top of page

BÖLÜM 37

MÜZAKERELERİN DUYURULMASI

 

Akabe görüşmeleri ile Medine İslam Cumhuriyetinin anayasal ilkeleri üzerinde ve Devletin teşkilat alt yapısının kurulması hususunda bir hayli mesafe alınmıştı. Bu müzakereler sırasında Medine’den peygamberimize iman bağıyla bağlananların sayılarında da bir hayli artış sağlanmıştı. Özellikle Mus’ab b. Umeyr’in sahadaki çalışmaları meyvesini vermiş ve Medine’nin ileri gelenlerden de katılımlar gerçekleşmişti. Medine’nin diğer ileri gelenleri ise tabandan gelen tazyik karşısında bu oluşuma razı olmaktan başka çarelerinin olmadığı kanaatine varmaktaydı.

Mekke’nin müşrik ileri gelenlerinde ise endişe başlamıştı. Zira onlar önceleri böyle bir oluşumu imkansız olarak görmüşlerdi. Onlar kimsenin peygamberimize prim vermeyeceğini düşünürlerken gelen istihbarat gelişmelerin hiç de öyle olmadığını gösteriyordu. Müzakerelerin gayet iyi gittiğinin, Medine’de yeni devletin teşkilatlandığının ve anlaşmaya ramak kaldığının bilgisi onları endişeye sevk etmişti. Durumun ciddiyetini kavrayan Mekke ileri gelenleri gelinen aşamayı değerlendirmek için bir toplantı yapmaya karar verdiler ve Dar’ün Nedve’de toplandılar. Yapılan toplantıda Hz.Muhammed’@ bu girişiminden vazgeçirmek için yeni ve çok kapsamlı bir teklif sunmaya karar verdiler. Bu teklifte ona krallık dahil çok büyük mal, servet, güzel kadın(lar) ve en yüksek paye / şeref verme karşılığında Medine ile sürdürdüğü müzakerelere son vermesini isteyeceklerdi. Hatta peygamberlik iddiasından vazgeçmesi için en meşhur ruhbilimci hekimler tarafndan tedavi edilmeyi kabul etmesini talep edeceklerdi. Onların yapacakları bu teklifte şirk öğretisi / sistemi ile yönetmesi kaydıyla Mekke’nin idaresinin peygamberimize verilmesi öngörülüyordu.

Darün Nedve’de yapılan bu görüşmelerde belirlenen formüle uygun teklifi Hz.Muhammed’e@ sunması için sözcü olarak Utbe b. Rebia seçildi. Utbe b. Rebia hem siyasi derinliği olan hem de söz ustası olan bir şahsiyetti.

Rivayetlere göre, Hz.Muhammed@ ile yapılan görüşmede Utbe önce övücü sözler söyledi. Sonra peygamberimizin getirdiği öğretinin ve onun mücadelesinin Mekke Yönetiminde yarattığı derin krizi dile getirdi. Bu kapsamda onun mevcut kurulu şirk sistemini ve değerlerini ayaklar altına alması nedeniyle Mekke’nin itibarının çevre kabileler ve devletler nezdinde beş paralık olduğunu söyledi. Hz.Muhammed’in@ davasından ve girişimlerinden vazgeçmesi için Dar’ün Nedve’nin kendisini Mekke’nin kralı, en zengini ve en ulusu yapmayı ve en ünlü ruhbilimcilere tedavi ettirmeyi kabul ettiklerini iletti. Bu teklifin kabul edilmemesi halinde ise Mekke Yönetiminin artık tahammüllerinin son noktasına geldiğini, davet ettiği şeyi bir daha duymak istemediklerini ifade etti. Artık safların iyice ayrıldığını, tevhit ideolojisini gerçekleştirmek için yapacağı tüm girişimlerin beyhude olacağını zira Mekke ileri gelenlerinin bu girişimleri sonuçsuz kılmak için ellerinden ne geliyorsa yapacaklarını ve sonunda işini bitirecekleri tehdidinde bulundu.  Utbe b. Rebia’nın peygamberimize yaptığı bu tehditler artık yolun sonuna gelindiğini ifade ediyordu.

Hz.Muhammed@, Utbe b. Rebi'a'nın bu tehditkar sözlerini hiç kesmeden sabırla sonuna kadar dinledi. Utbe b. Rebia’nın üst perdeden yaptığı bu konuşma ve tehditlere karşı o kendinden emin ve kararlı bir duruş sergiledi. Bu amaçla önce “konuşman bitti mi?” diye sormuş “evet” cevabın aldıktan sonra “ şimdi beni iyi dinle!” diyerek onun konuşmasında dile getirdiği tehditlere Fussilet Suresini okuyarak cevap verdi.

Söz konusu sure ile verilen cevap, özetlenecek olursa Mekke müşriklerine artık bu tehditlere pabuç bırakılmayacağı, Hz.Muhammed’i@ durdurma konusunda iş işten geçtiği, Medine İslam Cumhuriyetinin alt yapısının kurulduğu, bu mücadelenin sonunda zaferin müminlerin olacağı ve müşriklerin perişan edileceği (büyük bir azapla karşı karşıya kalacağı) ifade edilir.

İslam Devletinin teşkilat alt yapısının kurulduğunu kainatın yaratılışına dair metaforlarla anlatan ayetleri işiten Utbe b. Rebia,  ihbar edilen hususlardaki ciddiyeti ve tehdide karşı kararlı bir duruşu görünce, iş işten geçtiğini anlamış ve çok korkmuştur. Öyle ki Utbe’nin korkusu peygamberimizin ağzını elleriyle kapayarak susturmaya çalışacak boyutlara kadar ulaşmıştır. O’nun “Akrabalığımızın aşkına yeter. Ne olursun sus!” sözleri korkusunu son derece açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Utbe b. Rebia’yı böylesine korku ve telaşa sevk eden sözler / ayetler neyi anlatmaktaydı?

Hz.Muhammed@, Fussilet Suresini okuduktan sonra Utbe’ye “teklif ve tehditlerinize karşılık cevabım budur! Bundan sonrasını siz bilirsiniz!”  dedi. Utbe, bu sure ile öğrendiklerinden öylesine etkilendi ki, Darün Nedve’ye döndüğünde arkadaşları onun bu haline bakıp kendisinde çok büyük bir değişiklik olduğunu fark ettiler. Hatta Ebu Cehil onun da Hz.Muhammed’e@ iman etmiş olabileceği zannına kapılmıştı. Müşrik ileri gelenleri Utbe’den peygamberimizle yaptığı görüşmenin sonucunu anlatmasını isteyince o şunları anlattı;

“Vallahi şimdiye kadar duymadığım sözleri / haberleri işitmiş bulunuyorum. Vallahi bunlar muhatabını büyüleyerek / etkileyerek kandırmak için söylenmiş sözler değildir. (bunlar kehanet ya da şiir değildir. Yani bu sözler/ haberler gerçektir, hakikattir.)”

“Ey Kureyş! Gelin beni dinleyin. Bu adama engel olmayalım. İddia ettiği ideolojisi ve girişimlerine karışmayalım. O’nu serbest bırakalım. Yapacağını yapsın. Biz aradan çekilelim.”

“Vallahi ondan duyduğum sözler çok büyük bir haber olacaktır. Şayet O girişiminde başarılı olamaz da Araplar onu öldürürse, biz elimizi vurmadan ondan kurtulmuş oluruz.”

“Yok eğer O’nun iddia ettiği ideoloji Araplar tarafından benimsenir ve O onlara hakim olursa O’nun hakimiyeti sizin hakimiyetiniz ve O’nun kudret ve şerefi sizin kudret ve şerefiniz olacaktır.”

Utbe’nin bu sözlerine karşılık olarak Darun-Nedve’nin üyeleri “Vallahi o, seni de sözleriyle büyülemiş / kandırmış” dediler.  Utbe ise onlara “Ben diyeceğimi dedim. Neyi istiyorsanız onu yapın” şeklinde cevap verdi.

Bu diyalog göstermektedir ki Hz.Muhammed’in Utbe’ye okuduğu Fussilet Suresi ayetleri için o bunların daha önce hiç duymadığı sözler olduğunu ve bunların şiir ya da kehanet değil “Gerçek” olduğunu söylemektedir. Utbe b. Rebia daha önce hiç duymadığı sözler ile neyi kastetmektedir? Dahası bu sözlerin insanlarda yalancı bir algı yaratan / büyüleyici sözler değil de bir hakikat olması sonucuna götüren husus nedir? Utbe b. Rebia “Peygamberimize engel olunmaması ve O’nun Araplara hakim olabilirse büyük bir devlet / medeniyet inşa edeceği, böylece Kureyş’in de büyük bir kudrete ve şerefe kavuşabileceği” fikrine bu suredeki hangi mesajlar ile ulaşmaktadır?

Utbe’nin sözlerine ve tavsiyelerine Dar’ün Nedve’de Velid b. Muğire de destek verdi. Fakat Ebu Cehil tavrını ortaya koyarak panik yapmayı gerektirecek bir durum olmadığını her şeyin kontrol altında olduğunu ifade etti. O Hz.Muhammed’in@ her şeyi abartılı anlatarak herkesi etkilemeye / büyülemeye çalıştığını gerçekte ise O’nun bahsettiği gelişmelerin olmasının imkansız olduğunu söyledi.

Aslında Ebu Cehil’in akabe görüşmelerinden haberi vardı, fakat bu görüşmelerden Hz.Muhammed’in@ olumlu bir sonuç alacağına inanmıyordu. Zira kendi ülkesinde başarısız olmuş bir kişinin dışarıda kabul görmesini ‘imkansız’ olarak değerlendiriyordu. Ama gerçek öyle miydi? Elbette ki hayır! Zira yaklaşık 3-4 senedir yapılan müzakereler ve Mus’ab b. Umeyr’in sahada yaptığı çalışmalar meyvelerini vermiş ve Medine de İslam Devleti için Anayasa taslakları neredeyse tamamlanma aşamasına gelmişti. Kurulacak devlette nasıl bir hukuk uygulanacağı, devlet teşkilatının esasları, hizmet birimleri, makamlar, otoriteler ve bunlara ilişkin görev ve yetki tahsisatları belirlenmiş, bunların sorumlulukları tespit edilmişti. Kısaca Medine’de yeni kurulacak yönetime / devlete ilişkin neredeyse her şey belirlenmiş, iş bitirilmişti.

Söz ustası Utbe bin Rebia,  Peygamberimizin okuduğu Fussilet Suresinden bütün bu anlamları yakalamış ve paniğe kapılmıştır. Onun tüm korkusunun kaynağı kendisine okunan bu ayetlerin verdiği mesajda peygamberimizin artık karşılarına çıkabilecek ve kendileri ile savaşabilecek bir teşekkülün alt yapısını fark ettirmeden gerçekleştirmiş olmasıydı. Küçük gördükleri, önemsemedikleri, zayıf ve çaresiz gördükleri Hz.Muhammed’in aşama aşama / fasıl fasıl gerçekleştirilen toplantılar sonucunda kendilerine kafa tutacak bir güce ve organizasyona erişmesi Utbe bin Rebia’yı korkutmuş, onu şaşkına çevirmişti. Hz.Muhammed’in Fussilet Suresinde haber verdiği bu durum kendisini etkilemek / büyülemek için söylenmiş abartma sözler değil tamamen gerçekti. Artık peygamberimiz Mekke ile savaşacak bir devlete doğru gitmekteydi. İş sadece müzakerelerde mutabakata varılan hususların sonuçlandırılarak anlaşmaya dönüştürülmesine ve akabinde de Mekke’deki müminlerin ve peygamberimizin Medine’ye göç ederek vazifelerinin başına geçmesine kalmıştı. Tehlike çok yakındı ve onun haber verdiği azap tehdidini Utbe ilk defa gerçek olarak ensesinde hissetmişti.

Fussilet Suresi, Mekkelilerin inkarları nedeniyle safların iyice ayrıldığını ve tarafların birbirine karşı elinden geleni ardına koymayacağını ifade eden ayetlerle konuya girerek müminlerin tercihleri ve yaptıkları nedeniyle çok büyük ödülle ödüllendirileceğini, müşriklerin akıbetlerinin ise çok feci olacağını “onların vay haline” diye belirtir.

 

Rahman Rahim Allah Adına

1- 8- Hâ, Mîm.  O Rahman ve Rahim’den muhteşem bir indiriliş! Bilen bir topluluk için ayetleri ayrıntılı olarak açıklanmış ve Arapça okunan bir kitaptır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Buna rağmen onların çoğu yüz çevirmişlerdir. Artık onlar kulak vermezler. (Bir de dönüp) “Kalplerimiz çağırdığın şeye kapalıdır, kulaklarımızda tıkalıdır, dahası aramızda aşılmaz bir engel vardır. Artık sen, yapabileceğini yap, biz de gerçekten yapıyoruz” dediler. De ki: “Ben sadece sizin gibi bir beşerim. Bana, ‘Sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu’ vahyediliyor. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin.” Şu müşriklerin vay haline! Onlar ki arınmak için ödenmesi gereken bedeli / zekâtı gönüllü olarak ödemezler, işte onlar evet onlardır ahireti inkâr edenler. Ama iman eden ve ıslah edici eylemlerde bulunanlara gelince; onları bitmez tükenmez bir ödül beklemektedir. (Fussilet Suresi 1-8)

 

Hz.Muhammed@ Utbe b. Rebia’ya Medine’de bir yurt / ülke edinildiğini ve bunu engellemek için Mekkelilerin Medine’den gelenlere yönelik yaptıkları tüm tezvirat ve girişimlerinin boşa çıktığını, zira alemlere / toplumlara hakim olanın Allah olduğu hususu ve O’nun yeryüzünü iki günde yaratması metaforu kullanılarak anlatılır.

 

9 - De ki: “Siz arzı / yeryüzünü / ülkeyi iki günde yaratanı inkâr edip O’na karşı rakip güçler mi oluşturuyorsunuz? Halbuki O Alemlerin Rabbidir” (Fussilet Suresi 9)

 

Sözkonusu ülkede (Medine’de) İlahi ideolojiye uygun olarak kurulacak İslam Cumhuriyetindeki toplumsal dengenin sağlanabilmesi için kabilelerin konumlarının ve otoritelerinin belirlendiği, çok bereketli olan bu ülkede geçim kaynaklarının ve üretim araçlarının taraflar arasında dengeli ve eşit bir şekilde paylaşımlarının yapıldığına işaret edilir. Sözkonusu işaret / ayet, yeryüzünde denge unsuru olarak dağların yaratılması, bereketlerin verilmesi, geçim kaynaklarının paylaştırılması ve bütün bu yaratmanın dört günde yaratılması şeklinde ifade edilir;

10- O, arz / yeryüzü / ülke üzerinde sarsılmaz dağlar / otoriteler / güçler yerleştirdi. Onu / Orayı verimli / bereketli kıldı. Ayrıca geçim-ihtiyaç araç ve kaynaklarını istekliler arasında eşit ve dengeli şekilde paylaştırdı. (Ve bütün bunları) dört günde gerçekleştirdi. (Fussilet Suresi 10)

 

Daha sonra Medine’de kaos halinde bulunan yönetim / üst yapıya bir düzen getirerek kaostan kurtarmak için Medine’deki kabilelerin ileri gelenlerin (sema metaforu) ve toplumsal tabandaki etkin kişilerin (yeryüzü/ arz metaforu) ilahi sistemin öngördüğü yeni düzene davet edilmeleri ve onların da kendi arzuları ile yapılan davete icabet etmeleri, müteakip ayette kaos içerisindeki gökyüzünün ve yeryüzünün ilahi sisteme kendi istekleri ile boyun eğmeleri metaforu ile anlatılır. 

 

11- Sonra duman / kaos halinde bulunan göğe / semaya / üst yapıya yöneldi de ona ve arza / yeryüzüne / alt yapıya “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. İkisi de “Biz isteyerek geldik” dediler. (Fussilet Suresi 11)

 

Hz.Muhammed@, o zamana kadar gerçekleşen müzakerelerde Medine’de kurulacak İslam / Barış Cumhuriyetinin oluşumuna ilişkin olarak neler yapıldığını Utbe b. Rebia’ya tek tek anlatmaya devam etti. Yeni bir yönetim inşa edilmesi konusunda kendi istekleri ile gelen Medinelilerle gerçekleştirilen oturumlarda Anayasal Kurumlar belirlenmişti. Yedi kurum olarak belirlenen yönetim yapısında her kurumun görev ve fonksiyonları tespit edilmişti. Devlet Başkanına en yakın kurumsal yapıya Hz.Ebu Bekir, Hz.Ömer, Hz. Ali gibi en gözde, en parlak yıldız şahsiyetlerin yerleştirilmesi öngörülmüştü. Ayrıca bu toplantılarda yeni yönetimi korumak için bir güvenlik sistemi de teşekkül ettirilmişti. Bütün bunlar gökyüzünün yedi gök olarak tanzim edilmesi ve her gök katmanına görev ve fonksiyonlarının tevdi edilmesi, en yakın göğün yıldızlarla süslenmesi ve güvenlik duvarının oluşturulması metaforu kullanılarak aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir;

12-Böylece O (Allah), onları iki günde yedi gök katmanı / Anayasal Kurumları olmak üzere gerçekleştirdi ve her gök katmanına / Anayasal Kuruma kendi işini / görevini vahyetti / bildirdi. En yakın göğü / En önemli kurumu kandillerle süsledik ve bir güvenlik sistemi oluşturduk. İşte bu, Aziz, Alim’in takdiridir. / belirlemesidir. (Fussilet Suresi 12)

 

Hz.Muhammed@ Utbe b. Rebia’nın şahsında tüm Mekkelileri tehdit etti. Onlar o zamana kadar inzal edilen ilahi öğretiye karşı çıkmış ve bu öğretiye dayalı İslami sistemi reddetmişlerdi. Fakat bu sistemin başka bir şehirde vücut bulmasına engel olamadılar. Şayet bundan sonra da bu karşı çıkışları devam edecek olursa Ad ve Semud kavimlerinin başına gelen yıkımların Mekkelilerin başına gelmesinin kaçınılmaz olduğu konusunda onlar 13. Ayette şöyle uyarıldılar;

 

13-Eğer hala inkâr ile karşı durmaya / yüz çevirmeye devam ederlerse de ki: “Ben sizi Ad ve Semud’un yıldırımının benzeri bir yıldırıma karşı uyarıyorum.” (Fussilet Suresi 13)

 

Bu iki kavimden Ad kavmi tıpkı Mekkeliler gibi kendilerini yenilmez ve güçlü görüp kibirlenerek Allah’ın inzal ettiği ilahi öğretiyi tanımamışlardı. İlahi öğretiyi ve elçileri reddetmelerinin gerekçesi olarak da Allah’ın elçi olarak melekleri göndermesi gerektiğini ileri sürmüşlerdi. Onların kendini beğenmiş bu tavır ve davranışlarına karşılık Cenab-ı Hak, onların üzerine felaket üstüne felaketler gönderdiğini ve onları bu dünyada rezil rüsvay ederek cezalandırdığını, ahirette ise çok daha rezil edici azapla cezalandırılacağını bildirerek Mekkelileri uyardı.

 

14-16- Allah’tan başkasına ibadet / kulluk etmemeleri için elçiler onlara her yönden yaklaştığı halde onlar; “Eğer Rabbimiz (bizden böyle bir şey) isteseydi, kesinlikle melekler indirirdi. Bu yüzden biz size gönderildiğini iddia ettiğiniz şeyleri inkâr ediyoruz” dediler. Onlardan Âd kavmi, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamış ve; “Bizden daha güçlü, daha çetin kim var?” demişlerdi. Onlar şüphesiz kendilerini yaratan Allah’ın kendilerinden daha güçlü ve çetin olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Biz de onlara bu dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o felaket yüklü / uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez. (Fussilet Suresi 14-16)

Semud kavminin takındığı sapık tavırda Mekkelilerin tavırlarıyla aynıdır. Bu nedenle Semud kavminin karşılaştığı azap ile Mekkelilerin karşılaşacakları azap aynı olacaktır. Bu azabın kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini Cenab-ı Hak şöyle bildirir;

17-Onlardan Semud kavmine de doğru yolu göstermemize rağmen onlar körlüğü / sapıklığı  doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazandıkları şeyler sebebiyle alçaltıcı azabın yıldırımı onları da yakalayıverdi. (Fussilet Suresi 17)

 

Utbe b. Rebia bu ayetler okunurken ilahi / sosyolojik yasaların Mekkeliler için tecelli edeceğini hissettiği için peygamberimizi susturmaya çalıştı. Onun susması için yalvardı. Fakat peygamberimiz sureyi okumaya devam etti. Yıkım azabından kurtulmanın tek yolunun kendisine inzal olunan ilahi sisteme iman ederek yanlış yapmaktan korunmak olduğunu aşağıdaki ayetle bildirdi.

18- Biz iman eden ve takvalı olan kimseleri kurtardık. (Fussilet Suresi 18)

 

Hz.Muhammed@ müteakip ayetlerle kendisine karşı gelerek ilahi sistemi reddeden ve böylece Allah’a düşmanlık eden Mekkelilerin bir gün gelecek mutlaka mağlup olacaklarını ve tutuklanacaklarını daha sonra yargılanacaklarını ifade etti. Söz konusu ayetlerde hesap sorma zamanı gelince derileri gibi kendilerine yapışık yakın korumaların, gözleri mesabesindeki danışmanlarının, entelektüellerinin ve kulakları mesabesindeki istihbarat elemanlarının kendilerini satacağı iddia ediliyordu. Onların kendi aleyhlerine şahitlik yapacakları belirtiliyordu. Onların efendilerini asla satmayacaklarını sanmalarına rağmen o hesap gününün ve Cenab-ı Hakk’ın sisteminin azameti karşısında onların dillerinin çözüleceği ve yaptıkları her türlü pislik, yolsuz, zulümleri bülbül gibi bir bir anlatacakları ifade ediliyordu. Onların bu yanlış işleri yaparken kendilerini nasıl haklılaştırdıkları anlatılırken yaptıklarının kendilerini yıkıma götürdüğü dile getiriliyordu. Mekkeli müşriklerin gelecekte başına gelmesi mukadder olan bütün bu azap sahneleri, kıyamet sahneleri metaforundaki ayetler peygamberimizin ağzından Utbe b. Rebia’nın yüzüne okundu. Böylece onların sadece ahirette değil bu dünyada da benzer bir cezalandırmaya muhatap olacakları ifade edilmiş oldu.

19-24-Gün gelir Allah’ın düşmanları ateşe sürülmek üzere tutuklanırlar. Nihayet oraya geldiklerinde, onların kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında kendi aleyhlerinde şahitlik ederler. / edecekler. Onlar kendi derilerine, “Niye aleyhimize şahitlik ettiniz?” diye çıkışacaklar. Onlar ise şöyle karşılık verecekler; “Her şeyi konuşturan Allah, bizi konuşturdu.” Sizi ilk defa O yarattı ve işte O’na döndürülmektesiniz. Siz, kulaklarınızın, gözlerinizin ve derileriniz aleyhinize şahitlik yapmasından sakınmadınız. Üstelik yapmakta olduklarınızdan birçoğunun Allah’ın indinde makbul olduğuna inandınız. İşte Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız, sizi yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayanlardan oldunuz. Şimdi eğer onlar dayanabilirlerse dayansınlar bakalım onların konaklama yeri ateştir. Bundan sonra özür bildirseler bile onlar affedilmeyeceklerdir. (Fussilet Suresi 19-24)

Mekkelilerin başlarına gelecek azabı haber veren ayetler, Utbe b. Rebia’ya okunduktan sonra onların şeytani karaktere sahip bazı müşrik arkadaşlarınca çevrelendikleri ve böylece onlara hakikati görmelerine mâni oldukları, dahası yaptıkları yanlışları ve kendilerini yıkıma / azaba götüren tavır ve davranışları iyi / güzel / doğru olarak gösterdikleri belirtilir. Şayet akıllarını başlarına almayacak olurlarsa gerek kendi yakın çevrelerinden gerekse kendilerine yabancı olan ancak tarihi anlatılardan öğrendikleri yıkımların benzeri akıbetin kendilerini beklediği uyarısı da yapılır.

 

25- Onların çevrelerine musallat ettiğimiz bir takım yakın arkadaşları onları öylesine çevrelediler ki onların geçmişlerini ve geleceklerini güzel gösterdiler. Böylece yerli olsun ecnebi olsun kendilerinden önce gelmiş geçmiş bütün toplumlar için geçerli olan “söz / kural / hüküm / kanun” onlar içinde uygulandı. Şüphesiz onlar, hüsrana uğrayanlar idiler. (Fussilet Suresi 25)

 

Cenab-ı Hak, şeytani karaktere sahip müşrik ileri gelenlerin Mekke müşrik halkını nasıl çevrelediklerini müteakip ayette daha da açar. Onların Kur’an’ın çağrısına muhataplığını engellemek için bu çağrıya kulak verilmemesini, çağrıyı yapanlara karşı yaygara koparmalarını, gürültü yapmalarını ve şamata çıkararak onların mesajları düşünüp anlamalarını engelleyerek çevreleme yaptıklarını bildirir. Halkın hak ve hakikat mesajlarını idrak etmelerini engellemeyi de cahiliyenin en önemli algı operasyonu olan üstün gelmek, egemen olmak ve baskı kurmak güdüsünü kullanarak gerçekleştirdiklerine işaret eder. Şayet bu güdü ve hislerle hareket ederek hak ve hakikatten yüz çevirecek olurlarsa yarın çok geç olacağını belirtir. Azapla yüz yüze geldikleri zaman azaba uğramalarına sebep olan bu şeytan karakterli yakın arkadaşlarını ayaklarının altında ezmek için onları arayacaklarını ama iş işten geçmiş olacağına vurgu yapar.

 

26- 29- İnkârcılar; “Bu Kur’an’ı dinlemeyin! Onun hakkında yaygara koparın! Onları ancak böyle yaparak kontrol altına alabilirsiniz.” dediler. Bundan sonra inkârcılara mutlaka şiddetli bir azap tattıracağız ve yapmakta olduklarının en kötüsü ile karşılık vereceğiz. İşte bu, Allah düşmanlarının cezası; Ateş! Ayetlerimizi bile bile inkâr etmelerinin bir karşılığı olarak orası onların ebedi yurdu olacaktır. O inkarcılar; “Rabbimiz! Yerli ve ecnebi (tanıdık ve yabancı) her kim olursa olsun bizi doğru yoldan saptıranları bize göster. Onları en alçak / rezillerden kılmak için ayaklarımızın altına alalım” dediler. /diyecekler ([1]) (Fussilet Suresi 26-29)

Cenab-ı Hak, Fussilet Suresinin müteakip ayetleri ile kendisini yegâne rehber olarak seçen müminlere ise göndereceği ayetler / melekler ile yol göstereceğini onları hem bu dünya da hem de ahirette cennet yaşamına yönlendireceğini bildirir.

 

30-32- Şüphesiz, “Rabbimiz Allah’tır” diyerek istikamet üzere olanlara sürekli melekler iner ([2]) ve onlara ; “Korkmayın, üzülmeyin. Size vaat edilen cennetle sevinin. Biz, dünya hayatında ve ahirette sizin velileriniziz / dostlarınızız. Orada Gafûr ve Rahîm olan Allah’tan bir ikram olarak sizin için nefislerinizin arzuladığı ve talep ettiğiniz her şey vardır.” derler. (Fussilet Suresi 30-32)

 

Allah’a davet eden, ıslah edici güzel eylemlerde bulunan, kötülüğü engellemeye çalışanların ve bu uğurda başına gelenlere sabreden, kötülüklere ve zulme direnen kimselerin sonunda başarılı olacağı belirtilir. Onların iyi bir örneklik göstermeleri nedeniyle düşmanlarının bile teveccühlerini kazanacakları böylece bir süre sonra düşmanlarının da faziletli / erdemli olmayı, iyi insanlardan olmayı seçecekleri ([3]) ifade edilir. Kötülüğü engelleme de sebat gösteren kişilerin bu eylemleri kendilerinin şahsi menfaatleri için değil büyük haz aldıkları için yaptıklarına işaret edilir. Şeytan tabiatlı insanların kendilerini engelleme hususunda mutlaka vesvese verecekleri vurgulanır fakat onların verecekleri vesveseden kurtulmak için Allah’a sığınılması öğütlenir.

 

33-36- Allah’a davet eden, ıslah edici eylemlerde bulunan ve “Ben müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?  İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önlersen düşmanların da sana candan dost olur.  Buna (bu olgun davranışa) sabreden ve faziletli / erdemli düşünce ve davranıştan büyük haz duyandan başkası kavuşturulmaz. Fakat şeytandan sana kötü bir düşünce / vesvese mutlaka gelecektir. O takdirde hemen Allah’a sığın. Şüphesiz ki O, en iyi işiten ve en iyi bilendir. (Fussilet Suresi 33-36)

 

Utbe b. Rebia’nın peygamberimiz için “fitneci, ayrılıkçı, Mekke halkını birbirine düşürdün, anarşi çıkarttın” şeklindeki ifadelerine karşı Cenab-ı Hak şöyle cevap vermesini ister;

“Asıl fitne, ayrılıkçı, bölücü olan ve ülkede anarşi yaratan sizin şirk sisteminizdir. Yaratılanlarda hiçbir kutsiyet olmamasına karşın siz onlara kutsiyet atfediyor ve onlara tapıyorsunuz. Halbuki onları yaratana kulluk ederseniz o tekdir. Dolayısıyla tek bir otoriteye kulluk ederseniz tevhidi sağlamış olursunuz. Böylece toplumda ikilikler, çokluklar ve bölünmeler çıkmaz. Kabileler birbiri ile çarpışmaz/ çekişmez. Siz ise Güneş ve Ayı kendilerine bayrak yapmış Roma, Mısır, Mezopotamya toplumlarının ideolojilerini benimsediniz. Sadece Allah’a kulluk etmek için Hz.İbrahim@ tarafından inşa edilen Kabe’yi ideolojilerini benimsediğiniz bu toplumların panteonlarına çevirdiniz. Her kabilenin bir putunu Kabe’ye yerleştirdiniz. Her kabileyi kendi başına buyruk yaptınız. Yönetimi kabile bazına indirgeyerek kabileler arasında rekabet, çatışma ve savaşların yolunu açtınız. Bu ülkede barış / İslam içerisinde yaşamak istiyorsak bu panteonları / putları yok etmemiz ve birliği, beraberliği, tevhidi sağlamamız kaçınılmazdır. Bütün kabilelerin bir araya geldiği ve tek merkeze bağlandığı bir yönetim bizim tek kurtuluş yolumuzdur. Can, mal, ırz, namus, ticaret, sosyal yaşam vb. emniyetimiz ancak hepimizi yaratan, kullarına karşı çok merhametli olan Allah’ın inzal ettiği ilahi ideolojiye bağlanmakla mümkündür.”

 

37- Gece, gündüz, Güneş ve Ay O’nun ayetlerindendir. Güneş’e ve Ay’a secde / itaat etmeyin. Eğer Allah’a kulluk yapacaksanız, sadece onları yaratan Allah’a secde / itaat edin. (Fussilet Suresi 37)

 

Cenab-ı Hak, yapılacak bu davete Mekkelilerin kibirleri nedeniyle olumsuz cevap vermeleri halinde müminlerin toplumun huzuru, mutluluğu, birlik ve beraberliği ile barış içerisinde yaşayabilmesi için yılmadan çalışıp çabalayacağını ilan etmesini bildirir. Ayrıca müminlerin bu çabalarının sonuçsuz kalmayacağını, mutlaka başarıya eriştirileceği müjdesi, yağmurun susuzluktan kurumuş yeryüzünü nasıl kabartıp canlandırdığı metaforu ile verilir. Bu metafor ile aynı zamanda Medine’deki dirilişe de metafor yapılır. Yağmurun toprağa hayat vermesi gibi ilahi ideolojinin düştüğü Medine toprağına nasıl bir hayat getirdiğine işaret edilir. Birbirini kıran Medine toplumunun ilahi ideoloji ile nasıl tevhit olup diriltileceği Mekke müşriklerinin gözleri önüne getirilir.

 

38-39- Bu çağrıya karşı büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbleri ile birlikte olan kişiler gece gündüz (her zaman) O’nun yolunda çalışır, çabalar, uğraşır, tesbih ederler; hem de hiç bıkıp usanmadan / yılmadan. Boynu bükük, kurumuş, solmuş olarak gördüğün yeryüzünün indirdiğimiz suyla titreyip kabarması / hareketlenip ayağa kalkması, O’nun ayetlerindendir. Onu dirilten ölüleri de elbette diriltir. Doğrusu O’nun gücü her şeye yeter. (Fussilet Suresi 38-39)

 

Bu açık işaretlere rağmen ilahi ideolojiye dil uzatanların gelecekte kaçacak delik arayacakları ama saklanacak yer bulamayacakları, dünya ve ahirette acı bir azapla karşı karşıya kalacakları bildirilir. Diğer taraftan peygamberimizin safında yer alanların ise her iki cihanda da güven içerisinde olacakları belirtilir. Medinelilerle imzalanacak olan Anayasa / kitap / sözleşmenin müminlere geniş yetkilere haiz bir iktidar verdiği dolayısıyla yapılan tehditlerin havada kalmayacağı çok açık bir şekilde ortaya konulur. Medine’deki bu oluşumu engellemek için inkarcıların dahili ve harici, gizli ya da açık yapacakları her türlü girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağı söylenir.

 

40-42- Ayetlerimize dil uzatanlar Bizden saklanamayacaklar. Şimdi söyleyin bakalım ateşe atılmak mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü tam bir güven içinde gelmek mi? İstediğinizi yapın. Şüphesiz ki O (Allah), yaptıklarınızı en iyi görendir. Kendilerine uyarı / zikir gelmesine rağmen onu inkâr edenler bunun sonucuna katlanacaklardır. Muhakkak ki o kudretli ve hükümran bir kitaptır / sözleşmedir. Onu hükümsüz / batıl kılmak için gizli veya açık yapılacak her türlü girişim boşa çıkacaktır. Zira o Hakîm ve Hamîd tarafından indirilmiştir. (Fussilet Suresi 40-42)

 

Cenab-ı Hak, inkarcıların yeni oluşumu engelleyemeyeceklerinin gerekçesi olarak bu anayasal sözleşme hükümlerinin ilahi vahiyden / ilahi ideolojiden alınmasını gösterir. Bunu Hakim ve  Hamid olan kendisi tarafından indirilmesi ile ifade eder. Devamında ise indirilen bu hükümlerin kimsenin bilmediği şeyler olmadığı daha önceki peygamberlere de bildirilmiş hususlar olduğu söylenir.  Cenab-ı Hak kullarına karşı çok şefkatli ve merhametli olduğundan sürekli elçileri vasıtasıyla kullarını gittikleri yanlış yoldan döndürme konusunda ikaz etmektedir. Ancak bu ikazlara uymayanları çok acı bir azabın beklediğini de bildirir.

 

43-Sana söylenen, senden öncekilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Muhakkak ki senin Rabbin, mağfiretin ve elîm azabın sahibidir. (Fussilet Suresi 43)

 

Cenab-ı Hak, konuyu tekrar Mısır, Roma, Bizans, Pers ve Mezopotamya gibi yabancı ülkelerden ithal edilen şirk ideolojisinin toplum için ne kadar yanlış olduğunu bir başka açıdan ele alır. Şayet ilahi kitabın dili ve prensipleri itibariyle yabancı / ecnebi kaynaklı olsaydı Mekkeliler bu kez onun kendilerine yabancı olduğunu ileri sürerek reddedeceklerdi. Ama onların Kabe’ye yerleştirdikleri putlar ve şirk ideolojisi ecnebi / yabancı kaynaklı olmasına rağmen bunu hiç sorgulamamaktaydılar. Halbuki Hz.Muhammed’e@ gelen Kur’an’ın ihtiva ettiği öğreti Arap toplumuna en uygun, onların dilinde, açık, anlaşılır, bireysel ve toplumsal sorunlara en iyi çözümler getirmesine rağmen onlar bu öğretiye kulak tıkamaktadırlar. İnkarcılar bu hareketleri ile çok büyük bir çelişki içerisindedirler.

44- Şayet Biz onu yabancı dilde bir “Kur’an / çağrı” yapsaydık, onlar; “onun ayetleri neden apaçık ve anlaşılır değil? Arapça konuşan Arap toplumuna yabancı dilde bir hitap olur mu?” diyeceklerdi. De ki: “O (Kur’an), iman eden kimseler için bir rehber ve (bireysel ve toplumsal hastalıklar için) bir şifadır.” Fakat inkarcıların sanki kulaklarında bir ağırlık var olduğu için O (Kur’an) onlara kapalıdır. Veya sanki kendilerine çok uzak bir yerden sesleniliyormuş gibi onlar bu çağrıyı işitmiyor ve anlamıyorlar. (Fussilet Suresi 44)

 

Hz.Muhammed@ Medine İslam Cumhuriyetinin teşkilatlanma sürecindeki gelişmelere ilişkin Fussilet Suresinin yukarıdaki ayetlerini Utbe b. Rebia’ya okuduktan sonra sıra bu devletin ne zaman faaliyete geçeceği ve böylece Mekke’nin kıyametinin ne zaman kopacağına ilişkin haberleri anlatmaya gelmişti.

Mekkeliler biliyorlardı ki yeni oluşuma Medine’deki Yahudi kabileleri taş koyuyorlardı. Onların Medine’deki Yahudi kabileleri ileri gelenlerinden aldıkları bilgilere bakılırsa peygamberimizin Mus’ab b. Umeyr eliyle gerçekleştirmeye çalıştığı teşkilatlanmaya Yahudi kabileler katılmak istemiyorlardı. Bu nedenle onları bu oluşuma katılmaya ikna etmek için görüşmeler devam ediyordu.

Cenab-ı Hak, Medine Yahudilerinin bu oluşum hususundaki tereddütlerinin giderilmesi için ikna sürecinin devam ettiğini bildirirken, onların kendi kitaplarında bile ihtilaf ettiklerini bu nedenle ikna sürecinin zorlu geçeceğine değinerek akabe görüşmelerinde onların ikna edilmeleri için belirli bir süre öngörülmüş olduğunu vurgular. Diğer taraftan şayet onlar da bu birliğe / tevhide gelirlerse kendi iyilikleri için gelmiş olacakları, yok eğer karşı dururlarsa o takdirde de kendi aleyhlerine davranmış olacaklarına değinilir.

 

45-46-Doğrusu Biz Musa’ya da kitap vermiştik. Onun hakkında bile ihtilaf edilmişti. Eğer Rabbin tarafından daha önce konulmuş kesin bir söz olmasaydı, haklarında hüküm hemen verilirdi. Fakat onlar, bundan (Kitaptan / Anayasadan) şüpheci bir şekk / tereddüt içindedirler.  Her kim iyilik / ıslah etme yolunu tutarsa, kendi lehinedir.  Kim de bir kötülük yolunu tutarsa, kendi aleyhinedir. Senin Rabbin kullarına zulmedici değildir. (Fussilet Suresi 45-46)

 

Bu konuda Medine Yahudilerinin tereddütleri giderilince Medine İslam Cumhuriyeti için anayasa sözleşmesi imzalanmasının önünde herhangi bir engel kalmayacağı, ancak bunun zamanı konusunda herhangi şey söylenemeyeceği, bunu ancak Allah’ın bilebileceği müteakip ayetlerde bildirilir. Medine İslam Cumhuriyetinin kurulmasının Mekkeliler için bir kıyamet olacağı ve tıpkı kozmik kıyametin saatinin ancak Allah tarafından bilinmesi gibi Mekke’nin toplumsal kıyamet saatinin da yine ancak Allah tarafından bilineceği ifade edilir. Diğer taraftan kâinatta her türlü oluşumun Allah’ın bilgisi dışında gerçekleşemeyeceği hususu ‘tomurcukların çiçek açmasının, dişilerin gebe kalması ve doğurmasının O’nun bilgisi dışında gerçekleşmeyeceği’ ifadeleri ile dile getirilir. Anayasal sözleşme imzalanıp Medine İslam Cumhuriyeti kurulduktan sonra Mekkeli müşriklerin vay haline! Cenab-ı Hak, Mekkeli müşriklerin o zaman kaçacak delik arayacaklarını, şirk sisteminin otoritelerinin / ortaklarının ise sıvışıp gideceklerini söyler. Onların Mekke müşrik halkını yalnız bırakacaklarını müteakip ayetlerde ahiret sahneleri ile anlatır. O zaman geldiğinde inkarcılara “Hadi bakalım! Şimdide şirk koşun bakalım!” denileceği fakat onların gücü görünce zelil bir şekilde şirk koşmaktan vaz geçecekleri ve huzura çıkıp büyük bir saygı ile sadece Allah’a ve O’nun ilahi sistemine boyun eğecekleri yönündeki beyan sahnelerine müteakip ayetlerde yer verilir.  

 

47-48- Saat konusundaki bilgiyi ancak Allah bilir. Onun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. O saat geldiğinde ise O (Allah), onlara; “Hani nerede Benim sözde ortaklarım? / Hadi şimdi de şirk koşun bakalım” diye çıkışacak, onlar; “Sana ortak koşma hususunda içimizden hiçbir kimse artık şehadet etmeyecektir. Arz ederiz.” diyecekler. Çünkü o zamana kadar taptıkları / boyun eğdikleri / itaat ettikleri otoriteler onları yalnız bırakıp ortadan kaybolduğundan onların kaçıp sığınacak bir yerleri kalmadığını iyiden iyiye anlamış olacaklardır. (Fussilet Suresi 47-48)

 

Cenab-ı Hak, Mekkeli müşriklere bunun nasıl olacağını da müteakip ayetlerde ihbar eder. Hz.Muhammed’in@ ağzından bu mesajları alan Utbe b. Rebia artık iyice renkten renge girmeye başlamıştır. Bu son ihbar mesajları ile Mekke Yönetiminin kıyametinin nasıl gerçekleşeceği ona şöyle bildirilir; 

“Ey Mekkeliler! Siz malı çok seviyorsunuz ve sürekli mal / hayır edinmek istiyorsunuz. Fakat bir felaket / sıkıntı başınıza geldiği zamanda hemen ümitsizliğe kapılıyorsunuz. Sıkıntıya karşı göğüs germeyi / tahammülü hiç istemiyorsunuz. Ekonominizin sürekli iyi gitmesini bekliyorsunuz. Şayet ekonominiz kötüye giderse o takdirde hemen yönetiminizi eleştiriyor ve feryat figan ediyorsunuz. İşte sizin zayıf noktanız burası. Bu kötü karakteriniz sizin aynı zamanda sonunuzu hazırlayacak. Göreceksiniz Medine İslam Cumhuriyeti kurulduğunda sizin ekonominizi felç edeceğiz. Böylece Mekke Yönetimi aciz kalacak ve halkta bu sıkıntılar nedeniyle şirk sistemi ve yönetimi hakkında desteklerini gözden geçirecekler. Bir süre sonra da fethin kapıları bu yolla açılacak. Fakat sizler kendinizi çok değerli görüyorsunuz. Kureyş’in diğer kabileler nezdinde ‘Ehlullah’ adıyla anılması ile kendinizin çok büyük bir değere sahip olduğunu düşünüyorsunuz. Bu nedenle Medine İslam Cumhuriyeti kurulduğunda ekonomik çıkarlarınıza herhangi bir zarar veremeyeceğimizi sanıyorsunuz. Sizlere dokunamayacağımızı ya da sizlerin Arap yarımadası ölçeğindeki itibarlı pozisyonunuz nedeniyle dokunulmazlığınızın olduğunu ve kimsenin size dokunamayacağını sanıyorsunuz. Medine İslam Cumhuriyeti kurulsa bile onların da sizlere hizmet edeceğini ve sizlere çok güzel nimetler, ekonomik kazançlar sunacağını düşünüyorsunuz.  Bunların sizin ‘Ehlullah’ olmanız ve Kabe’nin ev sahipliğini yapmanız nedeniyle hakkınız olduğunu vehmediyorsunuz. Sizlerin haddini bilmez derecede kendinizi beğenmeniz o kadar ileriki -her ne kadar inanmasanız da- şayet kozmik kıyamet olursa Allah’ın o zaman da sizlere bol nimetler sunacağını iddia ediyorsunuz. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Değil nimetlerin size bol bol sunulması,  tam aksine, sizler perişan edileceksiniz! Sizin kuzey ve doğu eksenindeki hatta güney yönündeki ticaretinize sekte vurulacak ve yaptığınız kötü amellerinizin hesabını bir bir vereceksiniz. Zaman zaman sizlere iyi davranılıp ekonomik olarak biraz rahatlama imkanı verilecek ancak siz hemen yan çizecek ve tekrar hainlik yapacaksınız. Ancak o zaman da sizlere tekrar ekonomik yaptırımlar uygulanacak ve sizler o zaman diz çöküp yalvaracak, yakaracak ve yaltaklanacaksınız.”

49-51- (Mekkeli müşrik) insan ([4]), daima mal mülk ve zenginlik ister fakat başına bir felaket / şer / sıkıntı gelmeye görsün hemen ümitsizliğe kapılır, yıkılır. Şayet kendisine dokunan bu sıkıntıyı giderip tarafımızdan bir rahmet/ nimet tattıracak olursak, o zaman da “Bu benim hakkımdır / başarımdır. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet kıyamet koparda Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz benim için o zaman da Rabbimin nezdinde güzellikler olacağından eminim.” diyecek. Fakat tam tersine biz o zaman inkarcıların yüzlerine karşı işledikleri suçları bir bir okuyacağız ve sonunda onları şiddetli bir azapla cezalandıracağız. Şayet Biz o Mekkeli müşrik insana o zaman nimet verecek olursak o nankörlük yapacak, bizden yüz çevirecek ve yan çizecektir. Fakat ona kötü davranılacak olursa o takdirde de bize yalvarıp, yakarıp, yaltaklanıp duracaktır. (Fussilet Suresi 49-51)

Cenab-ı Hak, onları böyle bir akıbetin beklemesinin sebebi olarak kendisinin onların iyiliğini istemesine rağmen onların bunu reddetmeleri olduğunun bildirilmesini ister. İlave olarak başlarına gelecek felaketlerden korumak ve onları iyiye, güzele ve doğruya iletmek isteyene karşı inkâr tutumu takınmanın ne kadar büyük bir sapıklık, aymazlık ve aptallık olduğunun yüzlerine haykırılmasını da ister.

52- De ki; “Gördünüz mü? (Hiç düşünmüyor musunuz?) Allah katından olan o Kur’an’ı siz inkâr etmişseniz eğer, böyle bir durumda, hak ve hakikatten bu kadar uzak düşmüş birinden daha sapık kim olabilir?” (Fussilet Suresi 52)

Fakat Cenab-ı Hak, onların inkarlarının ve ilahi öğretiye uygun barış / İslam sisteminin kurulmasını engelleme çabalarının başarılı olamayacağını surenin son ayetlerinde bildirir. Onların tereddüt ettikleri ve asla inanmak istemedikleri İslam / barış sisteminin gerçekleşmesinin kaçınılmaz oluşunu herkesin bir gün yüzünü Rabbe dönmesi şeklinde ifade eder.

Vakit geldiği zaman gerek Mekke’de ve gerekse de Mekke çevresini kapsayan tüm bölgelerde kendisinin vaad ettiği zaferi müminlere nasib edeceğini bildirir. Mekkeli müşriklerin hepsinin de bu zafere şahit olacaklarını dahası o gün şimdi reddettikleri bu ilahi öğretiye dayalı İslam / barış sisteminin hak olduğunu kendi nefislerinin de kabul edeceği ifade edilir. Cenab-ı Hak bu hususa kendisinin bizzat şehadet ettiğini / destek verdiğini ve bu şahitliğin/ desteğin Resul için (dolayısıyla müminler için) yeterli olduğunu bildirir.

 

53-54- Gerçek şu ki vakti gelince o Mekkeli müşrik insana Mekke’de / enfüste ve Mekke’nin çevresinde / afakta müminlere zafer vererek vaadimizin hak olduğunu apaçık göstereceğiz. Rabbinin şahitliği sana yeter.  İyi Bilin ki, gerçekten onlar Rablerine dönme hususunda bir tereddüt yaşamaktadırlar. Ve yine iyi bilin ki O (Allah), her şeyi kuşatmıştır. (Fussilet Suresi 53-54)

 

Hz.Muhammed’in@ bu sureyi okumasından sonra Utbe b. Rebia’nın yüzü sap sarı kesilir, rengi solar ve kendisini bekleyen Mekke müşrik ileri gelenlerinin yanına perişan bir vaziyette döner. Onların Utbe’nin bu haline bakarak “herhalde o da Muhammed’e iman etti” demelerine sebep olan işte bu mesajlardır. Yine bu bölümün başında zikredildiği gibi Utbe b. Rebia’nın kendi yandaşlarına aşağıdaki sözleri söylemesine sebep olan mesajlar bu mesajlardır;

“Ey Kureyş! Gelin beni dinleyin. Bu adama engel olmayalım. İddia ettiği ideolojisi ve girişimlerine karışmayalım. O’nu serbest bırakalım. Yapacağını yapsın. Biz aradan çekilelim. Vallahi ondan duyduğum sözler çok büyük bir haber olacaktır. Şayet O girişiminde başarılı olamaz da Araplar onu öldürürse, biz elimizi vurmadan ondan kurtulmuş oluruz. Yok eğer O’nun iddia ettiği ideoloji Araplar tarafından benimsenir ve Onun tarafından onlara hakim olursa O’nun hakimiyeti sizin hakimiyetiniz ve O’nun kudret ve şerefi sizin kudret ve şerefiniz olacaktır.”

Artık Mekkeliler durumun vehametini öğrenmişlerdir. Resulü Ekrem’in Medine’de çok büyük bir ilerleme kaydettiğine vakıf olmuşlardır. Ancak onlar yine de Ebu Cehil’in etkisinden kurtulamazlar ve onun rehberliğinde ilahi sistemi engellemek için ellerinden ne geliyorsa yapma hususunda ant içerler.

 

[1] ) Not: burada bir ihbar var! Peygamberimizin Hudeybiye anlaşmasından sonra güçlenmesi, meşru ve geleceği çok parlak bir devlete gittiğini gören Mekke Müşriklerinin oğullarının yani yeni neslin eskileri çiğneyip müslüman olacaklarının ihbarı daha Mekke’de iken yapılır. (A.A)

[2] ) NOT: “... onlara sürekli melekler iner” ayetinde geçen “meleklerin inmesi” ifadesi, Kur’an ayetlerinin sürekli müminlerin hatırına geldiği, Kur’an ayetlerinin hep hatırlarında olduğu anlamındadır. Kur’an ayetleri insanlara müjdeler getirir. Bu durumdaki insanlar, Rabbimizin müjde ayetlerini hatırlarlar ve mutlu olurlar. İstikamet üzere bulunan ve Allah’tan başka Rabb edinmeyenler, Kur’an’daki bu nimetlere nail olurlar. Ayetlerin onların ezberlerinde olmaları da şart değildir; Rabbimiz o anda onlara hatırlatır, öğretir, onları motive eder. (A.A)

[3])Not: Gelecekte Mekkeli müşrik insanların uyanacağı ve şeytani karakterli müşrik önderlerini dinlemeyip iman edeceği ihbar ediliyor. Yeter ki müminler kendilerine yapılan kötülükleri güzel bir şekilde savuştursunlar ve sebat etsinler. (A.A)

 

[4] )Not: Buradaki muhtap insan her ne kadar Mekke müşrikleri de olsa genel olarak onların konumundaki ve onların kötü karakterindeki diğer insanların da genel karakterlerini yansıtır.  Cenab-ı Hakk, bizlere bu vasıftaki insanların bu kötü karakterlerinin o toplumun / o yönetimin sonunu hazırlayan faktörler olduğunu bizlere öğretir. Aynı zamanda bu karakterdeki düşman toplumlarının zaaflarından yararlanarak onların yönetiminin acze nasıl düşürüleceği konusunda bizlere strateji öğretmektedir. (A.A)

bottom of page