top of page

BÖLÜM 33

ASKERİ HAREKATLAR VE MUTE

 

Hudeybiye barışından ve Kaza Umresinden sonra artık Mekke bir tehdit olmaktan çıkmıştı. Kendiliğinden teslim alınabilecek noktaya gelmişti. Hz.Muhammed@ İslam Cumhuriyetinin etki alanını genişletmek istiyordu.

Bu amaçla çevre kabileler üzerine askeri seferler düzenliyor ve onları İslam Cumhuriyetine katılmaya / teslim olmaya / müslüman olmaya davet ediyordu. Şayet bu davete icabet etmeyecek olurlarsa bölgede rahat yaşayamayacaklarını onlara göstermek istiyordu. Onların şirk sisteminin getirdiği gerilik, cehalet, zulüm, pislik, azgınlık, vb. her türlü kötülükten kurtarılmaları gerekiyordu. Onlar şirk sisteminin kendilerine verdiği kötülüğün farkında bile değillerdi.  Özellikle müşrik halk, şirkin kendilerine yaptığı kötülüğü öylesine kanıksamışlardı ki İlahi öğretinin getireceği güzellikleri ve medeni yaşamı düşünemiyorlardı. Ölü gibi yaşamaya alıştırılmış bu toplumlar, dirilip şahsiyetli, şerefli ve haysiyetli bir yaşamı hayal bile edemiyorlardı. Bu nedenle onlar kendi istekleri ile İslam Cumhuriyetine / barış topluluğuna katılmaya / teslim olmaya / Müslüman olmaya karşı çıkıyorlardı.

Peygamberimiz onların üzerine göndereceği askeri birlikler aracılığı ile onları önce kendi arzuları ile İslam Cumhuriyetine katılmaya / teslim olmaya / barış topluluğunda yerlerini almaya davet ediyor, kabul etmemeleri halinde ise askeri yöntemleri uyguluyordu. Bu onların anladığı dildi. Onları başka türlü doğru yola getirme imkânı yoktu.

 

33.1. Süleym Oğulları Üzerine El Avca Askeri Harekâtı

Hz.Muhammed@, kaza umresinden döndükten sonra Ahrem b. Ebi'l-Avca'nın komutasında 50 kişilik bir askeri birliği Süleym oğullarının üzerine gönderdi. Her askeri harekâtta olduğu gibi bu harekâtın amacı da üzerine gidilen kabileyi İslam’a girmeye / barış toplumuna katılmaya / teslim olmaya / İslam Cumhuriyetine katılmaya davet etmek, eğer kabul etmezlerse de üzerine yürüyüp onların zulümden vazgeçmeleri için caydırıcı olmak idi. Önce onlara İslam’a / barışa girmeleri için medeni bir şekilde davet götürülecek, şayet kabul etmezlerse zalime ve zulme verdikleri destekten vazgeçmeleri için zor kullanılacaktı.

İslam ordu birliği Süleym oğulları üzerine doğru gelirken Süleym oğulları hesabına casusluk yapan bir hain, harekâtı Süleym oğullarına haber verdi. Harekât hakkında istihbarat alan Süleym oğulları, çok sayıda asker topladı ve çarpışmak için hazırlandılar. İki ordu Mehdüz Zeheb adı verilen bölgede karşı karşıya geldikleri zaman Ahrem b. Ebi'l-Avca,  Süleym oğullarını teslim olmaya / İslam’a girmeye / barış toplumuna katılmaya davet etti. Fakat Süleym oğulları bu teklifi reddettiler ve İslam askeri birliğine saldırdılar. Sayıca çok üstün olan Süleym oğulları, etraflarını çembere aldıkları İslam askerlerinin hemen hepsini şehit ettiler. Birliğin komutanı Ebil Avca ile iki mücahit ağır şekilde yaralanmışlardı.  Onları öldürdüklerini sandılar ve mümin askerlerin cesetlerini kurda kuşa yem olsun diye bırakıp gittiler. Ağır yaralı olan Ebil Avca ve arkadaşları Medine’ye ulaşmayı başardılar.

İslam ordu birliği bu harekâtında başarısız olmuştu. Süleym oğulları İslam Cumhuriyetinin bir askeri birliğini yok etmişti ama bundan sonra kendisine rahat olmayacağını da anlamıştı. Onlar, üzerlerine defalarca askeri birlik gönderen İslam Cumhuriyeti’nin ayakta kaldığı müddetçe kendilerinin bu bölgede yaşam şanslarının kalmadığını artık görüyorlardı. Ya bu katliamın bedelini ödeyeceklerdi ya da teslim olup kurtulacaklardı. Bölgede hâkimiyetini pekiştiren İslam Cumhuriyeti elbette şehitlerin kanını yerde bırakmayacaktı. Onlar için tek çıkar yol, teslim olup İslam Cumhuriyetine / barış topluluğuna katılmaktı. Eğer kendiliklerinden bu katılım davetine icabet etmeyecek olurlarsa eninde sonunda Süleym oğullarının üzerine başka bir askerî harekât düzenlenecekti. Ama şimdi sırada daha önce kendilerine aynı teklif yapıldığı halde İslam Ordu birliğini katleden Mürre oğulları vardı.

HARİTA 49.png

Harita 49:Ahrem b. Ebi’l Avca Akını / Harekâtı  (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/

33.2. Galip b. Abdullah El Leysi Komutasında Fedek’e Yapılan Askeri Harekât

Hz.Muhammed@ Fedek’teki Mürre kabilesi üzerine bir askeri harekât planladı. Harekâtın amacı, daha önce Beşir b. Sa'd komutasındaki otuz kişilik İslam birliğinin ikisi hariç tamamını kı­lıçtan geçiren Mürre kabilesinden hesap sormaktı. Bu harekât için 200 mümin savaşçı askerden oluşan bir birlik hazırlandı ve Galib b. Abdullah el Leysi’yi komutan olarak tayin etti. Abdullah el Leysi Kedid askeri harekâtında başarılı olduğu için Hz.Muhammed@ bu harekâtı da iyi yöneteceği ve başarı ile döneceği düşüncesiyle onu birliğin komasına getirdi. Aslında ilk önce bu harekât için Zübeyr bin Avvam’ı komutan olarak düşünmüştü fakat Süleym oğullarına yapılan başarısız harekâttan sonra bu harekâtta yaşanacak bir başarısızlık büyük ümit kırıklıklarına sebep olabilirdi.

İslam ordu birliği yola çıktı ve Fedek yakınlarında ansızın yakaladıkları Mürre kabilesine iyi bir baskın yaptı. Mürre oğulları neye uğradıklarını şaşırdılar ve çok zayiat verdiler.  Böylece bu baskınla daha önceki katliamın hesabı sorulduğu gibi, mütecaviz davranışların karşılıksız kalmayacağının mesajı da hem onlara hem de çevredeki diğer kabilelere verilmiş oldu.

HARİTA 50.png

Harita 50:Galib b. Abdullah Leysi’nin Fedek Akını / Harekâtı  (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/

33.3. Sıyyi Askeri Harekâtı

Mürre kabilesine yapılan askeri harekâtın başarıyla sonuçlanmasının hemen ardından Hz.Muhammed@  Amirliler üzerine bir harekât tertipledi.  Bu harekâtın da amacı, Bi’ri Maune katliamına katılan Amirlilerden hesap sormaktı. Peygamberimiz bu harekât için hazırlanan askeri birliğin komutanlığına ise Şüca b. Vehb el-Esedi’yi tayin etti. 24 mümin savaşçıdan oluşan askeri birlik Siyy bölgesinde bulunan Amirliler üzerine gönderildi.

İslam ordu birliği Siyy adı verilen bölgeye vardıklarında Amirlileri sabah ansızın yaptıkları baskınla bozguna uğrattılar.  Amirli erkeklerin çoğu kaçıp canını zor kurtardı, fakat kadınları esir olarak alındı. Aynı zamanda bu baskın ile Amirlilerin 150 kadar koyundan oluşan sürüleri de ganimet olarak alındı ve Medine’ye geri dönüldü.

Birlik görevini başarıyla ta­mamlamıştı. Kadınların serbest bırakılması için Amirlilerden kaçanlarından bir heyet Hz.Muhammed’e@ başvurdu ve ricacı oldu. Hz.Muhammed@ kadınları serbest bırakınca Amirliler Müslüman oldular. / İslam Cumhuriyetine katıldılar. / Barış topluluğuna katıldılar.

HARİTA 51.png

Harita 51:Şuca b. Vehb El Esedi’nin Sıyyi Akını / Harekâtı  (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/

33.4. Kuzeye Yönelim

Şimdi sıra yarımadadaki bütün Arapları Medine İslam Cumhuriyeti etrafında toplamak için Bizans ve Sasani gibi süper güçlere kafa tutan bir açılım yapılmasına gelmişti.

Bölgede tevhidi sağlayarak güçlü bir Cumhuriyete gidişi sağlamak için Suriye yani kuzey bölgesi önem arz etmekteydi. Zira yarımada Araplarına karşı bölgesel güç olduğunu göstermenin yolu büyük güçlere kafa tutmaktan geçiyordu. Büyük güçlere kafa tutan ve kendilerinden / Arap olan bir gücün yanında yer almak bölge kabileleri için bir şeref vesilesi olabilirdi. Çünkü Araplar şereflerine oldukça düşkün olduklarından ve Arap yarımadasına da sırf güvenliklerini korumak için sığındıklarından, içlerinden çıkacak böyle şerefli bir başkaldırıyı destekleyecekleri aşikârdı.

Yarımadaya sığınan kabileler incelendiğinde çoğunun mustarabe Arapları (sonradan Araplaşmış kabileler) olup büyük devletlerdeki zulümlerden kaçmış topluluklar olduğu anlaşılacaktır. Eğer onlar bu işin başarabileceğine inandırılırsa onların İslam Cumhuriyetine katılımı çok kolaylaşacaktı. Bunu gayet iyi bilen peygamberimiz hedefi kuzeye doğru çevirdi.

Diğer taraftan Bizans İmparatorluğu da Hz.Muhammed’in@ hareketini an be an takip ediyor ve bu hareketi kontrol altına almanın yollarını araştırıyordu. Şayet bu hareket, Arap yarımadasında başarılı olacak olursa bütün Suriye ve Anadolu’yu egemenliği altına alması mümkündü.

Ayrıca Hz.Muhammed’in@ Bizans İmparatoruna gönderdiği mektupta da ifade edildiği üzere Bizans imparatorluğu kendi halkına geçmişte yaptığı zulümler nedeniyle sicili temiz değildi. Bu nedenle Bizans İmparatorluğu hâkimiyetinde yaşayan halkların yakın gelecekte kendisine karşı isyan etme potansiyeli mevcuttu. Eğer İslam Cumhuriyeti adil bir yönetimi kendi yurdunda sağladığını gösterir ve egemenliği altına girecek topluluklara da adalet ve merhamet vaat eden güçlü bir çağrı yapacak olursa Bizans egemenliğindeki halkların da hemen İslam Cumhuriyetinin egemenliğine geçmeyi tercih edecekleri çok açıktı. Fakat diğer taraftan Mekke müşrik yönetimi Hudeybiye anlaşması ve arkasından gelen Hayber’in fethi ile Medine İslam Cumhuriyetinin kendilerine kurduğu kumpası kırmanın yolu olarak Bizans’a bağlı Gassanlıları / Suriyelileri Medine İslam Cumhuriyeti aleyhine kışkırtmaya çalışıyordu. Ticari bağlantılar nedeniyle önceden beri Gassanlılarla çok iyi ilişkiler içerisinde olan Mekkeli müşrik ileri gelenler (özellikle Ümeyye oğulları reisi Ebu Süfyan) bu dostluklarını Medine İslam Cumhuriyeti aleyhine kullanmaktaydılar. Mekke müşriklerinin kışkırtmalarıyla Gassanlılar ve Bizans İmparatorluğu önce Medine’ye en yakın kabileleri İslam Cumhuriyetine karşı harekete geçirmeyi denediler.

 

33.5. Zatul Atlah Askeri Harekâtı

Yukarıda belirtilen nedenlerle İslam Cumhuriyetinin artık kuzey istikametine yönelmesi gerekiyordu. Bu amaçla güzergâh üzerindeki Arap asıllı kabileleri İslam Cumhuriyetine katılım yapma ya da müttefik hale getirmek için bu kabileler üzerine davetçi askeri kuvvetler gönderilmesi planlandı. İlk olarak Hz.Muhammed@, Ka'b b. Umeyr komutasındaki 15 kişilik bir askeri birliği Suriye sınırındaki Zatul Atlah'a gönderdi.

Söz konusu askeri birlik Zatul Atlah’a ulaştığında tuzağa düşürüldü. Daha müzakere ve davet fırsatı bile bulamadan bölge halkı savaşçıları tarafından katledildiler. Baskından sadece bir mümin savaşçı kurtulabildi, diğer bütün mücahitler şehit edildiler. Kurtu­lan mümin savaşçı Medine'ye gelerek durumu Hz.Muhammed’e@ bildirdi. Bu sefer ile Kuzeye açılmanın hiç te kolay olmayacağı anlaşılıyordu. Fakat Hz.Muhammed@ de kolay pes edecek bir şahsiyet değildi. O, ne tehditlere boyun eğiyor ne de yılgınlık, pişmanlık gösteriyordu.

HARİTA 52.png

Harita 52:Kab b. Ümeyr El Gifari’nin Zatul Atlah Akını / Harekâtı  (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/

33.6. Busra’ya Elçi Gönderilmesi

Hz.Muhammed@ İslam Cumhuriyetine katılım teklifi yapmak için kabileler üzerine askeri birlik gönderme yerine kabile reislerine elçilerle mektup gönderme yolunu denemeye karar verdi. Bunun için Şam’ın güneyinde yer alan ve Şam’a 130 km uzaklıktaki Busra şehrinin Valisine / emirine gönderilmek üzere Haris Bin Umeyri elçi olarak seçti. Haris, davet mektubunu Hz.Muhammed’den@ alarak yola çıktı. O, Mute'ye geldiği zaman Şam valisi Şurahbil b. Amr'ın askerlerince ya­kalanıp tutuklandı. Daha sonra ise Şurahbil'in emri ile şehit edildi. Şurahbil Hz.Muhammed’in@ elçisini öldürmekle büyük bir suç işlemişti. Zira elçilere dokunmamak tüm devletler ve kabileler için her zaman geçerli bir ilkedir. Şurah­bil ise bu suçu işlerken aslında hem İslam Cumhuriyetini tanımadığını gösteriyordu hem de peygamberimize meydan okumaktaydı. Hz.Muhammed@ işlenen bu suça ve meydan okumaya onların anladığı dilden bir cevap vermek için büyük bir askeri harekâtın hazırlıklarını başlattı.

 

33.7. Cenab-ı Hakk’ın Bu Katliama Sert Tepki Göstermesi

Cenab-ı Hak, Gassanlı Hristiyanların işledikleri bu cinayetin karşılıksız kalmayacağını, eğer özür dilemez ve Allah’a bağışlanma için sığınmazlarsa / İslam Cumhuriyetine katılımı reddetmekte ısrar ederlerse bunun hesabının mutlaka sorulacağını ve bundan Bizans dâhil hiçbir gücün kendilerini koruyamayacağını bildiren ifadeleri Maide Suresinin aşağıdaki ayetleri ile inzal eder. Bu ayetlerde tam bir diplomasi dili ile Gassanlılar uyarıldı ve yaptıklarının son derece yanlış olduğu belirtildi. Onların gerçeği ve geleceği göremeyip tam bir körlük içerisinde oldukları ifade edildi. Cenab-ı Hak, onlara şirke / zulme dönüşmüş Hristiyanlık modelinin kendilerini azaba götürdüğünü bildirdi.  İslam Cumhuriyetine katılıma hayır demekle Kendisini (Allah’ı) inkâr ettiklerini belirterek eğer bu durumlarını terk etmez / Kendisine (Allah’a) yönelmeyecek olurlarsa şiddetle cezalandırılacaklarını ve bu cezalandırmaya kimsenin engel olamayacağını bildirdi. Medine’deki ve Hayber’deki Yahudilerin İslam Cumhuriyeti karşısında aldıkları hezimetleri, bu tehdidin mutlaka gerçekleşeceğinin kanıtları olduğunu gösterdi.

Yukarıda özetle belirtilen hususlar Mute Savaşı öncesinde düşman bölgede kamuoyu oluşturmaya yönelik söylemler olarak Maide Suresinin (70-86) ayetlerinde ifadesini bulur. Söz konusu ayetler aşağıdaki gibi detaylı olarak incelenecek olursa; 

Bizans hâkimiyetindeki Gassanlı Hristiyanlar kendilerinden önceki ehli kitap kabileleri olan İsrail oğullarının yaptıklarının şimdi aynısını yapmışlar ve kendilerine peygamberimizin gönderdiği elçiyi öldürdükleri aşağıdaki ayette verilen örnekle dile getirilmiştir.

 

70- İsrail oğullarından (Allah’ın yasalarına uyacaklarına dair) söz almış, (uymadıkları zaman onları bu sözlerini hatırlatmak için) onlara elçiler göndermiştik. Ne zaman hoşlarına gitmeyen bir şeyle onlara bir elçi gittiyse, onlar o elçilerin bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürdüler. (Maide Suresi 70)

 

Hz.Muhammed’in@ elçisini işkenceyle öldürerek işlenen cinayet gösteriyordu ki onlar (Gassanlılar) etraflarındaki gelişmeleri göremeyecek kadar kördüler ve yaptıklarının hesabının sorulmayacağını sanıyorlardı. Hâlbuki kendilerinden önceki ehli kitap kabileler / İsrail oğulları aynı hataları defalarca işlemişler ve her defasında hatalarını anlayıp tevbe etmiş doğru yolu bulmuşlar fakat zamanı gelince tekrar aynı hataya düşmüşlerdi. Şimdi de Gassanlılar hakka karşı körleşmiş ve sağırlaşmış olmanın etkisiyle bu hatayı tekrar etmekteydiler.

 

71- Hakka karşı öylesine kör ve sağır kesildiler ki bu işledikleri cinayetin hesabının kendilerinden sorulmayacağını sandılar. /hesap vermekten kolaylıkla kurtulacaklarını sandılar. Bir süre sonra hatalarını anlayıp tevbe ettiler, Allah da tevbelerini kabul etti. Zaman içerisinde onların çoğu gene körleşip sağırlaşmayı tercih ettiler. Fakat Allah, onların yapmakta oldukları her şeyi görmektedir. (Maide Suresi 71)

 

Gassanlı Arapların Şam valisi Şurahbil’in peygamberimizin gönderdiği elçiyi katlettirerek verdiği mesaj ise şuydu; “Bizler Hz.Muhammed’in@ İslam Cumhuriyetini tanımıyoruz / inkâr ediyoruz. Allah’ın yasalarının egemen olduğu, O’nun yasaları karşısında hiçbir otoritenin imtiyazlı olmadığı, tüm idareciler dâhil herkesin Allah’ın kulu olduğu ve herkesin yaptığının hesabını vereceği bir sisteme dâhil olmak istemiyoruz. Biz Bizans İmparatorluğunun benimsediği Hristiyanlığın öngördüğü yönetim sisteminde kalmak istiyoruz. Bizler yönetimde Allah’ın otoritesine eşit / denk otorite olarak Kilise otoritesinin de yetkili olduğu bir yönetim modelini benimsiyoruz. Bunun ifadesi olarak da ‘Meryem oğlu Mesih’te Allah’tır’ diyoruz. Hatta Ruhul Kudüsü (kutsal / yüce kişilerden oluşan parlamentoyu) de Allah’ın otoritesine denk üçüncü bir otorite olarak kabul ediyoruz.([1])  Nasıl ki Allah koyduğu yasa ve işlerinden sorgulanamaz, hesaba çekilemez ise aynı şekilde Allah’a denk kabul ettiğimiz bu otoritelerde sorgulanamaz ve hesaba çekilemez. Biz böyle bir yönetim modelini kendimiz için daha uygun buluyoruz ve yaptıklarının hesabını veren ve yaptıkları yanlışlardan dolayı sorgulanabilen bir yönetim modeli olan İslam Cumhuriyeti modelini reddediyoruz. / inkâr ediyoruz.”

Şurahbil’in elçiyi katlederek verdiği bu mesaj, Cenab-ı Hak tarafından tekrar edilir ve onların kendilerine yapılan teklifi reddederek / inkâr ederek kâfir oldukları vurgulanır. Onların bu tutumlarından ve Bizans’ın şirk / zulüm sisteminden vazgeçmemeleri halinde şiddetli bir azapla cezalandırılacağı tehdidi yapılır. Böylece üzerlerine yapılacak askeri harekât ilan edilerek onlar uyarılırlar. Onların ahiretteki cezalarının da cehennem olacağı beyan edilir.

 

72-73- “Muhakkak ki Meryem oğlu Mesih Allah’tır.” diyenler kâfir oldular. Hâlbuki Mesih (Hz. İsa, vaktiyle onlara) şöyle demişti; “Ey İsrail oğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kul olun. Kim Allah’a şirk (eş, ortak) koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir. Üstelik zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur.” Andolsun, “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir oldular. Hâlbuki O tek İlah’tan başka ilah yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmeyip inkâr edenlere (Allah’ın Devletine katılmayı reddedenlere) mutlaka elem dolu bir azap dokunacaktır. (Maide Suresi 72-73)

 

Cenab-ı Hak, Gassanlı Hristiyan Arapları bu yaptıklarından pişmanlık duyup özür dilemeleri ve Medine İslam Cumhuriyetine teslim olmaları için çağrıda bulundu. Eğer tevbe edip bu tutumlarından vaz geçerlerse yaptıklarından dolayı kendilerinden intikam alınmayacağını ve bağışlanacaklarını bildirdi.  Bu bağışlanacak suçlar kapsamını ise teslim oldukları tarihe kadar işledikleri her türlü suç ve günahlar olduğunu belirtti. Onlar yeter ki kendilerini ıslah etsinler doğru yola gelsinler o takdirde asla devri sabık yaratılmayacağını deklare etti.

 

74- (Bu uyarılara rağmen) Onlar yaptıklarına pişmanlık duyup Allah’a yönelerek bağışlanmalarını hala talep etmeyecekler mi? Hiç şüphesiz ki Allah, kendisini ıslah edenlerin geçmişteki suç ve günahlarını bağışlayan ve merhamet edendir. (Maide Suresi 74)

 

Gassanlıların Bizans’ın teslis sistemine bağlılıkta ısrar etmeleri üzerine Cenab-ı Hak, onlara teslis sisteminin yanlışlığını şöyle anlattı;

“Hz. İsa ilah değil kendisinden önce gelmiş geçmiş elçiler gibi elçidir. Annesi de tertemiz, dürüst, doğru bir kadındır. Her ikisi de diğer insanlar gibi yemek yerlerdi. Onların bu vasıfları diğer insanlara ait vasıflardır. Bu nedenle her ikisi de kuldur ve ilah olamazlar.  Her ikisi de tercihlerinden sorumludurlar ve bu tercihlerinden hesaba çekileceklerdir. İlah ise yaptığından / tercihlerinden sorumlu tutulamaz. Kimse ilahtan hesap soramaz. Hz. Meryem’in temizliği, doğruluğu ve dürüstlüğü onun sorumluluk ve hesap verme bilincinin sonucudur.  Hâlbuki sizin ilahlaştırdığınız Hz. İsa ve Hz. Meryem Allah’a muhtaç ve yaptıklarından Allah’a hesap vereceklerine inandıkları ve ona göre davrandıkları halde sizler onlar adına hareket eden kurumlar ihdas ederek bu kurumların yöneticileri olarak kendinizi sorumsuzluk mevkiine çıkartıyorsunuz. Onlar Allah’ın yasalarına uyumaya itina gösterip temizliği, dürüstlüğü tercih ederlerken onlar adına hareket ettiğinizi iddia eden sizler iyi- kötü / doğru- yanlış / haram- helal demeden kendi arzularınıza göre hareket ediyorsunuz ve kendinizi sorumsuz addediyorsunuz. Bu halka yaptığınız en büyük zulümdür. Diğer insanlar gibi birer kul olmanıza rağmen kendinizi diğer insanlardan ayrıcalıklı ve imtiyazlı görüyorsunuz. Bunu da Hz. İsa’yı ve annesini insanlık vasfından çıkarıp ilah oldukları yalanına dayandırıyorsunuz. Elinizde hiçbir deliliniz olmadığı halde çok büyük bir hile, aldatma ve sahtekârlık ortaya koyuyorsunuz.”

Cenab-ı Hak, hitabını daha sonra Hz.Muhammed’e@ çevirdi ve onların izledikleri yolların yanlış olduğu ortaya konmasına rağmen yine de doğru yoldan / haktan yüz çevireceklerini izlemesini söyledi.

 

75- Meryem oğlu Mesih, sadece bir elçidir. Ondan önce de birçok elçiler gelip geçmiştir. Onun annesi de doğru, dürüst, namuslu, tertemiz bir kadındı. Onların her ikisi de diğer insanlar gibi yemek yerlerdi. Bak! /İzle! Onlara nice apaçık delilleri göstermemize rağmen onlar yine de (Haktan) yüz çeviriyorlar. (Maide Suresi 75)

 

Cenab-ı Hak, Gassanlı Hristiyan Araplara Medine İslam Cumhuriyetine karşı Bizans imparatorluğuna sığınmalarının bir faydasının olamayacağını da bildirdi.  Onların Allah’ın gücü karşısında dayanamayacağı ve bu nedenle onlara bağlı olmalarının, onlara itaat etmelerinin anlamsız olduğuna aşağıdaki ayet ile işaret etti. Hâlbuki Allah kullarının bütün ihtiyaçlarını bilir ve taleplerine duyarlıdır. Bu nedenle İslam Cumhuriyetine katılacak olurlarsa bütün ihtiyaçlarına cevap verileceği ve asla duyarsız davranılmayacağı deklare edilir.

 

76- De ki: “Allah’a karşı size ne bir yarar sağlamaya ne de zarar vermeye güçleri olmayan şeylere mi kulluk yapıyorsunuz? / itaat ediyorsunuz?” Hâlbuki Allah, her şeyi işitir ve bilir. (Maide Suresi 76)

 

Cenab-ı Hak, Gassanlıların akıllarını başlarına alarak haddi aşmamaları konusunda uyardı. Bu noktada dinde aşırılığa kaçmamalarını yani Allah’tan başka ilahlar edinmemelerini, Allah’ın yasalarına riayet etmelerini belirtti. Bizans’ın geçmişte bu suçu işleyerek hem kendilerini hem de başka kavimleri doğru yoldan saptırdıklarını ifade etti.([2]) Şimdi de aynı Bizans, onlardan teslis sistemine bağlı kalmalarını isteyerek onların sapıklıkta devam etmelerini emrettiğini belirtti ve şayet Bizans’ın taleplerine boyun eğecek olurlarsa kendilerine yazık edeceklerini bildirdi.

 

77- De ki: “Ey kitap ehli! Gerçeklere aykırı olarak dininizde aşırılığa gidip haddi aşmayın, Haktan sapmayın. Evvelce Dosdoğru Yoldan hem kendileri sapmış hem de birçoklarını saptırmış olan kavmin (Bizanslıların) isteklerine şimdi siz de itaat ederek kendinize yazık etmeyin” (Maide Suresi 77)

 

Cenab-ı Hak, Gassanlıları uyarırken yakın geçmişte isyan etmeleri nedeniyle Medine Yahudilerinin Medine’den kovuldukları / lanetlendiklerini örnek verdi. Onların isyan etmeleri nedeniyle yurtlarından kovuldukları gibi eğer haddi aşıp, İslam Cumhuriyeti’ne katılım davetini reddetmeye devam edecek olurlarsa yurtlarınızdan kovulacak ve sürgün cezası ile cezalandırılacakları konusunda tehdit etti. Onlara verilecek bu cezalandırmanın Yahudi ve Hristiyan şeriatlarına uygun olduğu vurgusunu da yaptı.

 

78-79- İsrail oğullarından inkâr edenler / İslam Cumhuriyetine başkaldıranlar, Davud ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle (onların şeriatları uyarınca) lanetlendiler. / yurtlarından kovuldular. Bu duruma düşmeleri, onların isyan etmeleri, taşkınlık yapıp haddi aşmaları sebebiyledir. Onlar yaptıkları kötülük, zulüm ve günahlardan birbirlerini sakındırmaya dahi çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötüydü. (Maide Suresi 78-79)

 

Cenab-ı Hak, Gassanlı birçok Arap kabilesinin inkârcı / İslam Cumhuriyetini tanımayan Bizans imparatorluğu ve Mekke müşrik yönetimi ile ittifak kurduklarına ve Medine İslam Cumhuriyetine karşı birlik oluşturmaya çalıştıklarına işaret ettikten sonra böyle yapmalarının kendi kendilerine yazık etme anlamına geldiğini bildirdi. Onların gerçekten Allah’a, peygamberlerine ve onlara inzal edilen ilahi öğretilere bağlılıkları olsaydı, İslam Cumhuriyetini reddetmez ve inkârcı günahkâr Bizans ve Mekke müşrikleri ile müttefiklik ilişkisine girmeyeceklerini ifade etti. Ama onların günahkâr ve yoldan çıkmış kimseler olması nedeniyle kendileri gibi azıp sapmış Bizans yöneticilerini kendilerine yönetici / evliya seçtiklerini belirtti.

 

80-81- Onlardan (Gassanlı Hristiyanlardan) çoğunun inkârcılarla (müşriklerle ve İslam Cumhuriyetini tanımayan Bizanslılarla) ittifaklar kurduklarını görüyorsun. Böyle yaparak sadece kendi elleri ile kendilerine yazık ediyorlar. Bu Allah’ın gazabını başlarına getirir. Kendi tercihleri ile kendilerini azaba mahkûm ediyorlar. Eğer onlar Allah'a, Peygambere/ peygamberlere ve ona /onlara indirilene gerçekten inanmış olsalardı onlarla (müşriklerle ve İslam Cumhuriyetini tanımayan Bizanslılarla) ittifaklar kurmazlardı. / onlara tabi olmazlardı. / onları evliya edinmezlerdi. Velakin zaten onların çoğunluğu, fasık / doğru yoldan sapmış günahkârlardır. (Maide Suresi 80-81)

 

Cenab-ı Hak, müminlere neden Kuzeydeki Hristiyanlara doğru harekât düzenlenmesi gerektiğini şöyle ortaya koydu;

“Eğer Gassanlı Hristiyan Araplar da Nasranîler (Habeşistanlı, Necranlı ve Dumetül Cendelli Hristiyanlar) gibi Medine İslam Cumhuriyetini tanısalardı, onlar gibi mütevazı olsalardı, hakka karşı gurur kibir yapmayıp İslam Cumhuriyetine katılım davetini kabul etselerdi o zaman onların üzerine ordu gönderilmeyecekti. Ama onlar müminlere karşı amansız bir düşmanlık sergileyen inkârcı Yahudi ve müşriklerin yolunu seçtiler. Hâlbuki müminlere sevgi bakımından çok yakınlık gösteren ve Allah’ın yasalarına uymayı kendilerine şiar edinmiş, her zaman Hakk’ın yanında yer almış, Hak yanlılarına yardımcı olmuş Nasranîlerin Kilise mensupları kendilerini ilahlık mertebesinde görmezler, Hz. İsa’yı tanrı tanımazlar ve böylece kendilerini imtiyazlı bir sınıf olarak addetmezler. Onlar Hz. İsa’yı da bir kul olarak gördükleri için Onun izinden giden rahipleri ve keşişleri de kendilerinin kul olduklarının bilinci içerisinde gayet alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, bu dünya da yaptıklarının hesabını vereceğini bilen insanlardır.  Bu nedenle onlar İlahi öğretiye dayalı İslam Cumhuriyetini kolaylıkla tanımışlardır ve müminlere sevgi beslerler. Fakat Yahudiler ve müşrikler kendilerini seçkin gördükleri ve işlediklerinin hesabını kimseye vermeye yanaşmadıkları için müminlere amansız bir şekilde düşmanlık yapmakta oldukları için onların üzerine İslam Cumhuriyeti orduları gönderilmiştir. / gönderilecektir.  Kim yeryüzünde büyüklük taslayarak insanlara zulüm yaparsa onların bu iktidarlarını devirmek ve o ülke halklarına adaleti, merhameti, barış, huzur ve emniyeti getirmek Allah’ın müminler üzerine yüklediği görevdir. / sorumluluktur. Zaten o kendini beğenen, gurur ve kibir taslayarak insanlar arasında kendine imtiyazlar arayan kimseler müminlerin amansız düşmanlarıdır. Onlarla mücadele kaçınılmazdır.”

 

82- Çevrenizdeki insanlardan, müminlere karşı en büyük düşmanlığı yapanların Yahudiler ve Müşrikler olduğunu görüyorsun. Yine o insanlardan, müminlere karşı sevgi bakımından en yakın olarak da: “Biz Nasranî’yiz” diyenleri bulursun. Çünkü onların arasında böbürlenmeyen / kibirlenmeyen keşişler ve rahipler vardır. (Maide Suresi 82)

 

Nasranîlerin (Habeşistan, Necran ve Dumetül Cendel Hristiyanlarının) keşiş ve rahipleri Hz.Muhammed’in@ getirdiği sistemin oturduğu temel akaidi / paradigmaları tanıdıklarından dolayı hemen iman etmişlerdi. Onlara bu sistem çok tanıdık gelmişti. Geçmişte onlar (onların ataları) bu sistemin akaidine / paradigmalarına iman etmeleri nedeniyle İznik Konsülünden sonra şirk sistemini seçen Bizans yönetimince öldürülmüşlerdi, sürgün yemişlerdi, çeşitli işkencelere maruz kalmışlardı. Bu nedenle onlar Hz.Muhammed’in@ mesajını hemen kabul etmişlerdi. Cenab-ı Hak, onların bu iman ve teslimiyetleri nedeniyle rahat huzur içerisinde yaşayacaklarını ahirette de cennetle ödüllendireceğini bildirdikten sonra inkâr edenleri ise ateşle cezalandıracağını ifade etti.

 

83-86- Peygambere indirileni dinledikleri zaman, bildikleri hak ve hakikati onda gördükleri için onların (Nasranî keşişlerin ve rahiplerin) gözlerinden yaşlar boşaldığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz, biz bu vahyin Senden gelen Hak olduğuna iman ettik, Sen bizi de şahitlerle beraber kıl. Hem biz, Rabbimizin bizi ıslah ediciler / salihler topluluğuna katmasını arzularken neden Allah’a ve bize gelen bu Hak ve hakikate güvenmeyelim ki?” Bu imanlarına karşılık olarak Allah da onlara mükâfat olarak ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler verdi. İyi ve güzel davrananların hak ettikleri karşılık işte böyledir! İnkâr edip ayetlerimizi tekzip edenler ise kendilerini çılgın ateşin ehli kılmaktadırlar. (Maide Suresi 83-86)

 

Yukarıdaki beyanlar / ayetler okunur ve tüm müminler neden Mute savaşı için hazırlık yaptıklarını öğrendikleri gibi bunlar İslam Ordusunun gideceği yerdeki Hristiyan halka ve yönetime birer mesaj olarak yayımlanır. Bu mesajlar Mute bölgesindeki Hristiyan halklar nezdinde kamuoyu oluşturmaya yardımcı olur. Savaş esas itibariyle meydanlardan önce kamuoyunda kazanılması gerekir. Eğer kamuoyunda haklılık ispat edilir de kamuoyunun desteği alınırsa düşmanın kolu kanadı kırılmış olur. 

 

33.8. Mute Savaşı Hazırlıkları

Mute’ye gidecek İslam Ordusunun hazırlıkları kısa sürede tamamlandı ve 3000 askerden oluşan bir ordu teşkil edildi. Ordunun komutanlığını ise Hz.Muhammed@ Zeyd b. Harise’ye verdi. Fakat peygamberimiz düşman ordusunun süper güçlere ait bir ordu olması ve savaşın çok çetin geçecek olması nedeniyle Zeyd’e herhangi bir şey olması halinde yerine Cafer b. Ebu Talib’in komutan olduğunu, şayet onunda şehit olması halinde Abdullah b. Revaha’nın orduya komuta etmesini emretti. Eğer Abdullah b. Revaha da şehid olursa askerlerin kendi aralarından bir komutan tayin etmeleri talimatı verdi. Hz.Muhammed’in@ bu talimatları da gösteriyordu ki bu sefer ki savaş oldukça zorlu geçecekti. Süper güçlere kafa tutmanın elbette bir maliyeti / bedeli olacaktı. Bu bedelin de ödenmesi gerekiyordu ki, beklenen sonuç alınsın. Ordu, Medine'den hareket etti. Ordunun gideceği yol üzerinde birçok kabile ve toplulukla karşılaşılacaktı. Hz.Muhammed@ orduya Veda tepesine kadar eşlik ederek uğurlama sırasında ordu komutanlarına şu talimatları verdi;

“Allah'ın ismiyle yola çıkın. Ben size Allah'ın emirlerini yerine getirmenizi, ya­saklarından kaçınmanızı, yanınızdaki Müslümanlara karşı hayırlı olmanızı ve birbirinize karşı iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Allah yolunda, Allah için cihat edin. Allah'ın düşmanlarıyla savaşın. Çocuklara kadınlara ve ihtiyar­lara dokunmayın. Gittiğiniz yerde kiliselerde yaşayan, insanlardan ayrılmış ve kendilerini ibadete vermiş kimseler bulacaksınız. Onlara ilişmeyin. Ağaçlarını keserek veya yakarak, evlerini yıkarak insanları cezalandırmayın. Anlaşma yap­tığınız zaman sözünüzde durun; anlaşmalarınıza vefasızlık yapmayın. Ganimet mallarına karşı hain olmayın. Müşriklerle karşılaştığınız zaman onları Müslü­man olmaya davet edin. Müslüman olurlarsa hicret edip Medine'ye gelmeye da­vet edin. Eğer bu davete uyarlarsa muhacirlerin sahip oldukları tüm haklara sa­hip olacaklarını, muhacirlerin sorumlu oldukları tüm işlerden onların da so­rumlu olacaklarını bildirin. Eğer hicreti kabul etmez de memleketlerinde kal­mayı isterlerse, Müslümanlardan göçebe (bedevi Arap) olanların konumunda bulunacakları­nı, göçebe Müslümanlara (bedevi Araplara) uygulanan hükümlerin onlar için de geçerli olacağı­nı bildirin. (Allah ve Resulünden / İslam Cumhuriyetinden gelecek düzenlemelere / emir, yasa ve hükümlere uyulması) / Bu seçeneğin tercih edilmesi halinde savaş ganimetlerinden bir paylarının olmayacağını ve savaşta yer alan Müslümanların haklarına sahip olmayacaklarını da bildirin. Yok, eğer Müslüman olmazlarsa cizye vermeye davet edin. (İslam Cumhuriyetinin zimmetine girerek can ve mal emniyetlerinin İslam Cumhuriyetince sağlanması ve bu hizmet nedeniyle cizye ödenmesi) Cizye vermeyi kabul edenlere bir zarar vermeyin; ellerinizi onlardan çekin. Eğer cizye vermeye de yanaşmaz­larsa Allah'ın yardımına sığınarak onlarla savaşın. Kuşattığınız şehir veya kale halkı Allah’ın (İslam Cumhuriyetinin) hükmüne göre teslim olmayı isterse onları Allah'ın (İslam Cumhuriyetinin) hükmüne gö­re değil, kendi hükmünüze göre teslim alın. Çünkü bu konuda Allah'ın (İslam Cumhuriyetinin) hük­münün ne olduğunu bilemezsiniz. Şehir veya kale halkı Allah ve Resûlü'nün himayesini isterse Allah ve Resûlü'nün (İslam Cumhuriyetinin)  değil kendi (komutan olarak kendi)  himayenizi verin. Çünkü bu konuda Allah ve Resûlü'nün (İslam Cumhuriyetinin)  himayesinin ne olacağını bilemezsiniz. Eğer sizler (komutanlık olarak) himaye anlaşmanızı bozacak olursanız bu Allah ve Resûlü'nün (İslam Cumhuriyetinin ) himaye anlaş­masını bozmaktan daha az sorumluluk gerektirir.”([3])

33.9. Beklenmeyen Düşman Gücü

İslam Ordusu'nun Medine’den hareket ettiğini duyan Şürahbil, Bizans İmparatoru Herakliyus’a haber gönderdi ve destek kuvvetleri istedi. Bizans’tan yardımcı kuvvetler gelinceye kadar kendisi de çevre kabilelerden asker topladı.

Şurahbil kardeşi Sedus komutasında 50 askerden oluşan bir birliği de İslam Ordusunun ilerleyişini yavaşlatmak, Bizans’ın yardımcı kuvvetleri yetişinceye kadar onları oyalamak için öncü birlik olarak Vadi’l Kura’ya gönderdi. Burada yapılan çarpışmada Sedus öldürüldü ve birliği bozguna uğratıldı.

Maan’a kadar ilerleyen İslam Ordusunu, Şürahbil  200 bin kişilik bir ordu ile beklemektedir. Şurahbil bölge Araplarından 100.000 kişilik askeri gücü toplamıştır. İran Sasani İmparatorluğu ile savaşmaktan geri dönen Bizans’ın 100.000 kişilik ordusu da Şurahbile destek vermek üzere Şurahbil’in ordusuna katılmıştır.

Düşman ordusunun çok kalabalık olduğuna dair istihbaratın alınması üzerine İslam Ordusunun Komuta Kademesi böylesine büyük bir düşman kuvvetleri karşısında nasıl bir strateji izleneceği konusunda değerlendirme yapmaya karar verdiler. Komutanların çoğu, Hz.Muhammed’e@ haber gönderilmesi ve gelecek olan cevaba göre hareket edilmesini söyledi.

Fakat Abdullah bin Revaha çok etkileyici, güzel bir konuşma yaparak komuta kademesinin fikrini savaşma yönünde değiştirdi.

 

33.10. Mute Savaşı

Abdullah b. Revaha’nın yaptığı konuşmada seferin amacının tam da bu olduğunu yani süper bir gücün (Rum İmparatorluğunun) karşısına dikilmek olduğunu, İslam Cumhuriyetini / İslam Dinini yüceltmenin yolunun bundan geçtiğini ve bu uğurda şehit ya da gazi olmanın yeryüzünün bütün ganimetlerinden son derece üstün olduğunu ifade etti. Bunun üzerine İslam Ordusu Mute’ye kadar ilerledi ve orada 200.000 kişilik düşman ordusu ile karşılaşıldı.

Mute ovasında yapılan çarpışmada, önce Zeyd b. Harise, daha sonra Cafer b. Tayyar ve daha sonra da Abdullah bin Revaha sırayla şehit oldular.  O gün çok şiddetli çarpışmalar yaşandı. Müminler şehadet için savaştıklarından dolayı düşman kuvvetleri hem donanım hem de sayıca çok üstün olmalarına rağmen fazla bir etkinlik gösteremediler ve bir hayli zayiat verdiler.

Ertesi günü İslam ordusu Halid b. Velid’i ordunun komutanlığına seçtiler. O orduya yeni bir düzen verdi. Sağ kanadı sola, sol kanadı sağa aldı öndekileri arkaya, arkada savaşanları öne alarak savaşa girdi.  Ayrıca savaş öncesinde süvarilere dikenler ve çeşitli bez / çuvalları yerlere süründürerek çok büyük toz bulutu kaldırttı. Böylece düşman kuvvetlerinde Müslümanlara takviye birlikler geldiği kanaati uyandırdı. Bu taktik çok etkili oldu ve yaratılan algı düşmanların kalbine korku saldı. Savaşma isteklerini söndürdü. Düşman saflarında panik meydana getirdi.  Bu durumdan faydalanan İslam ordusu düşman ordusunu kısmi olarak bozguna uğrattı ve büyük zayiat verdirip birazda ganimet bile aldıktan sonra geri çekildi.  Savaşa devam edilmedi ve Medine’ye geri dönüldü. İslam Ordusu bir nevi vur kaç taktiği yapmıştı. Böylece süper bir güce hem kafa tutulmuş hem de zayiat verdirilmişti. Düşman kuvvetlerin de takip etme cesareti gösterememiş olması, onların hantallığı ve cesaretsizliği olarak görüldü. Düşman ordusu bütün cesametine / büyüklüğüne rağmen küçük bir ordu karşısında hiçbir varlık gösteremeyen bir ordu konumuna düştü.

Bu sonuç Bizans ordusu açısından karizmanın çizilmesi iken İslam Ordusu açısından çok iyi bir prestij idi. Her ne kadar Medine de müminler İslam ordusu askerlerini «kaçaklar, savaşmaktan kaçanlar diyerek» elde edilen başarıyı küçümsemiş olsalar da Hz.Muhammed@ İslam Ordusunun başarısını görmezden gelmemiş ve onları «döne döne savaşanlar» olarak nitelemiştir. Her birini de ayrıca tebrik etmiştir. Zira 200.000 kişilik dev bir orduya karşı 3000 kişilik küçük bir ordunun savaşında kahramanca savaşıp düşman ordusunu kısmi de olsa bozguna uğratmak, düşmana önemli sayıda zayiat verdirmek, onları takip cesaretini bile gösteremez hale getirmek ve bunu yaparken de sadece 13 şehit vermek oldukça takdir edilecek bir başarıydı.

 

[1] )Hristiyanlığın teslis inancı ( Allah=kral=baba, Oğul= İsa= Kilise, Ruhul Kudüs= parlemento ya da Meryem= Kraliçe)  şeklindeki bir şirk sistemidir. Burada Kral Allah’ı temsil eder ve tüm devleti idare eden otoritedir. Onun saltanatı kurumsal olarak Kainatı yaratan ve idare eden Allah=Baba’nın yeryüzündeki temsilcisidir. Kilise ise Allah’ın oğlu İsa adına hareket eden kurumsal bir yapıdır. Yönetimdeki üçüncü otorite ise kimi zaman imparatoriçe olur ve Meryem adına hareket eden yetkili otoriteyken bazı durumlarda ise eyaletlerden gelen temsilcilerin oluşturduğu heyetten oluşan bir kurumdur ki bu kurum Ruhul Kudus / kutsal Ruhlar adına hareket eden kurumsal yapılardır. Her üç kurumun en temel özelliği kendileri ilah kabul edildikleri için verdikleri emir, yaptıkları iş ve icraatlardan sorumsuz olmaları ve yargılanamamalarıdır. Aynı zamanda halk onların verdiği emirlere kayıtsız şartsız itaat etmekle yükümlüdürler.

 

[2] ) Bizanslılar İznik konsülünde tevhidi reddedip teslis inancını kabul ederek sapık şirk sistemine girmişlerdi. İznik Konsulünden sonra tevhit inancına sahip bütün Hristiyanları ya katlettiler ya da ülkeden sürgün ettiler. Böylece dosdoğru yoldan kendileri saptıkları gibi bütün halkları da saptırdılar.

[3] )Hz. Muhammed’in Hayatı ve İslam Daveti- Medine Dönemi;Celalettin Vatandaş  Sahife 411

HARİTA 53.png

33.11. Zatüs Selasil Askeri Harekâtı

Mute Savaşı ile Medine İslam Cumhuriyeti’nin kuzeye doğru açılımı yapılmıştı. Bu savaş sonunda Suriye ve Bizans İmparatorluğu içten içe kaynamaya başladı. Bu nedenle kendileri ile müttefik Arap kabilelerini Medine İslam Cumhuriyeti aleyhine kışkırtma çalışmalarına hız verdiler. Zaten Bizans İmparatorluğu bu kabileleri yanında tutmak için sürekli altın vererek besliyordu. Şimdi verdiği miktarı artırarak Medine üzerine yürüme konusunda kışkırttı. Yapılan kışkırtmalar meyvesini verdi ve Beni lahm, Cüzam, Kudaa gibi kabileler Medine’ye saldırmak için toplanmaya başladılar.  Onların bir araya geldiğini haber alan Hz.Muhammed@, hemen bu kabilelerin üzerine ordu göndermeye karar verdi. Bu tür toplaşmalara hemen karşılık verilmeli ve göz açtırılmamalıydı. Aksi takdirde çok büyük zayiatlar yaşanabilirdi.

Hz.Muhammed@, sefere çıkacak ordunun güzergâhı üzerindeki Beni Beliyy, Uzre ve Belkayn kabilelerinden yardım almak ve onları İslam Cumhuriyeti ile müttefik hale getirmek için Beni beliyy kabilesi ile akrabalığı olan Amr bin As’tan faydalanmayı düşündü. Şayet gönderilecek ordunun başına Amr bin As’ı komutan olarak tayin ederse hem bu anılan kabilelerle müttefiklikler oluşturulabilir hem de Amr bin As’ın askeri tecrübesinden istifade edilebilirdi.

Böyle bir atama ile bundan sonra sınırları genişleyen bir Cumhuriyetin kadrolarına katılacak yeni değerler ile eski kadroların kaynaşmasının imkânlarını ve yollarını eski kadrolara öğretmenin fırsatı da yaratılmış olacaktı. Zira nasıl ki Hz.Muhammed’in eski eşleri ( Hz. Aişe ve Hz. Hafsa) yeni eşlerini (Hz. Safiye, Hz. Meymune ve Hz. Zeynep) kabulde zorlandılarsa yönetimin diğer kademelerinde de aynı problemlerin yaşanması olası idi.

Birliğe / tevhide giden ve sürekli gelişen, sürekli genişleyen bir devlet yapısında devlet kademelerinin paylaşımı ve uzlaşı kültürünün de oluşması gerekiyordu. Aksi takdirde büyük medeniyet oluşturulamaz ve tevhit meydana gelmeden İslami Cumhuriyet dağılırdı. İşte bu düşüncelerle Hz.Muhammed’in Zatüs Selasil’e gönderilecek ordunun komutasına yeni iman etmiş olan Amr bin As’ı getirmeyi uygun bulduğu söylenebilir. 300 kişiden oluşturulan askeri birlik Amr bin As komutasında Zatüs Selasil akınına gönderildi.

İslam Ordusu hedef kabilenin bulunduğu yere vardığında düşman kuvvetlerin hazırlık yaptıkları ve savaş için İslam Ordusunu bekledikleri bilgisi alındı.  Düşmanlar üzerlerine gelmekte olan İslam ordusunun seferi hakkında önceden haberdar olmuş ve hemen sayıca daha fazla bir ordu toplamıştı. Hatta Amr bin As’ın akraba olduğu Beni Beliyy kabilesi bile bu düşman ordusu içerisine katılmıştı. Dolayısıyla Amr bin As’ın akrabalığı yoluyla diyalog kurulması ve müttefiklik yapılması imkânı da kalmamıştı.

Bu nedenle Amr bin As, elindeki mevcut ordu ile düşmanla başa çıkmanın kolay olmadığını gördü ve Medine’den destek kuvveti istedi. Hz.Muhammed 200 kişilik bir destek kuvvetini Ebu Ubeyde bin Cerrah komutasında Amr bin As’a gönderdi. Gönderilen destek ordusunun içerisinde Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de vardı. Destek kuvveti Amr'ın kuvvetleriyle birleşti. Fakat yeni oluşan orduya kimin komuta edeceği hususunda anlaşmazlık çıktı.

Hz.Muhammed@ bu durumla karşılaşılacağını bildiğinden Ebu Ubeyde’ye sefer öncesi gerekli talimat ve tavsiyelerde bulunmuştu. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi önde gelen sahabelerine hiç sevmedikleri Amr bin As’ın komutası yerine Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın komutan olması yönündeki kışkırtmalarına gelmeyen Ebu Ubeyde, Amr bin As’ın komutanlığını kabul etti ve anlaşmazlığı giderdi.

Düşman birlikleri Medine İslam Ordusunun ek kuvvet aldıklarını da duyunca korkup çatışmayı göze alamadılar ve dağıldılar. Küçük bir çatışmanın dışında önemli bir çatışma gerçekleşmedi.

Amr bin As orduyu günlerce bölgede tuttu ve çevreye küçük birlikler göndererek düşman kuvvetleri Suriye içlerine kadar kovaladı. Böylece düşman kabilelerin dirençleri kırıldı. Kendilerine bundan sonra rahat olmadığı gösterildi ve iyi bir gözdağı verildi. Bundan sonra Kuzeye en yakın bu bölgede de İslam Cumhuriyeti hâkimiyetinin tesis edildiği gösterildi.

Diğer taraftan Amr bin As’ın komutanlığı süresince yapmış olduğu uygulamalara eski kadro müminler tahammül göstererek uzlaşma kültürüne alıştırılmış oldular.

Müminlerin yeni durumlarda nasıl karar vereceklerinin ilk örnekleri de bu sefer de yaşandı. Çok soğuk olmasına rağmen Amr bin As’ın ateş yakılmasına izin vermemesi, soğuk nedeniyle askerlerin gusletme yerine teyemmüm yaptırılarak hastalanmalarının önüne geçilmesi, kendisinin de gusletme yerine teyemmüm yapması vb. olaylar bu hususa verilebilecek örneklerdir.

HARİTA 54.png

Harita 54:Amr b. As’ın Zatüs Selasil Akını / Harekâtı  (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/

33.12. Beni Süleym Kabilesinin Müslim / Teslim Olması

Hz.Muhammed’in@ Kuzeye yönelmesinin olumlu etkisi Arap yarımadasındaki kabileler arasında ilk olarak Süleym oğullarında görüldü. Kuruluşundan itibaren Medine İslam Cumhuriyetine en azılı düşmanlıklar gösteren ve büyük kayıplar verdirten Süleym oğulları 900 atlı ile gelip müslüman / teslim oldular ve İslam Cumhuriyetine katıldılar.

 

33.13. Hadıra Askeri Harekâtı

Amr b. As’ın Zatüs Selasil seferinden bir süre sonra, Ebu Katade komutasında on beş kişilik küçük bir askeri birlik operasyon için Gatafan kabilesinin üze­rine gönderildi. Bu birlik ani baskınlarla Gatafanlar üzerinde caydırıcı etki bırakacak operasyonlar yapmak üzere görevlendirildi.

Operasyon birliği Gatafanlara ait bir kabileye Hadıra bölgesinde rast geldi ve ani bir baskınla söz konusu kabileye ağır kayıplar verdirdi. Düşman dağıldı ve Gatafan eşrafından birçok kişi öldürüldü. Gatafanların liderlerine ait kadınlardan esirler alındığı gibi 200 deve ile 1000 – 2000 koyunun ganimet olarak alındığı rivayet edilir. Bu operasyonla Gatafanlara gerekli göz­dağı verilmiş oldu ve operasyonu tamamlayan İslam birliği aldığı esir ve ganimetlerle birlikte kayıpsız bir şekilde Medine'ye döndü.

HARİTA 55.png

Harita 55:Ebu Katade b. Rebi’nin Hadıra Akını / Harekâtı  (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/

bottom of page