! / Ey içine kapanan! Gecenin ilerleyen zamanında kalk! Gece yarısına kadar veya ondan biraz önce ya da ondan biraz sonrasına kadar Kur’an’ı analiz et! Çünkü, Biz sana ağır bir görev / sorumluluk vereceÄŸiz. Åžu bir gerçek ki, yeni bir oluÅŸa koyulmak / diriliÅŸe uyanmak için geceleyin kalkma, ağır görevlerin idraki bakımından daha etkilidir. KuÅŸkusuz gündüzün seni bekleyen bir yığın görev / uÄŸraşı / iÅŸ vardır. Rabbinin adını an ve diÄŸer otoritelerle iliÅŸiÄŸini keserek tüm benliÄŸinle O’na yönel! DoÄŸunun ve batının Rabbidir O. O’ndan baÅŸka, tanrı yoktur. Bu nedenle O’nu vekil et! Onların söylediklerine / söyleyeceklerine sabret! Ve güzelce / kibarca / asil bir ÅŸekilde onlardan ayrıl! Servet ve varlık içerisindeki yalanlayıcıları bana bırak! Ve onlara birazcık süre tanı. Muhakkak ki Bizim yanımızda prangalar ve yakıcı bir ateÅŸ /cehennem var. BoÄŸazdan zor geçen bir yiyecek, can yakıcı bir azap var. O günde ki yer ve daÄŸlar sarsılır ve daÄŸlar eriyip akan bir kum yığınına dönüÅŸür. Åžüphesiz ki, Biz size ÅŸahitlik edecek bir elçi gönderdik. Tıpkı Firavun’a bir elçi gönderdiÄŸimiz gibi. Ama Firavun elçiye isyan etti de Biz de onu korkunç bir ÅŸekilde yakaladık. Buna raÄŸmen eÄŸer küfrederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çeviren o günden nasıl korunacaksınız? O gün Gök paramparça olacaktır. Böylece O’nun vaadi gerçekleÅŸmiÅŸ olacaktır. Åžüphesiz ki, bu bir öÄŸüttür.  Onun için, dileyen Rabbine doÄŸru, bir yol edinir. (Müzzemmil Suresi 1-19)

 

([1]) NOT: Kur’an ayetlerini analiz diÄŸer bir ifadeyle tertil üzere okumayı Muhammed @ önceleri kendisi yapmışsa da daha sonraları harekete iÅŸtirak eden kiÅŸilerle beraber yapmış ve bu birlikte gerçekleÅŸtirilen okumalar gece namazı / salatı olarak adlandırılmıştır. (A.A)

2.5.İlk ÇaÄŸrı ve Harekatın BaÅŸlatılması Emri

Bu aÅŸamaya kadar Hz. Muhammed’e @ kendisinin peygamber olduÄŸunu Mekkelilere ilan etmesi emredilmemiÅŸti. Hira maÄŸarasında yaÅŸadığı ilk manevi tecrübe ve aldığı ilahi mesaj konusunda kendisini baÅŸta sevgili eÅŸi Hatice(ra) daha sonra da Varaka Bin Nevfel desteklemiÅŸti. Ali (ra) ve Zeyd (ra) de ev halkından olmaları ve kendisine son derece güvenmeleri nedeniyle Hz. Muhammed’e @ ilk iman edenlerden olmuÅŸlardır. Olaydan Mekkelilerin haberdar olmasından sonra Hz.Ebu Bekir’in (ra) olayı soruÅŸturması neticesinde en yakın arkadaşının elçi olarak seçilmesine o da ilk inananlardan olmuÅŸtu. Onların hepsi de Hz. Muhammed’i @ çok iyi tanıdıkları ve ona son derece güvendikleri için bu olayın doÄŸru ve hak olduÄŸundan ÅŸüphe etmemiÅŸlerdi. En azından Hatice (ra) gibi tepki vermiÅŸlerdi. Yani Hz. Muhammed’in @ çok yüksek bir ahlaki karaktere sahip olması nedeniyle Cenab-ı Hakk’ın kendisini asla delirme, cinlenme ve meczupluk gibi psikolojik ve ÅŸeytanın musallat olduÄŸu hastalıklara atmayacağını ifade ederek Cenab-ı Hakk’ın kendisini elçi olarak seçmiÅŸ olabileceÄŸini söylemiÅŸlerdi. Bundan dolayı bu kiÅŸiler Hz. Muhammed’e @ ilk iman eden kiÅŸiler olarak tarihe geçtiler.

Bu olayın gizli kalarak Mekke’de diÄŸer kabile ve topluluklar arasında yayılmamış olması mümkün deÄŸildir. Daha ilk zamanlarda Darün Nedve’de olay gündeme gelmiÅŸ ve konu hakkında bilgi alması için Hz. Muhammed’in @ en yakın arkadaşı Ebu Bekir (ra) görevlendirilmiÅŸti. Bu durumu onlar ruhi bir vaka olarak deÄŸerlendirmiÅŸ ve Hz. Muhammed’in @ cinlenmiÅŸ, meczup olmuÅŸ, kafayı sıyırmış gibi deÄŸerlendirmelerde bulunmuÅŸlardı. Mekke eÅŸrafı Hz. Muhammed@ hakkındaki geliÅŸmeleri çok yakından takip ediyordu.

Mekke eÅŸrafından Hz. Muhammed’i @ sevenler, alışık olmadıkları bir durumla karşılaÅŸmış olmaları ve ilk gelen ayetlerin de kurulu ÅŸirk sistemi açısından eleÅŸtiri mesajları içermesi sebebiyle ondan uzak durmayı yeÄŸlerken onun muhalifleri Hz. Muhammed’i @ tezvirat yaparak onu yıpratma politikası uyguladıkları görülmektedir.

Hz. Muhammed @ ise bu görevini halka açma konusunda hala çekingendir ve mücadelede nasıl bir yol izleyeceÄŸi konusunda Cenab-ı Hak’tan komut beklemektedir. O evine kapanmış vaziyettedir.

Bir gün Cenab-ı Hak Müddessir Suresi ile ona artık eve kapanmayı bırakması, halka açılması ve onların uyarılması hususunda harekete geçmesi talimatlarını verir. Artık insanların Rableri hakkındaki kanaatlerinin yanlış olduÄŸunun ortaya konması gerekmektedir. Zira ÅŸirk sisteminin yürütücüleri, insanlar üzerinde kolay bir hakimiyet saÄŸlayabilmek ve yanlışlarını kamufle etmek için inanç sistemlerini de kendi çıkar ve amaçlarına uygun tasarlamışlardır. Onların icat ettikleri bu inanç tasarımına göre Allah her ÅŸeyin yaratıcısı olmakla birlikte yeryüzündeki insanların kendi iÅŸlerinde yetkilerini insanlardan bazısına devretmiÅŸtir. Allah’ın yetkilerini üstendiÄŸi iddia edilen bu özel insanlar, geçmiÅŸte yaÅŸamış insanlar olabileceÄŸi gibi hali hazırda yaÅŸayan insanlar da olabilmektedir. Allah’ın birtakım yetkilerini bazı insanlara devrettiÄŸine inanılması halinde sözkonusu egemenler çok rahatlıkla istedikleri yasaları, kuralları koyabilir hale gelmektedirler. Egemen sınıfın tanrısal yetkilere sahip olduklarına toplumun inanmasından sonra artık toplumu yönetmek çok kolaydır. Arzu edilen her ÅŸey, kutsal birer kural olarak topluma dayatılabilir. Bütün kötülükler, zulümler, sömürüler, azgınlıklar, ÅŸeytanilikler, hatta günahlar ilahi kılıfa büründürülebilir ve halktan da buna itiraz gelmez / gelemez. Çünkü kimse Allah’a ya da onun yetkilendirdiÄŸi küçük ilahlara ulaÅŸamayacak ve eriÅŸme imkânı olmadığında da zulüm ve yanlış uygulamalar konusunda ÅŸikâyetlerini de bildiremeyecektir. Bu nedenle ÅŸirk sistemi bir defa yerleÅŸtiÄŸi takdirde artık ÅŸikâyet edebilecek hiçbir merci, hiçbir makam bulunamayacaktır. Ayrıca bu sözde yetkilendirilmiÅŸ ilahlar ya da onların vekilleri veyahut ortakları yaptıkları iÅŸlerde Allah adına iÅŸ gördükleri için hiçbir ÅŸekilde sorgulanamayacakları ve kimseye hesap vermeyecekleri için keyfi uygulamalarında sınır tanımayacaklardır.

Bu nedenle Cenab-ı Hak, elçisinin halka açılmasını istedi. Mekke halkına yapılacak ilk çaÄŸrıda halka Allah’ı tespih etmelerini / Allah’a yönelmelerini, ortağı olmadığını, yetkilerini kimseye devretmediÄŸini bildirmesini emretti.

Cenab-ı Hak, bu emirden sonra elçisinin ahlaklı, saygın, güvenilir, dürüst, temiz, alnı açık vb. güzel vasıflara sahip olması baÄŸlamında elbisesini temiz tutmasını emretti. Böylece zımni olarak sözde ilahların ve ortaklarının / vekillerinin yaptıkları pis iÅŸleri ve kötü ahlakları ile asla Kendisini temsil edemeyeceklerini ifade etti. O, bu ifadelerle kimseye ilahlık yetkilerini devretmediÄŸini ve müÅŸriklerle mücadelede en öncelikli adımın Kendisini (Cenab-ı Hakk’ı) onların yaptıkları pis iÅŸlerden beri kılmak olduÄŸunu ortaya koydu.

O, elçisine her türlü ahlâksızlık, fuhuÅŸ, faiz, yalan, kötü söz, yüz kızartıcı her türlü davranış, sahtekârlık, hilekârlık, hainlik, sömürü, iÅŸkence ve köleleÅŸtirme gibi pis iÅŸlerden ve bu pis iÅŸleri yasal kılıfına uydurma aleti olan ÅŸirk araçlarından, putlardan kaçınması gerektiÄŸini bildirdi. Böylece ÅŸirkin temsilcilerinin bu pis iÅŸlerin içerisinde olduÄŸuna, insanların Rabbi’nin asla böyle bir tezgahla hiçbir iliÅŸkisinin olamayacağına zımni bir vurgu yaptı. Hatta daha da ileri gidilerek müÅŸriklerin çokça yaptıkları çirkin bir fiil olan iyilikleri kazanca dönüÅŸtürme ya da iyilikleri baÅŸa kakma eyleminden elçisinin uzak durması konusundaki uyarısı ile ÅŸirk sistemi sahiplerinin maskeleri düÅŸürüldü.

Aslında Cenab-ı Hak, elçisinin bu pisliklerden, ahlaksızlıklardan ve çirkin fiillerden uzak ve çok yüksek bir ahlaka sahip olduÄŸunu gayet iyi bilmesine raÄŸmen ona bunlardan uzak olmasını emretmesinin nedeni, hem ÅŸirk sisteminin temel yanlışlarını ortaya koymak hem de ilahi sistemin / ilahi doktrinin bu çirkinliklere ve pisliklere asla müsaade etmeyeceÄŸinin deklarasyonunu yapmaktır.

Müteakip talimatı içeren ayette Cenab-ı Hak, elçisine “Rabbin için sabret” emrini verirken onu bekleyen çok büyük zorlukların olduÄŸunu vurguladı. Zorluklar karşısında asla geri adım atmamasını, bıkkınlık göstermemesini emretti. Kendisine tepki gösterecek olan ÅŸirk sisteminin sahiplerine, zalimlere, zorbalara karşı direnmesini, onlardan gelecek her türlü olumsuz söz ve davranışa karşı güçlü durmasını, tam bir kararlılık içerisinde olmasını ve verilen ilâhî talimatların gereÄŸini aynen yerine getirerek Kendisine (Allah'a) güvenmesini istedi. İşte bu mesajları içeren Müddessir suresinin ilk ayetleri ile harekatın baÅŸlaması emredilir;

 

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adına

1-10-Ey elbisesine bürünen! Kalk ve uyar! Rabbini tekbir et / yücelt! Elbiseni temiz tut!  Pis ÅŸeylerden uzak dur! İyilik yapmayı kendine kazanç aracı kılma! / Yaptığın iyilikleri çok bularak baÅŸa kakma! Rabbin için sabret! Çünkü O (diriliÅŸ) borusuna üflendiÄŸi zaman, iÅŸte o gün, çok zorlu, çok çetin bir gündür. Küfre batmışlar için hiç de kolay deÄŸildir.   (Müddessir Suresi 1-10)    

 

2.6.Safa Tepesinden Yapılan İlk ÇaÄŸrı

Hz. Muhammed @ Hira maÄŸarasında aldığı “oku” emrinin gereÄŸini Müddessir suresindeki “Kalk ve uyar, Rabbini yücelt.” emri ile yapmaya baÅŸlayacaktı. Fakat bu “okuma” ve “uyarı / Rabbi Tekbir etme” talimatını yerine getirmede insanların karşısına bir manifesto ile çıkması gerekiyordu. Bu öyle bir manifesto olmalıydı ki Hz. Muhammed’e @ indirilecek olan ilahi dünya görüÅŸünün / ilahi sistemin / tevhidi dünya görüÅŸünün en temel ifadelerinden oluÅŸmalıydı. İşte bu amaçla Cenab-ı Hak Fatiha Suresini “okuma / davetin” manifestosu olarak elçisine bildirdi. Artık uyarı ve davet için harekete geçilebilirdi.

Hz. Muhammed @ tevhidi dünya görüÅŸünün manifestosunu halka okumak için yer olarak o günün Mekke toplumunda savaÅŸ ve saldırı tehlikesi olduÄŸu zaman acil durum anonslarının yapılmasında kullanılan “Safa” tepesini seçti. Safa tepesine çıkan Hz. Muhammed @ bütün Mekkelilere toplanmaları için acil durum anonsunu yaptı. İnsanlar “bir tehlike ile karşı karşıyayız herhalde” diyerek onun etrafına toplandıktan sonra o onlara hitap etmeye baÅŸladı:

 “Ey Abdülmuttalib OÄŸulları! Ey Fihr OÄŸulları! Ey Lüeyy OÄŸulları! ….Åžu dağın arkasında size saldırmak isteyen düÅŸman atlıları var desem, bana inanır mısınız?”

diye sordu. Etrafına toplanan insanların hepsi birden “Evet!” cevabı verdi. “Çünkü sen El-Eminsin. Yalan söylemezsin.” dediler.  TopluluÄŸun kendisine tam bir güveni olduÄŸunun teyidinden sonra Hz. Muhammed @ onlara Allah’ın elçi olarak kendisini gönderdiÄŸini, ÅŸirk sistemini terk ederek tevhit sistemine geçmeleri gerektiÄŸini, aksi takdirde kendilerini büyük bir tehlikenin beklediÄŸini ve kurtuluÅŸlarının ancak ilahi öÄŸretinin öngördüÄŸü tevhit sistemine tabi olmakla mümkün olacağını söyledi. Arkasından tevhidi dünya görüÅŸünün manifestosu olan Fatiha Suresini onlara okudu:

 

“(Ey İnsanlar;) Rahman ve Rahim Allah adına [okuyorum]. Hamd / Övgü/ ÅŸükür / karşılık ve yönelim, alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün/ hesap gününün sahibi Allah’adır. Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz. Bizi, dosdoÄŸru yola ilet. Kendisini nimete erdirdiklerinin yoluna ilet. Azıp sapmış ve üzerlerine gazap hak olmuÅŸların yolundan uzak tut!” (Fatiha Suresi 1-7)

 

Herkes bu manifestoyu büyük bir dikkatle dinledi. Manifestonun Mekke kamuoyunda çok büyük bir yankı uyandıracağı açıktı. Zira öncelikle bu bildiri Rahman ve Rahim Allah adına okunuyordu. Yani Hz. Muhammed’in @ ÅŸahsi bir daveti deÄŸildi. Vahiy gelmeden önce Darün Nedve’de yaptığı tevhit çaÄŸrıları kendi kiÅŸisel çaÄŸrılarıydı ama bu sefer çaÄŸrıyı Allah adına yapıyordu. O (Allah) kullarına karşı çok merhametli, çok bağışlayandı. Bu ifade aslında Allah’ın yetkilerini kendilerine devrettiÄŸine inanılan o zalim, merhametsiz, cimri ve sömürücü sözde tanrıların düzenine karşı Allah bildiriyordu ki:

“Ben asla zalim deÄŸilim, ben asla acımasız deÄŸilim, ben asla sömürücü deÄŸilim ve ben asla kimseye yetkilerimi devretmedim. Hele böyle zalim, sömürücü, merhametsiz, vahÅŸi, adaletsiz, cimri olan kiÅŸi, kurum ve kuruluÅŸlara hiç devretmedim. Merhametlilerin en merhametlisi olan benim adıma olacak tevhidi dünya görüÅŸü ve sistemi ise insanlara son derece merhametli, ÅŸefkatli, bağışlayıcı ve paylaÅŸmacı olacaktır. Merhameti, ÅŸefkati, rahmeti, bağışlamayı ve paylaÅŸmayı ilke olarak benimsemeyen hiçbir sistem benim adıma ve benim onayladığım bir sistem olamaz.”

Hz. Muhammed’in @ okuduÄŸu Fatiha suresi bildirisinde bu husus ikinci kez üzerine basa basa tekrar ediliyordu:

“Ey Mekkeliler! Yöneliminizi, hamdinizi, seçiminizi çok merhametli, bağışlayıcı, ÅŸefkatli ve her ÅŸeyi kulları için veren Rabbinizin önerdiÄŸi tevhidi dünya görüÅŸüne yapın. Bu dünya görüÅŸüne yönelin ki içinde bulunduÄŸunuz zalim, vahÅŸi, acımasız, faizci ve fuhuÅŸçu sözde tanrıların sisteminden kurtulasınız.  Çünkü Âlemlerin Rabbi imtiyazlı, azgın, zalim, zorbaları sevmez. O, kullarının gözyaşı dökmesini ve acı çekmesini istemez. O, sadece bir kabilenin / ulusun deÄŸil tüm âlemlerin, herkesin ve her ÅŸeyin Rabbidir. O, âlemlere karşı merhametlidir, kullarına karşı merhametli olunmasını ister. O, sevendir, kullarına karşı sevgiyle, ÅŸefkatle ve hoÅŸgörü ile muamele edilmesini ister. O, bağışlayıcıdır / affedicidir / vergilidir kullarına karşı bağışlayıcı / affedici / vergili olunmasını ister. O, esirgeyicidir, kol-kanat gericidir ve korumacıdır, kullarına karşı da esirgeyici, kol-kanat gerici ve korumacı olunmasını ister. O, tektir, kullarının da bir araya gelmesini tevhit olmalarını, kardeÅŸ olmalarını, dostluklarını ister.

YöneleceÄŸiniz / hamd edeceÄŸiniz / ÅŸükredeceÄŸiniz bu ilahi sistemin Rabbi öyle bir Rab ki sadece o kabilenin, bu kabilenin deÄŸil tüm kabilelerin, tüm insanların, tüm âlemlerin Rabbidir. O, sadece zenginlerin, soyluların rabbi deÄŸil, toplumun her kesiminin rabbidir. O, yoksulun da rabbidir, yetimin de rabbidir, kölenin de rabbidir. İçinde bulunduÄŸunuz ÅŸirk sisteminde olduÄŸu gibi her kabilenin bir tanrısı hatta her ailenin bir tanrısı ÅŸeklindeki bir sistem sizi birbirinize kırdırıyor, size hiç acımıyor, sizi sınıflara bölüyor ve sadece sözde tanrılar adına hareket eden zenginlerinize, ileri gelenlerinize menfaat saÄŸlıyor. Sadece belli bir ırkı, belli bir kabileyi, belli bir topluluÄŸu deÄŸil tüm âlemleri eksen almış tevhidi dünya görüÅŸüne yöneldiÄŸiniz / hamdettiÄŸiniz takdirde birbiri ile sürekli çatışan atomize / bölünmüÅŸ kabileler ÅŸeklindeki toplumsal yapıdan kurtulacaksınız. Birlik ve beraberlik içerisinde yeni bir toplumsal yapıya kavuÅŸacaksınız.”

Bu manifesto bildirisindeki “Hamdin âlemlerin Rabbine olduÄŸu” ilkesi ile her kabileye özgü kendi sözde tanrısı, kutsalı ya da kırmızıçizgileri çerçevesinde oluÅŸmuÅŸ atomize, parçalı toplum yapısı yerine bütün kabilelerin tek bir ilah ve onun öÄŸretisi etrafında bir araya gelerek tek bir topluluk oluÅŸturduÄŸu bir toplum yapısına yönelinmesi ifade ediliyordu.

Hz. Muhammed’in @ okuduÄŸu manifestonun bir diÄŸer önemli vurgusu, “hesap / din gününün sahibinin âlemlerin Rabbi” olmasıydı. Bu vurgu, Safa tepesinde toplanan Mekkelilere bir baÅŸka ÅŸok daha yaÅŸatıyordu. Çünkü onların içinde yaÅŸadıkları ÅŸirk sisteminde Allah’tan yetki aldığı iddia edilen sözde tanrılar ve onlar adına hareket eden kabile reisleri yaptıkları yönetsel uygulama, iÅŸ ve iÅŸlemlerden dolayı kendilerini hiç kimseye karşı sorumlu hissetmiyorlar ve kimseye hesap vermiyorlardı. Onlar sözde tanrılar adına hareket ettiklerinden dolayı kendilerini “layüs’el” yani “sorumsuz ve hesap sorulamaz” olarak görüyorlardı. Onların yaptıkları kimse tarafından sorgulanamazdı. Ne yaparlarsa doÄŸru ve tanrısal olarak görülürdü. Zira her ÅŸey kabile için ve kabile adına yapılıyordu. Kabile bütün otoritelerin üzerinde idi. Onlara göre Allah sadece kendi kabilesinin tanrısını kendisine en yakın tanrı olarak seçmiÅŸti. DiÄŸer kabileler kendi kabilelerinden asla hesap soramazlardı. Her kabile kendi başına buyruk idi. Sorumsuz ve hesap sorulamaz idari yapıların ürettiÄŸi sonuçlar ise toplumda zulümden, adaletsizlikten, sömürü ve vahÅŸet gibi kötü sonuçlardan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi.

Ama ÅŸimdi Hz. Muhammed @ bildirisinde öyle bir dünya görüÅŸüne davet ediyordu ki o dünya görüÅŸünün hâkim olduÄŸu sistemde yöneticiler ve ileri gelenler yaptıkları icraatların hesabını mutlaka verecekleri bildiriliyordu. Ahirette irade sahibi tüm yaratıkların yaptıklarının hesabını vermesi gibi Âlemlerin Rabbinin öngördüÄŸü sistemde de yöneticiler, sorumsuz, layüs’el olamazlar. Kurulacak sistemde yöneticiler topluma belirli zamanlarda hesap vereceklerdir. Hiç kimse sorumsuz ve layüs’el olmayacaktır. 

Hz. Muhammed’in @ manifestosunda Mekkelileri ÅŸok eden önemli ilkelerden bir diÄŸeri de “Yalnız sana itaat eder ve yalnız senden yardım isteriz” ilkesiydi. Bu ifadeyi söyleyenler sosyal bir ruh, birlik ve tevhit ruhu içerisinde ÅŸu hususları deklare etmiÅŸ oluyorlardı;

“Rahmete dayanmayan, insanlara zulmeden, insanları birbirine düÅŸüren, insanları fakirliÄŸe, sefalete ve periÅŸanlığa sürükleyen, insanlığın geliÅŸimine engel olan kiÅŸi, kurum ve düÅŸünceleri reddediyoruz, onlara baÄŸlanmayacağız, itaat etmeyeceÄŸiz. Ahlaksız, sorumsuz, azgın, zorba, kibirli, zalim, faizci, vicdansız, fuhuÅŸ yapan ve yaptıran kiÅŸilere itaat etmeyeceÄŸiz. Sorunlarımızın çözümü için onlardan medet ummayacağız ve onlara baÅŸvurmayacağız”

“Hayatın gerçeklerinden uzak, sanal, yapay, insanları aldatma, kandırma ve sömürme amaçlı kutsallaÅŸtırılmış ilke ve idollere, sözde tanrı ve ortaklarına saygı göstermeyeceÄŸiz ve onlara itaat etmeyeceÄŸiz.”

 “Sorunlarımızı çözmekten ve ihtiyaçlarımızı gidermekten aciz, boÅŸ laf eden ve boÅŸ vaatlerde bulunan yalancılardan bir ÅŸey istemeyeceÄŸiz.”

 “Bizler sadece Allah’tan yardım/inayet isteyeceÄŸiz, sadece O’ndan medet umacağız, sadece O’ndan çözüm bekleyeceÄŸiz, sadece O’ndan destek isteyeceÄŸiz.”

 

Hz. Muhammed’in @ sine-i millete dönerek Safa tepesinde halka sunduÄŸu tevhidi dünya görüÅŸünün manifestosu niteliÄŸindeki Fatiha suresinin son kısmı ise Âlemlerin Rabbinden bir talep ve duadan oluÅŸmaktaydı. Bu son cümlelerde manifestoya destek verenlerin duaları temiz olmak, dürüst olmak, arınmak, iyilerden olmak, doÄŸru kimselerden olmak ve bu talepleri konusunda Cenab-ı Hakk’tan yol, yöntem ve usullerin en doÄŸrusunu, en güzelini, en iyisini göstermesini niyaz etmektir. Aynı dua kapsamında kötülerden, azgınlardan olmamak ve O’nun gazabına yol açacak yol ve yöntemlerden uzak bulundurmasını talep etmektedir.

 

Manifestoya taraftar olanlar dualarındaki “DosdoÄŸru yol” tanımı ile ÅŸu talepleri dile getirmektedirler:

“Bizi iyilik, fazilet, güzellik getiren yollara ilet,

Bizi barışa, huzura, istikrara giden yollara ilet,

Bizi hürriyet, yardımlaÅŸma, güvenlik saÄŸlayan yollara ilet,

Bizi zenginlik, refah, ileri, esenlikli yaşamın yollarına ilet,

Bizi korkusuz, tasasız, endişesiz, geleceğe umutla bakabilen yaşam yollarına ilet,

Bizi bilinç, hakkaniyet, adalet getiren yollara ilet.”

 

Manifesto taraftarlarının dualarındaki “Rabbin nimet verdiÄŸi kimseler” olarak tanımladığı kiÅŸiler ise;

Peygamberler, Rabbin kendisinden razı olduÄŸu kullar, Rabbin sevdiÄŸi kullar, salihler, muttakiler, muhlisler, ahlaklılar, cömertler, adil kiÅŸiler, erdemliler, merhametliler,…. kısacası Cenab-ı Hakk’ın vahiyle nimetlendirdiÄŸi kimselerin karakterine sahip kimseler.

 

Manifesto taraftarlarının dualarında kaçındıkları “Azıp sapmış ve üzerlerine gazap hak olmuÅŸ kimseler” olarak tanımladığı kiÅŸiler ise;

Hakikate / doÄŸruya / güzel ahlâka sırt dönen, sorumsuzlar, azgınlar, kibirliler, zalimler, ÅŸerefsizler, haysiyetsizler,………

 

Safa tepesinde Hz. Muhammed’in @ bildiriyi okumasından sonra kalabalık arasından sadece bir kiÅŸinin sesi iÅŸitildi. O konuÅŸan kiÅŸi ise Hz. Muhammed’in @ amcası Ebu Leheb idi. Ebu Leheb “Muhammed! Ellerin kurusun! / Yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi topladın.” diyerek bağırmaya, hakaret etmeye baÅŸladı ve elindeki taşı yeÄŸenine fırlattı. Daha sonrasında da topluluk Safa tepesini terk etti.

Böylece peygamberimiz Rabbi adına okumuÅŸ, Rabbinin en büyük olduÄŸunu ilân etmiÅŸ ve insanları gazapla uyararak ilk okuma / davet görevini yaparak hareketi baÅŸlatmıştı. Artık okunan manifestonun mesajları tüm Mekke kamuoyunda tartışılacaktı.

2.7.Mekke Kamuoyunda Fatiha Suresinin mesajlarının Tartışılması

Hz. Muhammed’in @ Safa tepesinden Mekkelilere okuduÄŸu Fatiha manifestosu Darün Nedve Meclisinde Mekke ileri gelenlerinin yüzüne tokat gibi ÅŸaklamıştı. Daha önce diledikleri gibi yönettikleri bir toplum varken ÅŸimdi iÅŸlerine taÅŸ koyacak, ipliklerini pazara çıkaracak ve her yaptıkları aldatma, hile ve sahtekârlığı ortaya koyacak bir muhalefet doÄŸmuÅŸtu. Hem de bu muhalefet kendi içlerinden çıkmış birisiydi. Dahası bu muhalefeti yönlendiren ilahi nefesti, ilahi bir ruhtu. Bu muhalefet amcası, dedesi gibi mecliste, yani sistem içerisinde kalıp muhalefet yapsa bir sorun yoktu. O muhalefetini meclisin içerisinde deÄŸil halkın sinesinde yapmaya kalkmıştı. Üstelik bu muhalefetin lideri, görevini bizzat Cenab-ı Hakk’ın verdiÄŸini bildiriyor ve muhteÅŸem veciz ve beliÄŸ sözlerle onlara hitap ediyordu. Artık onlar hiçbir ÅŸeyin eskisi gibi olmayacağını görüyorlardı.

Darün Nedve’de üyelerin bazıları “başımıza iÅŸ aldık” diyorlardı. Bazıları ise “Åžimdi Mekke dışındaki diÄŸer Araplara durumu nasıl izah edeceÄŸiz. Kendi kutsallarına ve ÅŸimdiki toplumsal yapıya kökünden karşı çıkan bir muhalefetin çıkması nedeniyle kurulu sistemlerinin tehdit altında olduÄŸunu gören Mekke dışındaki Arap kabileler, bizden bu sorunun derhal çözülmesini talep ettikleri zaman bizler ne cevap vereceÄŸiz? Dahası bu iÅŸ büyüyecek olursa onlar bizi Mekke’den sürüp çıkarırlar” diyorlardı. Ebu Cehil ve Velid bin MuÄŸire gibi Darün Nedve Meclisinin önde gelen azılıları ise “Bu iÅŸi HaÅŸimoÄŸulları başımıza sardı, onlar temizlesin. Ama ÅŸimdilik bu konuda alacağımız tedbir, Hz. Muhammed’in @ deli, meczup, cinlenmiÅŸ olduÄŸu üzerinde durmak ve dikkate alınacak önemli bir durumun olmadığını dile getirmek. Bu konunun kendi kabilesi nezdinde kolaylıkla çözüleceÄŸini belirtmek” diyorlardı. GörüÅŸmelerin sonunda bu görüÅŸ ağırlık kazandı.

DiÄŸer taraftan Safa tepesi çaÄŸrısının Mekke halkı nezdinde çok önemli etkisi oldu. Özellikle zulüm altında inim inim inlemelerine raÄŸmen, tepki koyacak güçleri olmayan Mekke’nin sahipsizleri, köleleri, fakir ve yoksulları için bu manifesto, sessiz yığınların sesi, adeta çığlığı olmuÅŸtu. GidiÅŸattan memnun olmayan orta ve bazı üst düzey ileri gelenleri açısından da bu manifesto ilaç gibi gelmiÅŸti. Zira Hz. Muhammed’in@ bu çaÄŸrısı Mekke’nin içine yuvarlandığı bataklığın farkına varan, ama çözüm üretemeyenlerin sesi olmuÅŸtu. Onlar için bir umut doÄŸmuÅŸtu.

Safa tepesindeki manifesto, daha önce ortaya konan muhalefetin argümanlarından çok farklıydı. Zeyd bin Amr, Varaka bin Nevfel, Kus bin Saide gibi kiÅŸilerin Mekke ÅŸirk sistemine karşı muhalefet söylemleri sadece yanlışları ortaya koymak olmuÅŸtu. Onların negatif bir muhalefet dilleri vardı. Olumsuzlukları dile getiriyorlardı. Fakat çözüme yönelik ortaya alternatif bir dünya görüÅŸü öneremiyorlardı. Toplumun içinde bulunduÄŸu krize çözüm olacak olumlu söylemleri mevcut deÄŸildi. Onlar bir arayış içerisinde idiler. Hatta Varaka bin Nevfel örneÄŸinde olduÄŸu gibi bu muhalifler ÅŸirk sistemine karşı koymak için Yahudilik ya da Hristiyanlığı seçebiliyorlardı. Bazen dertlerine çare olmadığı için bu dinleri de bırakıyorlardı. Cenab-ı Hakk’ın rehberliÄŸi olmadan gizlenmiÅŸ hakikatlerin ortaya çıkarılması imkânsızdı.

Fakat Hz. Muhammed’in @ ortaya koyduÄŸu Fatiha suresi manifestosu olumlu bir dil kullanıyordu ve çözüm önerisi sunuyordu. Yani insanlar bu olumlu söylemin tersini düÅŸünürse olumsuzlukları rahatlıkla çıkarabiliyor ve böylece ÅŸirk sisteminin olumsuzluklarını reddediÅŸ kolayca anlaşılıyordu. Fatiha suresi manifestosunun güzelliÄŸi de buradaydı. Çünkü insanlar zaten ÅŸirk sisteminin içerisinde yaşıyorlar ve bu sistemin getirdiÄŸi tüm olumsuzlukları iliklerine kadar yaşıyorlardı. Bir de bunu dile getirmenin anlamı yoktu. Bunun yerine soruna çözüm ortaya konmalıydı. Fatiha suresi manifestosu bunu yapıyordu. Çözüm olarak merhameti, rahmeti, acımayı, bağışlamayı, paylaÅŸmayı, cömertliÄŸi, kardeÅŸliÄŸi, ÅŸefkati, bütün insanların birliÄŸini ve beraberliÄŸini, icraatların denetlenmesini ve hesap verilmesini önceleyen bir toplumsal yapının tercih edilmesini ortaya koyuyordu. Topluma yaÅŸadıkları zulümlerin sebebi olan sözde tanrılara deÄŸil sorunlarına doÄŸru çözümleri sunan Allah’a itaat edilmesi isteniyordu. Toplumsal sorunların çözümü için Allah’a baÅŸvurulması ve O’ndan yardım istenmesini ortaya koyuyordu. İnsanların dosdoÄŸru yolu aramaları gerektiÄŸi ve ahlaklı, faziletli ve dürüst insanların peÅŸinden gitmeyi arzulamaları belirtiliyordu. Kötülüklerin önderi, ÅŸeytanlık peÅŸinde koÅŸan, azgın, sapkın insanlardan uzak durmayı arzulamalarının gereÄŸi de vurgulanıyordu. Hz. Muhammed’in Fatiha Suresi çerçevesinde davet ettiÄŸi ilkeler toplumu dirilterek büyük bir medeniyet yaratacak ilkelerdi. Zira bir toplum ancak adalet ile ayakta durur ve yücelir. Adaletin temelide doÄŸru inanç, doÄŸru düÅŸünme ve erdemdir. / fazilettir. Sözkonusu ilkeler ile faziletin / erdemliliÄŸin temel alınması öngörülmektedir. Allah’ın tüm alemlerin Rabbi olması ilkesi ile İslami toplumda kimseye ayrımcılık ve ötekileÅŸtirme yapılmayacağı belirtilir. O’nun Rahman ve Rahim isimleri ile toplumdaki herkesin merhametli, paylaÅŸmacı, vergili olması ve kimseyi aÅŸağı görmemesi, kimseyi ezmemesi, kimsenin kibirlenmemesi ilke olarak ortaya konulur. Herkesin tercihlerinin ve yaptıklarının hesabını adil bir ÅŸekilde hesabını verececeÄŸi / vermesi gerektiÄŸi ve bu hususta kimsenin bir ayrıcalığının olmayacağı belirtilir. Toplumdaki herkesin yapacağı eylemlerde iyiyi, güzeli, doÄŸruyu, hak ve gerçeÄŸi aramasını, kötülükten, pis ve iÄŸrençlikten, yanlışlardan uzak durması gerektiÄŸini ifade eder. Böylece uygar faziletli / erdemli toplumu yaratacak ilkeler ilan edilmiÅŸ olur. 

2.8.HaÅŸimoÄŸulları içerisinde Fatiha Suresi Bildirgesinin Tartışılması

HaÅŸimoÄŸulları, muhafazakâr sayılabilecek bir kabile idi. Onlar Abdülmuttalibin etkisi ile ÅŸirk kültürü ve ÅŸirkin kötülüklerinden hiç hoÅŸnut deÄŸillerdi. Mekke’nin kuruluÅŸ felsefesine baÄŸlı kalmaya çalışarak Kâbe’nin dürüstlüÄŸün, doÄŸruluÄŸun, erdemliliÄŸin, adaletin, kardeÅŸliÄŸin vb. güzel hasletlerin insanlara öÄŸretildiÄŸi bir merkez olması ilkesine baÄŸlı kalarak insanlara hizmet vermeye çalışıyorlardı.

Onların bu güzel yönleri nedeniyle kendi soylarından çıkan Hz. Muhammed’e @ ve bildirgesine bakışları da genel olarak olumluydu. Fakat bu bildirgeye olumlu bakmak baÅŸka, bildirgenin çaÄŸrısına uyarak Hz. Muhammed’in @ yanında saf tutmak baÅŸkaydı. Çünkü Hz. Muhammed’in @ yanında saf tutulduÄŸu takdirde Mekke’nin, hatta tüm yarımada Araplarının tepkileri ile karşı karşıya kalınacağını gayet iyi biliyorlardı. Kurulu sistemle mücadele etmek öyle kolay deÄŸildi. Fakat diÄŸer taraftan o dönemin gelenek ve töresi gereÄŸi kendi içlerinden, kendi soylarından birisini diÄŸer kabilelere karşı korumak da kabileciliÄŸin gereÄŸiydi ve büyük ÅŸerefti. Bundan dolayı kimse kınanamaz, hatta korumaya alınan kiÅŸinin inancına teslim olunmaz ise bu koruma takdir bile edilirdi.

İşte bu nedenlerle HaÅŸimoÄŸulları’nın durumu diÄŸer kabilelerden farklılık arz ediyordu. Onlar Hz. Muhammed’in @ safında yer almasalar bile kabileciliÄŸin kuralı gereÄŸi onu korumaları gerekiyordu. Bildirgesine / çaÄŸrısına olumlu yanıt vererek onun safına katılmaları halinde ise hayatlarının çok zorlaÅŸacağını, hatta onu koruma konusunda acze düÅŸeceklerini de çok iyi biliyorlardı. Bu husus Hz. Muhammed’in@ amcası Ebu Talip tarafından çok iyi kavranmıştı.

Özellikle kabilenin başı olan Ebu Talip, yeÄŸeninin çaÄŸrısına görünüÅŸte iman etmese de resmiyette inkâr politikası güderek onu koruması, törelere en uygun yol olacağı düÅŸüncesinde idi. Belki de bu düÅŸüncesini Hz. Muhammed @ ile paylaÅŸtı ve muhtemelen o da bu politikayı olumlu buldu. Ebu Talib’in görünüÅŸte iman etmeyerek resmiyette müÅŸrik inancında imiÅŸ gibi görünmesi ile kendisinin Darün Nedve’deki yetkileri ve konumu muhafaza edilmiÅŸ olacaktı. Böylece Hz. Muhammed’in @ korumacılığını yapmak yasal olduÄŸu gibi aynı zamanda müÅŸrikler nezdindeki geliÅŸmelerden haberdar olmak için irtibat da koparılmamış olacaktı. Fakat HaÅŸimoÄŸulları’ndan dileyen Hz. Muhammed’in @ yanında saf tutabilirdi. Mesela görünüÅŸte inkâr politikası takip eden Ebu Talip, oÄŸlu Ali’nin Hz. Muhammed’in @ safında yer almasını destekledi.

DiÄŸer taraftan Ebu Leheb ise Hz. Muhammed’in @ amcası olmasına raÄŸmen Safa tepesindeki bildirgenin okunmasından sonra tepki koymuÅŸ ve yeÄŸenini aÅŸağılamaya çalışmıştı. Safa tepesindeki toplananlardan sadece onun tepki koyması, onun ne kadar aÅŸağılık olduÄŸunu da göstermekteydi. Töreye göre ÅŸerefli olan hareketin yeÄŸeninin yanında olması ya da onu koruyucu olması gerekirken sırf ticari zaafa uÄŸrama ve mal kaybetme korkusu nedeniyle yeÄŸenini aÅŸağılayıcı laflarla taciz etmesi, Ebu Leheb’in ne kadar ÅŸerefsiz ve aÅŸağılık bir kimse olduÄŸunu göstermesi açısından yeterli bir göstergedir.

HaÅŸimoÄŸulları’nın kendi aralarında yaptıkları yemekli ve yemeksiz toplantılarda bu konu gündeme geldi ve Hz. Muhammed’in @ Safa tepesindeki bildirgesi üzerinde tartışılarak nasıl bir vaziyet alınacağı üzerinde duruldu.

Hz. Muhammed @ açısından ise kendi soyu olan HaÅŸimoÄŸulları’nın korumacılık yapmasından ziyade, kendisine inanarak desteklemesi ve kendi safında yer alması daha önemliydi. Zira o günkü ortamda kabilesinin kendisine inanmadığı / kendisine güvenmediÄŸi gibi bir izlenim verilmemesi açısından bu önemliydi. Bu nedenle Hz. Muhammed @ sadece HaÅŸimoÄŸulları’nın ileri gelenlerine, yaklaşık 40 (kırk) kiÅŸilik bir topluluÄŸa, yemek vermeyi ve o ziyafette onları kendi safına davet etmeyi tasarladı.

YemeÄŸin sonunda hareketine destek vermeleri hususunda bir konuÅŸma yapmayı planlamıştı, ancak yemeÄŸe amcası Ebu Leheb’in davetsiz misafir olarak katılması ve daha önce Safa tepesindeki olumsuz tavrı nedeniyle bu konuÅŸmayı gerek biraz korku gerekse çeÅŸitli tereddütleri nedenleriyle gerçekleÅŸtiremedi ve davetliler yemekten sonra dağıldılar.

Birinci giriÅŸim baÅŸarısız olmuÅŸtu. Ancak Hz. Muhammed @ Rabbin’den aldığı “bu iÅŸe sabırla baÅŸ koy/ asla geri adım atma / geri durma” emri çerçevesinde ikinci ziyafeti tertipledi. İkinci yemek davetine de davetsiz ve yüzsüz amcası Ebu Leheb yine katıldı, fakat bu kez Hz. Muhammed @ bütün cesaretini topladı ve ziyafetin amacını gerçekleÅŸtirmek için kabilesinin ileri gelenlerini kendi safına çağıran bir konuÅŸma yaptı.

Kendisine mesajlarını iletmek ve o mesajları doÄŸrultusunda hareket edilmesi için Cenab-ı Hak tarafından ağır bir sorumluluk ve görev verildiÄŸini bildirdi ve onlara Fatiha Suresini okudu. Onlardan katılım ve destek istedi. Fakat yemeÄŸe katılan davetliler arasında hiç kimsenin sesi çıkmadı. O onları bir daha kendi safına katılmaya davet etti, fakat yine kimseden aradığı desteÄŸi bulamadı. Üçüncü kez davetini tekrarladı ve yine kimseden ses çıkmayınca o sırada henüz on iki-on üç yaÅŸlarında olan Ali(ra) Hz. Muhammed’in @ davetine “Ey Allah'ın elçisi. Bu iÅŸte ben senin yardımcın ve destekçinim” diyerek destek çıktı. Fakat amcası Ebu Leheb, Hz. Muhammed’in @ bu davetine yine ÅŸiddetle karşı çıktı. Onun yanlış yaptığını, kabileye zarar verdiÄŸini ifade etti. Gerekçe olarak HaÅŸimoÄŸulları’nın kendisini ne Mekkelilere ne de tüm diÄŸer Arap kabilelerine karşı koruyacak güçte olmadığını söyledi. Ebu Leheb, kurulu ÅŸirk sistemine kabile olarak karşı çıkılması halinde bütün Arap kabilelerinin HaÅŸimoÄŸulları’nın üzerine çullanacağını ve kabilelerinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını belirtti. Bu nedenle Hz. Muhammed’in bu hareketinin HaÅŸimoÄŸulları’nın başına büyük bir bela açmakta olduÄŸunu ve derhal durdurulması gerektiÄŸini söyledi.

Ebu Leheb konuÅŸmasında ÅŸu hususlara da iÅŸaret etmeye çalıştı: “EÄŸer senin davetine katılacak olursak, ÅŸirk sistemi ile kurulan Mekke’nin ticari / dini piyasa yapısı bozulacak, özellikle hac dönemlerinde bütün Arap kabilelerinin katıldıkları ve yarım adadaki en büyük alışveriÅŸ merkezleri / pazarları olan Mecenne, Ukaz, ve Zulmecaz pazarları baÅŸka yerlere kayacak ve hatta diÄŸer Arap kabileleri tüm KureyÅŸ’in üzerine yürüyecek ve Mekke’den hepimizi sürüp çıkaracaklar.”

Ebu Leheb’in bu görüÅŸüne Ebu Talib karşı çıktı. Hz. Muhammed’in@ en yakın akrabaları olduÄŸunu ve ona yardım etmenin kendileri için büyük bir ÅŸeref olduÄŸunu belirtti.  Daha sonra Hz. Muhammed’e@ dönerek kendisini korumak ve kollamaktan asla geri durmayacaklarını söyledi. Bunun yanında hâlihazırdaki cari ÅŸirk dininden ayrılmayacağını da ifade etti. Böylece o kurulu sistemin yasaları içerisinde hareket etmeye devam edeceÄŸini bildirmiÅŸ oldu.

Ebu Leheb ise aÄŸabeyi Ebu Talib’e karşı çıkarak Hz. Muhammed’in@ muhakkak engellenmesi gerektiÄŸi aksi takdirde bu iÅŸ büyüyecek olursa çok büyük bir musibet ile karşı karşıya kalınacağını söyledi. Bunun üzerine Ebu Leheb’e kız kardeÅŸi Safiye karşı çıktı ve HaÅŸimoÄŸulları olarak Hz. Muhammed’i @ korumanın ÅŸeref, aksi davranışta bulunmanın ise zillet ve ÅŸerefsizlik olacağını ifade etti. Fakat Ebu Leheb görüÅŸünü savunmaya devam etti. Kız kardeÅŸi Safiye’nin kadın oluÅŸuyla alay ederek kadınların bu iÅŸe karışmamasını, onların olaylara duygusal bakarak hep yanlışa sürüklediklerini söyledi. Arapların üzerlerine geldikleri zaman nasıl ve hangi güçle karşı koyacaklarını bir düÅŸünmelerini, kendisinin kabileyi korumaya çalıştığını ifade etti. 

Tartışmalı geçen toplantıda son sözü kabile reisi olan Ebu Talip söyledi ve Ebu Leheb’i korkaklıkla suçlayarak, Hz. Muhammed’i@ koruyacaklarını, ona kimsenin dokunamayacağını ve onu korumak için gerekirse kanlarının son damlasına kadar savaÅŸacaklarını ifade etti. Böylece HaÅŸimoÄŸulları’nın nihai kararı Hz. Muhammed’in@ safında yer alınmasa da onu koruma altına almak ÅŸeklinde tecelli etti. Bu toplantıdan sonra akrabalarından Hz. Muhammed’in @ tarafına geçenler de oldu. Zamanla giderek Hz. Muhammed’in @ saflarına geçenler artmaya baÅŸladı.

2.8.Ebu Leheb’in karşıtlığı

Ebu Leheb’in kabile geleneklerine göre yeÄŸeni Hz. Muhammed’in @ korunmasına karşı çıkışının altında sahip olduÄŸu malı, mülkü ve statüyü kaybetme korkusu yatmaktaydı. O kabilesinin Hz. Muhammed’i @ korumasına karşı olmakla kalmıyor aynı zamanda ona muhalefette müÅŸriklerle birlikte hareket ettiÄŸi için akrabaları tarafından eleÅŸtiriliyor ve onların aÅŸağılayıcı bakış ve sözlerine muhatap oluyordu. O da Mekkeli müÅŸriklere ÅŸirin görünmek için elinden geleni yaparak ÅŸerefsiz ve ÅŸahsiyetsiz bir yol seçiyordu.

Onun ÅŸahsiyetsizliÄŸi o derecedeydi ki yeÄŸenine eziyetler yapmak, ailesine acılar çektirmek ve böylece Mekke’nin MüÅŸrik ileri gelenlerinin gözüne girmek ona daha sevimli geliyordu. Onun bu aÅŸağılık çabalarına Ebu Süfyan’ın kızkardeÅŸi olan karısı Ümmü Cemil de destek veriyordu. Onlar Hz. Muhammed’e@ sıkıntı vermek ve acı çektirmek için çok adi yöntemlere baÅŸvuruyorlardı.

Ebû Leheb ve karısı ilk önce Hz. Muhammed’e @ evlatları üzerinde acı vermeyi denediler. Ebu Leheb’in oÄŸlu Uteybe, Hz. Muhammed’in @ kızlarından Ümmü Gülsüm ile ve diÄŸer oÄŸlu Utbe ise yine kızı Rukiyye ile evliydi. Ebu Leheb ve karısı iki oÄŸlundan da eÅŸlerini boÅŸamaları için her türlü fitne-fesat-dedikodu ve baskıyı yapmaya baÅŸladılar. İlk zamanlar her iki oÄŸlu da bu giriÅŸimlere direndiler; zira eÅŸlerinden memnundular. Ancak sonunda onların bu giriÅŸimleri Uteybe üzerinde etkili oldu ve o, eÅŸini boÅŸamaya karar verdi. Utbe ise provokasyonlara gelmedi ve eÅŸini boÅŸamaya yanaÅŸmadı.

Bu ve buna benzer giriÅŸimler Hz. Muhammed’in @ yoluna dikenleri sermeye yönelik giriÅŸimlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak elçisine onların yaptıklarına karşı Tebbet Suresini indirdi. Bu sure ile ÅŸu mesajlar ve mucizevi ihbarlar veriliyordu:

“Ey ÅŸahsiyetsiz, ÅŸerefsiz kiÅŸi ile karısı! Bu yaptıklarınız sizin kahrolmanıza sebep olacak! Zannetmeyin ki yaptığınız aÅŸağılık hareketler müÅŸrikler nezdinde çok iyi karşılanacaksınız. Zannetmeyin ki onlar size paye verecek. Bu yaptıklarınızla kurtulacağınızı zannediyorsanız aldanıyorsunuz. Onlar size asla itibar etmeyecekler. Bu yaptıklarınız nedeniyle yarın ne Hz. Muhammed @ taraftarları arasında bir yeriniz olacak ne de müÅŸrikler nezdinde bir yeriniz olacak ve siz hiçbir yere sığamayacaksınız.  Malınız, mülkünüz, statünüz sizi kurtaramayacak. Bu yaptıklarınız size asla bir fayda saÄŸlamayacak. Siz kendi ateÅŸinizi kendiniz yaktınız. Karın yaptığı dedikodular ile o ateÅŸe sürekli odun taşıyor, tıpkı boynunda gerdan yerine urgan ipi olan bir köle gibi. Bunlar dünyadaki azap! Bir de bu yaptıklarınızın ahretteki karşılığı olan ateÅŸ azabı var!”

Rahman ve Rahim Allah Adına

1-5- Ebu Leheb’in iki eli / gücü, kudreti kurusun! Kahrolsun! (yok olsun!); zaten kendisi de kahroldu, kahrolacak. Ne malı ne de yaptıkları, onu kurtaramayacak. (O) alevli bir ateÅŸe girecektir, karısı da (onun ateÅŸine) odun hamallığı yapacak. Gerdanındaki (kölelik tasması gibi) saÄŸlam bir urgan ipi (ile). (Tebbet Suresi 1-5)

 

2.9.Mekkelilere ÇaÄŸrılar

Safa tepesinden yapılan çaÄŸrıdan sonra Mekke kamuoyunda okunan bildirgenin mesajları tartışılır. Darün Nedve’deki iblislerin tavırları bu bildirgenin mesajlarını boÅŸa çıkarmak ve Hz. Muhammed’i @ itibarsızlaÅŸtırmak için ona cinlerin, ÅŸeytanların (ecnebi ÅŸeytanların / dış güçler) kendisine seslendiÄŸini ifade etmiÅŸlerdir. Onlara göre kurulu düzeni tehdit ederek Mekke’yi, yarımada Araplarını ve hatta İran / Sasani, Mısır, Bizans gibi süper güçleri de karşısına alan bu bildirge ancak cinler / ÅŸeytanlar (ecnebi ÅŸeytanlar / dış güçler) tarafından Hz. Muhammed’e@ okunmuÅŸ olmalıdır. Zira asırlardır uygulanan ÅŸirk sistemine karşı çıkmak hiçbir akıllının izleyeceÄŸi yol deÄŸildir.  Bu olsa olsa çevre ülkelerden bazı ecnebilerin ÅŸeytani düÅŸüncelerini Hz. Muhammed’e @ anlatıp onu ayartmasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Yani onlara göre Hz. Muhammed @ kökü dışarıda olan bazı yabancı güçlerin görüÅŸlerini kendi toplumuna empoze etmeye çalışıyordu.

Mekke’nin iblis yöneticileri bu iddiaları ile Hz. Muhammed’in @ peygamberliÄŸinin yalan ve önerdiÄŸi öÄŸretisinin ilahi kaynaklı olmadığını ifade etmeye çalışıyorlardı.  Åžayet  onun iddiaları halk tabanında tutmazsa, tehdit ortadan kalkabilecekti. Aksi takdirde bu okumaların / bildirgelerin arkası gelir de halk, Hz. Muhammed’in @ bildirgelerinden etkilenecek olursa iÅŸte o zaman çok zor durumda kalacaklardı. Mekke halkını Hz. Muhammed’in @ yanından ve mesajlarından uzaklaÅŸtırmak için onun peygamberliÄŸi hakkında ÅŸüphe ve tereddüt yaratacak bu tür iddialar ortaya attılar. Ama onların bu iddialarına karşı Cenab-ı Hakk’ın cevabı gecikmedi. Cevap Tekvir suresi ile verildi.

Cenab-ı Hak, Tekvir suresi ile önce Kıyamet sahnelerini tasvir ederek Mekkeliler üzerine kopacak toplumsal kıyameti anlattı. Tasvire göre kozmik kıyamette güneÅŸin sönmesi, gökteki yıldızların dökülmesi gibi gelecekte yaÅŸanacak Mekke toplumunun kıyametinde de bugün için gökteki yıldızlar gibi parlayan, güneÅŸ gibi ışıyan ÅŸirk sisteminin önderlerinin o gün bu makam ve mevkilerini kaybedeceklerine, hepsinin teker teker sönüp döküleceÄŸine iÅŸaret edildi. Böylece Kıyamette nasıl kozmik sistem yıkılacaksa Mekke’nin toplumsal kıyametinde de ÅŸirk sisteminin yıkılacağı ifade edildi.

 Araplar için doÄŸumu yaklaÅŸmış devenin başından ayrılmalarının ancak kozmik kıyametin dehÅŸeti gibi çok tehlikeli durumlarda olacağı sahnesinden hareketle Mekkelilerin toplumsal kıyametlerinde de bugün için çok deÄŸer verdikleri ÅŸeyleri terk etmek zorunda kalacaklarına iÅŸaret edildi. Nasıl ki kozmik kıyamette vahÅŸi hayvanların bile can derdine düÅŸerek artık avlanmayı, birbirlerini parçalamayı akıllarına bile getirmedikleri ve hepsinin bir araya gelip toplanacağından hareketle yarın Mekke’nin toplumsal kıyametinde de ÅŸirk sisteminin vahÅŸi, ÅŸiddetli, öfkeli ve kudretli kiÅŸi, kurum ve kuruluÅŸlarından hiçbir eser kalmayacağı, herkesin kuzuya döneceÄŸi, birbirini yiyen vahÅŸi kabilelerin bile bu alışkanlıklarından vazgeçeceÄŸi ve bir araya gelecekleri vurgulandı.

Kıyamet tasvirlerinden sonra hesap gününde suçsuz, günahsız ve masum kız çocuÄŸunun neden diri diri topraÄŸa gömüldüÄŸü tasviri üzerinden Mekke’deki ezilen, aÅŸağılanan, zillete duçar edilen, yoksul, kimsesiz kiÅŸilere bu zulmü yapanların kimler olduÄŸu ve neden böyle bir zulme maruz kaldıklarının, hangi yanlış ve günahlarının olduÄŸunun sorulacağı ifade edildi. Bu öyle bir hesaplaÅŸmayı ifade eder ki yarın bu zulme uÄŸrayanların topluma egemen olacaklarını ve bugünün egemenlerinden yaptıklarının hesabının sorulacağı vurgusu vardır.  GerçekleÅŸtirilecek muhakeme sonrasında gizli kapaklı kalmış her ÅŸeyin ortaya getirileceÄŸi ve herkesin ne yaptığının ortaya çıkacağı belirtildi. Daha sonra bu yapılanlar karşısında verilecek ceza ve mükafatların o hesap gününde ortaya konacağı dile getirildi.

 

Rahman Rahim Allah Adına.

1- 14- GüneÅŸ katlanıp dürüldüÄŸünde, yıldızlar döküldüÄŸünde, daÄŸlar yürütüldüÄŸünde, on aylık / doÄŸurması yakın olan gebe develer umursanmadığında, / terk edildiÄŸinde, vahÅŸi hayvanlar bir araya toplandığında, denizler kaynatıldığında, nefisler eÅŸleÅŸtirildiÄŸinde, diri diri topraÄŸa gömülen kıza sorulduÄŸunda, “Hangi günahtan dolayı öldürüldü?” diye, amel defterleri açılıp yayınlandığında, gök sıyrılıp açıldığında, cehennem kızıştırıldığında ve cennet yaklaÅŸtırıldığında.  Herkes ne getirmiÅŸ olduÄŸunu anlar. (Tekvir Suresi 1-14)

Sure, daha sonra sözü Safa tepesindeki bildirgeden sonra Mekkelilerin takındıkları tavra getirdi. Yöneticilerinin tavrından korkan Mekke halkı, bildirgedeki mesajları duyduktan sonra Ebu Leheb’in de olumsuz karşı çıkışından sonra sinmiÅŸler ve pısırık bir ÅŸekilde yuvalarına / evlerine girmiÅŸlerdi.  Gökyüzündeki cisimlerin hareketlerinin tasvirinden yola çıkarak Mekke halkından bu ÅŸekilde sinik ve korkak davranış ortaya koyanlara dikkatler çekildi. Onların karanlığı geçip gitmekte olan geceye atıfla ÅŸirkin meydana getirdiÄŸi bunalımların, baskıların, zulümlerin, haksızlıkların artık sona ermeye baÅŸladığına, nefes almaya baÅŸlayan yani doÄŸmaya baÅŸlayan sabaha atıfla da adaletin, barış ve huzurun hâkim olacağı aydınlık bir günün doÄŸmakta olduÄŸuna iÅŸaretle bu pısırık ve korkak hareketlerin onaylanamayacağına iÅŸaret edildi.

15-18- Yeminle Hayır! O sinenlere, çekilip giderek evlerine / yuvalarına gidenlere. Karanlık gece geçip gitmeye yöneldi ve aydınlık sabah nefes almaya baÅŸladı. (Tekvir Suresi 15-18)
 

Mekkelilerin bu korkak tavırları kınandıktan sonra Cenab-ı Hak, onlara Hz. Muhammed’de @ asla bir delilik ve cin çarpması emaresinin bulunmadığı gibi, getirdiÄŸi öÄŸretilerin de asla kökü dışarda olan ecnebi ajan ve ideologların ayartması olmadığını ya da onun herhangi bir ÅŸekilde yabancılardan etkilenerek böyle bir harekete giriÅŸmediÄŸini ifade etti. Ayrıca onun söylediÄŸi sözlerde herhangi bir ÅŸeytaniliÄŸin bulunmadığı ve yine geçmiÅŸinden bilindiÄŸi gibi onun çok deÄŸerli, dürüst, güvenilir, itaat edilmeye layık ve çok itibarlı bir ÅŸahsiyet olduÄŸunu belirtti. Öyle ki Kendisinin de ona çok deÄŸer verdiÄŸini, katında çok itibarlı ve seçkin bir elçi olduÄŸunu, son derece güvenilir ve itaat edilmeye layık bir ÅŸahsiyet olduÄŸunu vurguladı. Ayrıca onun asla cin çarpması sonucu bu sözleri söylemediÄŸini, onun aklı başında ve ne söylediÄŸini bilen bir kimse olduÄŸunu belirtti. Söz konusu ayetlerde Cenab-ı Hakk’ın elçisi hakkında ÅŸu hususlar da dile getirilir:

“Safa tepesinde iÅŸaret ettiÄŸi tehlikeyi o apaçık bir ÅŸekilde görmüÅŸtür. Onun Mekke toplumunun geleceÄŸi konusunda gördüÄŸü ve ihbar ettiÄŸi ÅŸeyler asla kendi görüÅŸü deÄŸildir. Onlar tamamen ilahi olarak bildirilen ve kendisinin de müÅŸahede ettiÄŸi ÅŸeylerdir. Mekke toplumunun ahireti hakkında söylediÄŸi hususlar asla yabancıların kendisini ayartmak için söylediÄŸi ÅŸeyler deÄŸildir. Bunlar ilahi sosyolojik yasalardır. Allah elçisine bunu bildirmiÅŸ ve o da bunları açık bir ÅŸekilde müÅŸahede etmiÅŸtir. Aslında sizler de kötü akıbetinizi görüyorsunuz. Bu gidiÅŸatla giderseniz sonunuzun iyi olmadığını gayet iyi biliyorsunuz. Elçimizin sizi davet ettiÄŸi tevhidi dünya görüÅŸünün sizin yegâne kurtuluÅŸ yolunuz olduÄŸunu ve bu dünya görüÅŸünün ÅŸeytan iÅŸi olamayacağını da müÅŸahede etmektesiniz. Bütün bunlara raÄŸmen neden hala elçimizin size teklif ettiÄŸini tercih etmiyorsunuz? Nedir bu kararsızlık ve kaçış haliniz? Neden hala inatla ÅŸirk sisteminden vazgeçmiyorsunuz?  Bu gidiÅŸ nereye böyle? Åžayet ders alıp vazgeçmiyorsanız, biz size sadece öÄŸüt veriyoruz. Dileyen bu öÄŸütleri alır ve yolunu düzeltir. Yolunu düzeltmeyen de sonuçlarına katlanır. Tercih sizin. O size irade vermiÅŸ dileyen yanlış yolu, dileyende doÄŸru yolu tercih eder. Allah’ın iradesi bu ÅŸekilde tecelli etmiÅŸtir. Allah sizler için tevhidi dünya görüÅŸünü dilemiÅŸtir. Sizin kurtuluÅŸunuz ancak bundadır. Aksi takdirde yok oluÅŸunuz kaçınılmazdır. Allah sosyolojik kuralı böyle koymuÅŸtur. Kimse deÄŸiÅŸtiremez. Sizin baÅŸka seçeneÄŸiniz de yoktur.”

 

19- 29- KuÅŸkusuz bu, deÄŸerli bir elçi sözüdür; O güçlüdür, ArÅŸ’ın Sahibinin yanında çok itibarlıdır, kendisine itaat edilmesi gerekir, zira o çok güvenilirdir de. Sizin sahibiniz / arkadaşınız olan bu elçi asla yabancıların / ecnebilerin / cinlerin etkisi altında deÄŸildir. Andolsun o, onu (akıbetinizi) apaçık bir ufuk olarak gördü. Onun gayb / gelecek hakkında söyledikleri zan / tahmin deÄŸildir. Bu, kovulmuÅŸ Åžeytanın sözü de deÄŸildir. Hal böyleyken / buna raÄŸmen siz nereye gidiyorsunuz? Bu, âlemler için öÄŸütten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir ve bu içinizden doÄŸru yola gitmek isteyenler içindir. Alemlerin Rabbi olan Allah’ın dilemesi budur. Siz ancak bunu dileyebilirsiniz. (Tekvir Suresi 19-29)

 

Hz. Muhammed @ nazil olan bu ayetleri Kabe’nin avlusunda toplanan insanlara okudu. Halihazırda Mekke’nin ileri gelenleri onun bu giriÅŸimini engellemiyorlardı. Ama çok büyük kaygı duyuyorlardı. Çünkü bu hareket geliÅŸip halk arasında yayılacak olursa ÅŸirk sisteminin sonu gelebilirdi. Bu nedenle çok yakında onu fiili engelleme yoluna gideceklerdi. Åžimdilik sözlü tezviratla hareketi bastırmayı yeÄŸlediler. DiÄŸer taraftan Mekke halkının da bu hareketin yanında saf tutması öyle kolay karar verilecek bir ÅŸey deÄŸildi. Zira Hz. Muhammed @ ÅŸirk sisteminin açmazlarına, sıkıntılarına, sorunlarına çözüm getirecek bir manifesto ortaya koymuÅŸ olsa da onun baÅŸlattığı bu hareketin henüz nereye gideceÄŸi belli deÄŸildi. Mekke halkı onun yanında hemen saf tutmaktansa biraz durup geliÅŸmeleri takip etmenin daha saÄŸlıklı olacağını düÅŸünüyordu.

 

2.10.Mekkelilerin Çekinik Davranmaları Karşısında Hz. Muhammed’e @ Motivasyon

ÇaÄŸrısına Mekkelilerin hemen olumlu tepki vermemeleri Hz. Muhammed’de@ bir kaygı yaratmıştı. Bu iÅŸin zor olacağını biliyordu ama bu kadar da zor bir süreç olacağını düÅŸünememiÅŸti.

Bu noktada Cenab-ı Hak elçisine hemen motivasyon desteÄŸini verdi ve izleyeceÄŸi stratejiyi A’la suresi ile gösterdi. Åžöyle ki:

“O, elçisine Kendi isminin ve nizamının üstün kılınması için mücadele etmesini / tesbih etmesini emretti. Bu emirle ÅŸirk sisteminde Cenab-ı Hakk’ın isimlerini, sıfatlarını O’ndan baÅŸkasına veren ve O’nun yetkilerini üstendikleri iddiası ile iÅŸ tutan ÅŸirk sisteminin temsilcilerinin oluÅŸturdukları inanç sisteminin yıkılması için var gücüyle çalışmasını istedi. O yüceler yücesi Rab her ÅŸeyi yaratır. Her ÅŸeye yaratılış amacına uygun yasalar ve ölçüler koyar. O, her ÅŸeye ölçüsünü verdiÄŸi gibi ulaşılması gereken hedefi de gösterir, onlara yol göstericiliÄŸi / rehberliÄŸi yapar. İradeli mahlukatına yol göstermeyi de elçileri aracılığıyla yapar. Onları asla yardımsız, yalnız ve başıboÅŸ bırakmaz. O yaÅŸamı ve yaÅŸam kaynaklarını yaratır ve sonunda o yaÅŸama bir son da verir. İşte Cenab-ı Hakk’ın varlık dünyası için çizdiÄŸi kural budur ve bu kural sürekli cereyan etmektedir.”

 

Rahman, Rahim Allah Adına.

1-5-Rabbinin ismini egemen kılmak / üstün kılmak için mücadele et / tesbih et. Ki O, (her ÅŸeyi) yaratır, yaratılış amacına uygun düzenlemeler yapar, ölçü koyar ve yol gösterir. O, hayat verdiÄŸi gibi sonrasında onların hayatlarına son da verir. ([1]) (A’la Suresi 1-5)

 

Cenab-ı Hak aynı surede elçisine devamla ÅŸu mesajlarını da iletti;

“Åžimdi sen de bu kural gereÄŸi insanlara Rabbinin yol göstericiliÄŸi / hidayet rehberliÄŸi çerçevesinde görevlendirildin. Bu nedenle sen insanları davet edeceksin, onları davet edeceÄŸin ÅŸeyleri sana okutacağız, öÄŸreteceÄŸiz ve sen onları çağıracaksın. Sen bu davetinden / çaÄŸrından asla geri durmayacak ve asla bu çaÄŸrıyı terk etmeyeceksin. Senin bu çaÄŸrın Rabbinin dilediÄŸi bir süre kadar devam edecek. GeçmiÅŸ peygamberlere gelmiÅŸ olan ancak bugün insanlardan gizlenen öÄŸretileri de Rabbin gayet iyi bilmektedir. Dolayısıyla bu unutulmuÅŸ ya da insanlardan saklanan öÄŸretiler de açığa çıkarılıncaya kadar senin davetin devam edecek.”

 

6-7- Biz sana okutacağız / davet ettireceÄŸiz ve sen bundan asla vazgeçmeyeceksin / bırakmayacaksın / terk etmeyeceksin / unutmayacaksın. Allah’ın dilediÄŸi (süre) kadar.  KuÅŸkusuz ki O, açığı da bilir, gizliyi de. (A’la Suresi 6-7)

 

Cenab-ı Hak, elçisine mesajlarına ÅŸöyle devam etti:

“Sen bu çaÄŸrıyı yaparken ‘acaba bu çaÄŸrımın faydası olur mu?’ gibi tereddütlü düÅŸüncelere kapılıp çaÄŸrıdan vazgeçmeyi aklından bile geçirme! Sen sadece çaÄŸrıyı yap! Rabbinden haÅŸyet duyan, O’na yakın olmak isteyen bu çaÄŸrıya icabet edecektir. Åžirk sisteminin pisliklerinden arınmak isteyen, temiz ruhlu insanlar, dürüst olmak isteyen ve güzel eylemlerde bulunmak isteyen salih insanlar bu çaÄŸrıya olumlu cevap vereceklerdir. Böylece onlar kurtulacaklardır. Onlar Allah’ın adını egemen kılma mücadelende sana destek olacaklardır. / salat edeceklerdir. Ama bedbahtlar, kendini Allah’tan uzak tutmak isteyenler ise senin bu çaÄŸrına olumsuz yanıt verecekler ve onlar için gelecek çok fena olacaktır. İçine düÅŸtükleri hal, öyle bir hal olacak ki ne ölüp kurtulacaklar ve ne de yaÅŸayacaklar.  Bu hal onların içlerini yakacak, kendilerine bir iç sızısı verecek, yüreklerini daÄŸlayacaktır. Yapacağın mücadelende sana her türlü imkân ve kolaylıklar saÄŸlanacak ve sonunda ÅŸirk sistemi sona erecek, İslam, barış, huzur ve mutluluk hâkim olacaktır.”  

Bu surenin sonunda Cenab-ı Hak davet edilmesine raÄŸmen çekinik davranan Mekkelilerin neden böyle bir davranış içerisinde olduklarına da deÄŸinir:

“Hz. Muhammed @ geçmiÅŸ elçilerin yaptığı çaÄŸrılardan farklı bir çaÄŸrı yapmamaktadır. Kendisinden önce gelmiÅŸ elçiler de aynı dine yani İslam’a davet etmiÅŸlerdi. Kabe’nin içerisinde saklanan İbrahim @ ve Musa’ya @ ait sahifelerde de Hz. Muhammed’e @ inzal edilen ilkeler mevcuttur. Fakat insanlar toplumsal sorunlarına köklü, kalıcı çözümler getirmek, uzun vadeli plan ve program yapmak yerine, günü kurtaran pansuman tedbirleri içeren ve kısa vadeli çözümleri tercih etmek daha hoÅŸlarına gitmektedir.  Böylece onlar doÄŸru, kalıcı ve geleceÄŸe dönük ama zorlu yolu tercih etmemektedirler. Halbuki her nimetin bir külfeti vardır. Elçinin davetine uymak ÅŸu anda zor gelebilir ama uzun vadede asıl kazanç elçinin davetine icabet etmektedir.”

 

8-19- Biz, (böylece) huzura, barışa ve mutluluÄŸa giden yolda / görevinde baÅŸarman için sana her imkânı saÄŸlayacağız. Bu nedenle hemen öÄŸüt ver / hatırlat, bu öÄŸütün / hatırlatman fayda verecek mi diye düÅŸünmeden öÄŸüt ver / hatırlat! (Allah’a) yakın olmak isteyen / haÅŸyet duyan, düÅŸünüp ondan öÄŸüdünü alacaktır.  Bedbaht olan ise ondan kaçınacaktır. Ki o, en büyük ateÅŸe atılacak. Ve o orada ne ölecektir ne de hayat bulacaktır. Arınan ise, kendini kurtarmıştır. Ki o, Rabbinin adını anıp salat eden (namazı müteakiben kamu hizmetini ve sorunlarını üstlenen) kimsedir. Fakat siz kısa vadeli / günü birlik / günü kurtaran bir yaÅŸamı tercih ediyorsunuz, oysa uzun vadeli / gelecek dikkate alınarak / planlı programlı bir yaÅŸam daha iyi ve daha kalıcıdır. Gerçek ÅŸu ki, (bütün) bunlar, geçmiÅŸ vahiylerde (bildirilmiÅŸ)tir. İbrahim ve Musa’ya indirilen vahiylerde.  (A’la Suresi 8-19)

 

Böylece Hz. Muhammed @ Rabbi’nin verdiÄŸi moral ve motivasyon ile görevini yerine getirmeye devam edecektir.

 

2.11.Mekke Yönetimini Bekleyen Akıbet

Hz. Muhammed’in @ Safa tepesinde yaptığı çaÄŸrıya karşı Mekke halkı hala tepkisizdir. Onlar, kurulu ÅŸirk sisteminin sahiplerinden korkmaları nedeniyle ve Hz. Muhammed’in @ elçiliÄŸi konusundaki tereddütlerinden dolayı “bekle gör” politikası güdüyorlardı.  Cenab-ı Hak ise peÅŸ peÅŸe inzal ettiÄŸi surelerle onlara bu politikalarının anlamsızlığını belirtti. Karanlığın en koyu olduÄŸu zaman aydınlanmanın gelmeye baÅŸlayacağını ve gelecek günlerin Mekke’ye aydınlık günler getireceÄŸini söyledi. Ancak bu aydınlanmanın öyle “gökten zembille” deÄŸil onların kendilerine sunulan ilahi öÄŸretinin yanında yer almaları ile olacağını bildirdi. Allah’a yakın olmak isteyenlerin, gelir dağılımında adalet isteyenlerin, kazancını ihtiyaç sahipleri ile paylaÅŸmak isteyenlerin, hedefi ve çabası iyilik, güzellik ve hayır olanların tevhit çaÄŸrısına kulak vererek Hz. Muhammed’in @ yanında saf tutmaları halinde, aydınlık bir geleceÄŸe kavuÅŸmalarının Kendi yardımı sayesinde çok kolay olacağını söyledi.

DiÄŸer taraftan Hz. Muhammed’in @ karşısında yer alan ve ilahi öÄŸretinin rehberliÄŸine ihtiyaç hissetmeyenlere, azgınlara, kendi kibir ve gururu içerisinde oyalanıp duranlara ve cimrilik edip adaletli gelir dağılımına karşı çıkanlara ise sıkıntılı, zorlu ve acı dolu bir geleceÄŸin beklediÄŸini ifade etti. Onların geleceÄŸinin de iyi olmadığını, sosyal sarsıntıların ya da dış güçlerin bir saldırısı sonucunda çöküÅŸ ve yıkımların kendilerini beklediÄŸini belirtti. BaÅŸ aÅŸağı devrilip gidecekleri zaman, çok güvendikleri servetlerinin bir iÅŸe yaramayacağını da özellikle vurguladı. Bunun geçmiÅŸte hep böyle olduÄŸunu, gelecekte de böyle olacağını zira bunun Allah’ın koyduÄŸu toplumsal bir kanun olduÄŸunu bildirdi.

Aynı sure kapsamında, Cenab-ı Hak, yapılan zulümlere verilecek karşılığın dünya hayatındaki cezalarla sınırlı kalmayacağını bunun bir de ahiretteki ateÅŸ azabı boyutunun olduÄŸuna da iÅŸaret etti. Mekkelileri bu çılgın ateÅŸ azabından koruyacak olanın sadece hiçbir karşılık beklemeksizin sırf Allah rızası için malını vermek, O’nun rızası için adaletli gelir dağılımını istemek ve Allah’a yakın olmayı istemek olduÄŸunu belirtti.

Leyl suresi kapsamında beliÄŸ bir sunuÅŸla çaÄŸrısını yapan Cenab-ı Hak, böylece Mekkelilerin Elçisinin yanında saf tutmaları konusunda gerekli uyarılarını yapar: 

 

 

Rahman Rahim Allah Adına.

1-21- (Yeryüzünü) karanlığa boÄŸan geceye, aydınlanmaya baÅŸladığı zaman gündüze, erkeÄŸi ve diÅŸiyi yaratana and olsun ki, (Ey insanlar!) sizler farklı hedefleri olan çabalar içindesiniz! Fakat kim malından / kazancından (halka) verirse / adaletli gelir dağılımı yaparsa, takvalı davranırsa ve en güzel yolu / tevhit üzere olmayı kabul ederse, iÅŸte onu huzur, barış ve mutluluÄŸa giden yolda muvaffak kılacağız. Fakat kim cimrilik yapar, kendini müstaÄŸni görür ve en güzel olanı / tevhit üzere olmayı reddederse iÅŸte ona da zorluk, azap ve sıkıntıya giden yolda muvaffak kılacağız. Bakalım baÅŸ aÅŸağı yıkılıp gittiÄŸi zaman serveti onu kurtaracak mı? Bakın! Bize düÅŸen doÄŸru yolu göstermektir. Muhakkak ki ÅŸimdi de Bizimdir, gelecek de. İşte bu nedenle, yalanlayan, yüz çeviren, karanlık ruhlu azgınlardan baÅŸkasının girmediÄŸi, çılgın alevler saçan bir ateÅŸe karşı Ben sizi uyarıyorum. Kimseden karşılık beklemeden, sadece Yüce Rabbinin rızasını umarak, arınmak için malını halka veren / adil gelir dağılımı yapan takvalı kiÅŸi ondan uzak tutulacaktır.  İşte onlar, zamanı geldiÄŸinde sevinci tadacaklar / hoÅŸnut olacaklar. (Leyl Suresi 1-21)

 

​

 

([1])NOT:Ayetlerin lafzen “YeÅŸil otları çıkarır ve sonra da onu kuru çerçöpe çevirir” meali yerine o zamanki Araplar için ifade ettiÄŸi anlamı ayet meali olarak tercih edilmiÅŸtir. (A.A)

2.12.Mekkelilere Bir ÇaÄŸrı Daha

Hz. Muhammed’in @ Safa tepesinden Mekkelilere karşı Fatiha Suresi bildirgesi ile yaptığı çaÄŸrı sonrası halk, hala bu çaÄŸrıya katılım konusunda tereddütler yaÅŸamaktadır. Her ne kadar peÅŸ peÅŸe gelen Tekvir, A’la, Leyl sureleri ile birçok kiÅŸi gelip harekete iÅŸtirak etmiÅŸlerse de hem erdemli hem de saÄŸduyulu daha bir hayli fazla sayıda Mekkeli vardı. Onların da harekete katılımı bekleniyordu. Fakat Mekke ÅŸirk yönetiminin ve Arap yarımadasındaki ÅŸirk temsilcilerinin dahası yarımadayı da aÅŸan dönemin global sermaye temsilcileri yani küresel tüccarlar ve onların oluÅŸturdukları networkün (ilaf) gücü korkutucu idi. Çünkü mevcut ÅŸirk sistemi asırlardır oturmuÅŸ bir yapı arz ediyordu. Zaten Ebu Cehil gibi müÅŸrik baronların azgınlıkları ve hukuk tanımazlıkları da bu ÅŸer odaklarının oluÅŸturduÄŸu ÅŸebekenin (ilaf) gücüne olan güvenden kaynaklanıyordu. Faziletli ve saÄŸduyulu Mekkelilerin harekete katılmasını saÄŸlamak için onlara kurulu ÅŸirk sisteminin sonunun geldiÄŸini göstermek suretiyle onları cesaretlendirmek gerekiyordu.

Bu amaçla Cenab-ı Hak, Fecr suresi ile Mekke halkına yaptığı yeni çaÄŸrıda; ÅŸafağın doÄŸmakta olduÄŸunu, aydınlanmanın yakın olduÄŸunu ve ÅŸirk zulmünün meydan getirdiÄŸi karanlık gecelerin sayılı ve geçip gitmekte olduÄŸunun müjdesini verdi. Daha sonra hukuksuz ve zorbaca uygulamalar yaparak zulmeden müÅŸrik ileri gelenlerin sonunun yıkım, azap ve ÅŸiddetli bir cezalandırma olduÄŸunu, Firavun ve Ad kavminin yöneticileri üzerinden metafor kullanarak ifade etti. Benzetme yapılan kavim ve yöneticilerin öne çıkarılan en önemli vasıflarının ise asla sarsılmaz, yıkılmaz, gelmiÅŸ geçmiÅŸ en büyük ve en güçlü sistemlerine sahip olmalarıydı. Onların gücü ve büyüklüklerine vurgu yapmak için “kazıklar sahibi, sütunlar sahibi, benzeri yaratılmamış beldeler, kayalardan evler yontarak ÅŸehirler yapan yönetimler” ifadelerini kullandı. Böylece tarihte yıkılmaz, yenilmez, devrilmez sanılan yapıların bile tarihin çöplüÄŸüne atıldığına dikkate çekerek Mekke ve çevresinde oluÅŸturulmuÅŸ ÅŸirk sisteminin asla yıkılamayacağı gibi bir zanna kapılmanın yanlışlığını ortaya koydu.

Devletler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar adaletten, merhametten uzaklaşır da yozlaÅŸmaya, ahlaksızlığa, çürümeye sebep olacak politikalar izleyecek olurlarsa yıkımlarının da kaçınılmaz olacağı ve sonunda azap kırbacı / yıkım azabı ile yüz yüze gelecekleri bu surede ifade edildi. Dahası kendilerini sorumsuz ve yaptıkları yolsuz, hukuksuz iÅŸlerin, zalimane tavır ve davranışların hiç kimse tarafından izlenmediÄŸini, görülmediÄŸini ve hesap vermeyeceklerini zanneden Firavun ve Ad kavmi ileri gelenleri gibi azgınların her hareketinin Cenab-ı Hak tarafından izlendiÄŸi ve kaydedildiÄŸi belirtilirken zımnen Mekke yöneticilerinin yaptıkları hukuksuz ve zalimane icraatların da izlendiÄŸi ifade edilmiÅŸ olur.

 

Rahman, Rahim Allah Adına.

1–14. Aydınlanan ÅŸafaÄŸa, on geceye, çifte ve teke, geçip giden ÅŸu geceye andolsun ki, iÅŸte bunlarda, akıl sahibi için bir yemin var deÄŸil mi?  Ad kavmine, sütunların sahibi İrem’e, (ki, beldeler içinde bir benzeri yaratılmamıştı) vadilerde kayaları kesen Semud kavmine, o kazıklar sahibi Firavun’a Rabbinin ne yaptığını görmedin mi? Onlar ki, o ülkelerde hak ve adalet sınırlarını aÅŸtılar. Dolayısıyla da oralarda büyük bir yozlaÅŸma ve çürümeye sebep oldular. Onun için de Rabbin üzerlerine azap kamçısı yaÄŸdırdı. Åžüphesiz ki Rabbin gözetlemektedir. (Fecr Suresi 1-14)

 

Mekke halkının Hz. Muhammed’in @ safında yer almasını engelleyen bir diÄŸer önemli faktör toplumdaki sınıfsal uçurumların Cenab-ı Hak tarafından meÅŸru kabul edildiÄŸi ÅŸeklindeki yanlış inanç idi. Bu kanıya göre, zenginler sahip oldukları servetleri, iktidardakiler sahip oldukları otoriteleri birer sınanma aracı deÄŸil de Cenab-ı Hakk’ın kendilerini diÄŸer insanlardan daha çok sevdiÄŸinden elde etmiÅŸlerdi. Rableri onları diÄŸer insanlardan üstün kıldığı için onlara mal ve otorite verdiÄŸine inanılıyordu.

DiÄŸer taraftan Mekke halkının yoksulları, fakirleri, zayıfları ve miskinleri de aynı yanlış kanaatin kurbanı idiler. Onlarda bunun bir kader olduÄŸunu Cenab-ı Hakk’ın zengin ve iktidardaki insanlara kıyasla kendilerini sevmediÄŸi, aÅŸağıladığı, horladığı ve nefret ettiÄŸi için onlara mal ve mülk vermemiÅŸ olduÄŸuna inanıyorlardı.

 

15-16- İnsana gelince, Rabbi onu her ne zaman sınayıp da kendisini üstün kılar ve nimetler verirse: “Rabbim beni üstün kıldı” der. Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa: “Rabbim beni aÅŸağıladı” der. (Fecr Suresi 15-16)

 

Mal ve mülkün, rızık ve yönetimin Cenab-ı Hak tarafından insanları bir sınama aracı olarak insanlar arasında sürekli dolandırıldığını deÄŸil de Rablerinin tayin ettiÄŸi bir kader ve seçkincilik ÅŸeklinde algılanıyor olması Mekke halkının zihninden yok edilmeli ve bu düÅŸüncenin yanlışlığı ortaya konmalıydı.

Cenab-ı Hak, Hz. Muhammed’e @ bu düÅŸüncenin yanlış olduÄŸunu ve kendisinin bu kanaati asla tasvip etmediÄŸini, rızıklardaki farklılığın tamamen sınama amaçlı olduÄŸunu, bazı kullarına az, bazı kullarına çok vererek onları denediÄŸini ama kendi arzusunun bu nimetlerden faydalanma hususunda kullarının adaletli bir gelir dağılımı ve uygun bir eÅŸitleme mekanizması ile herkesin faydalanmasını dilediÄŸini ve bu dileÄŸini de yine kendi kulları eliyle yapmak istediÄŸini belirtir. Fakat Cenab-ı Hakk’ın bir imtihan vesilesi olarak kullarının ihtiyarına bıraktığı bu dileÄŸini / emrini, kullarının yerine getirmeye pek taraftar olmadıkları, kendilerine ikram edilen nimetleri diÄŸer insanlara ikram etmeye yanaÅŸmadıkları, sahip oldukları nimetleri paylaÅŸmaya niyet ve isteklerinin olmadığı ifade edilir. Daha sonra ise iÅŸin daha da vahim tarafına deÄŸinilir ki; kendilerine verilen nimetlere onların âşık olurcasına, delicesine, kendinden geçercesine sevgi besledikleri ve haddi aÅŸarak baÅŸkalarının hakkına aç gözlülükle tecavüz ettikleri vurgulanır.

Böylece toplumdaki zulmün esas müsebbibinin Cenab-ı Hak deÄŸil, tam tersine Mekke müÅŸrik toplumundaki elit, seçkinci sınıfın mala ve iktidara olan tamahı, ihtirası, aç gözlülüÄŸü ve doyumsuzluÄŸu olduÄŸu bildirilir.

 

17–20- Hayır… Hayır… DoÄŸrusu siz yetimi kerimleÅŸtirmiyorsunuz / ikram etmiyorsunuz / (fırsat, iÅŸ imkânı, mal, mülk vb. vererek toplumda onları da) saygın hale getirmiyorsunuz. Yoksulun yiyeceÄŸi hususunda / asgari geçimini saÄŸlama hususunda birbirinizi teÅŸvik etmiyorsunuz. Üstelik mirası / toplumdaki zayıfların paylarını / toplumdaki zayıfların milli gelirdeki paylarını yaÄŸmalarcasına ve aç gözlülükle yiyorsunuz! Malı öyle bir seviÅŸle seviyorsunuz ki, hesap vermeyi düÅŸünmeden! / bir gün bu malın yıkılışınıza sebep olacağını düÅŸünmeden! / kendinizden geçercesine! / Rabbinizi, deÄŸerlerinizi ve ÅŸahsiyetinizi hiçe sayarak! (Fecr Suresi 17-20)

 

Ama bu yanlış düÅŸünce ve kanaati besleyen ve böylece halkı aldatıp, sömüren, onların kanını emen zalimler sanmasınlar ki onların bu düzenleri hep böyle ilelebet devam eder gider. Bir gün gelir, onların düzenleri sarsılır, alt üst olur. Onlar öyle bir devrimle devrilirler ki toplumda ayaklar baÅŸ, baÅŸlar ayak olur. Toplumsal adalet saÄŸlanır, sınıfsal uçurumlar giderilir. Tıpkı yeryüzündeki daÄŸ, tepe gibi yüksekliklerin ahirette ovalarla aynı seviyeye getirilerek dümdüz edilmesi gibi bir gün gelir toplumda adalet saÄŸlanır ve adil gelir dağılımı ile toplumdaki uçurumlar kaldırılır. İşte o zaman yani Allah’ın sisteminin geldiÄŸi ve O’nun sisteminin uygulayıcı otoritelerinin / meliklerin / meleklerin yerlerini aldıkları gün, artık zalimlerin cezalandırılma vakitleri de gelmiÅŸtir. Zalim müÅŸriklerin akılları baÅŸlarına iÅŸte o zaman erecek ama iÅŸ iÅŸten de geçmiÅŸ olacaktır.

O vakit geldiÄŸinde tıpkı ahirette Cenab-ı Hakk’ın bu azgınlara verecekleri cehennem azabı gibi Hz. Muhammed’in @ safında yer tutanlar da ÅŸu andaki müÅŸrik sistemin azgınlarına hak ettikleri azabı tatbik edeceklerdir.

 

21–26- Hayır… Hayır… Yer üst üste sarsıntılarla dümdüz edildiÄŸi zaman, Rabbinin geldiÄŸi ve meleklerin saf saf dizildiÄŸi zaman, o gün cehennem de getirilmiÅŸtir; o insanın, o gün aklı başına gelecektir, artık aklının başına gelmesinin kendisine ne yararı var ki! Der ki: “KeÅŸke ben bu hayatım için bir ÅŸeyler göndermiÅŸ olsaydım.”  Artık o gün O’nun ettiÄŸi azabı kimse edemez ve O’nun vurduÄŸu bağı kimse vuramaz. (Fecr Suresi 21-26)

 

Surenin sonunda Mekke halkına ÅŸöyle seslenilir; “Ey Mekke halkından erdemli, aklı başında ve doÄŸruyu arayan kiÅŸiler! Bakın! Korkmanıza, tereddüt etmenize hiç gerek yok! Bu hususta eÄŸer yukarıda verdiÄŸimiz deliller ve ikna edici sözlerden mutmain olduysanız artık Rabbinize dönün de Hz. Muhammed’in @ safında yer alın ve onun çaÄŸrısına icabet edin! Böylece Rabbiniz sizden hoÅŸnut olsun, sizde O’ndan hoÅŸnut olun. Hz. Muhammed’in @ etrafında toplanan o küçük grubun içerisine katılın! Ve en sonunda huzurlu, mutlu, barışcıl, bereketli, erdemli bir topluma, cennet gibi bir ortama girin! Öbür alemde de bunun mükafatını cennet olarak alın!

 

27–30- Ey mutmain olmuÅŸ nefs! Dön Rabbine! Sen O’ndan O da senden hoÅŸnut olarak! Hemen gir kullarımın içine! Ve gir cennetime! (Fecr Suresi 27-30)

 

2.13.Sert Söylem Politikası

Hz. Muhammed’in @ Mekke halkını Tevhidi dünya görüÅŸüne çağırması ileri gelenleri telaÅŸlandırmış ve karşı hareket olarak onun halk tarafından dikkate alınmaması için onu delilik, meczupluk, cinlenmiÅŸ / yabancıların ajanı olmakla suçlamışlardı. Peygamberlik gelmeden önce Hz. Muhammed @ müÅŸrik ileri gelenlere gayet yumuÅŸak, nazik, sevecen, dostane ve tam bir beyefendi olarak hareket ediyordu. Fakat toplumun geleceÄŸi konusunda çok önemli mesajlar getirmesine raÄŸmen onların kendisine hakaret ve küfürlerle mukabele ederek aÅŸağılık tavırlarla mesajı / çaÄŸrıyı sulandırmaya çalışmaları üzerine Cenab-ı Hak, elçisine onlara asla yumuÅŸak ve nazik davranmaması gerektiÄŸini bildirdi.

Hayati öneme haiz konular tartışılırken konuyu sulandırmak, baÅŸka mecralara çekmek, gayri ciddi tavır ve davranışlarla itibarsızlaÅŸtırmak asla hoÅŸ karşılanmayacak ve nezaket gösterilmeyecek bir durumdur. İşte bu nedenle Cenab-ı Hak inzal ettiÄŸi sert söylemi havi ayetler ile elçisinin Mekke müÅŸrik ileri gelenlerine karşı nasıl davranması gerektiÄŸini öÄŸretti.

Mekke müÅŸrik ileri gelenleri ise Hz. Muhammed’in @ kendilerine karşı eskisi gibi yumuÅŸak, nazik ve sevecen davranmasını istediler. Åžayet o kendilerine karşı yumuÅŸak, nazik ve sevecen davranırsa onlar da ona karşı aynı ÅŸekilde davranacaklarını ifade ettiler. Aslında onlar bu istekleri ile onu ve getirdiÄŸi mesajı itibarsızlaÅŸtırmak, deÄŸersizleÅŸtirmek istemekteydiler. EÄŸer Cenab-ı Hakk’ın öÄŸretmesi olmasaydı ve Hz. Muhammed @ de onların istediÄŸi gibi davransaydı, o takdirde Mekke halkı onun getirdiÄŸi mesajı, yaptığı çaÄŸrıyı ciddiye almayacaktı. Zira onun muarızlarına karşı gayri ciddi ve zilletli bir duruÅŸ sergilenmesi hareketin daha baÅŸlarken bitmesi demekti. Ama Rabbimiz kendisine rehberlik yaptı ve kime nasıl bir tutum ve davranış içerisinde olması gerektiÄŸini öÄŸretti. Daha da ileri giderek onlara asla itaat etmemesi gerektiÄŸi talimatını da verdi.  Bu talimatlandırmayı öyle yaptı ki onlar Hz. Muhammed’i @ itibarsızlaÅŸtırmaya çalışırken O, onları itibarsızlaÅŸtırdı. Onların kötü karakterlerini saydı. Böylece onların itaat edilmeye layık kiÅŸiler olmadığını belirtmiÅŸ oldu. Cenab-ı Hak, onların alaycı, gammaz, dedikoducu, aÅŸağılık, alçak ve zorba, sürekli insanları inandırmak için yemin etme ihtiyacı duyan, iyilik ve hayırlı iÅŸleri teÅŸvik edeceÄŸine tam tersi onları engelleyen, kaba, medeniyetsiz, saldırgan ve günahkar ve iyi / güzel ÅŸeylere davet edildiÄŸi zamanda “bunlar eskidendi artık yeni zamanda bunlar geçerli deÄŸil” deyip güzellikleri yapmayı reddeden vasıflarını vurguladı ki bu sıfatlara sahip kimselere deÄŸil itaat etmek asla saygı bile duyulmaması gerektiÄŸini ortaya koydu. Onlar itaat edilmeyi hak etmedikleri gibi Mekke’nin yöneticileri olmayı da hak etmemektedirler. Çünkü yönetici, halkının sorumluluÄŸunu üzerine almış kimsedir. Halkın sorumluluÄŸunu üstlenen kimselerin onların hak ve hukukunu koruması, namuslu, ÅŸerefli, adaletli ve medeni olması gerekirken Mekke’nin ileri gelenleri bunların tam tersi karakterlere sahiptirler. Üstelik onlar güzel karakterli olmayı modası geçmiÅŸ vasıflar olarak tanımlamaktadır. Onlar ‘eskiden böyle insanlar olmak geçer akçeymiÅŸ, ÅŸimdi bu vasıflar deÄŸil baÅŸka özellikler gerekli’ demektedirler. Bu nedenle onlar yönetici olmayı hak etmemektedirler.

 

Cenab-ı Hak yukarıdaki durumu Kalem Suresi devamında çok beliÄŸ bir ÅŸekilde ortaya koyar:

 

8-15- Sakın inkârcılara itaat etme! Onlar senin (kendilerine) yumuÅŸak davranmanı isterler ki kendileri de (sana) yumuÅŸak davransınlar. Mal ve oÄŸulları var diye ÅŸunların hiç birine itaat etme!; Çok yemin eden alçaÄŸa, alaycı, gammaz, dedikodu için gezip duran, hayrı engelleyen, saldırgan, günahkar zorbaya, kaba, obur, zalim ve asalaÄŸa.  Ayetlerimiz ona okunduÄŸu zaman; “eskilerin kitaplarındaki yazılanlardı / onlar eskidendi.” dedi. (Kalem Suresi 8-15)

              

Mekke müÅŸrik ileri gelenlerinin itibarını sıfırlayan bu söylemden sonra, onları tehdit etme faslına geçilir. Cenab-ı Hak, inzal ettiÄŸi müteakip ayetlerle elçisinden sert çıkışlarına onların burunlarının gelecekte sürtüleceÄŸi ÅŸeklindeki tehditlerle devam etmesini bildirir. Tehdidin havada kalan bir tehdit olmadığını göstermesi içinde bir örnekleme yapılır. Bu örnekleme sosyolojik bir kanunu ifade eder ve geçmiÅŸte bu kanunun sayısız örnekleri görülmüÅŸtür. Yani bu örnekte anlatılanlar hayali deÄŸil, hayatta reel karşılığı olan, nesiller boyu anlatılan ve hemen her dönemde yaÅŸanılan olaylardır.

Cenab-ı Hak, Kalem suresindeki bu kıssada / örneklemede çiftlik sahiplerinin başından geçenleri anlatır. Onların uÄŸradıkları belayı anlatırken aslında Mekke müÅŸrik ileri gelenlerine de benzer bir bela vereceÄŸi tehdidinde bulunur. Çünkü Mekke müÅŸrikleri ile çiftlik sahiplerinin karakterleri neredeyse birbirlerinin aynısıdır. Nasıl ki çiftlik sahipleri kazandıkları rızıklardan yoksullara ve halka pay ayırmıyorlarsa, Mekke müÅŸrik yöneticileri de pay ayırmıyorlardı. Nasıl ki çiftlik sahipleri Rablerinin kendilerine cömertçe ikram ettiÄŸi rızıkları yoksullara vermemek için hile, desise düÅŸünüyorlarsa Mekke müÅŸrik yöneticileri de Mekke’nin fakir halkına ÅŸehrin ekonomik gelirlerinden (bugünkü tabirle milli gelirden) pay ayırmıyorlardı. Elde ettikleri gelirleri halktan gizleyerek, onlara çaktırmadan / fark ettirmeden sadece kendi tüketim ve kullanımına hasretmeye çalışıyorlardı. Milli geliri sadece kendileri kullanmak ve ondan halka pay ayırmamak için çeÅŸitli oyun ve tezgâhlar çeviriyorlardı. Onlar çevirdikleri bu dolapların halk tarafından fark edilmeyeceÄŸini zannediyorlardı.

Cenab-ı Hak, aynı örneklemede böyle kötü karakterlere sahip çiftlik sahiplerinin ürünlerine nasıl bir bela verip onları bütün mahsulden mahrum bıraktıysa aynı kötü karakterlere sahip Mekke müÅŸrik İleri gelenlerinin de baÅŸlarına büyük bir belanın geleceÄŸine iÅŸaret etti. Bir gün onlara da sıra gelir ve Mekke’ye gelen nimetler kesiliverir. Bundan kurtuluÅŸun yegâne yolu da örneklemedeki çiftlik sahiplerinden aklıselim sahibinin uyarılarına benzer uyarılar yapan Hz. Muhammed’e @ kulak vermeleridir. Onlar eÄŸer Allah’ı tesbih edip / tevhit sistemini tercih edip ÅŸirk sisteminden vazgeçerlerse ve kötü karakterlerini bırakıp iyi hasletlerle donanırlarsa felaketlerden kendilerini kurtarabilirler.

Örneklemenin sonunda ise Hz. Muhammed’in @ Mekke müÅŸrik ileri gelenlerini uyardığı azabın bu örneÄŸe benzer bir azap olduÄŸu belirtilir. Yani kendisiyle korkutulan azabın, dünyevi bir azap olduÄŸunu ve bunun da iktidarı kaybederek, hâlihazırdaki ekonomik gelirleri kaybederek gerçekleÅŸeceÄŸine vurgu yapılır. DiÄŸer taraftan iÅŸ, sadece buradaki azapla bitse yine iyi ama bu dünyada yapılan yanlışların, zulümlerin bir de öldükten sonra öbür dünyadaki azabı var ki o azap bu dünyada ki azaptan çok çok büyük olduÄŸu özellikle belirtilir;

 

16-33- Yakında Biz onun burnunu sürteceÄŸiz. Haberiniz olsun ki, Biz onlara kesinlikle belâ vereceÄŸiz, (tıpkı) o çiftlik sahiplerine belâ verdiÄŸimiz gibi. Hani onlar, sabah olunca mutlaka onu hasat edeceklerine yemin etmiÅŸlerdi. Bir istisna da yapmıyorlardı. / Fakirlere, yoksullara, miskinlere ve halka paylarını da ayırmıyorlardı. Ama onlar uyurken Rabbin tarafından bir felaket onun üzerinden dolaşıverdi. Sabaha, o baÄŸ biçilmiÅŸ gibi kapkara oluverdi. Sabahladıkları vakit birbirlerine seslendiler: “Haydi, meyveleri toplayacaksanız sabahleyin erkenden (bağınıza) gidin!” dediler. Hemen yola koyuldular, aralarında fısıldaşıyorlardı: “Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın!” Onları engelleme kararlılığı içerisindeki (bir tavırla) erkenden gittiler. Ama baÄŸlarını biçilmiÅŸ kapkara vaziyette görünce: “Biz mutlaka ÅŸaşırdık / yanlış yere geldik” diye feryat ettiler. (Daha sonra ise) “yok yok, biz mahrum edildik. / her ÅŸeyimizi kaybettik.” dediler. Aralarındaki en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size, Allah’ın sınırsız ÅŸanını yüceltmelisiniz demedim mi?”  diye çıkıştı. Onlar: “Rabbimiz Seni tenzih ederiz, doÄŸrusu bizler zalimlermiÅŸiz!” dediler. Sonra döndüler, birbirlerini suçlamaya baÅŸladılar. (Sonunda) “Yazıklar olsun bizlere; bizler gerçekten azgınlarmışız. Umarız ki, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir; gerçekten biz bütün ümidimizi Rabbimize çeviriyoruz.” dediler. İşte böyledir azap. Elbette ahiret azabı daha büyüktür, keÅŸke bilselerdi! (Kalem Suresi 16-33)

 

Mekke müÅŸrik ileri gelenleri Hz. Muhammed’e @ karşı yaptıkları itibarsızlaÅŸtırma, alay etme ve küçük düÅŸürme davranışlarının cevabını Cenab-ı Hakk’ın okuttuÄŸu bu sure ile almışlardı. Bu sure ile kendileri küçük düÅŸmüÅŸler, kendileri itibarsızlaÅŸmışlardı. Cenab-ı Hakk’ın bu sure ile elçisine öÄŸrettiÄŸi politika son derece mükemmel ve sonuç alıcı bir politikaydı. Verilen örnekleme ile de bütün Mekke halkının konuyu çok iyi anlaması saÄŸlanmıştı.

Bu kıssadan sonra Cenab-ı Hak, elçisine sordurduÄŸu sorularla tevhidi sistemi inkâr edenlerin ÅŸereflerini, itibarlarını adeta pespaye etmiÅŸti. DoÄŸru, güzel davrananların mükâfatlandırılacağı belirtilirken bu kimselerin elbette yanlış, haksız, günahkâr ve zalimlerle bir tutulamayacağı ortaya konuldu. Ayrıca onların sahip oldukları mal ve makam üstünlükleri ile kendilerini Cenab-ı Hakk’ın sevdiÄŸi, seçtiÄŸi ve deÄŸer verdiÄŸi ÅŸeklindeki inançlarının dayanaklarını sorgulatır. Bu inançlarının hangi kaynakta yer aldığını ve ÅŸahitlerin var olup olmadığını talep eder. Rabbimizin bu konuda kendilerine her hangi bir söz ve taahhüt verip vermediÄŸini sorgulatır. Dahası bu yanlış kanaatler ile dalga geçilir;

 

34- 41-Åžüphesiz ki, takva sahipleri için Rableri indinde nimetleri bol cennetler vardır. Yoksa Bize teslim olanlara  günahkârlar ile aynı ÅŸekilde mi davranacağımızı mı zannediyorlar? Neyiniz var sizin? Hükmünüzü neye dayandırıyorsunuz? Yoksa ders aldığınız size ait bir kitap mı var? (da o kitapta) “Siz bu âlemde neyi seçerseniz / beÄŸenirseniz o mutlaka sizin olacak.” (diye mi yazıyor?) Yoksa Bizden ‘istediÄŸiniz gibi hüküm vermekte serbestsiniz’ diye Kıyamet Günü’ne kadar geçerli baÄŸlayıcı bir söz / taahhüt mü aldınız? Sor bakalım onlara, içlerinden böyle bir ÅŸeye kim kefildir? Yoksa onların ortakları mı var? O halde ortaklarını getirsinler, eÄŸer doÄŸrulardan iseler. (Kalem Suresi 34-41)

Bu sorgulamaya cevap veremeyen Mekke müÅŸrik ileri gelenlerini bekleyen azap sahnesi tasvir edilir. Cenab-ı Hak bu tasvirlerde tevhidi dünya görüÅŸü güçlendiÄŸi ve iktidara gelerek kendisinin vaat ettiÄŸi gerçek vuku bulduÄŸu zaman müÅŸrikler iktidardan düÅŸmüÅŸ olacaklar ve onlar yeni iktidara itaate çaÄŸrılacaklardır. Artık onlar zelil, hor ve hakir bir durumdadırlar. Hâlbuki ÅŸimdiden çaÄŸrılara boyun eÄŸip ÅŸirk sistemini terk etseydiler o gün hor ve zelil bir durumda olmayacakları ifade edilir;

 

42- 43-GerçeÄŸin bütün çıplaklığıyla ortaya konulup iÅŸ / hareket büyüdüÄŸü ve onlar secdeye / itaate / boyun eÄŸmeye davet edildikleri gün artık güçleri kalmamıştır. / o gün artık çok zayıf bir haldedirler. / iktidarlarını kaybetmiÅŸlerdir. Gözleri yere eÄŸilmiÅŸ, kendilerini bir zillet (alçalma) sarar. Oysa onlar, bu duruma düÅŸmeden önce / iktidarda iken secdeye / itaate / boyun eÄŸmeye davet edilmiÅŸlerdi. (Kalem Suresi 42-43)

 

Cenab-ı Hak, daha sonra söyleminin muhatabını elçisi olarak deÄŸiÅŸtirir ve böylece elçisini takip eden / takip edecek olanlara da mesajını ÅŸöyle devam ettirir;

“MüÅŸriklerin ÅŸu andaki üstünlüklerine bakmayın, bir süre onlar üstün olacaklar ama ilahi / sosyolojik kanun cereyan edecek ve onlar bu hukuksuz ve zalimce yaptıklarının bedelini ödeyecekler. Onlar aheste aheste, farkına bile varmadan bu üstünlüklerini kaybedecekler. İlahi / sosyolojik kural bunu gerektiriyor. Onlar bu cezayı / azabı hak ediyorlar. Çünkü sen onlardan bir ücret istemiyorsun, onlar ağır bir borç altına da girmiyorlar. Onları çağırdığın ÅŸey tamamen yine onların iyiliÄŸi, faydası ve kurtulmaları için. GeleceÄŸi (gaybı) de onlar yazmıyorlar. Toplumların kaderini ve sosyolojik varoluÅŸ kurallarını da onlar belirlemiyorlar. Bütün toplumların tarihleri ilahi / sosyolojik kurallar çerçevesinde gerçekleÅŸir.”

 

44- 47- O halde bu sözü yalanlayanları Bana bırak! Biz, onları, ne olup bittiÄŸini fark etmeyecekleri ÅŸekilde, yavaÅŸ yavaÅŸ alçaltacağız. Ben onlara bir süre belli bir üstünlük versem de Benim ince planım son derece saÄŸlamdır! Yoksa sen onlardan bir ücret / karşılık istiyorsun da bu yüzden onlar ağır borç altında mı kalıyorlar? Yoksa gayb / gelecek onların yanında da onlar mı yazıyorlar? / Yoksa (geleceÄŸin ve toplumsal varoluÅŸun) gizli gerçekliÄŸi kendi kavrayış alanları içinde de, onlar mı yazıyor?  (Kalem Suresi 44-47)

 

Mademki her ÅŸey Rabbinin koyduÄŸu sosyolojik / ilahi kurallar çerçevesinde geliÅŸiyor o halde Ey Hz. Muhammed! Sen de bu kurallar çerçevesinde hareket et! Sabırlı ol! Asla vazgeçme! Diren! Pes etme! Balık sahibi (Yunus@) gibi hemen vazgeçiverme! O toplumunu ıslah hareketinde, mücadelesinde sabırsız davranmış ve pes etmiÅŸti. Fakat bu yaptığından çok piÅŸmanlık duymuÅŸ ve çok bunalmıştı da Rabbine dönmüÅŸtü. Åžayet o hatasını anlayıp Rabbine dönmeseydi durumu hiç iyi olmayacaktı. Bu iÅŸin doÄŸasında Rabbinin kuralları çerçevesinde hareket etmek vardır. Aksi takdirde kaybetmek kaçınılmazdır. Rabbinin seçtiÄŸi kimseler mutlaka iyi kimselerdir / sorumlu kimselerdir. Yukarıda kötü karakterleri verilen müÅŸrikler iddia ettikleri gibi asla Rabbinin seçtiÄŸi / sevdiÄŸi insanlar olamaz.  

 

48-50- Öyleyse Rabbinin kararına karşı sabret! Balığın arkadaşı gibi olma! Hani o bir kez aşırı bunaldığında Rabbine seslenmiÅŸti. EÄŸer Rabbinden ona bir iyilik ulaÅŸmasaydı, kınanmış bir durumda, boÅŸ bir yere atılacaktı. Ancak, Rabbi onu seçti, sonra da iyilerden kıldı. (Kalem Suresi 48-50)

 

Ve son olarak Cenab-ı Hak, Mekke müÅŸrik önderlerinin Kur’an’ın bu uyarılarını duydukları zaman öylesine hırslanmış olduklarını belirtiyor ki neredeyse öfkelerinden Hz. Muhammed’i @ gözleriyle yiyivereceklerine deÄŸindi. Fakat onların suçları o kadar ayan beyan ortadaki suçlarını kapatmanın yolu olarak peygamberimizi yabancı devletlerin ajanı olmakla suçlamakta bulduklarını belirtiyor. Böylece Cenab-ı Hak onların baÅŸvurdukları her türlü politikanın iç yüzünü Mekke halkına açık ediyor ve Kur’an’ın mesajının bütün herkese yönelik bir öÄŸüt olduÄŸunu belirterek kendi menfaatini düÅŸünen herkesin bu öÄŸütten ders alacağına iÅŸaret etmektedir.

 

51- 52- O küfredenler o zikri (Kur’an’ı) iÅŸittikleri zaman az daha seni gözleriyle yiyeceklerdi / devireceklerdi ve “O ÅŸüphesiz yabancıların / cinlerin / ecnebilerin etkisi altında olan birisidir” diyorlardı. Hâlbuki o (zikir / Kur’an) bütün âlemler için bir öÄŸütten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. (Kalem Suresi 51-52)

 

2.14.Basit Hesapların Sonu Felakettir

Hz. Muhammed’in @ ÅŸirk sistemine meydan okuyuÅŸu ve Mekkelileri bu sistemi bırakıp tevhit sistemine geçiÅŸ için yaptığı çaÄŸrı toplumun alt tabakasında olumlu yansırken üst tabakadaki yansımaları genel olarak olumsuz idi. Olumsuz tepkilerin en belirgin olanı Velid Bin MuÄŸire için anlatılanı idi. Velid bin MuÄŸire, Mekke’nin en zenginlerinden aynı zamanda muhafazakârlıkta da en önde olan kiÅŸilerinden idi. Hatta Kâbe’nin tamiratında en önemli katkıyı da o yapmıştı. Mekkelilerin Kâbe’nin tamiratı için verecekleri yardımların helal yoldan kazanılmış olmasına dikkat edilmesini de o söylemiÅŸti.

Fakat Hz. Muhammed’in @ çaÄŸrısı karşısında aynı kiÅŸi, farklı tepki koymuÅŸtu. Zira çok zengindi ve zenginliÄŸini tehlikeye atmak istemiyordu. O, Hz. Muhammed’in @ safında yer alacak olursa bütün malını ve servetini kaybedeceÄŸini düÅŸünüyordu. Kazandığı mal ve servetin büyük bölümü mevcut ÅŸirk sisteminin bir ürünüydü. O bu servetini halkla ve yoksul insanlarla paylaÅŸmak istemiyordu. O, adalet, merhamet, ÅŸefkat ve hesap verme gibi Fatiha Suresinin öngördüÄŸü esaslar temel alınarak kurulacak bir sosyal devletin servetinde büyük kayıplara neden olacağını düÅŸünüyordu. Zira Hz. Muhammed’in @ teklif ettiÄŸi tevhit ve merhamet sisteminde Velid Bin MuÄŸire ÅŸirk sistemindeki gibi fahiÅŸ kazanç elde edemeyeceÄŸi gibi servetinden alınacak vergilerden halka pay verilecekti. Ayrıca toplumda yoksulların ve fakirlerin hayatiyetlerini ÅŸahsiyetli bir ÅŸekilde sürdürebilmeleri için infak ve yardım yapmayı da öngörüyordu. Åžirk sisteminin seçkinci, vahÅŸi ve acımasız bir sosyal hayatı öngören paradigmasına karşılık, Tevhidi dünya görüÅŸü rahmeti, merhameti, paylaÅŸmayı, acımayı, sevgiyi, ayrımcılığa karşıtlığı, iyiliÄŸi ve hesap verme paradigmalarını öngörüyordu.

Dindar / muhafazakâr olmasına raÄŸmen Velid bin MuÄŸire’nin tevhidi dünya görüÅŸüne yapılan çaÄŸrı karşısında derin derin düÅŸünmesi ve sonunda bu çaÄŸrıya muhalefet etmesinin sebepleri iÅŸte bunlardı. Onun esas arzusunun sahip olduÄŸu servetin daha da artması olduÄŸunu ve ne kadar basit hesaplarla kendini mahvettiÄŸini, Cenab-ı Hak Müddessir Suresinin devamında bildirmiÅŸtir.

Yine Cenab-ı Hak, onun aslında bile bile ve sırf kurduÄŸu tezgâhın bozulmaması için ilahi çaÄŸrıyı büyüleyici bir insan sözü olarak nitelediÄŸini bildirir. Cenab-ı Hak, Mekke halkına Velid bin MuÄŸire’nin kendi servetini korumak için bu tür atraksiyonlar / hileli kurgular içinde olduÄŸunu ifÅŸa etti. İnsanlar, Müddessir suresindeki bu ifadelerle Velid bin MuÄŸire’nin nasıl bir haleti ruhiye içerisinde olduÄŸunu ve bunun da tamamen kendi servetini kaybetme korkusu refleksiyle ortaya koyduÄŸu hareketler olduÄŸunu kolayca anladılar.

Hz. Muhammed’in @ ortaya koyduÄŸu manifesto ve yaptığı çaÄŸrılar için Velid bin MuÄŸire, “Bunların hiçbir ilahi yönü yoktur, bunlar tamamen Muhammed’in@ uydurmasıdır ve eskiden beri rivayet edilegelen çok etkileyici / büyüleyici ama asla gerçekle ilgisi olmayan, diÄŸer bir ifadeyle reel hayatta karşılığı olmayan sözlerdir.”  ÅŸeklinde ifadeler kullanmaktaydı. Ancak onun bu ifadeleri aslında basit hesaplar yüzünden kendini mahvetmesi yani aklını, hissiyatını, vicdanını kullanmaması ve böylece topyekûn bütün alıcılarını, yeteneklerini ve duyularını köreltmesinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Cenab-ı Hak onun hakkında aÅŸağıdaki ayetleri inzal etti ve hesabının Kendisi tarafından görüleceÄŸini bildirdi:

 

11- 25-Yalnız olarak yarattığım kiÅŸiyi bana bırak! Hesapsız bir servet verdim ona. Her zaman yanında olan oÄŸullar verdim ona. AlabildiÄŸine imkânlar döÅŸedim onun için. Tüm bunlardan sonra hırs ile Benim daha da arttırmamı istiyor. Hayır… Hayır… Olmaz öyle ÅŸey! O bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi. Ben onu sarp bir yokuÅŸa sardıracağım. O, düÅŸündü ve ölçtü biçti / hesap yaptı. O, böyle hesaplar yaparak / böyle karar vererek kendini mahvetti. / kendine yazık etti. Sonrasında da o yine kendini mahvetti / kendine yazık etti böyle hesaplarla! / böyle kararlarla! Sonra baktı! Sonra kaÅŸlarını çattı ve yüzünü ekÅŸitti. En sonunda mesajlarımıza sırt çevirdi ve küstahça kibirlendi ve: “Bu, (eski zamanlardan beri) rivayet edilerek gelen büyüleyici bir sözden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil! Bu, beÅŸer sözünden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir!” dedi.  (Müddessir  Suresi 11-25)

 

Velid bin MuÄŸire sahip olduÄŸu mülkü ve statüyü kaybetmemek için Hz. Muhammed’in @ çaÄŸrısına karşı kibirli karşı koyuÅŸu ve zalimlerin yanında yer alması bir yana Hz. Muhammed’e @ Allah’tan gelen vahyin / Kur’an ayetlerinin ilahi kaynaklı deÄŸil insan sözü olduÄŸunu böylece onu da yalancı olmakla suçladı. Bu nedenle, Cenab-ı Hak, onun bu iddiasına öyle bir cevap verdi ki hem onun bu sözleri nedeniyle nasıl cezalandırılacağını hem de iddiasının yanlışlığını ortaya koydu.

Önce onun el-emin olan peygamberimizi yalancılıkla suçlamasına vereceÄŸi cezadan bahsederek onu “Sekar” adını verdiÄŸi cehennem ateÅŸine atacağını ifade etti.  Onun içine aldığını, yakıp kavurduÄŸunu ve asla bırakmadığını anlattı. O cehenneme ait on dokuz adet bekçi olduÄŸunu ve görevlerini hakkıyla mükemmel bir ÅŸekilde yaptığını belirtti. Söz konusu cehennem bekçilerinin sayısını vermesi Hz. Muhammed’e @ gelen ayetlerin kendi uydurması olmadığını ispat eder. Zira geçmiÅŸ vahiylerde de yer aldığı üzere cehennem bekçileri meleklerden oluÅŸmakta ve “Sekar” ın bekçilerinin sayısı da on dokuzdur. Bunu duyan ehli kitap mensupları, Hz. Muhammed’e @ gelen sözlerin ilahi kaynaklı olduÄŸunu anladılar ve bu hususta oluÅŸan tereddütleri giderilirken Hz. Muhammed’in@ safında yer alan müminlerin güvenleri / imanları daha da arttı. Kalbinde hastalık olanlar ise cehennem ve cehennem melekleri ile verilen örnekleme ile ne denmek istendiÄŸini anlamaya çalıştılar. Zira onlar ÅŸirk inancına göre meleklerin her birinin bir ilah olması (meleklerin Allah’ın kızları olması) iddiası ile bu misalde belirtildiÄŸi gibi meleklerin Allah’ın kulları ve Allah ne emrederse yerine getiren varlıklar olması arasında gidip geldiler. Onlar bir türlü ÅŸirk inancındaki melekleri temsil eden putlarından vazgeçmek istemezler.  Velid bin MuÄŸire’nin durumu da aynı hastalıklı insan tipidir. Kendisi dindar olmasına raÄŸmen ÅŸirk sisteminden de asla vazgeçmek istemedi. Zira bu sistemden nemalanmakta ve servetini bu sistemden edinmiÅŸtir. İşte Velid bin MuÄŸire’nin düÅŸünüp taşınıp sonunda inkâr yolunu seçmesinin sebebi edindiÄŸi servet ve statüyü kaybetme korkusudur. DoÄŸru olmadığını bile bile Hz. Muhammed’e@ iftira atmaktadır. Artık bir insan, mal-mülk ve statü için haktan yüz çeviriyorsa, o insanı Allah sapıtır. Ama doÄŸru yola / hakka gelmek istiyorsa da Allah inzal ettiÄŸi mesajları ile hidayet eder.

Cenab-ı Hak, ayrıca kullarını ateÅŸten korumak ve kendi safında olanlara destek olmak için kimsenin bilmediÄŸi ve yalnız kendisinin bildiÄŸi nice melaikesinin, nice güçlerinin ve nice ordularının var olduÄŸunu da bildirdi. O, çeÅŸit çeÅŸit güç, yetenek ve donanımlarla kullarını ateÅŸten koruyup kollama yaptığını ama bu koruma ve kollamadan sadece öÄŸüt almak isteyenlerin faydalanabildiÄŸini bildirdi. Böylece eÄŸer insan ilahi yasadan, haktan, hukuktan yana tercih yaparsa o zaman bu koruma ve kollamanın O’nun orduları, melaikesi aracılığıyla gerçekleÅŸtirileceÄŸi ifade edildi. Bu nedenle Hz. Muhammed’in @ yanında saf tutmakta tereddüt edenlerin korkmamaları, endiÅŸelenmemeleri ve uyarılara kulak vermeleri halinde kendilerine hiçbir zararın gelmeyeceÄŸini bildirdi.

 

26-31- Onu yakında Sekar’a yaslayacağım. Sekar nedir bilir misin? O, bırakmaz ve terk etmez. Ona gününü gösterir.  Onun üzerinde on dokuz vardır. Biz ateÅŸ ehlini (bekçilerini) meleklerden kıldık. Onların (ateÅŸ ehlinin) sayılarını da inkârcılar için bir fitne / sınama (aracı) kıldık ki böylece önceki vahyin baÄŸlıları / kitap ehli (bu ilahî mesajın doÄŸruluÄŸuna) ikna olsunlar ve (bu vahye) iman etmiÅŸ olanların imanları daha da güçlensin. Ve böylece geçmiÅŸ vahiylerin baÄŸlıları ile (bu vahye) iman edenler bütün ÅŸüphelerden kurtulsunlar. Ayrıca kalplerinde hastalık olanlar ile hakikati inkâr edenler: “Allah bu misalle neyi murad etti?” desinler ve böylece Allah, (yoldan çıkmak) isteyeni saptırır, (doÄŸruya ulaÅŸmak) isteyeni ise doÄŸru yola ulaÅŸtırır. Ve Rabbinin güçlerini / ordularını Kendisinden baÅŸka kimse bilemez. Bütün bunlar insan için yalnızca bir öÄŸüt ve uyarıdan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. (Müddessir Suresi 26-31)

 

Yukarıda yapılan uyarının devamı baÄŸlamında Cenab-ı Hak, ÅŸirk sisteminin yarattığı gece karanlığının geçip gitmekte olduÄŸunu ve tevhit sisteminin sabah aydınlığı gibi aÄŸarmakta olduÄŸunu bildirdi.  Sekarın / kavurucu cehennemin Mekkelilerden iman edip öne geçmek isteyen veya ÅŸirk içerisinde kalmayı tercih ederek arkada kalmayı tercih edecekler için bir uyarı levhası olduÄŸunu vurguladı. Bu uyarıdan sonra artık insanların kendi tercihlerine göre sonuçlarına katlanacakları ifade edildi. Fakat saÄŸduyu sahiplerinin huzurlu, mutlu bir dünya ve yine mutlu ve bahtiyar bir cennet hayatını öbür dünyada yaÅŸayacağına vurgu yapıldı.

Surenin devamında ‘bu saÄŸduyu sahiplerinin, melekelerini kullanmayan muhalif kiÅŸileri sorgulayacakları ve onlara Sekar’a giriÅŸ nedenlerini soracakları’ anlatılır. Ayrıca “onların mallarını, mülklerini tevhit sistemine destek için harcamadıklarını, halka hiç eÄŸilmediklerini, fakir fukaranın halini hiç düÅŸünmediklerini, onların aç, açık olup olmadıkları ile hiç ilgilenmediklerini dahası günaha, batıl ÅŸeylere, zevk ve eÄŸlence ile vakit geçirenlerle birlikte vakit geçirdiklerini söyleyeceklerine” deÄŸinilir. 

Hatta “bazılarının bu durumun böyle devam etmeyeceÄŸi, bir gün bu yaptıklarının hesabını bir bir vermek zorunda kalacaklarını söyledikleri zaman, muhaliflerin bu ikazları hiç dikkate almadıkları, alayla karşılık verdikleri” kayda geçirilir. Dahası surenin müteakip ayetlerinde “bu halin böyle devam etmeyeceÄŸi, zevk ve eÄŸlencenin, duyarsızlığın, vurdumduymazlığın bir gün sona ereceÄŸi, bu dünyada iktidarlarını kaybederek zelil, aÅŸağılık bir duruma düÅŸecekleri ve yaptıkları ahlaksızlığın, haksızlığın ve batıl iÅŸlerin hesabını vermek üzere hem bu dünya da hem öbür dünyada hesaba çekilecekleri’ yine onların dilinden anlatılır.

Onlar o hesaba çekildikleri zaman artık hiç güçleri yoktur ve hiçbir ÅŸekilde birbirleriyle yardımlaÅŸamazlar da. Onlara kimse yardım edemez ve kimse de ellerinden tutmaz, onlara arka çıkmaz.

 

32- 48- Hayır… Hayır… Zannettikleri gibi deÄŸil. Andolsun Ay’a, dönüp gitmekte olan geceye andolsun, aÄŸarmakta olan sabaha andolsun ki!;  O (Sekar) gerçekten sizden, öne geçmek veya arkaya kalmak / geride kalmak isteyenler için bir uyarıcı / korkutucu olarak en büyüklerinden biridir. Herkes kazandığına karşılık bir rehindir. SaÄŸ ehli / saÄŸduyu sahipleri, iÅŸte onlar cennettedirler. Suçlular, “Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?” diye sorgulanırlar, (Onlar ise cevaben ÅŸöyle) dediler: “Biz musallinden / hakkın destekçilerinden deÄŸildik, yoksulu / miskini / fukarayı da doyurmuyorduk, (günaha / batıla /sapıklıklara) dalanlarla birlikte dalardık ve Din Günü’nü / hesap gününü / zamanı gelince hesap vermeyi inkâr ediyorduk / reddediyorduk. Ta ki kaçınılmaz olarak hesap vermeyle / din günüyle / iktidarı kaybedip hesapla yüz yüze gelinceye kadar (böylece devam ettik.)” Artık yarar saÄŸlamaz onlara ÅŸefaatçilerin ÅŸefaati. / Birbirlerine yardım edenlerin, birbirlerine arka çıkanların ÅŸefaati onlara artık yarar saÄŸlamaz. (Müddessir Suresi 32-48)

 

Ve surenin sonunda Cenab-ı Hak, bu çaÄŸrıdan yüz çevirenleri aslandan ürkmüÅŸ, büyük bir korku ile oraya buraya ÅŸuursuzca kaçıp kurtulmak isteyen yaban eÅŸeklerine benzetir ve kaçışlarının onlara bir faydasının olmadığını bildirdi. Daha sonra da onların her birinin bizzat Kendisi tarafından muhatap alınmayı ve her birine ilahi davet / vahiy ile seslenilmesini beklediklerini söyledi. Bunun ise mümkün olmadığını / olamayacağını, zira bu tür bir talebin aslında insanın haddini bilmemesi ve onları bekleyen korkunç akıbetten korkmamaları olarak deÄŸerlendirdi. Sonunda da Cenab-ı Hak, erdemliliÄŸin ve rahmetin kaynağının bizzat kendisi olduÄŸunu belirterek fırsat eldeyken isteyenin öÄŸüt alabileceÄŸini bildirdi.

 

49- 56-Ne oluyor onlara da öÄŸüt verip düÅŸündüren ÅŸeyden yüz çeviriyorlar? Aslandan ürkmüÅŸ yaban eÅŸekleri gibi saÄŸa-sola kaçışıyorlar. Hayır! Onların her biri, kendisine açılmış sayfalar verilsin istiyor. / Onlardan her biri (boÅŸ bir gurur ile Cenab-ı Hakk’ın bizzat kendilerini muhatap alarak ve aracısız olarak) kendilerine sayfalar verilmesini istiyor. Hayır… Hayır…/ Öyle ÅŸey olmaz! / kendilerini ne zannediyorlar? / DoÄŸrusu onlar, ahretten / geleceklerinden korkmuyorlar. Hayır… Hayır… İş zannettikleri gibi deÄŸil! Bu bir öÄŸüttür, dileyen herkes ondan ders alabilir.  Allah dilemezse onlar öÄŸüt alamazlar. O, erdemli davranmanın kaynağıdır; bağışlamanın kaynağıdır. (Müddessir Suresi 49-56)

 

 

 

([1])NOT:Ayetlerin lafzen “YeÅŸil otları çıkarır ve sonra da onu kuru çerçöpe çevirir” meali yerine o zamanki Araplar için ifade ettiÄŸi anlamı ayet meali olarak tercih edilmiÅŸtir. (A.A)

© 2022 AAYDIN

bottom of page