BÖLÜM 13
BOYKOT YILLARI EĞİTİMİ İLKADIMI
Peygamberimizin hareketi, 7. yılında boykotla karşı karşıya kalmıştır. Ebu Talip HaÅŸimoÄŸullarını kendi adıyla anılan tepedeki kalede kendi aÅŸiretini toplamış, müminler de bu tepede yer alan maÄŸara ve oyuklara taşınmışlardır.
Müminlerden az sayıda bir grup, bu boykot / muhasara ortamını eÄŸitim kampına dönüÅŸtürmüÅŸlerdir. Böylece geleceÄŸin kadroları günlük hayatın meÅŸgalelerinden uzaklaÅŸarak bütün benlikleriyle kendilerini eÄŸitime vermiÅŸlerdir. Peygamberimiz de Cenab-ı Hakk’ın kendisine öÄŸrettiÄŸi / bahÅŸettiÄŸi bilgi, tecrübe ve birikimlerini bu kadrolara aktarmaktadır.
Sınırlı sayıdaki bu kadrolar, sığındıkları maÄŸarada, büyük bir medeniyetin inÅŸası için peygamberimizin tedrisi ile bu günkü tabirle Felsefe, İlahiyat, Sosyoloji, Psikoloji, Ahlak İktisat, Hukuk, Kamu yönetimi, Tarih, Siyaset ve Teknoloji vb. ilim dallarına ait ÅŸu konular üzerine çalışma yaptılar; Vizyon / öngörü, proje, plan, program, hikmet, ihlas, kıskançlık, hile, desise, tevekkül, sabır, sebat, gayret, ilim, liyakat, ehliyet, iffet, aÅŸk, ÅŸehvet, sadakat, dürüstlük, güvenilirlik /iman, tevhid, iktisat, maliye, hazine, siyaset, kemiyet, keyfiyet, kader / ölçü, hukuk, ….Bunlar, hayatı kapsayan konulardı. Cenab-ı Hak, bu konuların neredeyse hepsini içinde barındıran Hz.Yusuf’un @ hayat hikayesini tek bir kıssa halinde ve tek bir surede anlatır. Hz. Yusuf’un hayat hikayesi ile aynı zamanda Hz.Muhammed’in@ geçmiÅŸi ve geleceÄŸiyle birlikte tüm hayatı boyunca yapmış olduÄŸu mücadelenin hikayesini de özetlemiÅŸ olur. Böylece Hz.Muhammed’in @ gelecek hayatındaki mücadelesine hem ışık tutulmuÅŸ hem de ihbar edilmiÅŸ olur. Hz.Yusuf’un @ hayat hikayesi üzerinden Hz.Muhammed’in hayat hikayesini birlikte inceleyenler müthiÅŸ benzerlikleri rahatlıkla görebilecektir.
Cenab-ı Hak, daha Mekke de iken elçisine inzal ettiÄŸi Yusuf Suresinde Hz. Yusuf’un @ hayatında yaÅŸanan olaylar ile Hz. Muhammed’in@ yaÅŸamındaki benzerlikleri bildirir. Böylece bu benzerlikler üzerinden hem Hz.Muhammed’e@ hem de müminlere gelecekte ihtiyaç duyacakları dersler verilir. Gelecekteki yaÅŸamlarında karşılaÅŸacakları olaylara karşı nasıl bir yol izleyecekleri ve nasıl bir politika takip edecekleri bu kıssalar üzerinden anlatılmış olur.
13.1. Hz.Yusuf’un @ Rüyası ve Hz.Muhammed’in@ Vizyonu
Toplumların tıkanıp kaldığı ve içinden çıkamadığı sorunlara gömüldüÄŸü vasatta Cenab-ı Hak kullarından bazılarını seçer, onları çeÅŸitli ÅŸekillerde uyandırır, canlandırır, sorumluluk sahibi kılar ve vizyon sahibi yapar. Zira, mevcut medeniyetlerin felsefeleri, ilkeleri ve sistemleri halihazırdaki toplumun içinde bulunduÄŸu sorunları çözmeye yetmemektedir. Bu nedenle yeni düÅŸünce sistemlerine, yeni felsefelere ihtiyaç vardır. Yenilenmeye ve yeni vizyonlara ihtiyaç vardır. Cenab-ı Hak da bu tür bunalıma girmiÅŸ toplumları içinde bulundukları sıkıntıdan çıkaracak, sorunlarına çözüm getirecek vizyonu yine aynı toplumun içerisinden seçtiÄŸi bir kuluna vahyeder. Gösterilen / ortaya konan bu vizyon, geçmiÅŸ ve halihazırdaki bütün medeniyetlerin dünya görüÅŸlerinden daha üstündür, daha parlaktır. Åžayet bu yeni vizyona göre toplum yenilenecek olursa o güne kadar ki tüm felsefeler, dünya görüÅŸleri ve bunların oluÅŸturduÄŸu toplumlar / devletler bu yenidünya görüÅŸüne boyun eÄŸeceklerdir, onu takip edeceklerdir.
Hz.Muhammed’de @ kendi döneminde ilahi lütuf sayesinde bir vizyona sahip olmuÅŸtu. Ona inzal edilen dünya görüÅŸü ÅŸirk sisteminin öngördüÄŸü atomize / ÅŸirk kabile toplum yapısının terk edilip, bütün kabilelerin tevhid olduÄŸu tek bir ülke / tek bir toplum yapısına geçilmesiydi. Zira içinde bulundukları parçalı toplumsal yapı sürekli zulüm üretiyordu. Tek tek her kabilenin ayrı birer putu / ayrı birer dünya görüÅŸünün olması, onların bitmez tükenmez kavga ve savaÅŸların içerisine atıyor ve kabileler geriliÄŸe, ilkelliÄŸe, acılara ve çilelere mahkûm oluyordu. Åžirk sistemli toplum yapısının meydana getirdiÄŸi zulüm, sadece kabileler arasındaki deÄŸil kabilelerin kendi içerisinde de meydana geliyordu. Zira ÅŸirk inancı onları kabilesel olarak merhametsiz kıldığı gibi kabilenin mensuplarına karşı da merhametsiz kılıyordu. Cenab-ı Hak ise elçisine alemlerin rabbi olduÄŸunu bildirerek tüm alemlerin / kabile ve toplumların tevhit edilmesini öngören bir dünya görüÅŸü bildirmiÅŸti. O aynı zamanda Rahman ve Rahim oluÅŸuyla da alemlerde / kabile ve toplumlarda merhametin, ÅŸefkatin, paylaÅŸmanın ve vergili olmanın bu dünya görüÅŸünün temel paradigması olacağını iletmiÅŸti.
Tıpkı Hz.Yusuf’un @ rüyasında onbir yıldız, ay ve güneÅŸin kendisine secde / itaat ettiÄŸini görmesi gibi Cenab-ı Hakk’ın inzal ettiÄŸi dünya görüÅŸünün Hz.Muhammed’de meydana getirdiÄŸi vizyonda / hayalinde / rüyasında da bütün Arap kabileleri (on bir yıldız metaforu ile), Babil ( ay metaforunda Irak ve İran medeniyetleri) ve Bizans, Suriye ve Mısır medeniyetlerinin (GüneÅŸ metaforu) hepsinin bir araya getirilip / Alemlerin Rabbi Allah paradigması altında tevhit edip bir İslam / Barış topluluÄŸunun kurulması vardı. Böylece Allah elçisi eski medeniyetleri de aÅŸan bir yeniliÄŸi ve insanların huzurlu, mutlu, müreffeh ve ileri bir medeniyete kucak açan dünya görüÅŸünün hâkim olduÄŸu bir toplumu “hayal” ediyordu.
Hz.Muhammed’in sahip olduÄŸu bu vizyon, Yusuf Suresinde Hz.Yusuf’un @ rüyası metaforunda anlatılır. Nasıl ki Hz.Yusuf’a @ daha çocuk iken gelecekte bu barış ve esenlik toplum yapısının kurulacağı ve bu toplumun başına da kendisinin geçeceÄŸinin sembolik ifadesini bir rüya olarak gösterilmiÅŸ ise Cenab-ı Hak da Hz.Yusuf’un bu rüyası üzerinden Hz.Muhammed’in@ hayal ettiÄŸi o medeniyetin bir gün kurucu baÅŸkanı olacağının müjdesi verilir. Yine Hz.Yusuf’un @ gördüÄŸü rüyayı babası ile paylaÅŸmasını ve babasının da bunu kardeÅŸlerine bahsetmemesi ama babasının Hz. Yusuf’a @ gösterdiÄŸi sevgi ve ilgiyi kıskanmaları ise Hz.Muhammed’in sahip olduÄŸu vizyonu Mekke’nin Varaka bin Nevfel gibi ihtiyar heyeti / mele’ topluluÄŸu üyeleri ile paylaÅŸmasına bir metafor olarak almak mümkündür.
Rahman Rahim Allah Adına
1–4- Elif, Lam, Ra. Bunlar, o apaçık / açıklayıcı kitabın ayetleridir. Muhakkak ki, Biz onu akledersiniz / kafanızı kullanırsınız diye Arapça bir hitab olarak indirdik. Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle Biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Oysa sen bundan önce gafillerden / bilgisizlerden / ilgisizlerden idin. Hani bir zaman Yusuf, babasına: “Babacığım, ÅŸüphesiz ben on bir yıldız, GüneÅŸ ve Ay’ı gördüm. Onları bana secde eder (itaat eder / boyun eÄŸer) vaziyette gördüm.” demiÅŸti. (Yusuf Suresi 1-4)
Normal olarak devlet / kabile yöneticilerinin mutlaka ileriye / geleceÄŸe yönelik tasarıları, projeleri olması beklenir. Bu tasarıların / projelerin de toplumun sorunlarını çözen ve sıkıntılarını gideren olması istenir. Toplum için halihazırdaki mevcut olan felsefelerin, ilkelerin, dinin, kuralların, deÄŸerlerin muhafazasından ziyade sıkıntılarının giderilmesi ve sorunlarının çözülmesi önemlidir. Ancak statükocu idareciler ise yenilenmelere karşı son derece ihtiyatlı, tereddütlü ve hatta soÄŸuk yaklaşım sergilerler. Halbuki, idarecilerin sürekli bir yenilenmenin önderleri olması gerekir. Onların devrimci / parlak gelecek vizyonları olmalıdır. Ya da onlar vizyon sahiplerinden istifade etmenin yollarını bulmalıdırlar. Hatta yönettikleri insanların vizyon üretebilecek donanıma sahip olmaları için ne gerekiyorsa yapmalıdırlar. Fakat ne yazık ki yenilikçi / deÄŸiÅŸimci / devrimci düÅŸünceleri içeren vizyonlar, en çok tepkiyi statükodan / muhafazakarlardan alırlar. Dahası yeni vizyonlara ilk muhalefet dostlardan, arkadaÅŸlardan, kardeÅŸlerden gelir. Zira kıskançlık / haset insan için son derece yıkıcı, yok edici, tahrip edici ve özellikle de haset edenin kendisine zarar verici kötü bir ahlaktır. Haset sahibinin gözünü kör eder. Özellikle de kabile tipi toplumsal yapılanmalarda bu durum çok daha belirgindir. Kabileler birbirlerini düÅŸman ve rakip olarak gördüklerinden dolayı her yeni geliÅŸmeden rahatsız olurlar ve rakip kabilenin asla bir iyiliÄŸe kavuÅŸmasını arzu etmezler.
Aynı durum devletlerde kendilerini kurulu düzenin sahibi gören statükocularda da görülür. Bu statükocular da sahip oldukları mevkileri kaybetme korkusu ile yenilenme fikirlerine karşı ÅŸiddetle karşı dururlar. Halbuki yenilenme tıpkı insanlarda olduÄŸu gibi toplumlarda da kaçınılmazdır. Kendini yenilemeyen toplumlar / medeniyetler yıkılmaya, yok olmaya mahkumdur. Bu nedenle yöneticilerin özellikle dikkat etmesi gereken husus, yenilenme mekanizmalarının sistem içerisinde mutlaka bulundurulmasıdır.
Yenilenme vizyonları ise sembol ve sloganlarla ifade edilirler. Yani bir protokol dili ya da diplomasi dili kullanılır. Hikmet ehli / hükümet edenler bu diplomasi dili ile ifade edilen sembol ve sloganların altında yatan gerçekleri bilirler.
Mekke’deki ÅŸirk sistemi kabile yöneticileri de kendilerini her ÅŸeyden müstaÄŸni gördükleri için düÅŸünceleri putlaÅŸmış / donmuÅŸ ve yeniliklere deÄŸiÅŸimlere kapalı hale gelmiÅŸlerdir. Onları bu donmuÅŸ kalıplardan, ilkellikten ve gerilikten kurtaracak bir vizyon sunan peygamberimize kardeÅŸleri olan KureyÅŸliler / Mekkeliler sırf kıskançlık, rekabet ve hasetleri yüzünden karşı çıkmaktaydırlar.
Hatırlanacak olursa Ebu Cehil peygamberimizin elçiliÄŸine iman etmeme gerekçesi olarak kabilelerinin her konuda HaÅŸimoÄŸulları ile rekabet ettiÄŸini ama ÅŸimdi “HaÅŸimoÄŸulları bizden bir resul çıktı dedikleri zaman onun karşısına bir resul çıkaramayacaklarını” gerekçe olarak ileri sürmüÅŸtü. Bu hasetliÄŸin, kıskançlığın ve rekabetin doruk noktasıdır. DiÄŸer kabilelerin reddediÅŸ gerekçelerinde de aÅŸağı yukarı aynı rekabet duygusu, kıskançlık ve hasedin yattığı görülmektedir. Bu öyle bir kıskançlık, haset ve rekabetti ki Ebu Cehil gibi iblisler, çıkarlarının bu yenidünya görüÅŸünde olduÄŸunu bilmesine raÄŸmen karşı çıkmışlardır. Tıpkı Hz.Yusuf’un @ kardeÅŸlerinin kıskançlıkları ve hasetleri gibi onlar da Hz.Muhammed’e @ tuzaklar kurmuÅŸlar, düÅŸmanlıklar yapmışlar, canına kast etmiÅŸler, yurtlarından kovmuÅŸlar, boykotlara maruz bırakmışlardır.
5–8- O (Babası): “Ey yavrucuÄŸum! GördüÄŸünü (vizyonunu) kardeÅŸlerine anlatma. Anlattığın takdirde sana tuzak kurarlar. Muhakkak ki ÅŸeytan insana apaçık bir düÅŸmandır. Zira bunun anlamı; Rabbin seni seçecek ve sana ehadisin te’vilinden ilimler / olayların altında yatan gerçekliklere iliÅŸkin bilgiler / rüya veya vizyonda iÅŸaret edilen olayların gerçek hayatta neye tekabül ettiÄŸini öÄŸretecek. Daha önceki ataların İbrahim’e ve İshak’a tamamladığı gibi, nimetini sana ve Yakup soyuna tamamlayacaktır. Muhakkak ki, Rabbin Alim’dir, Hakim’dir” dedi. DoÄŸrusu, Yusuf ve kardeÅŸlerinde öÄŸrenmek isteyenler için nice (asla tüketip bitirilemeyecek dersler) ayetler vardır. Onlar (KardeÅŸleri): “Biz güçlü ve kalabalık bir topluluk olduÄŸumuz halde Yusuf ve kardeÅŸi babamıza bizden daha sevgilidir. Açıkçası babamız, çok yanlış bir tutum içindedir.” Dediler. (Yusuf Suresi 5-8)
13.2. Hz.Yusuf’un @ Kuyuya Atılması ve Hz.Muhammed’in@ Mekke’den Ayrılmak Zorunda Bırakılması
Toplumun yenilenmesi için projesi / vizyonu olan kiÅŸilere en büyük tehdit statükodan / muhafazakarlardan gelir. Statüko vizyonerlerin öngördüÄŸü yenilenme nedeniyle mevcut durumunun tehlikeye gireceÄŸinden endiÅŸe edecek olursa bu yenilenme vizyonuna ÅŸiddetle karşı çıkar. Fakat onların yenilikçilere karşı çıkışı, sorunlara çözüm getirmediÄŸi gibi toplumun içinde yaÅŸadığı krizi daha da derinleÅŸtirir. Statükocular toplumun yaÅŸadığı sorunlara köklü çözümler getirmek yerine pansuman / geçici tedbirlerden yanadırlar. Bu nedenle toplumun statükocu yöneticilerden beklediÄŸi çözümler getirilemediÄŸi gibi uygulanan pansuman / geçici tedbirler de beklentileri karşılayamaz.
Bu durumda statüko konumundan endiÅŸe etmeye baÅŸlar ve her köklü çözüm getirmeye çalışan vizyon sahiplerini kendi iktidarları için tehdit olarak görürler. Öyle ki iktidarı kaybetme korku ve endiÅŸeleri, onlarda bir paranoya halini alır ve yenilikçilere karşı zulmetmeye baÅŸlarlar. Böylece vizyon sahiplerini ya yok etmek veya onları ülkeden kovmaya / sürgüne göndermeye çalışırlar.
Hatırlanacak olursa Hz. Muhammed @ ve müminler boykot aÅŸamasına gelinceye kadar çok ÅŸiddetli baskı, öldürme ve iÅŸkenceler yaÅŸamışlardı ve bundan sonra da müteaddit defalar öldürmeye yeltendiklerini tarih kaydetmiÅŸtir. Hatta boykot / muhasaranın gayesi de Ebu Talib’in yeÄŸenini korumakdan vaz geçerek O’nu KureyÅŸ’e teslim etmeye zorlamak için yapmış olduÄŸu bir giriÅŸimdir. Daha sonraları görülecektir ki Ebu Talip reisliÄŸindeki HaÅŸimoÄŸullarının Hz.Muhammed @ için yaptıkları koruma engelini aÅŸamadıklarından peygamberimizi öldürmek yerine Mekke’den gitmesini yeÄŸlemiÅŸlerdir. Bunun içinde peygamberimize Mekke’yi dar etmiÅŸler ve baÅŸka kabilelere sığınmak zorunda bırakmaya çalışmışlardır. Boykot dönemi ve sonrasında yapılan baskılar ve oyunlardan bunalan peygamberimiz özellikle hac aylarında hemen hemen her kabile ile görüÅŸmüÅŸ ve kendisini himayelerine almalarını ve kendi vizyonunu onlarla birlikte gerçekleÅŸtirmek için onlardan korunma talep etmiÅŸtir.
Mekke müÅŸrik yöneticileri her ne kadar peygamberimizi izlemiÅŸ / takip etmiÅŸ olsalar da onun Mekke dışı kabilelere sığınma giriÅŸimlerine engel olmamışlardır. Çünkü Mekke’yi peygamberimiz için bir kuyu yapan Mekke müÅŸrik elitler boykotla da hizaya gelmeyen Hz.Muhammed @ için düÅŸündükleri tek çare vardı: Bir an önce Mekke’yi terk etmesi ve Onun sürgün cezası ile cezalandırılması idi. Böylece Mekke halkının ve Mele’ topluluÄŸu / ihtiyarlar heyeti / ak saçlı aklı selim düÅŸünen yaÅŸlı ileri gelenlerin bütün sevgisi, baÄŸlılıkları ve yönelimleri müÅŸrik elitlere / kabile reislerine olacaktır. Tıpkı kardeÅŸlerinin Hz. Yusuf’un ortadan kaldırılması ya da baÅŸka diyarlara sürgün edilmesi sonucunda babalarının sevgi ve ilgisinin kendilerine olması düÅŸünceleri gibi.
9-10- (İçlerinden biri dedi ki): “Yusuf’u öldürün, ya da bir yere atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin, sonra da siz salih bir kavim olursunuz.” Onlardan bir diÄŸeri “Yusuf’u öldürmeyin” dedi ve ekledi, “ille de bir ÅŸey yapacaksanız, onu bir kuyunun derinliklerine bırakın; nasıl olsa oradan geçen kafilenin biri onu bulup alacaktır.” (Yusuf Suresi 9-10)
Yenilikçi vizyonerlerin ülkenin / milletin faydasına olacak vizyon üretmekten baÅŸka suçları yoktur. Onlar adi, yüz kızartıcı bir suç iÅŸlememiÅŸlerdir. Hırsızlıkları, arsızlıkları yoktur. Onların tek suçları içlerinden çıktıkları toplumlarının faydasına fikir üretmektir. Bu durumda statükocular hangi gerekçeyle bu insanları yok edecek veya sürgün edeceklerdir. Haklı bir gerekçe olmaksızın onları sürgün edemezler veya yok edemezler. Mutlaka bir oyun oynamaları gerekiyor ki kabilenin diÄŸer mensuplarına karşı kendilerini suçsuz, temiz, haklı çıkarsınlar. Aksi takdirde yaptıkları zulüm kendilerinin sonunu getirecek bir eylem olacaktır.
Mekke müÅŸrik elitlerinin de diÄŸer toplumların statükocuları gibi Hz.Muhammed’i@ HaÅŸimoÄŸullarının koruması nedeniyle öldüremeyecekleri için sürgün edilmesinin daha iyi bir fikir olarak görecekleri bu kıssa üzerinden metafor olarak bildirilir. Onların gelecekte ÅŸöyle bir düÅŸünceye gelecekleri de bildirilir; Hz. Muhammed @ ÅŸayet sahipsiz, korumasız bırakılacak olursa (kıssada kuyuya atılma metaforu ile ifade edilmekte) yani vatandaÅŸlıktan çıkarılacak olursa o takdirde diÄŸer kabilelerce köle yapılacak yahut öldürülecek veya sürgün vaziyette periÅŸan olacak, böylece tehlike de bertaraf edilmiÅŸ olacaktır. Onlar HaÅŸimoÄŸullarının Hz.Muhammed @ üzerindeki koruma ve kollamasını kaldırması için her türlü entrikanın çevrilmesi gerektiÄŸini düÅŸünmekteydiler. Uygulanmakta olan boykotun amacı da bu korumanın kaldırılması için HaÅŸimoÄŸullarına baskı yapmaktı. Fakat her türlü baskıya raÄŸmen Ebu Talip yaÅŸamı boyunca yeÄŸenini onlara asla teslim etmedi. Ama tıpkı Hz.Yakub’un @ Hz.Yusuf’u @ düÅŸman kardeÅŸlerine teslim etmesi metaforunda anlatıldığı gibi, bir gün gelecek Ebu Talipten sonra HaÅŸimoÄŸullarının başına Ebu Leheb geçecek ve KureyÅŸ’in oynadığı bir oyun sonucu HaÅŸimoÄŸullarının koruması Ebu Leheb tarafından kaldırılacaktı. Bu hususta tıpkı Hz Yusuf’un @ düÅŸman kardeÅŸlerinin babalarından Hz.Yusuf’u @ kendilerine emanet etmesi için dil dökmeleri olayında olduÄŸu gibi gelecekte Mekke müÅŸrik elitlerinin de HaÅŸimoÄŸullarının lideri Ebu Leheb’e ÅŸayet Hz.Muhammed@ üzerindeki koruma kaldırılırsa O’na herhangi bir zarar vermeyeceklerini böylece kendisini kabilesi nezdinde küçük düÅŸürecek bir duruma sokmayacaklarına dair sözler vereceklerinin ihbarı kıssa içerisinde metaforik olarak yapılır.
Aynı Hz.Yakub’un @ bu emanet olayına rızası olmamasına raÄŸmen gönülsüzce teslim oluÅŸu olayı ile de gelecekte Hz.Muhammed@ üzerindeki koruma ve kollamanın kaldırılacağının HaÅŸimoÄŸullarının geneli tarafından da rızasının olmayacağı ve başına kötü ÅŸeyler gelmesinden endiÅŸe ettikleri Hz.Yakub’un @ endiÅŸeleri üzerinden kıssada bildirilir.
11-14- Onlar (babalarına dönüp) dediler ki: “Ey babamız! Sen bize Yusuf konusunda neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz kuÅŸkusuz onun iyiliÄŸini istiyoruz. Yarın onu bizimle beraber gönder de bol bol yesin, koÅŸup oynasın. Bizim onu koruyacağımızdan kuÅŸkun olmasın.” O [babaları] dedi ki: “Onu götürmeniz beni endiÅŸelendiriyor ve siz ondan gafil iken onu kurt yemesinden korkuyorum.” Onlar [Yusuf’un kardeÅŸleri] dediler ki: “Ant olsun ki biz böyle güçlü, kuvvetli bir topluluk olduÄŸumuz halde onu kurt kapacak olursa, o zaman biz mutlaka hüsrana uÄŸrayanlardan olmuÅŸ oluruz. / yanmışız demektir.” (Yusuf Suresi 11-14)
Kıssa ile gelecekte HaÅŸimoÄŸullarının kabile töreleri gereÄŸi kabile reisinin kararı sonucunda Hz.Muhammed’i @ yalnız ve korumasız bırakacağına iÅŸaret edilirken tıpkı Hz. Yusuf’un @ kuyuya atılması gibi onun da adeta bir kuyuya atılacağı ve yalnızlığa / baÅŸka kabilelerin insafına terk edileceÄŸi / kurda kuÅŸa yem yapılacağı metaforik olarak bildirilir. Hatta kıssada anlatılan kurt kapma hikayesi ile gelecekte Hz.Muhammed’in @ de başına böyle bir olayın geleceÄŸi ihbarı da yapılmış olur. Åžöyle ki;
“BilindiÄŸi üzere Hz.Muhammed @ kendisini korumaya alması için Mekke dışındaki rakip bir ÅŸehir olan Taif’e gizlice gitmiÅŸ ve oradaki HaÅŸimoÄŸulları ile yakınlığı olan kabilelerden koruma talep etmiÅŸtir. Ancak Taifli Kabileler korumayı reddettiÄŸi gibi Hz.Muhammed’i @ köle ve çocuklara taÅŸlattırarak her tarafını kan revan içerisinde bırakmıştır. Onun orada çok kötü bir muameleyle karşılaÅŸması üzerine Mekke müÅŸrikleri HaÅŸimoÄŸullarına karşı ÅŸöyle bir savunma (Hz.Yusuf @kardeÅŸlerinin babalarına karşı savunmaları metaforu) geliÅŸtirmiÅŸlerdir; ‘Biz sizden onun üzerindeki korumanızı kaldırarak onu bize emanet etmenizi istedik ama ona herhangi bir kötülük yapmadık. Biz kendi halimizde, iÅŸimizde gücümüzde, (Hz.Yusuf’un @ kardeÅŸlerinin oyun oynarken metaforu) farkında olmadığımız bir zamanda o gizlice Taife gitmiÅŸ. Hatta biz ona güvenip paramızı, servetimizi bile emanet etmiÅŸken, onlara sahip çıkmasını istemiÅŸken (Hz.Yusuf’u eÅŸyaların muhafazasına memur edilmesi metaforu) o bizim haberimiz olmadan Taif’e çekip gitmiÅŸ ve orada çok kötü bir muameleye tabi tutulmuÅŸ, köle ve çocuklara taÅŸlatılmış yani bir nevi kurda kuÅŸa yem olmuÅŸ. (Hz.Yusuf’u kurdun parçalaması metaforu) Yoksa bizim haberimiz olsa biz Taiflilere kendi kardeÅŸimizin kılına dokundurtur muyuz? Ama kendi hatası, kendi düÅŸen aÄŸlamaz. O bize sırtını döndü. İşte! bizden ayrılanı böyle kurt kapar. (Kıssadaki kanlı gömlek metaforu). Bunda bizim bir suçumuz yok ki.’ ….”
15-18- İşte bu minval üzere, onu (Yusuf’u) kuyunun dibine atmaya sözbirliÄŸi etmiÅŸ bir halde götürüyorlardı ki, Biz de ona (Yusuf’a) “Ant olsun ki, bir gün gelecek sen onlara hiç farkında deÄŸilken bu yaptıklarını bir bir haber vereceksin.” diye vahyettik. Derken akÅŸam vakti, aÄŸlayarak babalarına geldiler. Onlar dediler ki: “Ey babamız! Åžüphesiz biz yarış yapmak amacıyla uzaklaÅŸmıştık. Yusuf’u da eÅŸyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt parçalamış. Ama biz ne kadar doÄŸruyu söylersek söyleyelim sen yine de bize inanmazsın.” Üstelik bir de üzerinde yalandan bir kan lekesi bulunan gömleÄŸini de getirmiÅŸtiler. O (babaları) dedi ki: “Bilakis, nefisleriniz / tasavvurlarınız aldatıp size bir oyun oynamış olmalı! -Artık (bana düÅŸen) güzel bir sabır!- Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah’tır.” (Yusuf Suresi 15-18)
Hz.Muhammed @ sahip olduÄŸu vizyonu / dünya görüÅŸü nedeniyle Mekke’de sığdırmaz edilecek ve tıpkı Hz. Yusuf’un @ atıldığı kör kuyuda kervanların bulması gibi Hz. Muhammed @ de Mekke müÅŸrik elebaşıların attığı kör kuyularda Arap yarımadasında yaÅŸayan Yahudiler bulacak ve kendilerinin çok iÅŸine yarayacağını düÅŸünerek sevinecekleri bildirilir. Bu Yahudiler, ilk önceleri sahiplendikleri ve destekledikleri Hz. Muhammed’i @ Medineli Araplara satacakları da bildirilir. O’nun deÄŸerini bilmeyecekleri ve hiç istifade etmeden bunu yapacakları kervancıların Hz. Yusuf’u @ çok ucuza satması metaforu ile karşılanabilir. Tıpkı kervancıların önce çok deÄŸer verdikleri Hz.Yusuf’u @ daha sonraları ise O’ndan kurtulmak istemeleri metaforunda olduÄŸu gibi Yahudilerin de Hz. Muhammed’e @ önceleri çok deÄŸer verecekleri ama daha sonraları ise O’ndan kurtulmaya çalışacakları ve O’nu baÅŸka kabilelere satacaklarının ihbarı yapılır. Bu ihbar aynen gerçekleÅŸmiÅŸ ve önceleri Hz. Muhammed’i @ destekleyen Arap yarımadasındaki Yahudi kabileler özellikle Medineli Araplara yani Evs ve Hazreçlilere Hz. Muhammed’den @ bahsetmiÅŸler ve Medinelilerin Yahudilerden önce davranma isteÄŸi ile O’nunla iletiÅŸime geçmiÅŸlerdir. Akabe biatları ile anılan süreçlerde yapılan pazarlık ve görüÅŸmelerden sonra Hz. Muhammed’i @ kendi yurtlarına getirmiÅŸlerdir.
19 – 20- Beri yandan bir yolcu kafilesi geldi ve sucularını o kuyuya gönderdiler. Sucu kovasını kuyuya saldı ve “Müjde! Müjde! Bu bir oÄŸlan!” diye bağırdı. Onu ticari bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu. Sonunda onu düÅŸük bir fiyata; birkaç dirheme sattılar. Zaten onlar ondan kurtulmak istiyorlardı. (Yusuf Suresi 19-20)
13.3. Hz.Yusuf’un @ Mısıra YerleÅŸmesi ve Hz.Muhammed’in @ Medine’ye YerleÅŸmesi
Tıpkı Hz.Yusuf’un @ yerinin ÅŸerefli ve üstün tutulmasını isteyen Mısırlı ileri gelen adamın bu ifadesi ile anlatılan gibi Hz. Muhammed’de @ Medine’ye hicret ettiÄŸinde Medinelilerden çok itibar göreceÄŸi “Taleal Bedru aleyna….” ÅŸarkılarıyla karşılanacağı bildirilmiÅŸtir. Zira nasıl ki Hz.Yusuf’u @ satın alan Mısırlı adam O’ndan çok faydalanmayı ve O’nu evlat edinmeyi düÅŸünüyorsa bu anlatımdaki metaforla Medinelilerin de Hz.Muhammed’den @ beklentilerinin çok büyük olacağı ihbar edilmiÅŸtir. Gerçi bunun Medineliler olacağı bildirilmemiÅŸtir ancak geriden tarihe bakıldığında bunun Medine olduÄŸu ve Medinelilerinde Hz. Muhammed’den @ faydalanmaya ihtiyaçları olduÄŸu görülmektedir. Åžöyle ki;
“O dönemlerde Medine’nin iki büyük kabilesi Evs ve Hazreç birbirini kırmakta ve en önemli ileri gelenleri bu savaÅŸlarda öldürülmekteydi. Medine huzur ve barış istemekteydi. SavaÅŸ ve kan dökülmesinden bıkmışlardı. Bu kabile savaÅŸlarına bir son verilmeyecek olursa kabileler kan davası yüzünden bir arada yaÅŸama iradesini kaybedecekler ve böylece ya yurtlarını terk edecekler veya kırılıp gideceklerdi. İşte Medine halkı Hz. Muhammed’in @ getirdiÄŸi tevhidi dünya görüÅŸü / vizyonuyla örtüÅŸen bir anlayışa zorunlu olarak gelmiÅŸ bir toplumdur. Åžirk sisteminin öngördüÄŸü kabile tipi toplum yapısının kendileri için ne kadar zararlı olduÄŸunu onlar yaÅŸayarak görmüÅŸlerdir. DiÄŸer taraftan da kabileler arasında kan davası oluÅŸması nedeniyle kimse birbirini dinlememekte ve ÅŸehrin sorunlarını çözme hususunda içlerinden hiç kimsenin iktidara gelmesine sıcak bakmamaktaydılar. Hz. Muhammed’in @ Medine’ye dışarıdan geldiÄŸi ve O’nun iktidara gelmesi halinde hiçbir kabilenin diÄŸerine üstünlüÄŸü olmayacağı ve önerdiÄŸi dünya görüÅŸü de barışı öncelediÄŸi için Medineliler sorunların çözümünde ve Medine’ye barışı / islamı getirmek amacıyla Hz.Muhammed’den @ faydalanmak istediler.”
Cenab-ı Hak kıssa ile tıpkı Hz. Yusuf’a @ Mısır’da saÄŸlam bir zemin hazırladığı bilgisini vermekle Hz. Muhammed @ için de gideceÄŸi yerde saÄŸlam bir zemin hazırlayacağını müjdelemektedir. O’nun vizyonunu gerçekleÅŸtireceÄŸi bir ortama kavuÅŸturacağını bildirmektedir. Yine kıssada ki Hz. Yusuf’un @ olgunlaÅŸma, ilim ve hüküm öÄŸrenme metaforunda olduÄŸu gibi Hz. Muhammed’in @ de Medine’ye ilk geldiÄŸinde bir süre etrafı tanıyacağı, tanıdıkça duruma hâkim olacağı, hakimiyeti pekiÅŸtikçe de gerekli düzenleme, kural ve ilkeleri yavaÅŸ yavaÅŸ hayata geçireceÄŸi bildirilir. Medine’deki süreç incelendiÄŸinde de görülecektir ki önce Kuba’ya geliÅŸi ve Medine Vesikası / Anayasanın hazırlanması sonra Medine’ye girme ve çevreyi tanıma ve sonraları gerekli yasal düzenlemelerin ihtiyaca göre arka arkaya gelmesi…..
21 –22- Ve onu satın alan Mısırlı adam, karısına: “Bunun yerini / makamını kerim / ÅŸerefli yap. Bize faydalı olabilir, ya da onu evlat ediniriz” dedi. İşte böylece Biz Yusuf’u o ülkeye yerleÅŸtirdik. Ona olayların tevilini / yorumunu da öÄŸrettik. Zira Allah murat ettiÄŸi iÅŸi baÅŸarı ile sonlandırandır. Fakat insanların çoÄŸu bunu kavrayamaz. Artık o (Yusuf), olgunluk çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. Zira Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. (Yusuf Suresi 21-22)
13.4. Züleyha’nın Hz.Yusuf’u @ Elde Etmeye çalışması ve Medineli Yahudi ve Münafıkların Hz.Muhammed’i @ Kendi Yanlarına Çekme Çabası
Vizyon sahipleri nereye giderlerse gitsinler onları bekleyen kıskanç bir statüko orada da vardır. Ve bu statükocular ülkelerine gelen yenilikçi / vizyon sahiplerinin önemli mevkilere / iktidara / söz sahipliÄŸine getirilmesi halinde onları baÅŸarısız kılmak için çaba sarf eder. Onlar kendilerini ülkenin sahibi olarak gördüklerinden dışarıdan ithal edilen vizyon sahibi kiÅŸileri kendilerine hizmet edecek köle olarak görürler. Fakat kendileri iktidarda oldukları süreçte ülkeyi yönetmekte gösterdikleri baÅŸarısızlık nedeniyle ülkeyi bunalıma sürüklediklerinden ülkenin durumunu düzeltmek için ithal edilen vizyon sahiplerini de küçümserler ve onların da ülkeyi bunalımdan çıkaramayacaklarını düÅŸünürler. İthal edilen vizyon sahiplerini yönetime getiren ülkenin diÄŸer ileri gelenlerinin / ak saçlılarının onlara itibar ettiklerini ve onlardan çok ÅŸey beklediklerini bilirler. Dolayısıyla bunlar yeteneklerini gösterecek olurlarsa statükonun yerlerini almaları çok süre almaz. Zira statüko sahiplerinde bu kapasite ve kabiliyet olmadığı gibi üretmek içinde çaba sarf etmezler. Bu nedenle yeni gelenleri kendilerine uydurmaya / bent etmeye çalışırlar.
Vizyon sahipleri gittikleri yerlerde saÄŸlam durup statükocuların ayartmalarına gelmez ise baÅŸarmamaları için hiçbir neden yoktur. Vizyon sahipleri sürgüne gittikleri yerde kendilerine kucak açan ev sahibinin (yönetimde söz sahibi olan diÄŸer ileri gelenler, ak saçlılar ve halktan bir grup) iyi niyetine ve yapılan iyiliklere ihanet etmeden ve gösterilen iltifata marifetlerini göstererek cevap vermeli ve asla nankörlük yapmamalıdır.
Cenab-ı Hak, bu dersi Hz. Muhammed @ ve müminlere Hz.Yusuf’un @ Züleyha’nın kendisini baÅŸtan çıkarması giriÅŸimi olayı içerisinde anlatır. Böylece gelecekte karşılarına ÅŸahıslar ve olayın niteliÄŸi farklı da olsa aynı tavır ve davranışları içeren benzer olaylarla karşılaşılacaklarını ve kıssalardaki metaforları iyi kullanarak ve bu metaforlardan gerekli dersleri alarak hareket edilmesini öÄŸretir. Hatta anlatılan kıssadaki metaforlar incelendiÄŸinde görülecektir ki Cenab-ı Hak aslında Hz. Muhammed’e @ gelecekte başına gelecekleri neredeyse birebir anlatmıştır. Åžöyle ki;
“Hz. Muhammed @ de Medine’ye hicret ettiÄŸi ilk zamanlarda çok itibar görecektir. Ancak ilerleyen zamanda bu sevgi seli yerini sıkıntılara bırakacaktır. Zira Züleyha ve Saray Kadınları rolünü oynayan Medine’nin ileri gelenlerinden olan Abdullah bin Ubey ve müttefikleri olan Medine Yahudi Kabileleri, Hz. Muhammed’in @ hicretine ve Medine’nin başına geçmesine, ondan yararlanmak amacıyla razı olmuÅŸtur. Fakat O’nu kendi saflarına çekemeyince O’nun karşısına geçmiÅŸler ve çok büyük sıkıntılar verdirmiÅŸlerdir. Hz.Yusuf @ kıssasında Züleyha Hz. Yusuf’u ayartıp kendisinden faydalanmak istemesi olayında olduÄŸu gibi bu metafor ile Hz. Muhammed’in @ de hicret edeceÄŸi yerde ayartılmak isteneceÄŸi Cenab-ı Hak tarafından ihbar edilir. Gerçekten de Medine’ye hicret ettikten sonra Medine’nin statükosunu temsil eden Abdullah bin Ubey liderliÄŸindeki münafıklar ve iÅŸbirlikçileri Yahudi Kabilelerinin Åžeytan ileri gelenleri Züleyha ve Saray kadınları pozisyonundadır. Medine’deki kötü gidiÅŸatın asıl sorumlusu olan bu statüko Hz. Muhammed’i @ kendi yanlarına çekmeye çalışarak imtiyazlarını ve mevcut statükolarını korumaya uÄŸraşırlar. Bozuk sistemlerinin daha iyi iÅŸlemesi için Hz. Muhammed’den @ yararlanmak isterler. Tıpkı Mısır statükosundaki saray kadınlarının sefih, azgın ve sömürücü yaÅŸamlarının doruk noktası olan ÅŸehvetlerini tatmin için Hz.Yusuf’tan @ yararlanmak istemeleri gibi. Söz konusu kıssa da Hz.Yusuf @ olgun bir delikanlı oluncaya kadar Züleyha ile aralarında ÅŸehvet iliÅŸkisi deÄŸil ana – oÄŸul arasındaki gibi bir sevgi iliÅŸkisi vardır. Fakat Hz.Yusuf’un @ geliÅŸmesinden sonra Züleyha O’nunla ÅŸehvetini tatmin etmek ister. Metaforik olarak benzer durum Hz. Muhammed @ ile Medine’nin münafık ve Yahudi statükosu arasında yaÅŸanacaktır. Medine’ye hicretin ilk zamanlarında Medine Anayasasının imzalandığı ilk aÅŸamalarda iliÅŸkiler gayet iyidir. Hatta Hz. Muhammed @ baÄŸları çok sıkı yapmak ve iliÅŸkileri daha da geliÅŸtirmek için kıbleyi bile Yahudilerin kıblesi olarak seçmiÅŸ ve mü’minler salat (namazlarında ve müteakiben kamunun sorunlarını çözme faaliyetleri için yaptıkları) toplantılarında Mescid-i Aksa yönüne dönmüÅŸlerdir. Ancak onlar mevcut sömürgeci, zalim ve haksız piyasa iÅŸleyiÅŸine müdahale etmemesini ve bu konuda kendilerinin yanında yer almasını istemiÅŸlerken Hz. Muhammed @ onların bu isteklerine hayır demiÅŸtir. O, Cenab-ı Hakk’ın kendisine gönderdiÄŸi ilahi öÄŸreti çerçevesinde onların arzularının tersine olarak piyasaları adalet, ölçü ve tartıda haksızlıkların giderilmesi ve imtiyazların kaldırılması ile ilgili düzenlemeler yapmaya giriÅŸmiÅŸtir. Böylece O kendisini Medine’ye davet eden Evs ve Hazreç halkına ihanet etmemiÅŸtir. Onların hukukunu korumuÅŸtur. Tıpkı Hz.Yusuf’un @ Züleyha’ya iliÅŸkiye girmekten kaçarak Vezirin hukukunu koruduÄŸu gibi. Züleyha Hz. Yusuf’u elde etmek için her ÅŸeyi yaptı. Fakat Cenab-ı Hakk’ın Hz.Yusuf’u @ uyarması nedeniyle O hataya düÅŸmedi. Aslında O’nun da nefsi bu iliÅŸkiyi çekiyordu. Ancak O’nun seçtiÄŸi yol temiz, pak, adil, doÄŸruluk, dürüstlük üzerine olduÄŸu için O’nun yanlışa meylettiÄŸi zamanlarda Cenab-ı Mevla O’na yanlışını göstermiÅŸti. Aynı durumun Hz. Muhammed @ ve müminler içinde gelecekte cereyan edeceÄŸini Cenab-ı Hak bu kıssa ile bildiriyor. Yani ‘gelecekte sizleri birileri siyasi ayartmalarda bulunabilir ve sizleri yanına çekerek yaptıkları yanlışa ortak etmek isteyebilir. Bu nedenle oldukça dikkatli olmalısınız’ uyarısı yapılır. Ve nitekim tarih içerisinde de Rabbimizin ihbar ettiÄŸi olaylar meydana gelmiÅŸ ve bu ihbarı deÄŸerlendiren Hz. Muhammed @ hataya düÅŸmemiÅŸtir. Medine’nin Statükocu elitlerinin Hz. Muhammed’i @ kendi yanlarına çekme giriÅŸimleri baÅŸarısızlıkla sonuçlanmıştır. O siyasi olarak onların kulvarına asla katılmamıştır. Onların yanlışlarına asla ortak olmamıştır. O daima ilahi öÄŸreti çerçevesinde doÄŸruluÄŸu, dürüstlüÄŸü, adaleti ve hakkı ikame etmeye çalışmıştır. Çevresindeki müminler de kendisini takip etmiÅŸlerdir.”
23-24- Derken evinde bulunduÄŸu hanım, arzusunu onunla tatmin etmek için onu baÅŸtan çıkarmak istedi. Ve (birgün) kapıları kilitledi ve “Haydi gel!” dedi. O([Yusuf): “Allah’a sığınırım! DoÄŸrusu O benim Rabbimdir, O bana güzel bir mevkii bağışlamıştır. Emrine karşı gelmem. Åžüphesiz zalimler asla iflah olmazlar / baÅŸarıya ulaÅŸamazlar” dedi. Ve ant olsun o (hanım), onu arzuladı. EÄŸer o (Yusuf) Rabbinin burhanını görmemiÅŸ olsaydı, o da onu (kadını) arzulamıştı. İşte burhanımızı göstermemizin nedeni ondan fuhÅŸu / taÅŸkınlığı ve fenalığı / kötülüÄŸü ondan uzaklaÅŸtırmak içindi. Çünkü o, Bizim arınmış kullarımızdandı. (Yusuf Suresi 23-24)
Vizyon sahibi kimseleri bekleyen en önemli tehlike, statükocular tarafından kendi saflarına çekilme isteklerinin kendilerinden deÄŸil de vizyon sahiplerinden geldiÄŸi iftirasını atarak onların ihanet içerisinde olduklarını kanıtlamaya çalışmalarıdır. Yani ülkenin kötü gidiÅŸatına sebep olan statükocular bu kötü gidiÅŸatı deÄŸiÅŸtirmek için yetkilendirilen vizyon sahiplerinin aslında herhangi bir vizyonlarının / çözümlerinin olmadığı onların amaçlarının da iktidar nimetlerinden faydalanmak olduÄŸunu ortaya koymaya çalışırlar. Onlar bu çabaları ile vizyon sahiplerinin aslında hain olduklarını kendilerine güvenilemeyeceÄŸini göstermeye çalışarak kendi günahlarını örtmeye çalışırlar.
Cenab-ı Hak, Züleyha’nın Hz.Yusuf’u @ kendine çekmek için uÄŸraÅŸması ve sonunda Hz.Yusuf’un @ gömleÄŸini yırtması olayını anlatırken aslında Hz.Muhammed’in @ de başına gelecekte bu türden bir olayın siyasi olarak geleceÄŸinin ihbarını yapar. Yani Hz. Muhammed’in de @ gelecekte kendi saflarına çekmeye çalışanların olacağı bildirilir. Åžayet onların safına geçme hususunda direniÅŸ gösterecek olursa da ihanetle suçlanacağı ve cezalandırılması için çeÅŸitli provakosyonlara muhatap olacağı da ihbar edilir. Tarihsel süreç içerisinde incelendiÄŸinde görülecektir ki bu ihbarlar aynen gerçekleÅŸmiÅŸtir. Åžöyle ki;
“Hz. Muhammed @ Medinelileri krizden kurtarmak, onlara barış ve huzuru getirmek için Medine’nin yönetimine getirilir. Medinelilerin O’ndan beklentileri huzuru, barışı getirmesi ve birliÄŸi / beraberliÄŸi saÄŸlayarak kendi aralarındaki savaÅŸlara son verdirmesidir. Onların beklentilerinin karşılanabilmesi için Hz. Muhammed’in @ sosyal alanda bir dizi düzenlemeler yapması gerekmektedir. Toplumda yardımlaÅŸma ve dayanışmayı saÄŸlaması için piyasalara adalet getirmesi, imtiyazları kaldırması, yeni pazar kurması, kadınları toplumda saygın bir konuma çıkartması, ibadetlerdeki ağır rükünları kaldırması gibi birtakım reformları yapması ÅŸarttı. Bu reformların gerektirdiÄŸi düzenlemeler yapılınca Medine’nin statükocu ileri gelenleri ve Yahudi kabile reisleri son derece rahatsız olmuÅŸlardı. Halbuki onlar Hz. Muhammed’i @ yanlarına çekerek piyasadaki tezgahlarına beraber devam etmek niyetin de idiler. Yani Hz. Muhammed’i @ Medine halkına ihanet ettirmeye çalışmışlardı. Aslında Medine döneminin ilk zamanların da Hz. Muhammed @ Medine’de Yahudilerle iliÅŸkilerini geliÅŸtirmeye çalışmış ve onlara yakın durmayı tercih etmiÅŸtir. Bu amaçla da kıbleyi Kâbe yerine Beyti Makdis (Mescidi Aksa) yönüne doÄŸru seçmiÅŸtir. Bu seçim aynı zamanda Hz. Muhammed’in @ İslam / barış topluluÄŸu içerisinde Yahudileri baÅŸ tacı etmesidir. Onları deÄŸil dışlamak tam tersi onlara deÄŸer vermiÅŸtir. Medine Anayasasında / Vesikasında Yahudi kabilelerle iliÅŸkiler de düzenlenmiÅŸtir. Bu vesika / Anayasa ile hep bir arada yaÅŸama iradesi gösterilmiÅŸtir. Fakat diÄŸer taraftan Medinelilerin de kendisine güvendikleri ve kendisinden çok ÅŸey bekledikleri bir kiÅŸi olarak Hz. Muhammed’in @ Arapları adeta dışlayıp Yahudilere çok yakın durmasını, Medineli Arap kabilelerinin hoÅŸ karşılamayacakları çok aÅŸikardır. Onlar bu tip bir hareket tarzını kendilerine ihanet olarak telakki edeceklerdi. Kıblenin Kudüs istikametinde seçilmesini dahi hazmedemeyen ve bu uygulamayı kabul etmeyerek namazlarında Kabe’ye doÄŸru dönen müminler bile varken Hz. Muhammed’in @ Medineli Arapları bırakıp Yahudilerle sıkı fıkı olmasının ihanet olarak anlaşılmasından daha tabii bir ÅŸey de olamaz. Ayrıca Medineli Araplar için Yahudilerde kendileri için faydalı bir cevher, bir deÄŸer bulunsaydı Hz. Muhammed’i @ niye getirip baÅŸ tacı etsinlerdi. Tam aksine Yahudiler Evs ve Hazreci birbirine düÅŸürmekte ve birbirlerine kırdırmaktaydılar. Hz. Muhammed @ ise bu durumun farkında olduÄŸundan ve bu kıssa ile dersini daha önce aldığından asla ihanet tuzağına düÅŸmedi ve Medineli Araplara ihanet içerisinde olmadı. Hz. Muhammed @ Yahudilerin baÅŸtan çıkarıcı tutum ve davranışları karşısında tereddüt etmeden hemen vaziyet aldı ve kıbleyi Kudüs’teki Betil Atik’ten Kabe’ye çevirmesini Cenab-ı Hakk’tan niyaz etti. Cenab-ı Hak da kıbleyi Beytil Atik’ten Kabe’ye çevirerek Hz. Muhammed’in @ ihanet içerisinde olmadığını gösterdiÄŸi gibi Yahudilerin oyunlarını da bozdu. (kıssada Hz.Yusuf’un Rabbinin burhanını görme metaforu) Kıblenin tahvili peygamberimizin asla bir ihanetin içerisinde yer almadığının kanıtını teÅŸkil etti. Esasında kıble deÄŸiÅŸikliÄŸine de Yahudilerin seçkinci hareketleri ve söylemleri yol açmıştır. Bu durum metaforik olarak tıpkı Hz.Yusuf’un @ gömleÄŸinin ([1]) arkadan yırtılması gibi idi.”
25-29- Ve ikisi de kapıya koÅŸtular. Kadın, onun gömleÄŸini arkadan çekerek yırttı. Kapının yanında onun (kadının) kocasıyla karşılaÅŸtılar. O (kadın); “Senin ehline kötülük yapmak isteyen kimsenin cezası, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan baÅŸka ne olabilir?” dedi. O (Yusuf): “Asıl arzusunu benimle tatmin için beni baÅŸtan çıkarmaya çalışan odur.” dedi. Ve onun (kadının) yakınlarından bir görgü tanığı ÅŸahitlik etti: “EÄŸer onun (Yusuf’un) gömleÄŸi önden yırtılmış ise o (kadın) doÄŸru söylemiÅŸtir, öteki (Yusuf) yalancılardandır.” “Yok eÄŸer, onun (Yusuf’un) gömleÄŸi arkadan yırtılmış ise o zaman o (kadın) yalan söylemiÅŸtir, beriki (Yusuf) doÄŸrulardandır.” Bunun üzerine o (Kadının kocası), onun (Yusuf’un) gömleÄŸinin arkadan yırtılmış olduÄŸunu görünce, “Muhakkak ki bu, sizin tuzağınızdır. Gerçekten de sizin tuzağınız pek yamandır.” “Yusuf! Sen bu olayı yaÅŸamadın say! Ve Ey Kadın! Sen de günahın için istiÄŸfar et / özür dile! Çünkü (ÅŸu hal) senin suçunun sabit olduÄŸunu gösteriyor” dedi. (Yusuf Suresi 25-29)
Aslında Hz. Muhammed’i @ Medine’ye hicret ettiÄŸinde yanına çekmeye çalışanlar sadece Yahudiler deÄŸildi. Medine’deki Evs ve Hazreçin bütün aÅŸiretleri O’nu yanına çekmeye çalıştılar. Onlar kabile asabiyesi ile biliyorlardı ki Hz. Muhammed’i @ yanlarına çekerlerse yönetimde önemli bir etkinliÄŸe kavuÅŸacaklardı. Fakat Hz. Muhammed @ hiçbir kabileye böyle bir fırsatı vermedi ve yönetim merkezinin (Mescid-i Nebevi’nin) seçimini devesi Kusvaya yaptırdı.
Medine’ye hicretten sonra Hz. Muhammed’in @ ilk ilgilendiÄŸi dolayısıyla iliÅŸkiye geçtiÄŸi kesim elbetteki ticaretle uÄŸraÅŸan kesimdi. O önce çarşı pazarı yani ticari hayatı düzene sokma giriÅŸiminde bulundu. Bu noktada Yahudi kabilelerden Beni Kaynukalılar ve Medine’nin ticaretle uÄŸraÅŸan Arap kabilelerinin ileri gelenleri Hz. Muhammed @ ile muhatap oldular. O’nun ticari hayata yeni getirmek istediÄŸi düzenlemelerin pazardaki imtiyazlı tekelciliklerine son vereceÄŸini bildiklerinden O’nu yanına çekmeye çalışmışlardı.
Yukarıda anlatıldığı üzere tıpkı Züleyha’nın Hz.Yusuf’u yanına çekmeye çalışması gibi Beni Kaynukalılar baÅŸta olmak üzere Abdullah bin Übey bin Selül öndeliÄŸindeki Medine’nin elitliri de Hz. Muhammed’i @ kendi saflarına katmaya çalıştılar ancak Cenab-ı Hakk’ın uyarması ile O bu oyuna gelmedi. Kabe’nin sembolize ettiÄŸi doÄŸruluk, dürüstlük, saflık, temizlik ve hakkaniyet politikasına doÄŸru yönelindi.
Beni Kaynukalıların Hz. Muhammed’i @ ayartıp baÅŸtan çıkarmak için yaptığı baÅŸarısız giriÅŸim diÄŸer Yahudi kabilelerin ayıplamasına yol açtı. Zira bir Arap hem de ümmi olan ilmi, tecrübesi, müktesabatı, birikimi ve arÅŸivi olmayan bir Arap geliyor ve onların entrikalarını baÅŸlarına geçiriyordu. Åžimdiye kadar bu görülmüÅŸ bir ÅŸey deÄŸildi. Yahudilerin müktesabatı çok geliÅŸkindi ve onlar her zaman Arapları oyuna getirebilmiÅŸ ve istedikleri ÅŸekilde parmaklarında oynatmışlardı.
Bu nedenle kendilerini çok üstün gören diÄŸer Yahudi kabileleri, kendileri gibi üstün olan bir Yahudi kabilesinin aÅŸağı gördükleri (kıssada Hz. Yusuf’un köle / hizmetçi olması metaforu) Hz. Muhammed’e @ âşık olmasını ayıpladılar. O’nu kendi yanlarına çekmeye çalışmalarıyla alay ettiler. O’ndan murad almaya çalışmalarını / O’nu kendilerine uydurmaya çalışmalarını kınadılar. O’nun kendileri gibi bir müktesebatının olmadığını, ümmi olduÄŸunu, arkasından gidilecek bir kimse olamayacağını düÅŸünerek Hz.Muhammed’i@ kendilerine çekmeye çalışmalarını diÄŸer Yahudi kabileler ayıp karşılamışlardı. (Åžehrin diÄŸer kadınlarının Züleyhayı ayıplama metaforu)
30- (Fakat bu olay yayılınca) Åžehirdeki kadınlar (birbirlerine) “Vezirin karısı, genç hizmetçisini elde etmeye çalışmış. Besbelli ki aÅŸk / tutku / sevgi onun yüreÄŸini yakmış. Biz, onun iÅŸi iyice azıttığını / apaçık bir sapıklık içinde olduÄŸunu görüyoruz” dediler. (Yusuf Suresi 30)
Cenab-ı Hak, elçisine gelecekte başına örülecek tuzakları anlatmaya aynı kıssa üzerinden devam eder. Hicret ettiÄŸi yerdeki toplulukların birbirleri ile olan iliÅŸkilerini dikkate alması gerektiÄŸini, düÅŸmanlarının bile kendi aralarında rekabetleri olacağını vurgular. Nasıl ki Hz. Yusuf kıssasında Mısırlı ileri gelenlerin kadınları (sosyete) arasında bir çekememezlik, haset ve rekabet vardıysa aynı rekabet ve çekememezliÄŸin Medineli Yahudi kabilelerinin ileri gelenleri arasında da bulunacağı ihbarı yapılır. Züleyha’nın kölesini yanına çekmeye çalışmasını kınayan Mısır sosyetesini Hz. Yusuf’la karşı karşıya getirmesi sahnesinin de gelecekte Beni Kaynuka’nın Medine’den sürülmesinden sonra Beni Nadir ve Beni Kurayza Yahudi kabilelerinin Hz. Muhammed @ ile karşı karşıya kalacakları ÅŸeklinde tecelli edeceÄŸi bildirilir. Tıpkı Züleyha’nın kadınların ellerine bıçak tutuÅŸturması gibi Beni Kaynuka kabilesi de Bedir Zaferinden sonra yaÅŸadıkları sürgün öncesinde Medine’deki diÄŸer Yahudi kabileleri kışkırtıp onlara gaz verip Medine’yi öyle terketmiÅŸti. (Kıssada Züleyha’nın kadınların ellerine bıçak verme metaforu) Nasıl ki Mısırlı sosyete kadınların köle / hizmetçi olarak bildikleri ve küçümsedikleri Hz.Yusuf’u görünce O’nu gözlerinde çok büyüterek adeta bir melek gibi gördüler ise Hz. Muhammed @ ile karşı karşıya kalan Beni Nadir ve Beni Kurayza kabileleri de küçümsedikleri (beÅŸer / köle görme metaforu) Hz. Muhammed’i @ Medine’nin meliki / baÅŸkanı olarak gördüler / görmeye devam ettiler. (Kadınların Yusuf’u melek gibi görme metaforu) fakat onlarda Beni Kaynuka’nın ( Vezirin Karısının hanımların ellerine verdiÄŸi bıçak ile hanımların kendi ellerini kesmesi misali) akıttığı zehir ile onlar da peygamberimize ihanet edip Medine’den elleri kesildi. (Sürüldüler ya da idam edildiler.)
Gelecekte yaÅŸanacak bu durum Cenab-ı Hak tarafından Hz. Muhammed’e @ kıssa çerçevesinde Mısırlı sosyete kadınların ellerini kesmeleri metaforunda anlatılır.
31- Sonra o (Vezirin karısı), onların (gizliden gizliye) dedikodu yaydıklarını iÅŸitince, onları davet ederek kendileri için dayalı döÅŸeli bir ziyafet sofrası hazırladı. Ve onlardan her birine bir bıçak verdi. Ve (Yusuf’a) “Çık karşılarına!” dedi. Onlar (Hanımlar) onu (Yusuf’u) görünce büyüklüÄŸünü anladılar ve ÅŸaÅŸkınlıkla kendi ellerini kestiler. Ve “HâÅŸâ! / Olamaz! Allah için, bu bir beÅŸer / kul / köle olamaz! olsa olsa bu çok ÅŸerefli bir melektir / meliktir / prenstir!” dediler. (Yusuf Suresi 31)
13.5. Hz.Yusuf’un @ Zindana Gönderilmesi ve Medine’nin Hz.Muhammed’e @ Zindan Edilmesi
Cenab-ı Hak, elçisini ve müminleri boykot yıllarında eÄŸitmek amacıyla gönderdiÄŸi Yusuf Suresinde anlatılan kıssa ile aslında Hz. Muhammed’in @ ileride başına gelecekleri anlattığı yukarıda belirtilmiÅŸti. Kıssanın gelinen aÅŸamasında Hz.Yusuf’un @ Züleyha’nın ayartmalarına gelmemesi nedeniyle Züleyha’nın gücünü / yetkisini / otorite ve imkanlarını kullanarak Hz.Yusuf’u @ zindana / hapse gönderdiÄŸi ve sürüm sürüm süründürdüÄŸü anlatılarak Hz. Muhammed’e @ ÅŸu ihbarlarda bulunulur;
“Hicret için gideceÄŸin yerde seni kendi yanına çekmeye çalışacak kiÅŸi ve toplulukların ayartma ve oyunlarına gelmediÄŸin takdirde tıpkı Hz.Yusuf’u @ zindana attıkları gibi onlar sana da bulunduÄŸun ÅŸehri zindan yapacaklardır. Sen başına gelecek olan bu olaylara sabredeceksin ve Hz.Yusuf’un @ yaptığı gibi yapacak ve onların ayartmalarına gelmektense çile çekmeyi yeÄŸleyeceksin. BaÅŸarılı olman için sana kolay gibi görünen ancak helake sürükleyen yolu deÄŸil zor da olsa, acı ve çileli de olsa doÄŸru, dürüst ve namuslu yolu tercih edeceksin. Bu çileli yolda Rabbinin seni koruması için O’na sığınacaksın. Yoksa onlar sen ne yaparsan yap, deliller ne kadar senin lehine olursa olsun yine de onların arzularına uymadığın takdirde senin yanında yer almayacaklarını bilmelisin”
Bu uyarı ve ihbarlardan sonra tarih ihbar edildiÄŸi gibi aynen gerçekleÅŸmiÅŸ ve Hz. Muhammed’i @ kendilerine benzetemeyen / bend edemeyen Medine Yahudileri, Hz. Muhammed’in @ hedeflediÄŸi islam / barış topluluÄŸu ve medeniyeti rüyasının gerçekleÅŸmemesi için O’na Medine’deki hayatı zindan edecek giriÅŸimlerde bulunmuÅŸlardır. (Hz.Yusuf’u @ hapse gönderme metaforu) anlaÅŸmada yer almasına raÄŸmen Uhud savaşında onu yalnız bırakmaları, savaÅŸtan sonra yaptıkları tezviratlar ve kışkırtmalar, hem Medine’deki hem de Arap yarımadasındaki diÄŸer Yahudi kabilelerini kışkırtmaları, Mekke yönetimi ve Arap kabilelerini kışkırtarak Hendek savaşına müttefik bir ordu yaratmaları vb. hareketler Hz. Muhammed’e @ Medine’yi zindan etme giriÅŸiminden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
Her ne kadar savaÅŸlar Araplar arasında cereyan etse de geri planda ki ayartıcı ve kışkırtıcılıkta Yahudi kabilelerin elebaşıları baÅŸ rolü oynarlar. Tıpkı kıssadaki yöneticilerin erkekler olmasına raÄŸmen geri planda kışkırtma ve arka planda ipleri ellerinde bulunduran sosyete ve saray kadınları gibi.
32- 35- O (Vezirin karısı): “İşte bu, beni hakkında kınadığınız kiÅŸidir. And olsun ki, ben onu elde etmeye çalıştım, ama o bundan ÅŸiddete sakındı. Yine ant olsun ki, kendisine emrettiÄŸimi yapmazsa, muhakkak zindana atılacak ve sürüm sürüm sürünecektir” dedi. O (Yusuf): “Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri ÅŸeyden daha sevimlidir. Bununla birlikte eÄŸer Sen, bunların tuzaklarına karşı beni korumazsan, ben onlara meylederim ve kendini bilmezlerden olurum.” dedi. Bunun üzerine Rabbi, ona (onun duasına) icabet etti de onların tuzaklarına karşı onu korudu. Åžüphesiz O, evet O, hakkiyle iÅŸitenin, hakkiyle bilenin ta kendisidir. Fakat sonunda, bu kadar belge ve delili görmelerine raÄŸmen belli bir süre için onu zindana atmanın daha uygun olacağını düÅŸündüler. (Yusuf Suresi 32-35)
[1] ) Not: “gömlek=görüÅŸ, taraf” metaforunu ifade eder. (A.A)
13.6. Hz.Yusuf’un @ Zindan ArkadaÅŸları ve Medine İslam Cumhuriyeti’nin Müttefikleri ve Karşıtları
Cenab-ı Hak, Hz.Yusuf’un @ zindan hayatını anlattığı bölüm ile Hz. Muhammed’e @ ve müminlere ÅŸu dersleri verirken ileride baÅŸlarına gelecek olayların ihbarını da yapar;
“Sizler Hz.Yusuf’un @ rüyasındaki gibi bir vizyona sahipsiniz ve sizin gibi gelecek vizyonuna sahip olanlar vizyonlarındaki hedeflerine ulaÅŸmak için bütün gayretleri ile çalışmalı ve her türlü kötü ÅŸartları olumlu hale getirmenin yollarını aramalıdır. Bu uÄŸurda sabır, sebat gösterecek ve bıkmadan usanmadan vizyonunuzu / tevhidi dünya görüÅŸünüzü hicret ettiÄŸiniz yerin çevresindeki diÄŸer kabilelere de anlatacak ve onları tevhid olmaya (tevhidi dünya görüÅŸü çerçevesinde müttefik olmaya) çağıracaksınız. Onları sadece Allah’a saygılı olmaya, sadece O’na kul olmaya davet edeceksiniz. Onların kurtuluÅŸunun Allah’tan baÅŸka kutsal sayılan otoritelerin terk edilmesinde olduÄŸunu bildireceksiniz. Allah’tan baÅŸka kendini kutsal sayan otoritelerin insanlara asla bir fayda saÄŸlamadığını ilan edeceksiniz. Tevhidi Dünya GörüÅŸü Vizyonunuzu anlattığınız kabilelerden size katılan olacağı gibi katılmayan da olacaktır. Yapacağınız çaÄŸrıya olumlu cevap vererek tevhid olanların / müttefik olanların kurtulacağı müjdesini verecek, ayrı kalıp statükodan yana tavır koyanların, ÅŸirk sistemli toplum yapısına devam etmek isteyenlerin ise mutlaka kaybedeceklerini bildireceksiniz. İleride muhakkak surette bunlara ÅŸahit olacaksınız. Alemlerin Rabbine teslim olup sizinle müttefik olanlar kazanacak ve çok bereketlere kavuÅŸacak. Sizin karşınızda yer alanlar ise kaybedeceklerdir.”
Daha Mekke’de iken bu uyarı ve ihbarları dikkate alan Hz. Muhammed @ Medine’ye hicret ettiÄŸinde Medine Yahudilerince Medine’nin kendisine zindan edilmesine karşın hiç yılmamış, mücadele etmiÅŸ, boÅŸ durmamış ve en olumsuz koÅŸulları dahi kendi lehine çevirmenin yollarını aramıştır.
Hz.Yusuf’un @ zindanda çevresindeki insanların sorunlarını, görüÅŸlerini, rüyalarını, vizyonlarını dinledikten sonra önce kendi vizyonunu / dinini / görüÅŸünü anlattığı ve daha sonra da onların sorunlarını, vizyonlarını, görüÅŸlerini ve rüyalarını kendi vizyonu çerçevesinde deÄŸerlendirdiÄŸi gibi Hz. Muhammed @ de kendi vizyonunu / görüÅŸünü Medine çevresindeki bütün kabilelere ulaÅŸtırmaya çalışmış, sürekli çevre kabilelerin üzerine seriyyeler düzenlemiÅŸ ve onları tevhidi dünya görüÅŸüne davet etmiÅŸtir. Onlara ÅŸirk sisteminin öngördüÄŸü atomize toplum yapısından (kabileci toplum yapısından) vazgeçilmesi gerektiÄŸini, bütün kabilelerin oluÅŸturacağı tek millet esasına dayalı toplumsal yapıya geçilmesi gerektiÄŸini ve bu görüÅŸ çerçevesinde kurulmuÅŸ Medine İslam TopluluÄŸuna katılmaya davet etmiÅŸtir. Bundan baÅŸka kurtuluÅŸlarının da olmadığını ve sorunlarının tek reçetesinin bu olduÄŸunu bildirmiÅŸtir. Alemlerin Rabbi Allah inancı ekseninde toplumsal birlik ve beraberlik oluÅŸturmanın insanların hayrına olduÄŸunu sürekli vurgulamıştır.
Hz.Yusuf zindan arkadaÅŸlarına Allah’tan baÅŸka otoriteleri kutsal saymanın insan onuruna ve haysiyetine yakışmadığını, dahası onların insanlara hiçbir fayda saÄŸlamadığını, onların insanların yararına hiçbir çaba ve gayretlerinin olmadığını anlatmıştır. Aynı ÅŸekilde Hz. Muhammed’de @ Medine çevresindeki bütün kabilelere ÅŸirk sistemini terk etmeleri gerektiÄŸini, bu sistemin kendilerine çok büyük zararlar vermekte olduÄŸunu, onları geri ve ilkel bıraktığını, kendisinin Mekke’yi terk etme nedeninin müÅŸriklerden ve bu ÅŸirk sisteminden uzaklaÅŸmak ve tevhid sistemine gitmek olduÄŸunu anlatmıştır.
Hz. Muhammed’in @ küçük ordular / seriyyeler eÅŸliÄŸinde yaptığı bu çaÄŸrılara muhatap olan kabilelerden çaÄŸrıya olumlu cevap vererek Hz. Muhammed @ ile ittifak yapan kabileler tarihsel süreç içerisinde “kurtulanlar” grubunda yer almışlardır. Bu kurtulan kabileler, anlatılan kıssada Hz.Yusuf’un zindan arkadaÅŸlarından kurtulan kiÅŸiyle sembolize edilir. Nasıl ki iki zindan arkadaşından birisi zindandan kurtularak ÅŸarap sıkacak ve efendisine ÅŸarap sunacak ise Hz. Muhammed’in @ çaÄŸrısına ‘evet’ diyerek Medine İslam TopluluÄŸu ile ittifak yapanlar kurtulacaklar ve bol bol bereketlere kavuÅŸacaklardır. Onlar Rabblerine saygı ile baÄŸlanacak olanlardır. Tıpkı kıssada anlatılan kiÅŸinin Rabbine / efendisine ÅŸarap sunması gibi. ([1])
Tarihsel süreçler incelendiÄŸinde görülecektir ki, kıssa ile yapılan ihbar aynen gerçekleÅŸmiÅŸtir. Åžöyle ki; Hz. Muhammed’in @ seriyyeler yoluyla kabilelere yaptığı çaÄŸrı sonucunda çaÄŸrıya olumlu cevap veren kabileler “Rabbe baÄŸlı olsalar da” / “müttefiklik yapsalar da” bu müttefiklik Hz. Muhammed’in @ yanında yer almak ÅŸeklinde tecelli edememiÅŸtir. Tıpkı kıssadaki kurtulan zindan arkadaşının Rabbinin yanında Hz.Yusuf’u anmaması gibi ki tembihlenmesine raÄŸmen ÅŸeytanın unutturduÄŸunu ifade ettiÄŸi gibi Medine çevresindeki kabilelerden Hz. Muhammed’in @ tevhidi dünya görüÅŸüne katılsalar da korkuları nedeniyle O’nun yanında fiilen yer almamışlardır. Çünkü siyasi güç dengesinin hangi tarafa kayacağını yani Mekke ÅŸirk sisteminden yana mı yoksa Medine İslam Cumhuriyetinden yana mı kayacağını kestiremediklerinden beklemeyi tercih etmiÅŸlerdir. Ne zaman ki Hudeybiye anlaÅŸmasını takiben Hayber fethedilmiÅŸ ve daha sonra da Mekke fethedilmiÅŸ ondan sonra bu gruptaki kabileler fevc fevc hidayete erip İslam / barış topluluÄŸuna girmiÅŸlerdir.
Böylece Hz.Yusuf’un zindan hayatının uzun sürmesi gibi Hz. Muhammed’in @ Medine zindanı da çevre kabilelerin tevhidi dünya görüÅŸüne inanmalarına raÄŸmen Hz. Muhammed’e @ fiili destek vermemeleri nedeniyle uzun sürmüÅŸtür.
Hz.Yusuf ‘un zindanda iken tevhide davet ettiÄŸi diÄŸer zindan arkadaşı ise “kurtulanlardan deÄŸil idam edilenlerden / kaybedenlerden” idi. Cenab-ı Hak bu metaforla Hz. Muhammed’in @ Medine’de kuracağı İslam topluluÄŸuna katılmayan, O’na destek vermeyen, O’nun vizyonuna / görüÅŸüne katılmayan ve ÅŸirk sisteminde kalmak isteyen kabilelerin “kaybedenler / yok olanlar / idam edilenler” grubunda yer alacaklarını bildirir. Bunların gelecekte akıbetlerinin sahip oldukları her türlü nimeti kaybedecekleri, kendi kendilerini yok oluÅŸa / idama sürükleyecekleri ve sonrasında da İslam topluluÄŸuna katılan / tevhid olan kabilelerce baÅŸlarının yeneceÄŸi gerçeÄŸi de asılıp idam edildikten sonra kuÅŸların başını didikleyeceÄŸi metaforu ile anlatılır. Burada kuÅŸların özellikle zikredilmesinin bu güçlü kabile ve / veya toplulukların bayraklarında yer alan kartal, ÅŸahin vb. yırtıcı kuÅŸlarla ifade edilen amblemler olmasına dikkat edilmelidir.
Bu anlatımla Cenab-ı Mevla, Hz. Muhammed’in @ çağırdığı İslam / barış topluluÄŸuna- Tevhide katılmayan kabilelerin sonunda yok olup gideceklerini ve baÅŸlarının üstünde taşıdıkları, üzerine titredikleri tüm maddi deÄŸerlerini de diÄŸer kabile ve toplulukların / devletlerin aralarında paylaÅŸacaklarını bildirmiÅŸ ve onları tevhide davet etmiÅŸ olmaktadır.
36- 42- Zindana onunla birlikte iki delikanlı daha girdi. (Birgün) Onlardan birisi: “Åžüphesiz ben kendimi ÅŸaraplık üzüm sıkarken gördüm” dedi. DiÄŸeri de: “Gerçekten ben de başımın üzerinde kuÅŸların yediÄŸi bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun tevilini / yorumunu haber ver. Åžüphesiz biz seni muhsinlerden (iyilik, güzellik üretenlerden) görüyoruz” dedi. O (Yusuf): “Size yiyecek olarak verilecek öÄŸününüz / rüyanızda iÅŸaret edilen olaylar başınıza gelmeden onun tevilini / yorumunu size bildireceÄŸim. Zira bunlar, Rabbimin bana öÄŸrettiÄŸi ÅŸeylerdendir. (Ama önce ÅŸunu bilmeniz ÅŸart): Gerçekten ben Allah’a inanmayan ve ahireti de inkar eden bir kavmin / toplumun dünya görüÅŸünü / dinini / milletini terk ettim ve atalarım İbrahim, İshak ve Yakup’un dinine / milletine / dünya görüÅŸüne uydum. Bizim, Allah’a hiçbir ÅŸeyi ortak tutmamız bize yakışmaz! İşte bu, Allah’ın bize ve insanlara bir lütfudur. Velâkin insanların çoÄŸu ÅŸükretmiyorlar / bunu deÄŸerlendirmiyor. Ey zindan arkadaÅŸlarım! Ayrı ayrı birçok rabler mi daha hayırlı, yoksa her ÅŸeye hâkim ve kahhar olan bir tek Allah mı? Sizin, O’nu bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduÄŸu birtakım isimlerden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Allah bunlar hakkında hiçbir delil indirmiÅŸ deÄŸildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, kendisinden baÅŸkasına tapmamanızı emretmiÅŸtir. İşte bu sizi ayakta tutacak dünya görüÅŸüdür / dindir. Fakat insanların çoÄŸu bunu bilmiyorlar. Ey zindan arkadaÅŸlarım! İkinizden biri (zindandan kurtulup) Rabbine / efendisine ÅŸarap sunacak! DiÄŸerine gelince, asılacak da başından kuÅŸlar yiyecek! Hakkında açıklama istediÄŸiniz iÅŸ böyle hükmedilecektir.” dedi. Ve o (Yusuf) o iki kiÅŸiden, kurtulacağına inandığı kiÅŸiye, “Rabbinin / efendinin katında beni an!” dedi. Sonra ÅŸeytan ona hatırlatmayı unutturdu. ([2]) Böylece o (Yusuf), nice yıllar zindanda kaldı. (Yusuf Suresi 36-42)
13.7. Kralın Rüyası ve Hayber Melikinin Öngörüsü
Hz.Yusuf’un @ Mısırda köle de olsa Vezirin evindeki konumu gayet iyi iken Züleyha’nın ayartmalarına gelmemekte direnmesi nedeniyle aralarının bozulup Hz.Yusuf’un @ zindana gönderilmesi ile Hz. Muhammed @ ve müminlerin Medine’deki ilk zamanlarda çevreden gelebilecek tehditlere ve saldırılara karşı güvenlikte olmaları birbirine çok benzemektedir. Ne zaman ki Kaynuka Yahudileri sürgün edildi, iÅŸte o zamandan itibaren Medine, kuzeydeki Hayber’den ve diÄŸer yönlerdeki Arap kabilelerden gelecek saldırı ve tehditlere açık hale geldi ve bir nevi kuÅŸatıldı.
Hz. Muhammed @ bu çevrelemeyi yarmak, Medine’nin güvenliÄŸini temin etmek için ve aynı zamanda İslam / barış / tevhid topluluÄŸunun sınırlarını geniÅŸletmek için sürekli çevre kabileler üzerine ordu gönderiyorken, sürgündeki Yahudiler ve Medine içindeki inkârcı Yahudiler (Huyey Bin Ahtab gibi) boÅŸ durmuyor sürekli Medine İslam Cumhuriyetinin yıkılması için çeÅŸit çeÅŸit entrikalar çeviriyordu. Bu entrikalardan en baÅŸarılıları ÅŸüphesiz ki Uhud savaşı ve Hendek savaşı için yaptıkları kışkırtmalar sayılabilir.
Hz. Muhammed’e @ ve müminlere Medine’yi zindan etmenin bu entrikaları çevirmenin karargâhı / merkezi Hayber’di. Çünkü Hayber, Medine`den sürgün edilen Yahudilerin çoÄŸunun yerleÅŸtiÄŸi ve bir nevi harekât merkezi haline getirdikleri bir ÅŸehirdi.
Hayber sarp kayalar üzerine kurulmuÅŸ, çok korunaklı kalelerden oluÅŸan bir ÅŸehirdi. ÇeÅŸitli yerlere dağılmış sekiz kaleden oluÅŸan ÅŸehir, en az 10.000 kiÅŸilik silahlı bir askeri gücü barındıran güçlü bir merkezdi.
Beni Kaynuka Yahudilerinin Medine’den çıkarılmasını müteakiben Beni Nadir Yahudileri ve en son Beni Kurayza Yahudileri Medine’den çıkarılmıştır. Yahudilerle dost ve müttefik olarak baÅŸlayan Medine hayatı hicretten sonra ki yedi yıllık bir süreçte güney taraftaki Mekke tehlikesine kuzey taraftan bir de Yahudi saldırı tehlikesi eklenmiÅŸti. Hayber Yahudileri Mekkeli müÅŸriklerle bir savunma iÅŸ birliÄŸi anlaÅŸması da yapmışlardı. Ya da daha önce var olan bu iÅŸ birliÄŸi anlaÅŸması Medine’deki dost ve müttefik Yahudi kabileler nedeniyle iÅŸlerliÄŸi bulunmamaktaydı. Bu anlaÅŸmaya göre; Hz. Muhammed @ ordusuyla ÅŸayet Mekke üzerine yürürse Hayberliler Medine`ye baskın yapacaklar, eÄŸer Hayber üzerine yürüyecek olursa bu kerre de KureyÅŸ müÅŸrikleri Medine`ye baskında bulunacak ve böylece birbirlerini koruyacaklardı. Hz.Muhammed @ ise bu planı Hudeybiye AnlaÅŸmasıyla boÅŸa çıkardı. Mekkeli müÅŸriklerle Hudeybiye sulh anlaÅŸmasının imzanmasıyla, Hayber’e yapılacak saldırı durumunda Medine’yi KureyÅŸ’ten gelebilecek saldırılara karşı emniyete aldı. Medine’nin Kuzey tarafını - ki Hayber Yahudilerinin bulunduÄŸu taraftı – emniyete almak için de Hayberi fethederek bu yahudilerden gelecek tehlikeyi bertaraf etmesi zorunluluk arz ediyordu. Bundan dolayı Hudeybiye AnlaÅŸmasından sonra Hz. Muhammed @, Medine’nin kuÅŸatılmışlığını kırmak için Hayber’e yöneldi ve 1600 kiÅŸilik bir kuvvetle ÅŸehri kuÅŸattı. Çok ÅŸiddetli çarpışmalar oldu. Fakat kimsenin saldırmaya cesaret bile edemediÄŸi Hayber’i fethetme konusundaki Cenab-ı Hakk’ın Hz. Muhammed’e @ bahÅŸettiÄŸi kararlılık sayesinde Hayber düÅŸme noktasına geldi.
Cenab-ı Hak, Hz.Yusuf @ kıssası üzerinden anlattığı ve geleceÄŸin ihbarını yaptığı Hz. Muhammed’in @ hayatında Medine’de uzun süre sıkıntılı bir hapis / çevrelenmiÅŸ hayat süreceÄŸini böylece anlattıktan sonra aynı kıssa ile kurtuluÅŸ yakınlaÅŸtığı sırada yaÅŸanacak olayları ise ÅŸöyle anlatır;
“Mısır kralının bir rüyası / görüÅŸü / vizyonu vardır ve bu rüyasına / vizyonuna göre yedi besili, güçlü, kuvvetli ve semiz ineÄŸi, yedi zayıf, çelimsiz, güçsüz ve kuvvetsiz inek yemektedir. Yani Mısır kralının vizyonuna / görüÅŸüne göre zayıflar giderek güçlüleri yenip yok etmektedirler. Bu duruma bir çare bulunması için Kral kendi yönetici ileri gelenlerinden görüÅŸ talep etmekte ve onlarla konuyu müÅŸavere etmektedir. Kralın yönetici çevresi / bakanları ise gelinen noktada toplumsal sorunun çok karmaşık olduÄŸunu ve bu karmaşık olayı çözme konusunda O’na yardımcı olamayacaklarını bildirirler. Bu konuda kendisine yardımcı olabileceÄŸini bildiren sadece Hz. Yusuf’un @ hapiste iken tebliÄŸ ettiÄŸi ve tebliÄŸi sonucu kurtulan ÅŸahıstır. O’da yardımcı olmak için bu hususta Hz. Yusuf’a @ baÅŸvurmak için yetki ve izin ister.”
Aslında anlatılan bu durum Hz. Muhammed’in @ Hayber seferinde bütün kaleler düÅŸüp son kale kaldığında Hayber Yönetiminin bir durum deÄŸerlendirmesi yaptığı sahneye bir metafordur. Anılan sahne de Hayber Melikinin görüÅŸü / vizyonu savaşın kaybedileceÄŸinin belli olduÄŸu ve zayıf, cılız, güçsüz gördükleri Hz.Muhammed @ ve müminlerin savaşın sonunda kendileri gibi güçlü, kuvvetli bir topluluÄŸu yeneceÄŸi ve kendilerini Hayber’den sürüp çıkaracağı ya da kılıçtan geçireceÄŸi noktasında idi. Yani zayıf gördükleri topluluk kendileri gibi güçlü bir topluluÄŸu yiyip bitirecekti. (Yedi zayıf ineÄŸin yedi besili ineÄŸi yemesi metaforu.) Yine Hayber’in Reisi / Meliki Hayber’den sürülmek ya da kılıçtan geçirilmek yerine Hz. Muhammed @ ile Hayber’in yetiÅŸtirdiÄŸi ürünleri her yıl yarı yarıya paylaÅŸmayı (yedi yeÅŸil baÅŸak ve yedi kuru baÅŸak) esas alan bir barış anlaÅŸması yapmayı teklif etme görüÅŸünde idi. Bu görüÅŸünü Hayberin ileri gelenleri ile müÅŸavere ettiÄŸinde onlar riske girmek istemezler ve bu görüÅŸ hakkında olumlu ya da olumsuz herhangi bir görüÅŸe yanaÅŸmazlar. Hatta birazda tuhaf karşılarlar. (Onların “biz böyle tuhaf rüyaların yorumundan anlamayız” ifadelerinin anlamı) Onlar açısından çok zor bir durumdur. Zira onların arasında Medine’den gelen yahudi kabilelerin ileri gelenleri de vardır ve ÅŸimdiye kadar onların ayartma ve aldatmalarına göre hareket etmiÅŸlerdir. Medine’den gelen Yahudiler, ÅŸimdiye kadar yapılanlarda ve iÅŸin bu noktaya gelmesinde kendi kusurlarının olduÄŸunun açığa çıkmasını istemedikleri için direniÅŸe devam etme yanlısı idiler. DiÄŸer taraftan bu toplantıda İslam / barış topluluÄŸuna teslim olmaktan yana olan ve bu hususta peygamberimizin teslimiyet davetini savaşın baÅŸlangıcında almakla birlikte siyasi geliÅŸmelerin seyrine bakarak hareket etmeyi yeÄŸlemiÅŸ olanlar da vardı. (Rabbinin katında peygamberimizi anması tavsiyesini ÅŸeytanın unutturduÄŸu zindan arkadaşına metafor) Onlar “Åžemmah” adlı bir elçilerini kıssadaki Melikin teklifi metaforunda kendi teslimiyet tekliflerini Hz. Muhammed’e @ götürülmesinin daha iyi olacağını ileri sürerler. Onların bu fikri kabul edilerek temsilcileri Åžemmah Hayber Yönetiminin temsilcisi olarak Hz. Muhammed @ ile görüÅŸmeye gider.
43-45- Derken melik / hükümdar dedi ki: “Åžüphesiz ben yedi zayıf ineÄŸin yedi semiz ineÄŸi yediÄŸini ve yedi yeÅŸil baÅŸakla yedi kuru baÅŸak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz görüntülerin / vizyonların / rüyaların doÄŸru yorumunu/ tevilini ([3]) biliyorsanız benim vizyonumu / rüyamı da yorumlayın bakalım.” Onlar (ileri gelenler) dediler ki: “Tuhaf, karmakarışık görüntülerdir / vizyonlardır / rüyalardır. Biz böyle karmakarışık görüntülerin / vizyonların / rüyaların altında yatan gerçek anlamı/ tevilini bilmekten aciziz.” İşte o an, iki zindan arkadaşından kurtulmuÅŸ olan kiÅŸi aradan geçen bunca vakitten sonra geçmiÅŸi hatırlayarak dedi ki: “Ben onun tevilini öÄŸrenip size bildirebilirim, (fakat önce) hemen beni (zindana) gönderin.” (Yusuf Suresi 43-45)
Elçi, Hayber Melikinin barış için öngörüsünü / vizyonunu / teklifini Hayber Yönetiminin teklifi olarak Hz. Muhammed’e @ iletti ve görüÅŸünü sordu. Hz.Muhammed @ ise Hayber Melikinin teklifini ilave ÅŸartlar getirerek kabul etti. Hz. Muhammed’in @ ilave ÅŸartları ise; Hayber’in ürettiÄŸi tarım ürünlerinden kendi ihtiyaçları ayrıldıktan sonra kalan kısmı Medine İslam Cumhuriyetine tahsis edilecek ve bu tahsis edilen kısmın depolanması mükellefiyeti de Hayberlilere ait olacak. Bu ÅŸart Hz.Yusuf’un @ yaptığı tevildeki “ekip hasat edilen mahsülün ihtiyaç fazlasının depolanması” metaforundan esinlenilmiÅŸtir. DiÄŸer ilave ÅŸart ise bu sözleÅŸmenin ondört yıllığına yapılması ve ihtiyaç hasıl olduÄŸunda Medine İslam Cumhuriyeti adına depolanan mahsülden İslam devlet yöneticilerinden gelecek talep doÄŸrultusunda tasarruf edilmesidir. Ondört yıl sonra artık sıkıntılar aşılacak ve İslam Cumhuriyeti her tarafta tevhidi saÄŸlayınca bu uygulamaya gerek kalmayacak ve vahiy yaÄŸmuru her tarafa yaÄŸacak ve her yerde huzur, sükûn ve bereket olacaktır. Bu ÅŸart Hz.Yusuf’un yaptığı tevildeki “yedi yıl bolluk ve yedi yıl kıtlıktan sonra yaÄŸmurların yaÄŸması” metaforundan esinlenmiÅŸtir.
46-49- (Hapishaneye gelerek) “Yusuf! Ey doÄŸru sözlü dost! Bize, insanlara iletmem ve onların da öÄŸrenmesi için ‘Yedi semiz ineÄŸi, yedi cılız inek yiyor ve yedi yeÅŸil baÅŸakla diÄŸer yedi kuru baÅŸak’ hakkındaki görüÅŸünü söyle.” O (Yusuf) dedi ki: “Önceden beri yapa geldiÄŸiniz gibi yedi sene ekin ekeceksiniz. Fakat biçtiklerinizden yiyeceÄŸiniz bir miktar dışında kalanı, baÅŸağından ayırmaksızın muhafaza edeceksiniz. Daha sonra onun arkasından yedi yıllık kıtlık dönemi gelecek ve sizin bu zor zamanlar için önceki biriktirdiÄŸiniz her ÅŸeyi, saklayacağınız az bir miktar dışında silip süpürecek. Daha sonra da onun arkasından bir sene gelecek ki, insanlar onda yaÄŸmura kavuÅŸacak ve onda sıkıp saÄŸacaklar.” (Yusuf Suresi 46-49)
Peygamberimiz bu ÅŸartları ileri sürerken ÅŸu siyasi vizyona sahiptir;
“Medine’nin kuzeyi emniyete alındıktan sonra Mekke’nin savaÅŸla deÄŸil ekonomik olarak sıkıştırılması ve sonunda İslam Cumhuriyetine teslim olarak tevhit / barış topluluÄŸuna katılması amaçlanmıştı. Bu amaçla Mekke’nin tahıl ihtiyacının karşılandığı iki merkezden birisi Hz. Muhammed’in @ eline geçiyordu. Sıra ikinci merkeze gelecekti ki orası da Necran idi. Süreç içerisinde o merkezi de anlaÅŸarak kontrol altına almayı baÅŸaran Hz. Muhammed @, Mekke’ye boykot uygulamış ve Mekke’nin ekonomik olarak teslimini fetihden önce gerçekleÅŸtirmiÅŸtir.”
“Hz. Muhammed @ bu noktada bir diÄŸer stratejik konuyu daha düÅŸünmüÅŸtü; Åžayet Mekke ile tevhit saÄŸlanacak olursa bu en fazla İran ve Bizans devletlerini rahatsız edecektir. Zira kendilerine rakip bir devlet oluÅŸacaktı. Bu durumda onlar bu oluÅŸumu engellemek için ne gerekiyorsa yapacaklardır. Tabi ki onlar açısından en önce yapılması gereken bu oluÅŸumu ekonomik olarak yokluÄŸa, kıtlığa, açlığa ve boykota mahkûm etmektir. Hayber yahudileri yurtlarından sürgün edilecek olursa bu toprakları iÅŸleyecek yeterli iÅŸçi Arap kabilelerinden bulunamayacaktır. Bu durumda açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalınacaktı. Bu nedenle Hayber Yahudileri ile böyle bir anlaÅŸma yapılırsa gelecekte Bizans ve İran’dan gelebilecek boykotlar göÄŸüslenebilecekti. Kabilelerin birleÅŸerek tevhid olmaları ve eski ÅŸirk sistemini terk etmenin kendilerine vereceÄŸi zararları kolay atlatma imkânı olacaktı. Aksi takdirde kabileler tevhid sistemine geçmenin kendilerine fayda deÄŸil zarar getirdiÄŸini görerek birlik saÄŸlansa bile hemen tekrar ÅŸirk sistemine geri dönmeyi isteyeceklerdi. İşte bunun için Hz. Muhammed @ Hayber Yahudilerinin teklifini kabul etmiÅŸ ve onlara topraklarını ürünlerden haraç alma ÅŸartıyla onlara geri vermiÅŸtir.”
Hz. Muhammed’in @ barış ÅŸartlarını Hayber Yönetimine ileten elçiye Hayber’in Meliki çok olumlu yaklaşır ve teklif edilen ilave barış ÅŸartlarını kabul ederek bir anlaÅŸma yapılmasını önerir. Bunun üzerine Hayber Meliki peygamberimize yeniden bir elçi gönderdi ve onu anlaÅŸma yapmaya çağırdı. Ancak Hz.Muhammed @ anlaÅŸma yapmadan bir konunun daha açıklığa kavuÅŸmasını istiyordu ki gelecekte anlaÅŸmanın bir daha fesada uÄŸramaması ve tam bir güven saÄŸlanması için bu gerekliydi. O konuda Medine Anayasasını ihlal etme, anayasaya ihanet etme konusunda Medine’den sürgün edilen Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni Kurayza Yahudilerinin kendilerini Hayberli Yahudilere anlattığı gibi olmadığı tam tersine asıl ihanet eden tarafın baÅŸta Kaynukalılar olmak üzere Nadir oÄŸulları ve Kurayza oÄŸulları olduÄŸu ve onların anlaÅŸmayı bozdukları kendilerine itiraf edilecekti. Bu yaptıkları ihanet nedeniyle onların Medine’den sürgünü hak ettiklerine Hayber Yahudileri ikna olacaklardı.
Bu sebeple Hz. Muhammed @ hemen anlaÅŸmayı yapmadı önce Yahudilerle aralarında geçen ihtilaf konusunda her ÅŸeyin açığa çıkmasını istedi. Bu amaçla O elçiye Allah’tan korkmaları (kıssadaki “Rabbine dön!” ifadesi) ve O’na dönmelerini asıl ihanet edenlerin belirlenmesi için bir soruÅŸturma açılmasını istedi. Adil bir soruÅŸturma yapılması halinde gerçeÄŸin açığa çıkacağını ve kimin emin, güvenilir ve kimin hain olduÄŸunun ortaya çıkacağını bildirdi.
Medine’den kovulduktan sonra kendilerine kucak açılan bu yahudi kabilelerin Medine Anayasasına ihanet etmeleri nedeniyle kendi kendilerine zarar verdikleri, arzuları nedeniyle kendi ellerinin Medine’den kesilmesine neden oldukları (kıssadaki kadınların ellerini doÄŸramasının soruÅŸturulması metaforu) fakat Arap yarımadasında Yahudilerin merkezi konumundaki Hayberlilere ise ihanetlerini gizleyerek Hz. Muhammed’i @ ve müminleri suçlu göstermeleri nedeniyle gerçeÄŸin açığa çıkması için onlar hakkında soruÅŸturma açılmasını istedi.
Yukarıda belirtilen olay metaforik olarak Hz.Yusuf üzerinden ÅŸu ayetle anlatılır;
50 – (Bu yorum / görüÅŸ kendisine iletilince) Hükümdar / Melik “Onu bana getirin!” dedi. Görevli ona (Yusuf’a) gelince, o (Yusuf) ona dedi ki: “Rabbine dön! ‘Ellerini kesen kadınların zoru ne imiÅŸ?’ diye bir soruÅŸturun bakalım. Åžunu da iyi bilin ki, Rabbim, onların oyunlarını çok iyi bilmektedir.” (Yusuf Suresi 50)
Cenab-ı Hak, Hz.Yusuf’un @ Melikten soruÅŸturma talep etmesini anlattıktan sonra Melikin bu talebe binaen yaptığı soruÅŸturmada Hz.Yusuf’un @ günahsız olduÄŸunu, haksız bir ÅŸekilde hapis yatırıldığını ve esas suçlu günahkarın ise baÅŸta Züleyha ve iÅŸbirlikçi saray kadınlarının olduÄŸunu bizzat Melikin huzurunda suçluların suçunu itiraf etmesi sahnesi ile anlatır. Kıssanın bu kısmı Hz. Muhammed’in @ gelecekte yaÅŸayacağı bir olayın ihbarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Hemen hemen aynı olay Hz. Muhammed’in @ yaÅŸamında da gerçekleÅŸmiÅŸ ve Hayber Yönetimi / meliki de Hz. Muhammed’in @ esas suçlunun bulunması konusunda soruÅŸturma talebi üzerine Medine’den sürgün gelen yahudilerin ileri gelenlerini de çağırarak bir toplantı yapmış ve Medine’deki barışı bozmada kimin haklı kimin haksız olduÄŸunu soruÅŸturmuÅŸtur. SoruÅŸturma sonunda Medine’den gelen Yahudiler suçlarını itiraf etmiÅŸler ve Medine Anayasasını çiÄŸneyenin kendileri olduÄŸunu ve Hz. Muhammed’i @ kendi yanlarına çekmeye / ayartmaya çalışan tarafın kendileri olduÄŸunu itiraf etmiÅŸlerdir.
51- O (hükümdar / Melik onları toplayıp): “Yusuf’u elde etmeye / ayartmaya çalıştığınızda neyi umuyordunuz / beklentiniz neydi?” dedi. Onlar (kadınlar): “HâÅŸâ, Allah için, biz onun aleyhine olabilecek en küçük bir kötülüÄŸe tanık olmadık” dediler. Vezirin karısı ise: “Åžimdi hak olduÄŸu gibi ortaya çıktı. Arzumu tatmin için onu elde etmeye çalışan bendim. O ise doÄŸrulardandı / sözüne sadık kalanlardandı” dedi. (Yusuf Suresi 51)
SoruÅŸturma sonunda esas suçlunun Züleyha olduÄŸu anlaşıldıktan sonra bu haber, Hz. Yusuf’a ulaÅŸtırılmış ve O bunun üzerine kendisinin Allah’ın rahmeti ve esirgemesi ile ayartmalara gelmediÄŸini, yoksa Züleyha’nın ayartıcı teklifi karşısında nefsinin o ihanet teklifini neredeyse kabul edeceÄŸini (hatta kısmi olarak gönlünün meylettiÄŸini) ifade etmiÅŸ ve bu olayda kendi nefsine bir pay çıkarmaya kalkmamıştır. O, Cenab-ı Hakk’ın bu hususta inayet ve rehberliÄŸinin esas rol oynadığını belirtmeden önce O’nun ihanet edenlerin hilesini eninde sonunda açığa çıkartan olduÄŸunun herkesçe bilinmesi gerektiÄŸine vurgu yapmıştır. Tıpkı peygamberimizin Medine’deki ilk zamanlarda kıbleyi Mescid-i Aksa’ya çevirmesi gibi Yahudi kabilelere biraz meyledilmiÅŸ ama daha sonra Cenab-ı Hakk’ın yol göstermesiyle kıble / yön Kabe’ye tahvil edilmiÅŸtir.
52- 53- (Yusuf haberciye dedi ki:) “İşte bu, benim onun gıyabında (yokluÄŸunda) ona (efendime) ihanet etmediÄŸimi ve Allah’ın, ihanet edenlerin hilesini baÅŸarıya ulaÅŸtırmadığını bilmeleri içindir. Ben nefsimi temize çıkaramam. Muhakkak ki nefis var gücüyle kötülüÄŸü emreder. Ne var ki Rabbim acıyıp korursa o baÅŸka. Åžüphesiz ki, Rabbim çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.” (Yusuf Suresi 52-53)
13.8. Hz.Yusuf’un @ Mısır’a Sultan Olması ve Hz. Muhammed’in@ Hayber’i Hakimiyeti Altına Alması
Bu kıssadan daha Mekke’de iken dersini alan Hz. Muhammed @ Hayber’in fethi sırasında Hayber melikinin yaptığı soruÅŸturmada esas ihanet edenin Medine Yahudileri olduÄŸunun anlaşıldığı haberi gelince Hz. Muhammed @ de aynı ÅŸekilde Cenab-ı Hakk’ın ihanet edenlerin kurdukları hilelerin hiçbir zaman baÅŸarılı olamayacağı kuralını zikretmiÅŸ ve herkesin bunu bilmesini gerektiÄŸini deklare etmiÅŸtir. O yine aynı ÅŸekilde devamla kendisinin Medine Anayasasına baÄŸlı kaldığını ve Medine Yahudilerini Medine’den atarken haklı olduÄŸunu, fakat anlaÅŸmaya ihanet eden Medine Yahudilerinin sürgünden sonra Hayber’e gelip yerleÅŸenlerin kendilerini haklı göstermek için hile kurduklarını ve bugüne kadar Medine İslam Cumhuriyetinin başına çorap örmek için her türlü hile ve desiseye baÅŸvurduklarını ifade etmiÅŸtir.
DiÄŸer taraftan O aynı zamanda yapılan ayartmalar ve cezbedici teklifler karşısında insan nefsinin zayıflığı ve kötülüÄŸe meyyal olması nedeniyle kendisinin de neredeyse ihanet etme noktasına geldiÄŸini ancak bundan Cenab-ı Hakk’ın inayeti, rahmeti ve rehberliÄŸi sayesinde kurtulduÄŸunu da bildirmiÅŸ ve insanları O’nun rahmet, bağışlama ve affına sığınmaya davet etmiÅŸtir. Åžayet teslim olurlarsa kendilerine herhangi bir zarar verilmeyeceÄŸi, yapacakları anlaÅŸmaya sadık kaldıkları takdirde kendileri ile merhamet iliÅŸkisi içinde birlikte yaÅŸanacağı taahhüt edilmiÅŸtir. ([4]) Bunun üzerine Hayber Yönetimi / Meliki Hz.Muhammed’e @ teslim olmuÅŸ ve bir barış anlaÅŸması yapılarak Hayber’in tüm hazinelerini Hz.Muhammed’e teslim etmiÅŸtir. Hatta hazinelerini teslim etmeyen ve saklayan bazı yahudi aÅŸiret reislerinin anlaÅŸma gereÄŸi boyunları da vurulmuÅŸtur. Yapılan anlaÅŸma sonucunda Hayberliler kendi arazilerini eskisi gibi yine kendileri ekecek yarısını kendi ihtiyaçları için ayıracak diÄŸer yarısını da Medine İslam Devletine verilmek üzere tahsis edilecek ve bu amaçla uzun ömürlü bir depolama yöntemi ile depolanacaktır.
Nasıl ki Hz.Yusuf @ tek başına Mısır’ın hazinelerinin başına geçmiÅŸ ve onların tasarrufunda tek söz sahibi olmuÅŸ ise Hayber’in teslim olması ve böylece fethedilmesi ile Hz. Muhammed’de@ Hayber’in hazineleri ve ürettiÄŸi ürünleri üzerinde tasarruf için tek yetkili olmuÅŸtur. Daha sonra Teyma, Vadi’il Kura ve Fedek Yahudileri üzerine yürünmüÅŸ ve benzer anlaÅŸmalar onlarla da yapılmış ve böylece onlardan gelecek tehlike bertaraf edildiÄŸi gibi onların yetiÅŸtirdiÄŸi ürünler Medine İslam Cumhuriyetinin iktisadi sigortası olmuÅŸtur.
Böylece de tıpkı Hz. Yusuf’un @ hapishaneden çıkması gibi Hz.Muhammed’in @ de Medine hapishanesinden çıkışı Hayber’in fethi sonunda yapılan anlaÅŸma iledir. Bu anlaÅŸmanın sonunda yahudilerin Medine üzerinde oluÅŸturdukları abluka kalkmıştır.
Bu husus Hz.Yusuf @ kıssasının devamında ÅŸöyle ihbar edilir;
54- 57- Ve sonra hükümdar / Melik “Onu bana getirin, Onu kendime özel dost edineyim” dedi. Sonra onunla konuÅŸunca da “Åžüphesiz sen bugün yanımızda gerçekten önemli bir mevki sahibisin, güvenilir birisin” dedi. O (Yusuf) dedi ki: “ülkenin hazinelerini bana tahsis et / bana ver! Kesinlikle ben güvenilir ve bilgili bir kiÅŸiyim.” İşte Biz böylece Yusuf’a o ülkede saÄŸlam bir iktidar zemini hazırladık ki o orada dilediÄŸi yapıyı / sistemi inÅŸa edebilsin. Biz rahmetimizi dilediÄŸimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz. Hele bir de iman eden ve takva sahibi olan kiÅŸiler için ahiret mükâfatı var ki o daha hayırlıdır. (Yusuf Suresi 54-57)
13.9. Hz.Yusuf’un @ KardeÅŸlerine Erzak Vermesi Ve Hz.Muhammed’in @ Mekke’ye Erzak Göndererek Yardım Etmesi
Cenab-ı Hak, Mekke’de boykot yıllarında elçisini ve müminleri eÄŸitirken ÅŸu hususların önemine vurgu yapar;
“Gelecekte kazanılacak iktidar ve güçler asla zorbalığa, intikam almaya ve kötülüÄŸe kötülükle cevap vermeye kullanılmayacak.”
“Süreç içerisinde kendisini kıskanan ve kendisine yapmadığını bırakmayan kardeÅŸleri sıkıntıya girdiÄŸinde de onları yeniden kazanmak için bol bol ihsan ve yardımda bulunulacak. Onların iyiliÄŸinin istendiÄŸi onların kendi maddi deÄŸerleri açısından gösterilecek. Ancak bu yardımlara, bu ihsanlara raÄŸmen yine de onlar, vizyon sahiplerini “inkar / tanımama” politikalarına devam edebilirler. Bu takdirde bile müminler kabile anlayışı ile deÄŸil aklı selim ile büyük devlet adamı anlayışı ile hareket edecek ve yardımlarına / ihsanlarına devam ederek amaçlarında samimi olduklarını ortaya koyacaklar. Böylece yapılacak yardımlar onların kalplerini ısındıracak.”
“Yapılacak yardımlar dış politikadaki mütekabiliyet esasına da uygun olacak. Yani yapılacak yardımlar ile kendi vizyonlarını tasdik eden, kendilerine inanan öz kardeÅŸlerinin imdadına koÅŸacak, onların üzerlerindeki baskıları hafifletecek ÅŸekilde bir politika izlenilecek. Böylece barış vizyonunun gerçekleÅŸmesi ve tevhid / barış yanlısı kardeÅŸlerin kurtulması için karşı tarafın muhtaçlığı bir tehdit ve bir fırsat olarak kullanılacak ki bu uluslararası iliÅŸkilerde en normal, olaÄŸan ve hukuki bir yoldur. Bununla beraber bu muhtaçlığı bir fırsat / bir tehdit aracı olarak samimiyetsizlik ifade edecek ÅŸekilde deÄŸil de gerçekten samimiyetle yapılacak. Bunun için karşı tarafın çok önem verdiÄŸi maddi çıkarlara önem verilmediÄŸi fakat deÄŸer yargılara önem verildiÄŸi, karşılıksız maddi ihsanlarla gösterilecek.”
Bu vurgular, Hz.Yusuf’un @ hapisten kurtulup iktidara gelmesini müteakiben kendi ailesinin yaÅŸadığı Kenan diyarı dahil ülkenin çevre bölgelerinde kıtlığın baÅŸlaması sonucunda kardeÅŸlerinin Mısır’a gelerek kendisinden yardım aldıkları sırada aralarında geçen görüÅŸmeleri içeren bölümleri ile yapılır;
58- 62- (Nihayet kıtlık baÅŸladı ve) Yusuf’un kardeÅŸleri geldiler ve onun yanına girdiler. O, onları tanıdığı halde onlar O’nu tanımadılar / Onlar O’nu inkâr ediciler (münkirun) idiler. Ne zaman ki onların yükleri hazırlandı, (Yusuf) “Baba bir kardeÅŸinizi / üvey kardeÅŸinizi de bana getirin. Görüyorsunuz ya, ben teraziyi tam tutuyorum ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım. Fakat eÄŸer onu bana getirmezseniz, o takdirde ne benden bir ölçek bekleyin ne de yanıma gelin!” dedi. Onlar: “Onu babasından izin alma konusunda tüm çabamızı kullanacağız, çünkü biz bunu yapmaya mecburuz / Kesinlikle bunu baÅŸaracağız.” dediler. Ve o (Yusuf) memurlarına: “Memleketlerine / Ailelerine döndüklerinde farkına varmaları için ve yine gelmeleri için sermayelerini / getirdiklerini yüklerinin içine koyun!” dedi. (Yusuf Suresi 58-62)
Cenab-ı Hakk’ın eÄŸitmesi ve rehberliÄŸi ile eÄŸitimini almış olan Hz.Muhammed @ bu hususları aynen tatbik etmiÅŸtir. Böylece ilahi ihbarda ÅŸöylece gerçekleÅŸmiÅŸtir; Nasıl ki Hz.Yusuf’u @ kıskanan ve Kenan diyarından kovan kardeÅŸleri daha sonra kıtlıkla karşı karşıya gelince Mısır’a yardım için baÅŸvurdukları zaman Hz.Yusuf’un eline düÅŸtülerse aynı ÅŸekilde Hayber’in fethinden sonra Mekkeliler de yiyecek açısından Hz Muhammed @in eline düÅŸtüler. Zira Mekke’nin tahıl ihtiyacını karşıladığı iki merkezden biri olan Hayber, Fedek, Teyma ve Vadil Kura ÅŸehirlerinden oluÅŸan Kuzey bölgesi Hz.Muhammed’in @ kontrolüne geçmiÅŸti. DiÄŸer tedarik bölgesi ise güneydeki Necranlılara ait bölgeydi ve Hz.Muhammed @ Necranlılar ile müttefiklik kurarak Mekke’nin gıda ihtiyacını kontrol altına almak istiyordu. Necran kabilelerinden birisinin reisi olan Sümame bin Usal’ın Müslüman olması ile güney tedarik merkezi de Hz.Muhammed’in @ kontrolü altına alınmıştı. Sümame’nin iman etmesinden sonra Mekke’ye tahıl vermeyeceÄŸini açıklaması ile Mekke hem güneyden hem de kuzeyden kuÅŸatılmış oldu ve tahıl ihtiyacı için Hz.Muhammed’e @ baÅŸvurmaya mecbur kaldı. İşte bu mecburiyetten dolayı Mekke’nin burnu havada mütekebbir ve mütegallibeleri, daha düne kadar canına kast ettikleri o güzel insanın eline düÅŸtüler.
Hz.Muhammed @, tevhide girmeleri halinde aç kalacaklarına ve diÄŸer kabilelerce Mekke’den sürüleceklerine dair gerekçelerle mümin olmayı reddeden Mekke müÅŸriklerinin korktuklarını başına getirmeye çalıştı. Sonunda Mekke’nin gıda ihtiyacı için Ebu Süfyan çaresiz Medine’nin yolunu tuttu. Ebu Süfyan Mekke’nin gıda sıkıntısını ve yardıma ihtiyaç olduÄŸunu bildirdi ve Hz.Muhammed’den @ yardım talep etti. VereceÄŸi tahıl için beraberinde getirdiÄŸi gümüÅŸleri de Hz.Muhammed’e @ arz etti.
Hz.Muhammed @ Ebu Süfyanı ve onun gibi Mekke müÅŸrik ileri gelenlerinin karakterlerini gayet iyi biliyordu. Onlar fazlasıyla maddi menfaat düÅŸkünü idiler. Tıpkı Hz.Yusuf’u @ yurdundan / yuvasından ayıran kardeÅŸlerini hem kardeÅŸleri olduÄŸu yönüyle hem de onları reddetmeyerek her iki açıdan da tanıdığı gibi Hz.Muhammed de @ Mekke müÅŸrik ileri gelenleri Medine’ye yardım için geldiklerinde onları kabul etti, diplomatik anlamda onları tanıdı. (Kıssadaki Hz.Yusuf’un kardeÅŸlerini tanıması metaforu) Ama müÅŸrikler, Hz.Muhammed’i @ ve onun vizyonunu tanıyamadılar. Onu ve vizyonunu, niyetini sürekli inkâr ettiler. Cenab-ı Hak bu durumu kardeÅŸlerinin Hz.Yusuf’u “İnkar etmesi” ifadesini kullanarak bir metafor yaparak anlatmaktadır. Çünkü onların mal, mülk, servet ve ÅŸehvet düÅŸkünlükleri, kiÅŸiliklerini de bozmuÅŸ herkesi aynı kendileri gibi görüyorlardı. Hz.Muhammed’in @ kendilerine yardımda bulunmayacağını düÅŸünüyorlardı. Fakat Hz.Muhammed @ niyetinin asla mal, makam, mülk, ÅŸöhret, ÅŸehvet olmadığını ve bu nedenle Mekkeli kardeÅŸleri kendisine ne kötülük yapmış olurlarsa olsunlar onlardan asla intikam alma niyetinde olmadığını, kendi kardeÅŸlerinin aç kalmasına asla rıza göstermeyeceÄŸini ve mesajının başından beri onların iyiliÄŸini istediÄŸini ispatlamak için Ebu Süfyan’ın talebine olumlu cevap verdi. Ve Hz.Muhammed @ Mekke’ye Ebu Süfyan eliyle Hayber ganimetlerinden erzak olarak Mekke’nin ihtiyacı tahılı gönderdiÄŸi gibi yine elde edilen ganimetlerden fakir fukaraya dağıtılmak üzere gümüÅŸ gönderdi. Dahası Ebu Süfyan’ın beraberinde getirdiÄŸi gümüÅŸleri de almadı ve geri iade etti. Bu ihsan ve yardımları onlardan hiçbir karşılık beklemeksizin yaptı. Tek ÅŸartı vardı bu yardımlar dağıtılırken Mekke’nin yoksullarına da ayrım yapmaksızın verilmesiydi. Hz.Muhammed’in @ yapmış olduÄŸu ihsan ile Hz.Yusuf’un @ kardeÅŸlerine yardım ve ihsan etmesi ve getirdikleri sermayelerini de yüklerine geri iade etmesi metaforik olarak birbirine ne kadar benzemektedir.
Hz. Yusuf’un @ kardeÅŸlerinden talep ettiÄŸi bir ÅŸart daha vardı ki; baba bir kardeÅŸlerinden birini beraberlerinde getirmeleri ÅŸartı ile Hz.Muhammed’in @ imzaladığı Hudeybiye anlaÅŸmasının Mekke’deki mümin kardeÅŸlerin istedikleri takdirde Medine’ye gelmelerine izin verilmesini engelleyen hükmünün kaldırılması ÅŸartı da tam bir benzerlik arz etmektedir.
Hudeybiye anlaÅŸmasının “Mekke’den kaçıp Medine’ye sığınan olursa o sığınanlar Mekke’ye teslim edilecek ama Medine’den kaçıp Mekke’ye sığınan kimseler ise geri verilmeyecekti.” hükmü müminlerce bir türlü hazmedilemiyordu ve müminleri ziyadesiyle üzüyordu. Çünkü müminler iman kardeÅŸlerinin Medine’ye gelmesini istiyorlar ve onların yanlarında olmasını arzu ediyorlardı. (Kıssadaki Hz. Yusuf’un kardeÅŸini istemesi metaforu)
Hudeybiye AnlaÅŸmasındaki bu maddenin Mekkeli müÅŸrikler açısından önemi Mekke’nin prestiji ve gücünü koruma gereÄŸi idi. Zira bu madde ile kabile anlayışına göre onların ÅŸeref, izzet ve güçlerini korumaktaydılar. Åžayet kendi kabilelerinden mümin olanların Medine’ye gitmelerine izin verilecek olursa kabile üyelerinin sayısı açısından Mekke zayıflar, Medine ise güçlenirdi. Dolayısı ile sayısal üstünlük Mekke açısından çok önemli idi. Aslında Medine’deki müminler de kabile anlayışının etkisi ile aynı ÅŸekilde düÅŸünüyorlar ve bu maddenin kendi aleyhlerine olduÄŸu savı ile karşı çıkıyorlardı. Bu nedenle Hz.Muhammed @ Ebu Süfyan’dan bu maddenin kaldırılmasını ve Mekke’deki müminlerin özgürce Medine’ye gelebilmesinin önünün açılmasını istedi.
Ebu Süfyan, Hz.Muhammed’in @ Mekke’ye karşılıksız yapmış olduÄŸu yardım ve ihsanı (Kıssada Hz.Yusuf’un kardeÅŸlerinin getirdiÄŸi erzak karşılığı malları geri yüklerine koydurması metaforu) gerekçe göstererek bu maddenin kaldırılması için uÄŸraÅŸacağını, büyük bir olasılıkla da baÅŸaracağını hatta buna mecbur olduÄŸunu da bildirdi. (Kıssada Hz.Yusuf’un kardeÅŸlerinin babalarını diÄŸer kardeÅŸini göndermesi için ikna etmeye mecbur olduklarını beyan etmelerine bir metafor)
Tıpkı Hz.Yusuf’tan erzak yardımını alıp bir daha ki geliÅŸlerinde beraberlerinde kardeÅŸlerini de getireceklerine dair O’na söz vermelerinden sonra memleketlerine dönen kardeÅŸlerin babaları Hz.Yakub’u ikna etme çabaları gibi Ebu Süfyan’da Hz.Muhammed’den @ yardım erzakını alıp Mekke’ye döndükten sonra Hudeybiye anlaÅŸmasındaki müminlerin Medine’ye gitmelerine engel olan maddeyi deÄŸiÅŸtirme hususunu Darün Nedvede gündeme getirir ve yaÅŸanılan kıtlığı ve boykotu kırmak için söz konusu maddenin deÄŸiÅŸtirilmesi konusunda onları ikna etmeye yönelik çaba gösterir.
Darün Nedve’nin üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu Ebu Süfyan’ın tartışmaya açtığı deÄŸiÅŸiklik konusunda gönülsüz davrandılar. (Kıssada Hz.Yakub’un @ Bünyamini göndermek istememesi metaforu) Zira Onlar, bu deÄŸiÅŸikliÄŸi kabul edildiÄŸi takdirde Mekke’de faziletli insanların kalmayacağı hepsinin Medine’ye gideceÄŸini böylece meydanın müÅŸrik azgın çete reislerine kalacağını gayet iyi biliyorlardı. Aynı zamanda bu faziletli kiÅŸilerin Mekke’nin yaÅŸam garantisi olduÄŸunu gayet iyi biliyorlardı. Çünkü Hz.Muhammed @ bu kiÅŸiler Mekke’de olduÄŸu sürece asla Mekke’ye saldırıya izin vermezdi. Onlara bir zarar gelmesine O’nun gönlü razı olmazdı. Ebu Süfyan ve diÄŸer müÅŸrik çetelerin derdi ise ticaretlerinin önünün açılması idi.
Ebu Süfyan Hz.Muhammed’in @ gayet iyi niyetli olduÄŸunu bunun en iyi göstergesinin de yapmış olduÄŸu yardım ve ihsan olduÄŸunu söyledi. Hayber’den elde ettiÄŸi ganimetleri Mekke ile paylaÅŸmasının, almak istedikleri tahılın bedelinin geri iade edilmesinin iyi niyetten baÅŸka ne olabileceÄŸini Darün Nedve üyelerine / ihtiyarlar heyetine / Mele’ topluluÄŸuna bildirdi ve hem O’na hem de kendisine güvenmelerini istedi. Ancak onlar, Ebu Süfyan’a güvenmediklerinden dolayı gönülsüz davrandılar. Ancak tıpkı Hz.Yakup @ gibi kapıyı da tam kapatmadılar. İşlerinin Allah’ın merhametine kaldığını dile getirdiler.
Daha Mekke’de iken Hz.Muhammed’e@ ihbar edilen ve tarihi süreç içerisinde yaÅŸanan bu olaylar Cenab-ı Hak tarafından aÅŸağıdaki ayetlerle bildirilmiÅŸti;
63- 65- Böylece, babalarının yanına döndükleri vakit, “Ey babamız! (bir sonraki gidiÅŸimizde yanımızda Bünyamin olmazsa ) Bize bir ölçek dahi verilmeyecek. Onun için bu kere kardeÅŸimizi bizimle gönder ki, ölçek alabilelim. Ve biz onu kesinlikle koruyacağız” dediler. O (babaları) dedi ki: “Onun için size güveneyim öyle mi? Bundan önce kardeÅŸi hakkında size güvendiÄŸim gibi öyle mi? Fakat Allah en hayırlı koruyandır. Zira O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.” Ve erzak yüklerini açtıkları zaman sermayelerini kendilerine iade edilmiÅŸ olarak buldular. Dediler ki: “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte, sermayelerimiz bize iade edilmiÅŸ. Bununla ailemize zahire alır getiririz, kardeÅŸimizi de koruruz, üstelik bir deve yükü daha fazla zahire alırız. Bu (getirdiÄŸimiz), çok az bir ölçektir / miktardır.” (Yusuf Suresi 63-65)
Nasıl ki Hz.Yakup @ oÄŸullarına Hz.Yusuf’un @ kardeÅŸi Hz.Bünyamin’i @ teslim etme konusunda etraflarının tam çevrelenmesi, kuÅŸatılması hali yani çaresizlik hali hariç asla düÅŸmana teslim etmemesine dair söz aldıysa aynı ÅŸekilde Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu da henüz daha çaresiz olmadıklarını, tamamen çevrelenmediklerini (kıssada çevrelenmedikçe kardeÅŸlerini teslim etmeme metaforu) tahıl elde etmek için baÅŸka imkanların, alternatif yolların (kıssada kardeÅŸlerin ayrı kapılardan girmeleri metaforu) olduÄŸunu vurgulayarak Hudeybiye barış anlaÅŸmasının ilgili maddesinde teklif edilen deÄŸiÅŸikliÄŸin kabul edilmemesini istediler.
Mekke’nin gıda ihtiyacını ÅŸimdiye kadar karşılayan iki merkez olan Hayber ve Necran’ın Hz.Muhammed’in @ kontrolüne geçmiÅŸ olması ve O’nun da bunu kendi lehine stratejik bir koz olarak kullanması karşısında Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu alternatif yolların denenmesini istediler. Nasıl olsa artık barış yapılmıştı. Yol güvenliÄŸi vardı. (Ayrı kapıları deneme metaforu). Mekke gıda ihtiyacını daha uzak bölgelerden, farklı yerlerden temin edebilirdi. Bu alternatifler arasında en önemlisi Suriye görünüyordu. Gerçi o bölgedeki siyasi istikrarsızlık o yolu da önemli ölçüde kısıtlamıştı. Zira Bizans, Mısır, Suriye ve Filistin topraklarını Sasanilerin elinden yeni almıştı. Ayrıca peygamberimizin Arap yarımadasındaki kabileleri toparlaması Bizans’ın dikkatini çekmekte idi. Hudeybiye barışı ve Hayber’in fethinden sonra Hz. Muhammed @ oralara da el atmış Bizans, Mısır ve Sasani imparatorluklarına Tevhit / İslam / barış topluluÄŸuna katılmaya davet eden mektuplar yollamıştı. Böylece daha düne kadar atomize ve birbirini yiyen kabileler halinde yaÅŸayan Arapların birlik haline geliÅŸleri zamanın süper güçlerin dikkatlerini çekmekteydi. Bu nedenle Mekke’nin Suriye ve Filistin bölgesiyle yaptıkları ticaret canlılığını önemli ölçüde yitirmeye yüz tutmuÅŸtu. Fakat yine de bu alternatifler / bu kapılar / bu yollar Hudeybiye barış anlaÅŸmasında deÄŸiÅŸiklik yapılmadan önce denenmeliydi.
Gerçi Mekkeliler artık ÅŸunu gayet iyi anlamışlardı; Hz.Muhammed @ çok akıllı politikalar izliyor ve sonunda galip gelecektir. Direnmenin anlamı yoktur. Eninde sonunda teslim olmak zorunda kalınacaktır. Hayber’in fethinden sonra gidiÅŸat ilahi bir kanun olarak / sosyolojik olarak Mekke’nin artık yenilmesinin kaçınılmazlığını gösteriyordu. Ama yine de acaba son bir çıkış yolu olabilir mi diye farklı kapıları da denemekten de var geçmediler. Tıpkı Hz. Yakub’un oÄŸullarına pes etmeyip farklı yolları, farklı kapıları denemelerini tavsiye etmesi gibi.
66 -68- O (babaları) dedi ki: “Etrafınız çepeçevre kuÅŸatılmadıkça onu bana mutlaka getireceÄŸinize dair Allah adına ahdetmedikçe / ant içmedikçe, onu kesinlikle sizinle göndermem.” Bunun üzerine onlar, ona (babalarına) ahitlerini verince, o (babaları) “Bu söylediklerimize Allah vekildir” dedi. Ve dedi ki: “Ey oÄŸullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben, Allah’tan hiçbir ÅŸeyi sizden gideremem. Hüküm yalnızca Allah’ındır. Ben sadece ona tevekkül ettim / güvendim. Artık saÄŸlam bir dayanak arayanlarda sadece O’na tevekkül etmelidirler.” Babalarının emrettiÄŸi ÅŸekilde ayrı kapılardan girmeleri, Allah’ın hükmünü deÄŸiÅŸtirecek deÄŸildi. Ne ki bu sadece Yakub’un içinden geçirdiÄŸi bir dileÄŸin gerçekleÅŸmesi idi. Muhakkak ki o, kendisine öÄŸrettiÄŸimiz bir ilim sahibi idi. Fakat insanların çoÄŸu bunu fark etmiyorlar. (Yusuf Suresi 66-68)
[1] ) Not: “Rabbe ÅŸarap sunma” deyimi Tevratta geçmekte olup Cenab-ı Hakka baÄŸlılığı, O’na kulluÄŸu, derin saygı duyma ve itaati ifade eder. O dönemde bölgede yaygın anlamı da budur. (A.A)
[2]) Ayetten anlaşıldığına göre, Allah’ın verdiÄŸi ilim sayesinde Hz. Yusuf’un @ yaptığı tevil gerçekleÅŸmiÅŸ, ne var ki, kurtulacağını söylediÄŸi kiÅŸi Hz.Yusuf’un@ tembihini efendisinin yanında söylememiÅŸ ve o da zindanda kalmaya devam etmiÅŸtir. Kurtulan kiÅŸiye o tembihi hatırlatmayı terk ettiren ÅŸeytan o kiÅŸinin kendisi, yani kendi ÅŸeytanı, iblisidir. Çünkü Rabbimizin bildirdiÄŸi gibi, ÅŸeytanın herhangi bir zorlama gücü yoktur. Dolayısıyla o kiÅŸi, unuttuÄŸundan ya da kendisine unutturulduÄŸundan deÄŸil, iÅŸine gelmediÄŸi, kendisi istemediÄŸi için efendisine Hz.Yusuf’tan @ bahsetmemiÅŸtir.
[3] ) Tevil: müteÅŸabih (teÅŸbih, temsil veya mecaz )olan ÅŸeylerin nesneler dünyasındaki anlam ve kullanımına eÅŸitlemek, bunların gerçek hayatta nasıl gerçekleÅŸeceÄŸinin bilgisi. (A.A)
[4] )Not: Fetihten sonraki zamanlarda Hayber Melikinin nezdinde ve anlaÅŸmalarına sadık olan Hayberli Yahudiler nezdinde peygamberimizin çok ayrı, çok üstün bir yeri olmuÅŸtur. Daima hayırla, adaletli davranışlarını övgüyle söz eder olmaları bunun göstergesi olmuÅŸtur. (A.A)
13.10. Hz.Yusuf’un @ KardeÅŸini Alıkoyma Planı ve Hz.Muhammed’in @ Mümin KardeÅŸlerini Medine’de Tutma Planı
Mekke’nin müÅŸrik ileri gelenleri yaÅŸadığı gıda sıkıntısını gidermek için alternatif yolları denemeyi planlamaktadır. Nasıl olsa Hudeybiye Barış AnlaÅŸmasından sonra Suriye’ye yapılacak ticari seferler için yol güvenliÄŸi saÄŸlanmıştı. Artık Medine Yönetiminden bu kervanlar için herhangi bir engelleme ve saldırı gelmesi söz konusu deÄŸildir. Zira Hudeybiye barışı ile Hz.Muhammed’in @ Mekke’ye uyguladığı ticari izolasyon kalkmış oluyordu. Bu nedenle gıda maddelerini temin hususunda Suriye kaynağını kullanmak mümkün olacaktı.
Fakat o sırada Mekke’deki müminlerden Ebu Basir’in Mekke’den kaçarak Medine’nin yolunu tutmuÅŸ olması Hz.Muhammed’e @ Mekke’ye baÅŸka bir kanaldan izolasyon uygulamanın / uygulatmanın yolunu tekrar açtı. Ebu Basir Medine’ye gelince tıpkı Hz. Yusuf’un kardeÅŸini baÄŸrına basması gibi Hz.Muhammed’de @ Ebu Basir’i baÄŸrına basmış ve onun “ kendisinin mümin bir kardeÅŸi olduÄŸunu” fakat barış anlaÅŸmasının hükümleri gereÄŸi kendisini Medine’de tutamayacağını, ÅŸayet teslim almak için Mekke’den gelen olursa istemiye istemiye geri vermek zorunda kalacağını beyan etti.
Gerek Ebu Basir ve gerekse Medine’deki müminler onun teslim edilmesinin çok onur kırıcı olduÄŸunu, iman kardeÅŸliÄŸine yakışmadığını, teslim edilecek olursa ona iÅŸkence edeceklerini belirterek çok duygulu bir ortam meydana gelir. Zaten Ebu Basir Mekke’de iken de çok zulüm görmüÅŸtü. Åžimdi çok daha büyük zulümle karşı karşıya kalacaktı. Tıpkı Hz.Yusuf kardeÅŸini gizli bir odaya alarak ona gerçeÄŸi anlatmasından sonra kendisini kardeÅŸlerine geri teslim etmemek için bir plan kurduÄŸunu ve bu planı iÅŸleteceÄŸini onunla paylaÅŸması gibi Hz.Muhammed’de @ Ebu Basir’i gizli bir odaya alır ve kendisinin Mekke’ye geri dönmesini engellemek için yaptığı planı onunla paylaşır. Ebu Basir bu planı iyice anladıktan sonra büyük bir gizlilikle plan uygulanmaya baÅŸlar.
69 –Derken Yusuf’un huzuruna girdikleri vakit, o, kardeÅŸini yanına aldı (gizli bir odaya çekti): “Gerçekten ben, senin kardeÅŸinim! Artık onların yaptıkları ÅŸeylere üzülme!” (Yusuf Suresi 69)
Medine’ye sığınan Ebu Basir’i anlaÅŸma hükümlerine göre teslim almak amacı ile Mekke müÅŸrik elebaşıları Huneys bin Cabir’i elçi olarak göndererek Hz.Muhammed’den @ Ebu Basir’in teslim edilmesini isterler. Ebu Basir gizli planı hiç hissettirmeden normal bir sığınmacı imiÅŸ gibi tepkisini gösterir ve Hz.Muhammed’e @ kendisini teslim etmemesini, ÅŸayet teslim edecek olursa çok iÅŸkencelere uÄŸrayacağını bildirir. Fakat Hz.Muhammed @ anlaÅŸmaya sadık kalınması gerektiÄŸini ve elden bir ÅŸey gelmediÄŸini bildirerek Ebu Basir’i Huneyse teslim eder. O’nu teslim ederken tıpkı Hz.Yusuf’un kardeÅŸini alıkoymak ve üvey kardeÅŸlerinden kurtarmak için su kabını öz kardeÅŸinin yükünün içine koyduÄŸu gibi Ebu Basir’in devesinin yüküne de onun Mekke elçileri olan Huneys ve Kevser’den kurtulması için gerekli olan silah ve teçhizatı yerleÅŸtirmeyi ihmal etmez. ([1])
70- Sonra o (Yusuf) onların yüklerini hazırlattı ve su kabını kardeÅŸinin yükünün içine koydu.…. (Yusuf Suresi 70)
DiÄŸer taraftan Medineli müminlerin de içi kan aÄŸlamaktadır. Mümin kardeÅŸlerinden birini müÅŸriklere teslim etmek, onlara çok ağır gelmektedir. Bu teslim etme olayını bir onur, ÅŸeref meselesi yaparlar. O’nun teslim edilmesine karşı çıkarlar. Elçileri adeta ÅŸereflerini çalan hırsızlar gibi görürler. Elçiler Medine’nin elinden ÅŸerefini, onurunu ve haysiyetini alıp gidiyorlardı ve bu herkesin gözü önünde cereyan ediyordu. Bu olayı “Eman” verme müessesinin yaygın olduÄŸu Arap toplumunda canlandırılacak olunursa o dönemdeki Medine’li Arapların kendilerini ne kadar aÅŸağılanmış hissettikleri anlaşılacaktır. Tıpkı kıssadaki Kralın Kupasının yani sembolik ifadesi ile ÅŸerefinin / otoritesinin çalınması gibi. Müminlerin Ebu Basir’i Mekkelilere teslim etmek istememelerinin yanında Hz.Muhammed’in @ anlaÅŸmaya sadık kalma adına onun teslim edilmesi gerektiÄŸi tartışmaları bir diÄŸer taraftan Ebu Basir’in teslim edilmemek için direniÅŸ göstermesi Mescid-i Nebevi önünde bir kargaÅŸa meydana getirir. Mekke’nin elçilerine insanların ÅŸerefleri ile oynayan adeta onların ÅŸereflerini çalan hırsızlar ve bozgunculuk çıkaran kimseler olarak bakarlar. Elçiler kendilerini savunmak için bozgunculuk yaratmak için gelmediklerini yapılan anlaÅŸmanın gereÄŸini yerine getirmek için geldiklerini bildirmeleri kıssadaki üvey kardeÅŸlerin kendilerini savunmaları ile ne kadar da benzerlik arz etmektedir.
…..Daha sonra bir görevli / tellal seslendi: “Hey kervancılar! Åžüphesiz siz gerçekten hırsızsınız!” Onlar (kafile) onlara dönerek “Ne kaybettiniz?” dediler. Onlar (görevliler) dediler ki: “Hükümdarın su kupasını kaybettik ve onu getirene bir yük zahire var. Ben de buna kefilim.” Onlar (kafile): “Hayret Vallahi! DoÄŸrusu, ülkenizde fesat / bozgunculuk çıkarmak gibi bir amaçla buraya gelmediÄŸimizi ve bizim hırsızlık yapan birileri olmadığımızı siz de biliyorsunuz!” dediler. (Yusuf Suresi 70-73)
Fakat özellikle Hz.Ömer plandan bazı müminleri haberdar edince hem yatışırlar hem de Ebu Basir’i yatıştırmaya çalışırlar. Yatıştırma sırasında onların Ebu Basir’e söyledikleri sözlere bakınca planın devreye girdiÄŸi anlaşılmaktadır. Medineli müminler diÄŸer taraftan da Mekkeli Elçilere bu yaptıklarının Arap geleneklerine göre çok yanlış olduÄŸunu, iÅŸlerinin güçlerinin bozgunculuk yapmak olduÄŸunu, müÅŸriklerin insanların ÅŸeref ve haysiyetleri ile çok oynadıklarını ve hatta ÅŸimdi de Ebu Basir’i Mekke’ye götürüp hapsedeceklerini ve ona iÅŸkence edeceklerini dolayısıyla aslında kendilerinin yalancı olduklarını da yüzlerine haykırırlar. Mekke elçileri Huneys ve Kevser ise Ebu Basir’e Mekke’de iÅŸkence yapılacağını gayet iyi biliyorlardı ve Ebu Basir’i almak istemenin her ne kadar anlaÅŸmaya uygun olsa da müminler arasında ÅŸeref ve onur duyguları nedeniyle ihtilaf yaratacağını da gayet iyi biliyorlardı. Aslında Mekkelilerin esas amaçları da bu idi. Onlara göre “bakalım Hz. Muhammed @ bu engeli de aÅŸabilecek mi? Sözünde durabilecek mi? Müminlerin kabile ÅŸeref ve asabiyeleri kabartıldıktan sonra O bu durumu kontrol edebilecek mi?...” Ve Mekkeli elçiler kim bozgunculuk yaparsa (kimin yükünden çıkarsa metaforu) bedelini öder ÅŸeklinde cevap verdiler.
74 -75- Onlar: “Evet ama eÄŸer yalancılar iseniz, onun cezası nedir?” dediler. Onlar: “Onun cezası, kimin yükünde çıkarsa, iÅŸte o, onun cezasıdır.” Dediler. Biz zalimlere iÅŸte böyle ceza veririz. (Yusuf Suresi 74-75)
Halbuki Cenab-ı Hak, elçisine bu kıssa ile daha Mekke’de iken hem öÄŸretmiÅŸ hem de ihbar ettiÄŸi üzere aslında bozgunculuk eden, zalim olanlara nasıl bir ceza verilmesi gerekliliÄŸinin oyununu da kurmuÅŸtu. Bu nedenle müminler Ebu Basir’e “bu zalimlere ders vermek için bir yolunu bul” diye mecazi ifadelerle tembihte bulunurken Hz.Ömer kılıcını bizzat kendi devesinin yükünde olduÄŸu ihbarını da Ebu Basir’e yaptığını rivayetlerden anlıyoruz. ([2])
Ebu Basir elleri baÄŸlanarak Mekke’li elçi Huneys tarafından götürülürken yolda Ebu Basir planı uygulamaya koyar ve muhtemelen yiyecek arama bahanesi ile önce Mekke elçileri Huneys ve Kevser’in yükünü arar ve sonra kendi yükünden yiyecek arama gibi bir oyun ile kendisi için konulan kılıcı bulup ellerinin bağını kestikten sonra o kılıç ile Huneysi öldürür. Huneys’in yardımcısı Kevser ise kaçıp Medine’ye Hz.Muhammed’e @ gelir ve olan biteni anlatır. Bir süre sonra Ebu Basir de Medine’ye gelir. Hz.Muhammed @ kendisinin anlaÅŸmaya uyduÄŸunu ve Ebu Basir’i kendilerine teslim ettiÄŸini ama ondan sonra olanlardan sorumlu olmadığını vurguladıktan sonra tekrar Ebu Basir’i Kevsere teslim etmek ister. Fakat Kevser çok korktuÄŸu için bunu kabul etmez ve Ebu Basir’i teslim almaz. Hz. Muhammed @ Ebu Basir’in Medine’de yerinin olamayacağını, Medine’de kalacak olursa iki tarafın savaşına sebep olacağını belirtir. Bunun üzerine Ebu Basir Medine’den çıkar ve doÄŸruca Mekke’nin ticaret yolları üzerindeki Zülhuleyfeye kamp kurar. Mekke elçisi Kevser de Medine’yi terk ettikten sonra Hz.Muhammed @ Ebu Basir’in kahramanlığını takdir eden sözler söyler ve yanında kendisi gibi kiÅŸilerin olması halinde çok iÅŸler baÅŸarabileceÄŸini belirtir. Hatta daha sonraları Hz.Ömer Mekke’ye gizlice Hz.Muhammed’in @ bu sözlerini bir mektupla müminlere bildirerek onların Ebu Basir’in yanında toplanmalarını teÅŸvik eder. ([3])
Böylece yıllar önce nazil olan bu ayetler ile öÄŸretilen plan, zamanı gelince uygulamaya konulacak ve Hudeybiye anlaÅŸması hükümlerine göre davranılacak olsa müminlerin Mekke’den Medine’ye gitmelerinin asla mümkün olmayacak iken Cenab-ı Hakk’ın rehberliÄŸi sayesinde anlaÅŸmanın ilgili maddesinin deÄŸiÅŸmesinin ve müminlerin Medine’ye serbestçe gitmesinin önü açılacaktır.
76- Bunun ardından o, öz kardeÅŸinin yükünden önce diÄŸerlerinin yüklerini aramaya baÅŸladı. Sonra onu öz kardeÅŸinin yükünün içinden çıkardı. İşte Yusuf için böyle bir planı yürürlüÄŸe biz koyduk. EÄŸer Allah böyle dilememiÅŸ olsaydı, Hükümdarın / Melikin dinine (ülkenin cari yasalarına) göre, öz kardeÅŸini alıkoymasına imkân yoktu. Biz dilediÄŸimiz kiÅŸileri derecelerle yükseltiriz, fakat her bilgi sahibinin üstünde her ÅŸeyi bilen bir (Allah) vardır. (Yusuf Suresi 76)
Hz.Muhammed’in @ Ebu Basir’in kahramanlığını övmesi ve etrafında kendisi gibi cengaverlerin olması halinde çok ÅŸeyler baÅŸaracağını ifade etmesi ve bu hususu Hz. Ömer’in yazdığı bir mektupla gizlice Mekkeli müminlere ulaÅŸtırması Mekke’deki diÄŸer müminleri harekete geçirir. BaÅŸta Ebu Cendel olmak üzere Mekke’den kaçan müminlerin hepsi Ebu Basir’in kampında toplanırlar. Öyle ki Ebu Basir’in etrafında toplanan müminlerin sayısı süreç içerisinde 300 e kadar ulaÅŸtığı rivayet edilir. Bunlar Mekke’nin ticaret kervanlarını yollarını keserler, mallarını yaÄŸmalarlar ve gerektiÄŸinde muhafızlarını öldürürler. (Kıssada Bünyaminin hırsızlık yapması metaforu )
Böylece Ebu Basir ve arkadaÅŸları Mekke’nin ticari kervan ve gıda yolunu keserek Hz.Muhammed’in @ Hudeybiye barış anlaÅŸması öncesinde uyguladığı izolasyon politikasını sürdürmüÅŸ olur. Mekke Hudeybiye ile Medine İslam Cumhuriyetini tanımış ve barış yaparak Hz.Muhammed’in @ kuÅŸatma politikasından kurtulduÄŸunu düÅŸünürken bu kez Ebu Basir ve adamlarının izolasyonuna maruz kalmıştır.
Mekke için artık ticari yol güvenliÄŸi süreç içerisinde tamamen bozulur. Çünkü Ebu Basir’in çevresinde toplanan müminlerin sayısı kervanlardaki muhafızların artık baÅŸ edemeyeceÄŸi noktaya varmıştır. Mekke çaresizdir. Tam olarak çevrelenmiÅŸtir artık. Mekke müÅŸrik elitleri yeniden Ebu Süfyan’ı peygamberimize elçi olarak gönderir.
Tıpkı Hz.Yusuf’un kardeÅŸlerinin daha önce ‘Yusuf nasıl çaldıysa aynı ÅŸekilde ÅŸimdi de kardeÅŸi çalmıştır’ dedikleri gibi Ebu Süfyan da Hudeybiye barışını yapmazdan öncesine dönüldüÄŸünü, barış öncesi Hz.Muhammed’in @ ticari yolu kestiÄŸi gibi ÅŸimdi de mümin kardeÅŸlerden Ebu Basir ve adamlarının yolu kesip yaÄŸma yaptığını bu nedenle bu mümin eÅŸkiyalardan yol kesme operasyonlarına son verdirmesini Hz. Muhammed’den @ talep ederler. Fakat Hz.Muhammed @ bunu yapamayacağını kendisinin anlaÅŸma ÅŸartlarına harfiyyen uyduÄŸunu belirttikten sonra içinden onların içine düÅŸtükleri durumun çok berbat bir durum olduÄŸunu ifade eder. Tıpkı Hz.Yusuf’un kardeÅŸlerinin çaresizlik içerisinde bocaladığını izlemesi gibi Hz.Muhammed’de @ Mekke müÅŸrik elitleri çaresizlik içinde bocalamakta olduklarını gözetlemesi gibi.
77 – Onlar dediler ki: “EÄŸer o çalmışsa, ant olsun daha önce onun kardeÅŸi de çalmıştı. Bunun üzerine Yusuf onlara bunu hiç belli etmeksizin kendi kendine dedi ki “Åžimdi siz çok berbat bir konumdasınız. SöylediÄŸiniz ÅŸeyin (gerçeÄŸini) Allah çok iyi biliyor.” (Yusuf Suresi 77)
Mekke için ticaretlerinin durması, zenginliklerinin yok olması, dayanılmaz bir durumdur ve derhal bu gidiÅŸata dur denilmesi gerekmektedir. İsterse kabile anlayışına ve kabile onuruna aykırı olsun ya da Mekke insan gücü açısından zayıflayacakmış fark etmezdi. Aksi takdirde zenginliklerini kaybedeceklerdi. SavaÅŸ için servet gerekiyordu ve servetleri giderek eriyordu. Sonunda her halükarda Mekke zayıflayacaktı. Fakat servetin yitip gitmesi Mekke’yi daha güçsüz duruma düÅŸürecekti. Ebu Süfyan Hz.Muhammed’in @ Hudeybiye AnlaÅŸmasındaki “Mekke’deki müminlerin Medine’ye hicret etmelerini engelleyen maddesinin kaldırılmasını talep ettiÄŸini gayet iyi biliyordu. Fakat bu deÄŸiÅŸikliÄŸe Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu gönülsüz davranıyordu. Çünkü onlara göre bu deÄŸiÅŸiklik olacak olursa Mekke’de insan kalmayacaktı. Åžimdiye kadar karşı çıkan kesimlerin evlatları Hz.Muhammed’e @ katılmaya hazırdı. Bunu görebiliyorlardı. Bu nedenle Ebu Süfyan bu kere baÅŸka bir teklif getirdi. Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸunun bu deÄŸiÅŸikliÄŸi kabul etmeyecekleri gerekçesi ile müminlerin Medine’ye gelmesine serbestiyet getirmek yerine kendileri aynı madde de bulunan bir diÄŸer ÅŸartın deÄŸiÅŸtirilmesini önerdi. O ÅŸarta göre “ÅŸayet Müminlerden müÅŸrikliÄŸe dönmeyi tercih eden kimse olursa Medine İslam Cumhuriyeti onların Mekke’ye gitmelerine mani olmayacaktı.” Ebu Süfyan’ın getirdiÄŸi teklife göre bu ÅŸartın da aynı Mekke’deki müminlere uygulanan ÅŸarta uygun hale getirilmesiydi. Yani Medine’deki müminlerden kim müÅŸrik olmayı seçer de Mekke’ye gitmek isterse o takdirde Medine yönetimi buna izin vermeyecek ve ÅŸayet kaçar Mekke’ye iltica ederse de Mekke Yönetimi o ÅŸahsı Medine Yönetimine geri teslim edecekti. Bu teklife göre deÄŸiÅŸiklik yapılacak olursa ÅŸartlar eÅŸitlenecekti.
Fakat bu teklifi Hz.Muhammed @ kabul etmedi. Zira insanlar tercihlerinde serbest olmalı ve seçtikleri tarafta yer almalı hiçbir ÅŸekilde zorlama, baskı uygulanmamalı idi. Aksi takdirde zulüm yapılmış olurdu. (kıssadaki eÅŸyasını kimin yanında bulunmuÅŸsa onun alıkonulması metaforu. Suç ve cezanın uyumu gibi siyasi tercih ve saflardaki birliktelik ve uyumun aynı olması)
78 -79- Onlar dediler ki: “Ey Aziz! Gerçekten onun çok yaÅŸlı bir babası var. Bu nedenle onun yerine içimizden birini alıkoy. Åžüphesiz biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.” O (Yusuf) dedi ki: “EÅŸyamızı yanında bulduÄŸumuzdan baÅŸkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırız. Åžayet biz öyle yaparsak muhakkak ki zalimlerden oluruz.” (Yusuf Suresi 78-79)
Hz.Muhammed’in @ Mekke’deki müminlerin Medine’ye gelmesine engel olunmaması ÅŸeklinde anlaÅŸmada revizyon yapılması dışındaki teklifleri reddetmesi Ebu Süfyan’ı ve beraberindeki heyeti tekrar aralarında görüÅŸme yapmaya itti. (kıssadaki Hz. Yusuf’un @ üvey kardeÅŸlerinin durum deÄŸerlendirmesi için yaptıkları görüÅŸme metaforu) Onların Ebu Basir ve adamlarının yol kesme sorununu çözmek için yapacakları görüÅŸmeler kapsamında Hudeybiye anlaÅŸmasında yapılabilecek deÄŸiÅŸiklikler konusundaki yetkileri yaptıkları teklifler ile sınırlı idi. Hz.Muhammed’in @ istediÄŸi ÅŸekildeki madde deÄŸiÅŸikliÄŸine ise Mekke’nin müÅŸrik heyeti razı deÄŸildi. Zira Darün Nedve üyeleri onlara bu konuda yetki vermemiÅŸlerdi. Hatta böyle bir teklif gelirse asla razı olmamaları konusunda Darün Nedve üyeleri onlardan söz almıştı.(Hz.Yusuf’un @ üvey kardeÅŸlerinin babaları Hz.Yakub’a @verdikleri söz metaforu) Ebu Süfyan ve beraberindeki heyet kendi aralarında gerçekleÅŸtirdikleri durum deÄŸerlendirmesinde Hz.Muhammed’in @ istediÄŸi ÅŸekilde bir deÄŸiÅŸiklik yapmaya yetkili olmadıklarını bu nedenle Ebu Süfyan dışındaki heyet üyelerinin müzakarelere iliÅŸkin gelinen aÅŸamayı Mekke’ye bildirmek için Mekke’ye geri dönmesine ve Ebu Süfyan’ın ise Darünnedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸunun bu konuda kararını verinceye kadar Medine’de kalmasına karar verdiler.
Mekke’ye gidecek olan Heyet üyelerine Ebu Basir ve beraberindekilerin Kervanların yolunu keserek Mekke’nin mallarını yaÄŸmalamaları nedeniyle giderek Mekke’nin fakirleÅŸeceÄŸi, bu sorunun Hz.Muhammed @ ile hiçbir baÄŸlantısının olmadığı ya da O’nun hiçbir ÅŸekilde suçlanamayacağı, fakat sorunun çözümünde O’nun kilit rol oynadığı ve O’nu razı etmek için Hudeybiye AnlaÅŸmasında O’nun istediÄŸi ÅŸekilde deÄŸiÅŸiklik yapılmasından baÅŸka çare olmadığı hususlarının Darün Nedve üyelerine / ihtiyarlar heyetine / Mele’ topluluÄŸuna bildirilmesi söylendi.
80- 82- Bu ÅŸekilde ondan umutlarını kesince, baÅŸ baÅŸa verip durumu görüÅŸmek üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın sizden Allah adına ahit aldığını ve daha önce Yusuf konusunda aşırı gittiÄŸinizi bilmiyor musunuz? Åžu durumda, babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben artık bu ülkeden ayrılmayacağım. Zira O (Allah), hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Siz dönün de babanıza deyin ki: ‘Ey babamız! Åžüphesiz oÄŸlun hırsızlık yaptı. Biz de ancak bildiÄŸimizin / gördüÄŸümüzün ÅŸahidiyiz. Üstelik biz, bilip gördüÄŸümüz dışında olup bitenlerin sorumlusu deÄŸiliz. İstersen içinde bulunduÄŸumuz ÅŸehrin sakinlerine ve birlikte geldiÄŸimiz kervancılara sor. Biz kesinlikle doÄŸru söylüyoruz.’” (Yusuf Suresi 80-82)
Ebu Süfyan’ın heyetindeki üyeler Mekke’ye gelirler ve Darün Nedve üyelerine / ihtiyarlar heyetine / Mele’ topluluÄŸuna bu sorunu çözme konusunda Medine ile yapılan görüÅŸmelerde gelinen son aÅŸamayı onlara bildirirler. Onları Hudeybiye anlaÅŸmasının ilgili maddesinde deÄŸiÅŸiklik yapmaya yani müminlerin Medine’ye iltica etmesinin önündeki yasal engeli kaldırmaya razı ederler. Onları ikna etmek için kullandıkları argüman ise artık baÅŸka çarelerinin kalmadığı, böyle devam ederse Mekke’nin bütün zenginliklerini kaybedeceÄŸi vb. gerekçelerdi. Darün Nedve üyeleri / İhtiyarlar Heyeti / Mele’ topluluÄŸu bu gerekçelere pek fazla inanmasa da onların korkularını, endiÅŸelerini, geleceÄŸe yönelik olumsuz bakışlarını, tasavvurlarının onları yanlış bir stratejiye sürüklediÄŸini belirtseler de sonunda anlaÅŸmayı deÄŸiÅŸtirmeyi kabul ettiler. Ebu Süfyan’ın heyetindeki üyeler bu muvafakatı aldıktan sonra tekrar Medine’ye dönerler ve Hudeybiye barış anlaÅŸmasının Hz.Muhammed’in @ istediÄŸi ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirilebileceÄŸine iliÅŸkin bir mektubu getirirler ve anlaÅŸma müminlerin arzu ettikleri ÅŸekilde revize edilir. Medine’de çok büyük bir sevinç vardır. Cenab-ı Hakk’ın elçisine öÄŸrettiÄŸi plan iÅŸlemiÅŸ ve müminlerin Medine’ye sığınmalarının önü açılmıştır. DiÄŸer taraftan Darün Nedve üyeleri / İhtiyarlar Heyeti / Mele’ topluluÄŸu ise bu deÄŸiÅŸiklikten hiç hoÅŸnut deÄŸildir. Zira bu deÄŸiÅŸiklik ile gelecekte Mekke en deÄŸerli ÅŸahsiyetlerini / ciÄŸer parelerini kaybedecektir. Fakat onlar yine de geleceÄŸe umutla bakarlar ve tıpkı Hz.Yakub’un bütün evlatlarının (Hz.Yusuf dahil) bir gün kendisine döneceÄŸini umut etmesi gibi onlar da gelecekte Mekke’den gidenlerin Hz.Muhammed @ dahil tümünün birden Mekke’ye geri döneceÄŸini umut ederler.
83 –O (babaları) dedi ki: “Hayır! Nefisleriniz / tasavvurlarınız sizi aldatıp bir iÅŸe sürüklemiÅŸ. Artık bana düÅŸen güzel bir sabırdır! Umarım ki Allah hepsini birden bana getirir. Åžüphesiz O, her ÅŸeyi en iyi bilen ve hikmet sahibi olanın ta kendisidir.”(Yusuf Suresi 83)
Cenab-ı Hak, elçisine Mekke’de boykot yıllarında nazil ettiÄŸi bu suredeki kıssanın sahneleri ile gelecekte yaÅŸanacak olayları tüm müminlere adeta bir film izler gibi göstermiÅŸtir. Åžimdi anlatılacak sahnede ise Hz.Yakub’un @ oÄŸlu Hz.Yusuf @ ile ilgili derdinin, tasasının, gam ve üzüntüsünün çok arttığı ve periÅŸan olduÄŸu anlatılır. Onun Hz.Yusuf ile ilgili tasası öylesine artar ki “ ah Yusuf ah!” diyerek üzüntüsünü dışa vururken bu dert ve ızdırabın esas sonucu gözlerine ak düÅŸmesi yani kör olmasıdır. Bu metafor ile müminlere gelecekte Darün Nedve üyelerinin / ihtiyarlar heyetinin / Mele’ topluluÄŸunun önemli bir kısmının da Hz.Muhammed @ ile ilgili dertleri, tasaları ve geçmiÅŸte ona sahip çıkamadıklarından dolayı endiÅŸeleri öylesine bir hal alacak ki ne yapacaklarını bilemeyecekleri, önlerini göremeyecekleri vurgusu yapılır. Ve gerçekten de tarihi sürece bakıldığında bu durum aynen gerçekleÅŸmiÅŸtir. Åžöyle ki;
“Hudeybiye AnlaÅŸmasında deÄŸiÅŸiklik yapıldıktan sonra Ebu Basir ve adamları Medine’ye gelip müminlere katılmışlar ve Mekke’nin ticaret yollarındaki engel kalkmış gibi görünse de Mekke asıl o tarihten sonra periÅŸan olmaya baÅŸlamıştır. Zira artık mümin olanların önünde engel kalmamış olduÄŸundan kalbinde Hz.Muhammed’e @ ve getirdiÄŸi öÄŸretiye biraz sempatisi olanlar Medine’ye akın etmiÅŸtir. Mekke’nin ciÄŸer pareleri olarak anılan Halid bin Velid, Amr bin As, vb. önde gelen seçkin ÅŸahsiyetleri Medine tarafına geçmiÅŸtir. Mekke kamuoyunda her gün Hz.Muhammed @ ve ilahi öÄŸretinin doÄŸruluÄŸu, haklılığı konuÅŸulur olmuÅŸtur. Gündem sürekli Hz.Muhammed’dir @ artık. DiÄŸer taraftan Hz.Muhammed @ Arap yarımadasını çevreleyen büyük devletlerin krallarına ve çeÅŸitli küçük Arap krallıklarına Medine İslam Cumhuriyetine katılmaları için davet mektupları göndermiÅŸ ve onlardan kendisine boyun eÄŸmelerini / itaat etmelerini istemiÅŸtir. Bu hareket O’nun artık Arap yarımadasında bir güç olarak doÄŸduÄŸunun ve önünün alınmasının kolay olmadığının ve daha bu iÅŸe baÅŸlarken ki iddia ettiÄŸi tevhidi adım adım gerçekleÅŸtirdiÄŸini gösteriyordu. Elbette ki davet mektubunu gönderdiÄŸi ülkelerin bir kısmından olumlu yanıt alırken bazıları ise olumsuz karşılık vermiÅŸtir. Davet mektubunun gereÄŸini hemen yerine getirmeseler bile arafta kalan devletler Arap yarımadasındaki muhataplarının artık Hz.Muhammed @ ve Medine İslam Cumhuriyeti olduÄŸunu anlamışlardı. Bundan sonra Arap yarımadasında Hz.Muhammed’den @ izinsiz herhangi bir baÄŸlantı yapmaları mümkün görünmüyordu. Yapılacak her türlü baÄŸlantı ve anlaÅŸmalar Hz.Muhammed’in @ muvafakatı ile yapılacaktı. Böylece Hz.Muhammed @ Mekke müÅŸriklerinin özellikle Suriye baÄŸlantılı ticaretini kendi izin ve müsaadesine baÄŸlamış oluyordu. Mekke’nin HabeÅŸistan, Mısır, Suriye ve Bizans ile ticaretinin bloke edilmesi demek artık Mekke’nin tüm iplerinin ele geçmesi demekti. Hudeybiye barış anlaÅŸmasında yapılan deÄŸiÅŸiklik ile yol güvenliÄŸi saÄŸlanmıştı ancak ticari baÄŸlantı yapmak için ilgili otoriteler Medine’nin eline geçmiÅŸti. Bu nedenle Mekke’nin Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu “ah Muhammed ah” diyordu. Sahip çıkamamanın getirdiÄŸi üzüntü ve gelinen aÅŸamada Hz.Muhammed’in @ üstün gelmesi ile duydukları piÅŸmanlık yanında ona geçmiÅŸten gelen sevgileri Hz.Yakubun gözlerine ak düÅŸmesi ve kör olması gibi bir durumdu. Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu bu sorunu çözmek için sürekli tek gündemleri Hz.Muhammed @ idi. Onlar gidiÅŸatın Hz.Muhammed’in @ sonunda Mekke’yi alacağını biliyorlar ama bu iÅŸin kazasız belasız ve kan dökülmeden nasıl bir çare bulunması gerektiÄŸine kafa yorarken onlar Mekke müÅŸrik çete üyeleri ve durumun vehametini kavrayamayanlar tarafından eleÅŸtirilirler. Fakat onlar kahır ve üzüntüsüne yol açan sorunu kendi içinde çözmeye çalışıyorlardı.”
84- 86- Ve o (Yakup),içine kapandı. Ve “Ey gam, ey Yusuf’a dair tasam! / ah Yusuf ah!” diye inledi ve üzüntüden gözlerine ak indi / (sararıp soldu / periÅŸan oldu). Artık o (Yakup), tüm derdini içine gömdü / dertleri ile baÅŸ baÅŸa kaldı. Dediler ki: “Hayret Vallahi! Hala Yusuf’u anıp duruyorsun. Sonunda (bu) seni yiyip bitirecek yahut kendini telef edip gideceksin.” O (Yakup) dedi ki: “Ben, kahrımı, kederimi sadece Allah’a arz ediyorum. Ve ben Allah tarafından sizin bilmediÄŸiniz ÅŸeyleri biliyorum!”(Yusuf Suresi 84-86)
Bu konu Darün Nedve’de tartışıldıkça Mekke müÅŸrik elitlerinden bazılarının da peygamberimizin getirdiÄŸi barış / islam sistemine girmeye gönülleri gelmeye baÅŸlamıştı. Zira onlar peygamberimizin yükseliÅŸini önleyememiÅŸlerdi. Ayrıca peygamberimiz argümanlarında haklı çıkmıştı. Onlar kaybetmiÅŸlerdi. Bunlar artık en üst düzeyde telaffuz edilmekteydi. Fakat sorun, Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸunun endiÅŸeleri arasında yer alan Muhammed bu aÅŸamadan sonra onların yaptıklarını yanlarına bırakır mıydı? yoksa intikam almaya mı kalkardı? Devri sabık yaratır da intikam alırsa da haklıydı. Çünkü ona yaptıklarını göz önüne aldıkları zaman kim olsa bu yaptıklarını ödetirdi. O kadar kin ve düÅŸmanlık yapıldıktan sonra, o kadar kan akıtıldıktan sonra, o kadar eziyet ve iÅŸkence yapıldıktan sonra tekrar bir araya gelme imkanı var mıydı?
Darün Nedve’de yapılan bu müÅŸaverelerde aklı selim galip geldi ve bir umut ışığı araÅŸtırılmasına karar verdiler. Muhammed ve arkadaÅŸları nezdinde bir yoklama çekilebilirdi. Allah’tan ümit kesilmemeliydi. Birarada yaÅŸam imkanı ve hatta tekrar kardeÅŸce yaÅŸam / birbirine kavuÅŸma imkanı bulunabilirdi. Bunun için bir çözüm süreci geliÅŸtirilebilinirdi.
Ticari olarak iyice köÅŸeye sıkışan ve kendilerine yapılan izolasyondan bunalan Mekke müÅŸrik elitleri peygamberimizden tekrar yardım almak için gittiklerinde deÄŸerlerinin deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸradığının ve yola geldiklerinin iÅŸaretini de verdiler. Åžöyle ki;
“Yardıma mukabil getirdikleri deriler, Ebu Süfyan kendi depolarında (çürümekte) olan derilerdi ve çok deÄŸerli deÄŸildi ama yardım isterken Hz.Muhammed’in @ ikram etmesini, infak etmesini, hayır etmesini istiyorlardı ki bu terimler Mekkeli müÅŸriklerin lügatlerinde hiç yoktu. Onlar da artık dönüÅŸmüÅŸtü. Asla kabul etmedikleri ilahi öÄŸretinin deÄŸer yargılarını ifade ediyorlardı. Eskiden inatla reddettikleri merhamet, rahmet, bağışlama, ikram, sadaka, paylaÅŸma deÄŸer yargıları ile Hz.Muhammed’den @ yardım talep ediyorlardı. DeÄŸer deÄŸiÅŸikliÄŸi ve Hz.Muhammed’in @ getirdiÄŸi deÄŸer yargılarına yapılan atıf ile de hem Hz.Muhammed’i @ tanıyorlar ve artık onu inkar etmekten vazgeçtiklerinin iÅŸaretini veriyorlar hem de O’nun yıllardır uÄŸruna mücadele verdiÄŸi ilahi öÄŸretinin temel deÄŸerlerini tanıdıklarını ortaya koyuyorlardı.”
Hz.Muhammed’de @ Mekkeli müÅŸrik elitlerinin geçmiÅŸte yaptıkları kötü hareketleri hatırlatarak onları manen ezerken onlara iyi bir ders veriyor ve takvalı davranmayı ve bu davranış üzerine sabır gösterenlere Cenab-ı Hakk’ın mutlaka mükafat vereceÄŸini öÄŸretti.
87-90- “Ey oÄŸullarım, haydi gidin de Yusuf’u ve kardeÅŸini araÅŸtırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; Åžu bir gerçek ki Allah’ın rahmetinden sadece inkarcı topluluklar ümit keser.” Derken onlar (tekrar Mısır’a gelip Yusuf’un) huzuruna girince, dediler ki: “Ey Aziz! Biz ve ailemiz kıtlıktan dolayı periÅŸan olduk. Fakat az / deÄŸersiz bir sermaye ile geldik. Buna raÄŸmen sen bize yine de tam ölçek ver. Ayrıca bize sadaka / ikram olarak da ver. Muhakkak ki Allah sadaka / ikram verenlerin karşılığını verir.” O (Yusuf) dedi ki: “Siz cahiller iken Yusuf’a ve kardeÅŸine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" Onlar (Yusuf’un kardeÅŸleri): “Yoksa sen,…sen Yusuf musun?” dediler. O (Yusuf): "Ben Yusuf’um, iÅŸte bu da kardeÅŸimdir! Allah bize lütfetti. Çünkü kim takvalı davranır ve sabrederse, iyi bilsin ki Allah, iyi, güzel iÅŸler yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi. (Yusuf Suresi 87-90)
Mekkeli müÅŸrik elitler ise hatalarını itiraf ediyorlar ve hakkı teslim ediyorlar. Hz.Muhammed’in @ haklılığını, doÄŸruluÄŸunu ifade ederlerken Cenab-ı Hakk’ın O’nun bu doÄŸruluÄŸu ve haklılığı nedeniyle kendisini üstün kıldığına kanaat getirdiklerini de itiraf ediyorlar. Bunun üzerine Hz.Muhammed @ onları bağışlıyor. Böylece kendisine gelen vahyin öngördüÄŸü barış / islam topluluÄŸu teklifinde ne kadar samimi olduÄŸunu da gösteriyor.
Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu kendi arlarındaki müÅŸaverelerde Hudeybiye AnlaÅŸmasında yapılacak deÄŸiÅŸikliÄŸi ve Hz.Muhammed’in@ karakterini birlikte mütalaa ettiklerinden artık Mekke’nin fethedileceÄŸinin ayak seslerinin duyulmakta olduÄŸu kanısına varmışlardır. Bu duyumsama tıpkı Hz.Yakub’un @ oÄŸlu Hz.Yusuf’un @ kokusunu duyması gibi idi. Tıpkı Hz.Yakub’un @ oÄŸlu Hz. Yusuf @ yanında Kenanda kuyuya atıldığında kokusunu alamamış ve diÄŸer oÄŸullarının yaptıklarına mani olamaması gibi Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu da Hz.Muhammed@ Mekke’de kendi yanlarında ve müÅŸrik kardeÅŸlerince kendisine reva görülen çeÅŸitli eziyetler çekerken onlara engel olamamışlardır. Ama artık bütün her ÅŸey geride kalmıştır. Barış ortamı da her yönüyle saÄŸlanmıştır. Hz.Muhammed’in @ öncesinde kendisine düÅŸman olmasına raÄŸmen sonra teslim olanlara gösterdiÄŸi yakınlık ve içtenlik Mekke’de dilden dile dolaşır olmuÅŸtu. Hz.Muhammed @ bu hareketiyle ve gönderdiÄŸi mesajlarıyla Mekke kamuoyunun gerçeÄŸi görmesi için niyetinin asla intikam olmadığını, barış olduÄŸunu, onlar geçmiÅŸte ne yapmış olurlarsa olsunlar affedileceÄŸini, islami sistemin kendi kabilesinin de iyiliÄŸini istediÄŸini vurgulamıştır. Böylece O tevhidi dünya görüÅŸünü onlara daha rahat ve arada hiçbir engel olmaksızın tebliÄŸ etmiÅŸtir. Sonuçta Mekke’den çeÅŸitli aralıklarla gelip Hz.Muhammed’in @ saflarına katılan Mekkeli sayısında sürekli artış görülmüÅŸtür.
Dahası nasıl Hz.Yusuf’un @ gömleÄŸi Hz.Yakub’un @ gözlerini açıp körlükten kurtardıysa Hz.Muhammed’in @ Hz.Yusuf’un gömleÄŸi metaforunda gönderdiÄŸi affetme / bağışlama / barış mesajlarıyla Darün Nedve üyelerini / ihtiyarlar heyetini / Mele’ topluluÄŸunu gelecek konusundaki körlükten / endiÅŸelerden kurtarmış ve Hz.Muhammed’in @ Mekke’yi fethetmesi halinde korktuklarının baÅŸlarına gelmeyeceÄŸi, tam tersine bütün Mekkelilerin bir araya geleceÄŸi müjdesi ile gözleri aydın olmuÅŸtur.
91 -96- Onlar dediler ki: “Vallahi! Allah seni gerçekten bize üstün kıldı. Fakat biz de gerçekten hata yaptık.” O (Yusuf) dedi ki: “Bugün size bir ayıplama ve azarlama yoktur. Allah sizi maÄŸfiretiyle bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.” “Åžu gömleÄŸimi götürün de babamın önüne koyun / yüzüne sürün onu; gerçeÄŸi görür / basir ([4]) hale gelir / gözleri ışığa kavuÅŸur / periÅŸanlıktan kurtulur. Daha sonra da bütün ailenizle birlikte bana gelin!” Derken, kervan yola koyulduÄŸunda, babaları dedi ki: “EÄŸer bana bunak demezseniz, kesinlikle ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.” Dediler ki: “Vallahi ÅŸüphesiz sen hâlâ o eski sapıklığındasın / ÅŸaÅŸkınlığındasın.” Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, onu (gömleÄŸi) onun (Yakub’un) önüne koyunca / yüzüne sürünce, gözleri tekrar görür oldu. Ve dedi ki “Ben size demedim mi, ben Allah’tan sizin bilmediklerinizi biliyorum diye.” (Yusuf Suresi 91-96)
Mekke’nin fethinden önce Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu müÅŸrik elitlerin bir kısmı ve kamuoyu artık Hz.Muhammed’in @ getireceÄŸi sistemi benimsemiÅŸ ve onu gönül arzuyla karşılamaya hazır hale gelmiÅŸtir. Hz.Muhammed @ Mekke’nin fethiyle birlikte suçlu müÅŸrik elebaşıları bağışlamıştı. Fakat bağışlanan elebaşılar Darün Nedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu yani Mekke’nin Ak Saçlıları ve kamuoyu tarafından da bağışlanması gerekiyordu. Zira yıllarca bu suçlu ÅŸeytanlar Darünnedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸuna ve kamuoyuna da çile çektirmiÅŸti ve yanlış yöne sevk etmiÅŸti. Kendi hatalarının bedelini ve üzüntüsünü hep Mekkeliler çekmiÅŸti. Bu nedenle onlardan da özür dilenmesi gerekiyordu. Ve onlar da kamuoyundan özür dilediler ve halk da kendilerini affetti. Mekke’nin fethinden sonra Hz.Muhammed @ Mekke’deki kendi yakınlarını Medine’ye davet etti ve onları Medine’ye yerleÅŸtirdi. Tıpkı Hz.Yusuf’un kendi ana-babası ve ailesini Mısır’a yerleÅŸtirdiÄŸi gibi.
Sonrasında Hz.Muhammed @ sadece o gün için deÄŸil çaÄŸlar boyu sürecek bir iktidarın sahibi oldu. Böylece peygamberlik geldiÄŸi zaman Cenab-ı Hakk’ın ona verdiÄŸi / vadettiÄŸi tevhidi dünya görüÅŸünün kendi eliyle mutlaka iktidara geleceÄŸi gerçekleÅŸmiÅŸ oldu.
97 – 101- Dediler ki: “Ey babamız, bizim için günahlarımıza istiÄŸfar et. Hatalı / kusurlu olan elbette bizlerdik.” O (Yakup) dedi ki: “Sizin için Rabbimden bağışlanma dileyeceÄŸim. Åžüphesiz O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” Derken onlar Yusuf’un huzuruna girdiler, o “Allah’ın izniyle kendinizi güvende hissedeceÄŸiniz Mısır’a buyurun!” diyerek ebeveynine kucak açtı. Anasıyla ([5]) babasını / ebeveynini makamına çıkarttı. Hepsi secde için / saygıyla selamlamak için yere kapandılar. Ardından o (Yusuf): “Babacığım, iÅŸte o gördüÄŸüm rüyanın / vizyonun altında yatan anlam buymuÅŸ meÄŸer. İşte Rabbim onu gerçeÄŸe dönüÅŸtürdü. Rabbim bana gerçekten çok büyük ihsanda bulundu. Åžeytan benimle kardeÅŸlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkardı ve sizi çölden getirdi. Åžüphesiz Rabbim dilediÄŸi ÅŸeyi cömertçe lütfedendir. Åžüphesiz O, en iyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir. Rabbim! Bana iktidarı sen bahÅŸettin! Ve bana olacakların / olayların / sözlerin doÄŸru yorumunu öÄŸrettin. (Ey )Gökleri ve yeri yoktan var eden! Sen benim dünya ve ahirette velimsin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salihler arasına kat!” (Yusuf Suresi 97-101)
Cenab-ı Hak, Hz.Yusuf @ kıssası üzerinden peygamberimizin gelecek yaÅŸamında (gayb) karşılaÅŸacağı olayları anlatmaktadır. GeçmiÅŸteki yaÅŸanmışlıkları anlatarak onlardan ders almasını ve ona göre davranmasını bildirmektedir. Bunun gerekçesini de müÅŸriklerin kendisi aleyhine kötü planlar ve tezgahlar kurarken elbette ki onların yanında olamayacağından dolayı bunlardan haberinin olmayacağı açıktır. Fakat insan davranışları ve tarih sürekli aynen tekrar ettiÄŸi için olaylardan gerekli dersler çıkarılacak ve ona göre davranılacak olunursa yanlışta olanlar yine kaybedecekler ve iyiler de Allah’ın inayetiyle mutlaka zafer kazanacaklardır. Bu dersleri alan Hz.Muhammed @ yukarıda anlatıldığı gibi tıpkı Hz.Yusuf’un @ hayat seyrini aynen yaÅŸamıştır.
DiÄŸer taraftan Cenab-ı Hak, Mekke’de boykot döneminde iken nazil ettiÄŸi bu satırlarda elçisine ne kadar çabalarsa çabalasın yine de Mekkeli MüÅŸrik elebaşıların ÅŸu anda kendisine inanmayacağını bildirmektedir. Üstelik onlardan yaptığı bu hizmet karşılığında her hangi bir menfaat ve çıkar beklememesine raÄŸmen onlar bu çaÄŸrıya kulak tıkamaktadırlar.
102 – 104- İşte bu olay, sana vahyettiÄŸimiz gayb / yaÅŸanacak olayların haberlerindendir. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip mekir (kötü plan) yaparlarken sen onların yanında deÄŸildin. Sen ÅŸiddetle arzulasan da, insanların çoÄŸu iman ediciler deÄŸildir. Ve sen buna karşılık onlardan herhangi bir ücret istemiyorsun. O (Kur’an), âlemlere sadece bir öÄŸüttür. (Yusuf Suresi 97-101)
Cenab-ı Mevla Mekkeli müÅŸrik elebaşıların ne kadar ayet, ibretamiz olay, sosyolojik yasa vb. görseler de ÅŸimdi yola gelmeyeceklerini onların göklerde ve yerdeki nice ayetleri görmesine raÄŸmen onları fark etmemesine baÄŸlar. Böylece ÅŸu da kastedilir; bu sure de anlatılan Yusuf kıssası ile aslında senin de başına gelecek olaylar anlatıldı. Yapılan bu ihbarı içeren bu sure içerisindeki bu kıssayı onlara da okusan ve onlarında haberi olsa buna raÄŸmen onlar ibret alıp farklı davranmayacaklardır. Olayları deÄŸerlendirip “deÄŸiÅŸik davranalım da Muhammed’i yenelim” diye farklı bir davranış içerine girmeyeceklerdir. Çünkü onlar bunları duysalar da ibret almadıklarından ve olaylara kafa yormadıklarından kör gibi davranacak ve kaybedeceklerdir. Yani onların maÄŸlubiyetleri göstere göstere gelecektir. Onlar baÅŸlarına gelecek olan yıkım ve azaptan asla güvende deÄŸillerdir. Bak iÅŸte olacakları haykıra haykıra önceden söylüyoruz ama yine de onlar bu azabı yaÅŸayacaklardır. Fakat yine de felaket ve yıkım yaÅŸamadan önce onları kurtuluÅŸ yoluna davet ettiÄŸini bildirmesi söylenir. Ve akıl sahibi, saÄŸduyu sahibi, basiretli herkesin Allah’a davet edilmesi emredilir.
Tarihin tekerrürden ibaret olduÄŸunu ve ibret alınması gerektiÄŸi vurgulanır. Aklını kullanan ve korunmak isteyen herkese çaÄŸrı yapılır; “geçmiÅŸe bakın ve onların yaÅŸam öykülerinden gerekli dersi çıkararak felaketi yaÅŸamadan tedbirinizi alın” denir. Hala aklını kullanmadıkları nedeniyle de çıkışılır.
105–109- Ve göklerde ve yerde nice ayetler var ki, onlar yanlarından geçerlerde onlara bakmazlar bile. Nitekim onların çoÄŸu, ÅŸirk koÅŸmadan Allah’a iman etmezler. Yani ÅŸimdi onlar Allah’ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında deÄŸillerken ansızın kendilerine saatin gelmesinden güven içinde olduklarını mı düÅŸünüyorlar? De ki: “Ben ve bana uyanların basiret üzere (aklın, bilginin, saÄŸduyunun gereÄŸi olarak) Allah’a davet ettiÄŸimiz yol iÅŸte bu yoldur. Allah’ın ÅŸanı yücedir. Ve ben müÅŸriklerden deÄŸilim.” Biz senden önce de yalnızca, kentlerin halkından kendilerine vahyettiÄŸimiz birtakım kiÅŸileri elçi olarak gönderdik. Onlar yeryüzünde ÅŸöyle bir gezip dolaÅŸmazlar mı? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduÄŸuna bir baksalar ya! Elbette ahiret yurdu takvalı davranan kiÅŸiler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Yusuf Suresi 105-109)
Boykot nedeniyle çok sıkıntı yaÅŸamakta olan Hz.Muhammed’e @ ve müminlere de son mesaj olarak bu sıkıntıların yaÅŸanmasının ilahi / sosyolojik bir yasa olduÄŸunu, bu sıkıntı, çile ve acıların artık dayanılmaz noktaya geldiÄŸi, ümitlerin tükendiÄŸi aÅŸamaya geldiÄŸi zaman ilahi yardımın da geleceÄŸi vurgulanır.
Cenab-ı Hak, son olarak şunları da vurgular;
“Anlatılan bu tarihi kıssalar boÅŸ ve uydurulmuÅŸ hikayeler deÄŸildir. Bunlar size yol gösterecek kılavuzlardır. Bundan sonraki yaÅŸamınızda bu olaylar üzerinde düÅŸünür, bu olaylardaki metaforlarından yola çıkarak kendi yaÅŸamınıza yön verirseniz rahmete, zafere kavuÅŸursunuz. GeçmiÅŸteki yaÅŸanmışlıkları da böylece teyid etmiÅŸ olursunuz.”
110- 111- Nihayet elçiler ümitlerini yitirecek hâle gelip kendilerinin yalanlandıklarını düÅŸündükleri sırada, kendilerine yardımımız geldi. Böylece dilediÄŸimiz kurtarıldı. Fakat suçlular topluluÄŸundan azabımız asla geri çevrilemez. Ant olsun ki, onların (Yusuf, babası, kardeÅŸleri) kıssalarında aklını kullananlar için bir hayli ibret vardır. Bu (Kur`an), uydurulan bir söz deÄŸildir. Fakat o önceki (vahiyleri) tasdik eden ve her ÅŸeyi ayrı ayrı açıklayan, müminler için bir rehber ve rahmettir.” (Yusuf Suresi 110-111)
Böylece boykot döneminde Hz.Muhammed’e @ ve müminlere içerisinde çok önemli ders ve ibretlerin bulunduÄŸu ve tam bir hayat hikayesi barındıran Yusuf Suresi inzal olmuÅŸtur.
[1] ) Kur’an’da geçtiÄŸi üzere Hz.Yusuf’un kendi koyduÄŸu su kupası farklı kelime ile ifade edilirken müteakip ayetlerde gelen ve Kralın su kupası olarak ifade edilen kelimenin farklı ifade edilmesi her ikisinin farklı nesneler olduÄŸu sonucuna götürmüÅŸtür. (Mustafa İslamoÄŸlu- Kuran Meali)
[2] ) İslam tarihi- M.Asım Köksal
[3] ) İslam tarihi- M.Asım Köksal
[4] ) Hz. Yakup benzetmesindeki Darünnedve üyeleri / ihtiyarlar heyeti / Mele’ topluluÄŸu gerçeÄŸi görür hale getirmede en kritik rolü oynayarak Hudeybiye AnlaÅŸmasında deÄŸiÅŸiklik yapılmasına sebep olan kiÅŸinin adının “Ebu Basir” olması da bir tesadüf olabilir mi?
[5] )Rivayetlere göre Hz.Yusuf’un annesi küçük yaÅŸta iken ölmüÅŸtü.
