top of page

BÖLÜM 20

HİZİPLER ORDUSU GİRİŞİMLERİ

 

20.1. Lanetlenen / Kovulan Yahudilerin Medine’yi Karıştırma Çabaları

Cenab-ı Hak, Kaynuka oÄŸulları ve Nadir oÄŸulları Yahudilerinin Medine’den sürüp çıkarılma gerekçelerini anlatarak Kurayza oÄŸullarına uyarılarda bulundu. Medine’den sürüp çıkarılan / lanetlenen bu iki Yahudi kabilesi, Medine SözleÅŸmesine / Anayasaya (Kitaba) imza atmış ve bu sözleÅŸme kapsamında Hz.Muhammed’in@ Medine İslam Cumhuriyeti’nin BaÅŸkanı olduÄŸunu kabul etmiÅŸ olmalarına raÄŸmen daha sonra sözleÅŸme / anayasa maddeleri üzerindeki ifadeleri kendi çıkarlarına ve kötü niyetlerine göre yorumlamaya baÅŸlamışlardı. Peygamberimiz ise onların bu tavırlarına karşı her seferinde onlara sözleÅŸme maddelerinin esas anlamlarını izah ediyor ve onları sözleÅŸme hükümlerine uymaya davet ediyordu. Onlar yapılan açıklamaları anlamalarına raÄŸmen yine de karşı çıkmaya devam edeceklerini ifade etmek için “Raina” diyorlardı. Onlar bu kelimeyle “Tamam tamam anladık! Ama yine de karşı geliyoruz. Esas sen bizim yorumumuzu dinle / kabul et. EÄŸer sen hükümlere iliÅŸkin bizim yorumumuzu kabul etmezsen / dinlemezsen / bizim çıkarlarımızı gözetmezsen / bizim isteklerimizi dikkate almazsan biz de senin açıklamalarını kabul etmeyiz / dinlemeyiz / sana uymayız” manasına gelen anlamını kastediyorlardı.

Hâlbuki onlar peygamberimize “unzurna” yani “Tamam! SözleÅŸme / Anayasa hükümlerine iliÅŸkin yaptığın açıklamaları anlıyoruz ve kabul ediyoruz ve bu hükümlerin uygulanmasında bize nezaret et / başımızda bakanlık yap iÅŸlerimizi sözleÅŸmeye / anayasaya uygun mu, doÄŸru mu yanlış mı yaptığımız konusunda bize yol göster” demeleri en uygun olanıydı.

Cenab-ı Hak, Yahudilerin bu samimiyetsiz hareketlerini eleÅŸtirir ve «onlar dürüstçe davransalardı kendileri için daha hayırlı olacaktı» diye belirterek onların Medine’den sürülüp çıkarılmalarının kendi ihanetlerinden kaynaklandığını bu nedenle Medine’den kovulmayı hak ettiklerini ifade eder. Medine’de kalan Kurayza Yahudilerine de dönerek «eÄŸer sizde Anayasayı ihlal edecek olursanız sizin de sonunuz aynı olacaktır» demeye getirir. Bunu da Cumartesi gününü ihlal eden Yahudi kabilesinden metafor yaparak belirtir. Onlara «Medine’den sürüp çıkarılmak istemiyorsanız Anayasaya / Kitaba riayet edin» uyarısında bulunur.

 

44-48-Åžu kendilerine kitaptan bir pay verilmiÅŸ olanları (Medine Anayasasına dâhil edilerek kendilerini İslam TopluluÄŸunun bir parçası yapılmış olanları) görmüyor musun? Kendileri sapıklığı satın aldıkları gibi sizin de yoldan çıkmanızı istediler. Allah düÅŸmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Size bir velî / koruyucu / emrinde olduÄŸunuz bir otorite olarak Allah yeter. Size yardımcı olarak da Allah kafidir. Yahudilerden bir kısmı kelimelerin öz anlamlarını deÄŸiÅŸtirdiler ve sözleri asıl baÄŸlamından kopararak Peygamber’e karşı, “Raina” dediler. EÄŸer onlar, “(SözleÅŸme hükümleri konusunda yaptığın açıklamaları) iÅŸittik, anladık, kabul edip itaat ediyoruz, / unzurna: sen bizim bu hükümlere doÄŸru bir ÅŸekilde uyup uymadığımızı gözet / bize nezaret et” deselerdi ÅŸüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha dürüstçe olacaktı; fakat inkâr etmeleri sebebiyle Allah, onları lanetlemiÅŸtir. / (Medine’den) sürüp çıkarmıştır. / (Medine’den) kovmuÅŸtur. / (Medine’den) uzaklaÅŸtırmıştır. Artık onların çok azı inanırlar. Ey kendilerine Kitap verilenler! (Kurayza oÄŸulları) Gelin! Sizleri zelil ve periÅŸan bir hale getirmeden önce tıpkı Cumartesi yasağını çiÄŸneyen halkı lanetleyip / sürgün ettiÄŸimiz gibi sizleri de kovmadan / sürgün edip uzaklaÅŸtırmadan önce müktesebatınız olan ilahi deÄŸerleri tasdik etmek üzere indirdiÄŸimiz bu kitaba iman edin. Zira Allah’ın emri yerine gelecektir. Åžüphe yok ki Allah, Kendisine ÅŸirk / ortak koÅŸulmasını asla bağışlamaz. Bundan baÅŸka diÄŸer günahları istediÄŸi kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak / eÅŸler koÅŸarsa, muhakkak ki çok büyük bir günahla iftira etmiÅŸ olur. (Nisa Suresi 44-48)

 

​

20.2. NadiroÄŸulları Liderlerinin Hayberliler Nezdinde Kendilerini Temize Çıkarma Gayretleri

Kur’an’ın ÅŸeytanlar ([1]) dediÄŸi Huyey bin Ahtab baÅŸta olmak üzere Nadir oÄŸulları liderleri, sürgün olarak gittiÄŸi Hayber’de ÅŸeytanlıklarına devam ederler. Medine’den sürgün edilmelerinde esas suçlu kendileri olmasına raÄŸmen Hayber’li dindaÅŸlarına sürgünde kendilerinin hiç kabahatlerinin olmadığını anlatıp kendilerini temize çıkartmaya çalıştılar.  Bu sürgünde esas suçlunun Hz.Muhammed@ olduÄŸunu iddia ederek O’nun kendilerini haksız yere Medine’deki yurt ve yuvalarından çıkarıp kovduÄŸunu anlattılar.  Fakat kendi yaptıkları ihanetten ve çıkardıkları anarÅŸi/ fitne / bozgunculuktan söz etmediler. Hayberliler de dindaÅŸlık tarafgirliÄŸi ile onların sözlerine inanıp onları bağırlarına bastılar. Huyey bin Ahtab öylesine ÅŸeytandı ki kendisini Hayberlilere kabul ettirmek için kızı Safiye’yi ([2]) Hayber reisine nikahladı.

 

49-50-Kendilerini temize çıkaranlara baksana! Hayır! Tam tersine! Allah, dilediÄŸi kimseyi temize çıkarır. / çıkaracaktır. Onlara kıl kadar haksızlık edilmez. / edilmeyecektir. Bak hele, Allah’a (elçisine) nasıl iftira atıyorlar, ona yalan isnat ediyorlar. Apaçık bir suç olarak bu yeter! (Nisa Suresi 49-50)

​

20.3. Huyey bin Ahtab ve ArkadaÅŸlarının Mekke MüÅŸrikleriyle Yaptığı İttifak AnlaÅŸmasının İhbarı

Nadir oÄŸullarının Medine’den sürülmesinden / lanetlenmesinden sonra Medine İslam Cumhuriyetini yıkmak için Hayber’den bir heyet Mekke’ye giderek Ebu Süfyan ile müttefiklik anlaÅŸması yaptılar.

Giden heyetin başında Huyey Bin Ahtab vardı. Heyetin diÄŸer üyeleri ise Nadir oÄŸulları reisi Sellam bin MiÅŸkem, Hevze b. Kays el-Vaili, Ebu Ammar el-Vaili, Sellam b. Ebi’l Hukayk, Kinane b. Ebi’l-Hukayk, Rebi’ b. Ebi’l Hukayk ve Hevze b. Ebi’l Hukayk olduÄŸu rivayet edilir.

Bu Yahudi heyeti Medine İslam Cumhuriyetine karşı ittifak anlaÅŸması yapmak için Ebu Süfyan’la görüÅŸür. Ebu Süfyan onların teklif ettikleri müttefiklik anlaÅŸmasına çok olumlu yaklaşır. Ancak Mekke yönetimi ileri gelenleri Yahudilerin verdikleri sözlere güvenilemeyeceÄŸini belirterek onlardan güvence istediler. Bunun üzerine Yahudiler sözlerinde duracaklarına dair nasıl bir güvence istediklerini sordular. Mekke Yöneticileri onlardan ÅŸirk sisteminin Hz.Muhammed’in getirdiÄŸi İslami / tevhidi sistemden daha doÄŸru ve üstün olduÄŸunu söylemelerini istediler. MüÅŸriklerin bu talepleri aslında Yahudilerin kendi dinlerini inkâr etmeleriydi. Yahudi heyeti kendi din ve inançlarını inkâr pahasına Mekkeli müÅŸriklerin müminlerden daha doÄŸru yolda olduklarını herkesin önünde ilan ettiler. Bunun üzerine Mekke Yöneticileri ile Yahudi heyeti Kâbe’nin örtüsü altında müttefiklik anlaÅŸması yaptılar. AnlaÅŸma uyarınca Hayberliler ile Mekke Yönetimi Medine İslam Cumhuriyetine karşı birlikte hareket edecekler ve Hz.Muhammed’in iktidarı yıkılıncaya kadar birlikte savaÅŸacaklardı. Medine İslam Cumhuriyeti Hayber’in üzerine ordu gönderdiÄŸinde Mekke yardım için ordu gönderecek ve Medine’nin üzerine gidecekti. Åžayet Medine İslam Cumhuriyeti Mekke’nin üzerine gidecek olursa Hayberliler Medine’ye saldıracaklar ve böylece birbirlerinin güvenliklerini saÄŸladıkları gibi Medine’nin elini kolunu baÄŸlamış olacaklardı. (Harita 21)

 

[1] ) Bakara Suresindeki ayet “İnananlara rastladıkları zaman, "İnandık" derler, ÅŸeytanlarıyla baÅŸbaÅŸa kaldıklarında, "Biz ÅŸüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler.

 

[2] ) Hayberin fethinden sonra peygamberimiz Safiye’yi eÅŸ olarak almış ve validelerimizden birisi olmuÅŸtur.

2

harita 21.png

Harita 21: Yahudilerin Mekke ile Yaptıkları Müttefiklik AnlaÅŸması İle Medine’nin Kıskaca Alınması(https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/)

AnlaÅŸmanın bir diÄŸer maddesine göre Mekke Yönetiminin liderliÄŸinde Arap kabilelerden müteÅŸekkil bir hizipler ordusu teÅŸkil etmek için Yahudiler gerekli organizasyonu üstlenecekler ve Medine İslam Cumhuriyeti ile gerçekleÅŸecek savaşın finansmanını yine Yahudiler temin edeceklerdi. Ancak kendileri savaÅŸa iÅŸtirak etmeyeceklerdi.

Yahudilerin bu anlaÅŸma öncesi ÅŸirk ideolojisinin Allah’ın otoritesine dayalı tevhidi dünya görüÅŸünden daha doÄŸru olduÄŸunu ilan ederek Mekke müÅŸrik yönetiminin egemenliÄŸini de kabul ettiklerini bütün Arap Yarımadasına ilan etmiÅŸ oldular. Onlar bu beyanları ile Hz.Muhammed’in@ İslami idaresi yıkıldıktan sonra Mekke müÅŸrik yönetiminin ideolojik egemenliÄŸi altında yaÅŸamayı da kabul ettiklerini ilan etmiÅŸ oluyorlardı.  Onlar bu anlaÅŸma ile sadece ihtiraslarını tatmin edeceklerdi. Ancak bu tatmin için canları dahil çok fazla fedakârlık yapmaları gerekiyordu.

Halbuki ihanet etmeyip Hz. Peygamberle birlikte olmuÅŸ olsalardı yönetime ortak olmuÅŸ olacaklar, İslam / barış topluluÄŸunun bir paydaşı olarak ÅŸeref ve izzetten pay alacaklardı. Ancak onlar ihanet ederek bu nimeti teptiler. Åžimdi yaptıkları ittifaklarda onların ne kadar aÅŸağılık ve ÅŸerefsiz bir karaktere sahip olduklarını göstermektedir. İyi ki erken vakitte kötü karakterlerini ortaya koydular. Böyle düÅŸük karakterli insanlara yönetimden pay verilir mi hiç? EÄŸer İslam Cumhuriyetinde iktidardan payları olsaydı onlar sahip oldukları düÅŸük ahlak, gurur, kibir ve seçkinlik iddiaları nedeniyle diÄŸer insanlara zırnık koklatmayacaklardı. Zaten İslam Cumhuriyeti kurulmadan önce Medine halkını ve kendi halklarını sömürmekten baÅŸka bir icraatları yoktu. İslam Cumhuriyetine karşı çıkışlarının altında da İslami idarenin onların sömürülerine taÅŸ koyması yatıyordu.

 

51-53- Åžu kendilerine kitaptan bir pay verilmiÅŸ olanları (Medine Anayasasına dâhil edilerek kendilerini İslam TopluluÄŸunun bir parçası yapılmış olanları) görmüyor musun? Onlar, cibt (Huyey bin Ahtab gibi ÅŸeytanlara) ve taÄŸuta (Sellam bin MiÅŸkem gibi baÅŸkaldıranlara) inanıyorlar / güveniyorlar da müÅŸrik inkârcılar için, “Bunlar, müminlerden daha doÄŸru yoldadır” diyorlar. İşte onlar, Allah’ın lanetlediÄŸi / Medine’den kovduÄŸu / Medine’den uzaklaÅŸtırdığı / Medine’den sürüp çıkardığı kimselerdir. Allah kimi lanetlerse / kovarsa / uzaklaÅŸtırırsa, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın. Onlara (İslami) iktidardan / yönetimden / mülkten bir pay verilir mi hiç? EÄŸer bir payları olsaydı, insanlara bir hurma çekirdeÄŸinin zerresini bile vermezlerdi. (Nisa Suresi 51-53)

 

20.4. Yahudiler İhanetlerinin Cezasını Çekiyorlar / Çekecekler

Huyey bin Ahtab baÅŸta olmak üzere bir kısım Yahudi lider, Hz.Muhammed’in@ liderliÄŸine / peygamberliÄŸine hicretin başından itibaren karşı tavır almışlardı.([1])  Onlar peygamberimizin liderliÄŸini / peygamberliÄŸini kabul etmeyip ona karşı durdular, ihanet ettiler. Bu nedenle mensup oldukları Kaynuka oÄŸulları ve Nadir oÄŸulları kabilelerinin Medine’den sürülüp çıkarılmalarına sebep oldular. Yurtları ve malları da müminlere kaldı. Onlar bu durumu bir türlü hazmedemediler. Hasetlerinden çatlıyorlardı. Oysa onların da çok iyi bildikleri gibi Cenab-ı Hak, Hz. İbrahim@ soyuna çok büyük bir hükümranlık verdiÄŸini / vereceÄŸini de müjdelemiÅŸti. O’nun vaadi Hz. İsmail@ soyundan gelen Hz.Muhammed@ için gerçekleÅŸmiÅŸti. Fakat onlardan bir kısmı buna inandı, önemli bir kısmı da kıskançlıklarından dolayı onun hükümranlığını kabul etmediler.

Cenab-ı Hak, Hz.Muhammed’i@ ve iktidarını tanımayanların yakında cehennem ateÅŸiyle cezalandırılacağını bildirir. Derileri yandıkça yeni deriler giydirileceÄŸinin ve onlara azap üzerine azap verileceÄŸini söyledi. Cenab-ı Hak, onlara Ahirette yaÅŸatacağı azabın benzerini bu dünya da yaÅŸattı. Åžöyle ki onların Hz.Muhammed’e@ karşı giriÅŸtikleri her oyun baÅŸlarına geçti. Onların kurdukları her hile ve desise kendilerini yaktı. Onlar kaybettikçe yeni yeni oyunlar kurdular, fakat oyunları kendilerine zarar verdi, kendilerini yakıp kavurdu. Onlar içlerini yakıp kavuran haset, kin ve nefretle sürgünde de boÅŸ durmamaktaydılar. Yeni bir oyunun peÅŸindeydiler. Bütün müÅŸrikleri toplayıp Medine İslam Cumhuriyetinin üzerine çullanmayı planladılar. Bunun için Mekke MüÅŸrik liderlerle müttefiklik anlaÅŸması yaptılar. Fakat onların bu oyunlarının da boÅŸa çıkarılacağı ve çok yakın bir zamanda yaptıklarının kendilerine yürek acısı olacağı Cenab-ı Hak tarafından bildirildi. Oysa iman edip ıslah edici eylemlerde bulunan Yahudiler ise ahirette cennetle ödüllendirileceÄŸi gibi bu dünya da Medine’de kalıp huzurlu bir hayat yaÅŸayacaklardı. Cenab-ı Allah bu hususları aÅŸağıdaki ayetlerde ÅŸöyle bildirdi;

 

54-57-Yoksa onlar Allah’ın lütfundan sizlere bahÅŸettiÄŸi ÅŸeylerden dolayı haset mi ediyorlar? Oysa Biz, İbrahim soyuna kitap ve hikmet verdik. Ayrıca onlara büyük bir hükümranlık verdik. / vereceÄŸiz. Fakat onlardan (Yahudilerden) bir kısmı ona (Muhammed’e) iman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. İşte onlar (inkâr edenler) için çılgın alevli ateÅŸ olarak cehennem yeter. Åžüphe yok ki ayetlerimizi / yasalarımızı tanımayanları yakında ateÅŸe atacağız. Derileri kavruldukça, azabı iyice tatsınlar diye, derilerini yenileri ile deÄŸiÅŸtireceÄŸiz. Muhakkak ki Allah, mutlak galiptir, en iyi yasa koyandır. Fakat iman edip ıslah edici eylemler yapanları ise içinde ebedi kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eÅŸler verecek ve onları serin gölgeliklerde ağırlayacağız. (Nisa Suresi 54-57)

 

20.5. Müttefiklik AnlaÅŸmasının Medine’deki Yankıları

Huyey bin Ahtab baÅŸkanlığındaki Yahudi heyetinin Mekke Yönetimi ile yaptığı anlaÅŸmayla Medine’yi haritadan silecek topyekûn bir savaÅŸ haberi Medine’ye ulaşır ulaÅŸmaz Medineli taraflar arasında büyük bir korku, telaÅŸ ve panik havası esti. Medine çalkalanmaya baÅŸladı. Münafıklar Abdullah bin Übey önderliÄŸinde Hz.Muhammed’in Kaynuka ve Nadir oÄŸulları Yahudilerini Medine’den çıkarmakla yanlış yaptığını, Medine’yi büyük bir felaketin eÅŸiÄŸine getirdiÄŸini dillendirdiler. Medine halkına gelmekte olan bu felaketten kurtulmak için tek çözüm yolunun çok ivedi olarak Mekke Yönetimine teslim olmak olduÄŸunu söylediler. Kurayza oÄŸulları Yahudileri ise bekle-gör politikasını takip etmeyi tercih ediyorlardı. Müminler ise bu iÅŸten sıyrılmanın yolunun Hz.Muhammed’in@ yanında saf tutmak ve onun çizeceÄŸi politikanın izlenmesinden geçtiÄŸini savunuyorlardı. Fakat münafıklar iÅŸin bu aÅŸamaya geleceÄŸini daha önce kendilerinin öngördüklerini fakat Hz.Muhammed’in@ kendilerini dinlemediÄŸini belirterek bundan sonra onun politikalarının izlenemeyeceÄŸini yüksek sesle telaffuz ettiler. Münafık ve mümin ileri gelenler arasındaki bu ihtilaflar kavgalara, çekiÅŸmelere kadar vardı. Suçlamalar ve dedikodular alıp başını gitti. Medine Yönetiminde Kontrol kaybedilmeye baÅŸladı. Akl-ı selim ile düÅŸünme kayboldu. Münafıklar düÅŸmanın hakimiyetine «evet» diyecek ve onlara sığınacak kadar ileri gittiler. Panik içerisinde her kafadan bir ses çıkmaya baÅŸladı.

Peygamberimizin duruma vaziyet etmesi ve kontrolü ele alması gerekiyordu. Her kafadan ses çıkmasını engellemeli, korku ve paniÄŸi önlemeli, halka ve ileri gelenlere cesaret vermeliydi. Cenab-ı Hak, elçisinin ihtiyaç duyduÄŸu söylemi kendisine inzal etti. O da kendisine vahyedilen aÅŸağıdaki ayetleri onlara okuyarak verdiÄŸi söylev ile duruma vaziyet etti ve kontrolü saÄŸladı.

Cenab-ı Hak, bu ayetlerde elçisine emanetleri ehline vermeleri gerektiÄŸini bildirerek kendilerini bekleyen tehlikeden ancak bu iÅŸleri iyi bilen ehil kimseler eliyle kurtulacaklarını bildirir. Bununla onlara içinizde en ehil olanın Hz.Muhammed’den@ baÅŸka kimsenin olmadığı ve bugüne kadar nice zor durumlardan onları çıkardığı gibi bu zor durumdan da çıkaracak olanın yine O / Elçi olduÄŸu ifade edildi. Aynı zamanda Medine halkına Allah’a, elçisine ve mümin komutanlara itaat edilmesi gerektiÄŸini bildirdi. İhtilafa düÅŸtükleri her durumda ihtilaf konusu olan hususu çözmesi için Allah’ın ilkeleri ve rehberliÄŸi ile hareket eden elçisine konuyu havale etmeleri gerektiÄŸini bildirdi. EÄŸer Allah’a ve Ahiret gününe inanıyorlarsa bu ÅŸekilde davranmalarının ÅŸart olduÄŸunu vurguladı. Bu ÅŸekilde izlenecek yolun sorunların çözümünde en uygun yol olduÄŸunu ifade etti. Münafıkların ise hem Allah’ın yasalarına uyduÄŸunu iddia ettiklerini hem de baÅŸkaldıran Yahudilerin ve inkarcıların hakimiyeti altına girmeye çağırarak ÅŸeytanın oyununa alet olduklarını belirtti.

 

58- 60- Allah size, emanetleri / iÅŸleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiÄŸiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah bununla size ne güzel öÄŸüt veriyor. Åžüphesiz ki Allah, her ÅŸeyi iÅŸiten ve her ÅŸeyi görendir. Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizin gibi hak ve adaletten yana olan yöneticilerinize itaat edin. EÄŸer herhangi bir ÅŸeyde anlaÅŸmazlığa düÅŸerseniz onu Allah’a ve Peygamberine arz edin; EÄŸer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Böyle yapmanız, daha hayırlı ve en uygun çözümü bulmak bakımından daha güzeldir. Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını zanneden ÅŸu kiÅŸilere bir baksana! Birbirlerini taÄŸutun hakimiyetine çağırıyorlar, oysa onu inkâr etmekle emrolunmuÅŸlardı. Åžeytan da onları derin ve dönüÅŸü olmayan bir sapıklığa düÅŸürmek istiyor. (Nisa Suresi 58-60)

 

20.6. Münafıkların Allah ve Elçisinin ÇizdiÄŸi Siyasete Davet Edilmesi

Hz.Muhammed’in@ yaptığı bu söylevden sonra Medinelileri paniÄŸe sevk eden münafıklara Allah ve Elçisinin izleyeceÄŸi stratejiye uymaları çaÄŸrısı yapıldı. Onlar ise bu çaÄŸrıyı reddettiler ve gelinen durumun zaten Hz.Muhammed’in@ siyasetini izlemekten kaynaklandığını iddia ettiler.

Artık iÅŸledikleri suçlar da hatırlatılarak onlara sert bir söylemle cevap verilmesi gerekiyordu. Peygamberimiz onlara bugüne kadar gelen musibetlerin sebebinin münafıkların kendilerinin yaptıkları tezgahlardan kaynaklandığını, baÅŸarıların ise Cenab-ı Hakk’ın rehberliÄŸi ile kendi izlediÄŸi siyaset sayesinde kazanıldığını söyledi.  Peygamberimiz söyleminde aÅŸağıdaki hususlara deÄŸindi;

 “Gerek Uhud savaşını terk etmeleri gerekse Nadir oÄŸullarının isyan etmesinde onların ihanete varan iliÅŸkileri ve çabaları cezasız kalmaması gereken suçlardı. Ancak onlar giriÅŸimlerinde baÅŸarılı olamayınca hemen gelip “niyetlerinin iyilik ve uzlaÅŸtırmak” olduÄŸunu söyleyerek suçlarından temize çıkmaya çalıştılar. Hele en son Nadir oÄŸullarını İslam Cumhuriyetine karşı isyan etmeleri için yaptıkları kışkırtmalar, affedilemez bir suçtu. Buna raÄŸmen onlar gelip af bile dilemediler. Hemen savunmaya geçip yaptıkları iÅŸbirliÄŸinin iyi niyetli ve arabulucu olmanın dışında bir giriÅŸim olmadığını belirttiler. Fakat kalplerinde sakladıkları ÅŸey iktidarı devirmek ve İslam Cumhuriyetini yok etmekti. Cenab-ı Hak, onların bütün entrikalarını bana bildirdi ve oyunlarını baÅŸlarına geçirdi. Onlar iÅŸledikleri bu suçların affedilmesi için gelip af dileseydiler Cenab-ı Hak onları affedecekti. Fakat onlar kibir ve gururlarından dolayı Allah’a boyun eÄŸmek yerine kendilerini temize çıkarmaya çalıştılar. Onların bütün bu aÅŸağılık hareketlerine raÄŸmen Cenab-ı Hak onlara ceza vermeyi emretmedi. Tam tersine onlara kalplerine etki edecek güzel sözlerle öÄŸüt verilmesini istedi. Ama artık yeter!  Durum çok ciddi! DüÅŸman topyekûn Medine’nin üzerine gelecek! Bundan sonra çekiÅŸtikleri ihtilaflı konularda beni hakem yapıp verdiÄŸim kararı tam bir teslimiyetle gönülden / itirazsız kabul etmedikleri takdirde iman etmiÅŸ sayılmayacaklardır.”

VerdiÄŸi söylevde Peygamberimiz, münafıkların neden cezalandırılmadıkları hususunu da ÅŸöyle özetledi;

“EÄŸer bu münafıklara iÅŸledikleri suçların cezası olarak “ölüm ya da sürgün” cezası verilmiÅŸ olsaydı ne kendileri ne de kabilelerinden çoÄŸu kiÅŸi bu cezaya razı olmayacaklardı. EÄŸer cezanın uygulanmasında ısrar edilseydi o takdirde de birlik ve beraberlik bozulacak ve inkârcıların beklentileri gerçekleÅŸmiÅŸ olacaktı.  Fakat verilecek cezayı müminim diyenler uygulasalardı bugün daha saÄŸlam ve daha güçlü durumda olunacaktı. Neyse geçen geçti! Ama bundan sonra her kim Allah’a ve Peygambere itaat edecek olursa iÅŸte onlar peygamberlerin, sıddıkların, ÅŸehitlerin ve salihlerin arkadaÅŸlarıdır. ArkadaÅŸlığı en güzel olan bu kimselerle birlikte olanlar Allah’ın sonsuz lütuf ve ikramlarına mazhar olacaklardır.”

Peygamberimizin konuÅŸmasındaki bu sert söylem mescitte bulunanlar üzerinde etkili olmuÅŸtu. Her ne kadar münafıklar yine de söylenenleri kulak ardı edecek ve iÅŸi yavaÅŸtan alacak olsalar da en azından suçluluk duygusu ile peygamberimize karşı çıkmadılar. Peygamberimiz hizipler ordusuna katılımları engelleyecek stratejisini ÅŸöyle ortaya koydu. Onun stratejisine göre öncelikle daha önce Medine İslam Cumhuriyeti ile müttefiklik ya da saldırmazlık anlaÅŸması yapan kabilelerle bu anlaÅŸmalar yenilenecek, daha sonra müÅŸrik hizipler ordusuna katılması muhtemel kabileler üzerine askeri birlik gönderip etkisiz hale getirilecek ya da İslam Cumhuriyetinin müttefiki haline getirilmeye çalışılacak ÅŸekilde proaktif bir siyaset uygulanacaktı. Böylece Mekke liderliÄŸinde oluÅŸturulmaya çalışılan hizipler ordusuna katılımlar engellenmeye çalışılacaktı.

Cenab-ı Hakk’ın rehberliÄŸi ile elçisinin yaptığı konuÅŸmaya taban teÅŸkil eden ayetler aÅŸağıdaki gibidir;

​

61-70- Onlara: “Allah’ın indirdiÄŸine ve Elçi’ye gelin!” denildiÄŸi zaman, o münafıkların senden büsbütün uzaklaÅŸtıklarını görürsün. Kendi elleriyle yaptıkları (kötülükler / tezgahlar) yüzünden baÅŸlarına bir musibet geldiÄŸi zaman vakit kaybetmeksizin “Biz, sadece iyilik etmek ve uzlaÅŸtırmak istemiÅŸtik” diye yemin ederek sana nasıl da gelirler. Halbuki Allah onların kalplerindekini bilir. Artık sen, onları kendi hallerine bırak, onlara öÄŸüt ver ve onların kalplerini derinden etkileyecek güzel söz söyle! Biz, her elçiyi ancak, Allah’ın izniyle / bilgisi ile kendisine itaat olunsun diye gönderdik. Åžayet onlar (inkarcılarla yaptıkları iÅŸ birliÄŸi nedeniyle) kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip Allah’tan bağışlanmalarını isteselerdi ve Peygamber de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri çokça kabul eden, çok merhamet eden olarak bulacaklardı. Ama artık, hayır! Rabbine andolsun ki, (bundan sonra) aralarındaki çekiÅŸmeli iÅŸlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiÄŸin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle itaat etmedikçe iman etmiÅŸ sayılmayacaklardır. EÄŸer Biz, onlar (münafıklar) için “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızı terk edin” diye hüküm vermiÅŸ olsaydık, (gerek kabilelerinden gerekse kendilerinden) çok az kiÅŸi dışında çoÄŸu bu emri yerine getirmeyecekti. Oysa kendilerine verilen öÄŸüdün gereÄŸini yerine getirselerdi elbette kendileri için daha hayırlı olacak ve durumlarını daha da saÄŸlamlaÅŸtırmış olacaklardı. Biz de o vakit onlara nezdimizden çok büyük bir ödül verirdik. Ve onları mutlaka doÄŸru yola yöneltirdik. Her kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse iÅŸte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiÄŸi peygamberler, doÄŸru kimseler, ÅŸehitler ve salihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaÅŸtırlar! Bu, Allah’ın bir lütuf ve ikramıdır. Her ÅŸeyi en iyi bilen olarak Allah yeter! (Nisa Suresi 61-70)

​

​

20.7. Münafıkların İşi Ağırdan Alarak Akınlara / Seriyyelere Katılımı Engellemeye Çalışmaları

Uhud savaşından sonra Nadir oÄŸullarının Medine’den kovulmasına kadar geçen sürede çevre Arap kabileleri üzerine iki baÅŸarılı akın yapılmıştı. Fakat bu baÅŸarılı akınları müteakiben gönderilen iki seriyyede ise çok büyük kayıplar yaÅŸanmıştı. İlk iki akında elde edilen baÅŸarı ve ganimetler nedeniyle müminler sevinmiÅŸ, münafıklar ise ganimetten ve zaferden pay alamadıkları için hayıflanmıştı. Son iki akında (Reci ve Bi’ri maune faciaları) ise müminler musibetle / katliamla karşılaşınca müminler çok üzülmüÅŸ münafıklarsa bu akınlara katılmadıklarına ve katliamdan kurtulduklarına çok sevinmiÅŸlerdi. 

Nadirlilerin Medine’den çıkarılmasını / lanetlenmesini müteakiben Yahudilerin müÅŸrik kabilelerden oluÅŸacak bir hizipler ordusu teÅŸkil etmek üzere Mekke yönetimi ile müttefiklik anlaÅŸması yapması üzerine Cenab-ı Hak müminlere çevre kabileler üzerine tekrar askeri birlikler gönderilmesini emretti. Fakat münafıklar bu stratejiye karşı oldukları için askeri birliklere katılma hususunda iÅŸi yine ağırdan almaya devam ettiler. Onlar bu akınları sırf baÅŸarı ve ganimet eksenli düÅŸünmekteydiler. Hâlbuki bu akınların amacı ganimet elde etmek deÄŸil, üzerlerine gönderilecek inkârcı hizipler ordusunun bertaraf edilmesi ve ÅŸirk / zulüm iktidarı olan Mekke müÅŸrik iktidarının düÅŸürülerek her yere Allah’ın merhametinin egemen olmasıydı. Cenab-ı Hak bu akınların / savaÅŸların amacını onlara ÅŸöyle ifade etti;

 “Mekke’deki zayıf ve çaresiz mümin erkek, kadın ve çocuklar zulüm sisteminden kurtulmak için feryat edip durmakta ve yardım beklemektedirler. Çevre müÅŸrik Arap kabilelere ve ÅŸirkin merkezine yapılacak akın ve topyekûn savaÅŸlar bu mazlumları kurtarmak içindir.  Allah yolunda bu mazlumlar için neden savaÅŸmıyorsunuz? Mümin iseniz bu uÄŸurda savaÅŸmalısınız. Bakın! Mekke müÅŸrikleri Sellam bin MiÅŸkem gibi taÄŸutlar / zalim isyancıların teklif ettikleri ittifakı kabul edip onun yolunda savaÅŸacaklar. Huyey bin Ahtab gibi bir ÅŸeytanın çizdiÄŸi stratejiye uyan / uyacak olan bütün müÅŸrik Arap kabileleri ile siz de savaşın. Onun toplayacağı hizipler ordusu ile müminlere kuracağı tuzaklara karşı mücadele edin. Ve bilin ki onların kuracakları tezgahlar, hileler ve tuzaklar zayıftır. EÄŸer peygamberin belirlediÄŸi stratejiyi takip edecek olursanız onların tuzaklarını baÅŸlarına geçirmeniz muhakkaktır.”

 

71-76-Ey iman edenler! Silahlarınızı alın ve küçük birlikler halinde veya topyekûn orduyla sefere / savaÅŸa gidin. Aranızda muhakkak iÅŸi ağırdan alanlar var. Onlar size bir musibet gelecek olursa: “Allah bana acıdı da onlarla beraber savaÅŸa katılmadım / yırttım” der. EÄŸer size Allah’tan bir zafer ve ganimet ihsan edilecek olursa, sanki sizinle kendisi arasında beraberlik / birliktelik bağı (sözleÅŸmesi) yokmuÅŸ gibi: “Ah ne olurdu, onlarla beraber olsaydım da çok büyük bir kazanç ve zafer elde etseydim!” der. Dünya hayatı karşılığında ahiret hayatını satın alan kimseler, Allah yolunda savaÅŸsınlar. Her kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, muhakkak ki Biz, ona çok büyük bir ödül vereceÄŸiz. Size ne oluyor da Allah yolunda; “Ey Rabbimiz! Bizleri bu halkı zalim olan memleketten kurtar, katından bize sahip çıkacak bir veli / yönetici / lider gönder ve katından bize bir yardımcı gönder” diye feryat eden çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uÄŸrunda savaÅŸmıyorsunuz? İman edenler, Allah yolunda savaşır. İnkârcılar ise taÄŸutun (Sellam bin MiÅŸkem’in) yolunda savaşırlar. O halde siz de ÅŸeytanın (Huyey bin Ahtab’ın) dostlarıyla / / müttefikleriyle / yandaÅŸlarıyla savaşın. Muhakkak ki ÅŸeytanın (Huyey bin Ahtab’ın) tuzağı çok zayıftır. (Nisa Suresi 71-76)

 

20.8. Münafıkların Akınları engellemek İçin Korku Verme Söylemlerine Cevaplar 

Yukarıda belirtildiÄŸi gibi Huyey bin Ahtab baÅŸkanlığındaki Yahudi heyetinin Mekke yönetimi ile müttefiklik anlaÅŸması yaparak Medine İslam Cumhuriyeti üzerine yürüyecek büyük bir ordu toplanması kararı alındıktan sonra Hz.Muhammed@ çevre Arap kabileler üzerine yeni akınlar yapmayı planlamıştı. Peygamberimizin proaktif siyasetinin amacı müÅŸrik kabilelerden teÅŸkil edilmesi planlanan bu ordunun toplanmasını engellemekti. İzlenecek siyaset sonucunda en azından bazı kabilelerin katılımına mâni olunabilirse düÅŸman ordusu karşı konulamayacak büyüklüÄŸe ulaÅŸamayacaktı. Fakat peygamberimizin bu stratejisinin önündeki en büyük engel, münafıkların söylemleri ile diÄŸer ileri gelenler üzerinde yaratmaya çalıştıkları tereddüt ve korkulardı. Onlar, Medine çevresindeki Arap kabileler üzerine yapılması planlanan akınlara iliÅŸkin olarak ÅŸu minvale tezviratlarda bulunuyorlardı;

“Mekke ve çevremizdeki Arap kabileleri bize topyekûn saldırmaya hazırlanıyorlar. Biz ise çevre Arap kabileleri üzerine akınlar / harekât yapıyoruz. Bu akınları / harekatları bir süreliÄŸine son verip Medine’nin savunmasına yönelik hazırlıklar yapsak daha iyi olacak.”

 “Åžimdi akın / harekât yapmanın zamanı deÄŸil. Her an bir tuzaÄŸa düÅŸebiliriz ve gücümüzü kaybederiz. Bu nedenle akınlara biraz ara vermek yerinde olacak.”

“Sürekli akın / harekat yapıyoruz. Bu ÅŸekilde nereye kadar sürecek? Hiç durmaksızın akına / harekata çıkılıyor, biraz ara verilse”……vb.

Onlar buna benzer tezviratlarla mümin Medinelileri de akınlar / harekâtlar konusunda isteksizliÄŸe sevk etmek istiyorlardı. Fakat bu tezviratlardan etkilenmeyen müminler onlara ÅŸiddetle karşı çıkıyorlar ve aralarında çatışmaya varan tartışmalar yaÅŸanıyordu. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, “aranızdaki çekiÅŸme ve çatışmaya varan tartışmalara artık son verin! Allah’ın emrine uyun da elçisine (İslami İktidara) destek olun. / salatı ikame edin. / Medine halkının (kamunun) bu güvenlik sorununu çözmek için sorumluluk üstlenin.  Ä°slami idareye vergilerinizi / zekâtı vererek bu mücadeleye finansal destek verin” emrini vermiÅŸti. Yukarıdaki bölümlerde de deÄŸinildiÄŸi üzere peygamberimiz bu çekiÅŸmelere vaziyet etmiÅŸ ve durumu kontrol altına almıştı. Cenab-ı Hak maraza çıkaran münafıkların Medineliler arasında çalkantılara neden olan bu tezviratlarını gündeme getirerek, onları kınayan aÅŸağıdaki ayetlerini inzal eder. Onların Allah’tan korkmak yerine düÅŸmandan korkmalarını ayıplar. Onların huzur, barış, adalet ve selamete karşı göstermedikleri haÅŸyeti / saygı ve hassasiyeti, zulme, alçaklığa, ÅŸirke ve haksızlığa karşı gösterdiklerini belirterek onları eleÅŸtirir. Onların kısa vadeli menfaatler peÅŸinde olduklarını, çok sığ görüÅŸlü olduklarını ve günü birlik planlar yaptıklarını “dünya hayatını tercihleri” metaforu ile anlatır. Hâlbuki peygamberimizin uyguladığı stratejinin uzun vadeli olarak düÅŸünülmüÅŸ, geleceÄŸi öngörerek yapılmış planlar olduÄŸunu “ahiret hayatı” metaforu ile anlatır. GeniÅŸ ufuklardan geleceÄŸe bakan bu stratejinin daha hayırlı olduÄŸunu belirttikten sonra kimseye kıl kadar haksızlık yapılmayacağını vurgular.

​

77- Kendilerine, “(birbirinizle çekiÅŸmekten) elinizi çekin, salatı ikame edin (İslami iktidara destek verin), / Namazı müteakip Medine halkının (kamunun) bu güvenlik sorununu çözmek için sorumluluk üstlenin, zekâtı / vergiyi verin (bu mücadeleye finansal destek verin)” denilenlere bir bakar mısın? (Allah yolunda) savaÅŸ yapmaları emredildiÄŸinde, onlardan bir grup, Allah’a duydukları haÅŸyet / korku gibi hatta daha da ÅŸiddetli olarak insanlardan (düÅŸmanlardan) haÅŸyet /korku duymaya baÅŸladılar da dediler ki; “Rabbimiz, ne diye ÅŸimdi bize savaÅŸmamızı emrettin, bize verdiÄŸin bu emri bir süre erteleyemez miydin?” Onlara de ki: “Dünya hayatının zevki çok azdır. Ahiret ise Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır ve siz “bir hurma çekirdeÄŸinin zarı kadar” bile haksızlığa uÄŸratılmayacaksınız. (Nisa Suresi 77)

​

Cenab-ı Hak, korkunun ecele faydası olmadığını ve en saÄŸlam kalelerde olsalar da ölümün eceli gelen herkese mutlaka ulaÅŸacağını belirterek, ÅŸayet akınlara devam edilmez ise ne kadar saÄŸlam bir pozisyonda olunursa olunsun, sonunda toplumsal ölümle karşı karşıya kalınacağına iÅŸaret etti. Esas felaketin akınlara / harekâtlara son verilir ya da ertelenirse yaÅŸanacağını vurguladı.

Münafıklar, Reci ve Bi’rimaune gibi baÅŸarısız akınları / harekâtları örnek göstererek bundan sonra yapılacak akınların / harekâtların hatalı bir politika olacağını belirtmiÅŸlerdi. BaÅŸarısız harekâtlardaki kayıplar nedeniyle Hz.Muhammed’in suçlu olduÄŸunu iddia etmiÅŸlerdi. Fakat diÄŸer taraftan onlar baÅŸarılı ve ganimetlerle dönülen akınlardaki / harekâtlardaki baÅŸarının ise Allah’tan geldiÄŸini belirtmiÅŸlerdi.

Cenab-ı Hak ise akınlardaki / harekâtlardaki baÅŸarının da baÅŸarısızlığın da Kendisinin koyduÄŸu kurallar çerçevesinde gerçekleÅŸtiÄŸini vurguladı. Bu çerçevede bazı akınlardaki / harekâtlardaki baÅŸarısızlıklarda Hz.Muhammed dâhil herkesin kusuru, tedbirsizliÄŸi ve hatası olduÄŸunu bildirdi. Bu nedenle, akın / harekât yapma politikasında herhangi bir yanlışlık olmadığı, yanlışlığın bu politikayı uygulamadaki hata ve kusurlardan kaynaklandığını belirtti. Böylece bazı akınlarda / harekâtlarda karşılaşılan musibetler bahane edilerek akın / harekât yapma politikasından vazgeçilmemesi gerektiÄŸini bildirdi. Ayrıca peygamberimizin ilahi mesajları aktaran bir elçi olmanın ötesinde bir kudreti olmadığını, kendisinin de uygulamada hatalarının olabileceÄŸini fakat bu durumun ilahi rehberliÄŸin belirlediÄŸi akın / harekât politikasının yanlış olduÄŸu anlamına asla gelmeyeceÄŸini belirtti.

Onların olan biteni iÅŸlerine geldiÄŸi gibi yorumlamasına yukarıdaki gibi cevap verdikten sonra Cenab-ı Hak, peygamberimizin çizdiÄŸi stratejiye uymanın Kendisine itaat olacağını, yan çizenler için yapacak bir ÅŸey olmadığını belirtti.

 

78-80-Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Hatta saÄŸlam kalelerde olsanız bile! Onlara bir iyilik isabet ederse: “Bu Allah'tandır.” derler, baÅŸlarına bir musibet gelirse: “Bunun suçlusu sensin.” derler. De ki: “Hepsi Allah’tandır.” Bu topluluÄŸa ne oluyor ki artık hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar? Sana (size) iyilikten her ne isabet ederse Allah’tandır. Sana (size) kötülükten her ne isabet ederse de o da kendin(iz)dendir. / tedbirsizliÄŸin(iz)dendir. / hataların(ız)dandır. / kusurların(ız)dandır.  Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik. Olan biten olaylara ÅŸahit olarak Allah yeter. Kim Elçi’ye itaat ederse Allah’a itaat etmiÅŸ olur. Kim de yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara koruyucu / bekçi olarak göndermedik. (Nisa Suresi 78-80)

​

MüÅŸrik müttefik ordularına karşı izlenecek strateji üzerine yeterli tartışmaları yapılmıştır. Artık bundan sonra peygamberimizin peÅŸinden gidecek olan müminlerle yola devam edileceÄŸi Mescittekilere deklare edilmiÅŸtir.

​

20.9. Korku ve Panik Havası İle Münafıkların Yaptıkları Yanlışlar

Bütün müÅŸrik güçler toplanırken Medine’deki herkes korku yaşıyordu. Fakat Hz.Muhammed@, Cenab-ı Hakk’ın vaadine güvenerek kararlı bir duruÅŸ sergiliyor, planlanan akınları yapmakta hiçbir tereddüt göstermiyordu. Herkesin panik içerisine girdiÄŸi bir vasatta Onun çaÄŸrısında hiçbir çeliÅŸki ve tutarsızlık yoktu. O, bu hengâmede hiçbir korkulu davranış sergilemedi, paniklemedi ve yalpalamadı. Åžayet çevre kabilelere sefer / akın yapın emri / çaÄŸrısı Allah’tan baÅŸkasından gelmiÅŸ olsaydı ya da bu emir / çaÄŸrı haÅŸa kendi uydurması olsaydı O da beÅŸeri bir güdü ile herkesin yaÅŸadığı korkudan biraz olsun etkilenir ve yalpalama, korku, çeliÅŸki ve tereddüt yaÅŸardı. Ayrıca böyle bir ortamda o stratejisinde tavizler de verebilirdi. Ama o stratejisinden asla ne taviz verdi ne de söyleminde herhangi bir deÄŸiÅŸiklik yaptı. Onun çaÄŸrısında herhangi bir çeliÅŸki ve tutarsızlık yer almadı. Bu da O’nun çaÄŸrısının kendi uydurduÄŸu deÄŸil vahiy kaynaklı olduÄŸunun en güzel deliliydi. Peygamberimizin yaptığı konuÅŸmadan sonra Cenab-ı Hakk’ın emrettiÄŸi ve Hz.Muhammed’in@ de bu emir çerçevesinde planladığı akınların / harekâtların devam edilmesine karar verildi.

Fakat alınan karara “baÅŸ üstüne” demelerine raÄŸmen bazı ileri gelenler / münafıklar, toplantıdan çıktıktan hemen sonra geceleyin baÅŸka bir yerde toplanıp mescitte alınan kararları boÅŸa çıkaracak eylem planlarının kararlarını alma giriÅŸiminde bulundular.

Cenab-ı Hak, münafıkların kendilerini gizlediklerini ve yaptıkları hareketlerden elçisinin haberinin olmadığını sanmalarının boÅŸ olduÄŸunu bildirdi. O aynı zamanda elçisinin onlara karşı gereken tedbirleri almasını ve sonrasında Allah’a güvenmesini bildirdi. Bunun üzerine Hz.Muhammed@ onların bu ayrılıkçı hareketlerini bazı müminlere izlettirdi ve onların her adımını takip ettirdi. Ayrıca onların kurdukları tuzak ve oyunları ile gizli görüÅŸmelerini Cenab-ı Hak bir ÅŸekilde elçisine ulaÅŸtırıyordu. Böylece onların yaptıkları her hareketten Hz.Muhammed’in@ haberi vardı.

Alınan kararlardan ve kararlara uyacaklarını beyan ettikten sonra onların bu nifak hareketleri ne kadar yanlış, dürüstlükten ne kadar uzaktı. Cenab-ı Hak onları emredilen akın politikasına yapılan çaÄŸrı / okuma / davet / Kur’an üzerine düÅŸünmeye davet etti. Bu çaÄŸrının / okumanın / davetin / Kur’an’ın Kendisinden geldiÄŸini bu nedenle elçisine güvenmelerini / iman etmelerini bildirdi. O bir karar veriyorsa ve kararlı bir duruÅŸ sergiliyorsa bunun mutlaka sonunda baÅŸarıya ulaÅŸacağına güvenmelerini zira bu hareketin arkasında Kendisinin olduÄŸunu bilmelerini istedi.

Dahası onların bu politika hakkında makul olmayan hiçbir ÅŸey olmadığını görmeleri bu politikayı desteklemek için yetmiyor muydu?  Åžayet bu politika Allah’tan gelmeseydi mutlaka bir olumsuzluk / yanlışlık bulacaklardı. Ama emredilen politikada bir yanlışlık / tutarsızlık / çeliÅŸki yoktu. Çizilen strateji doÄŸru idi.

​

81-82-Onlar sana, “BaÅŸ üstüne! Emrin yerine getirilecek!” dediler. Fakat senin yanından ayrılınca, onlardan bir grup, geceleyin, senin emrettiÄŸinin tersini kurdular. Ama Allah, onların gizlice kurduklarını yazıyor. Sen onlardan yüz çevir / gereken tedbirlerini al ve iÅŸin sonucunu Allah’a havale et, O’na güven. Vekil olarak Allah yeter. Onlar hâlâ, Kur’an / ÇaÄŸrı / Verilen emir üzerine gereÄŸi gibi düÅŸünmezler mi? EÄŸer ki o emir / çaÄŸrı, Allah’tan baÅŸkası tarafından olsaydı, muhakkak ki onda birçok karışıklıklar / çeliÅŸkiler/ ihtilaflar / ahenksizlikler bulacaklardı. (Nisa Suresi 81-82)

​

20.10. GüvenliÄŸe İliÅŸkin Aldıkları Haberler Konusunda Müminlerin Uyarılmaları

Huyey bin Ahtab’ın Mekke müÅŸrikleri ile müttefiklik anlaÅŸması yapması ve onun bu anlaÅŸma çerçevesinde diÄŸer bütün Arap kabilelerini toplayıp Medine İslam Cumhuriyetini yıkmak için çok büyük bir müttefikler ordusu oluÅŸturduÄŸu haberleri Medine’ye ulaÅŸtığı zaman münafıklar bu haberi hemen halk arasında yaymışlardı. Bu haber halkta büyük korku ve panik yaratmıştı. Yukarıdaki bölümlerde iÅŸlendiÄŸi üzere münafıklar bu durumu Hz.Muhammed@ aleyhine kullanmaya çalışmışlardı. Onların tezviratı İslam Cumhuriyeti Meclisindeki / Mescid-i Nebevideki toplantıda müminler arasında çok ÅŸiddetli tartışmalara yol açmıştı. Peygamberimiz duruma çok zor hâkim olmuÅŸtu. Bütün bunlara sebep olan Mekke’deki ittifak anlaÅŸması haberinin İdare bildirilmesi yerine halk arasında yayılması ve halkta büyük tedirginlik yaratılmış olmasıydı. Bu nedenle Cenab-ı Hak bundan böyle müminlere aldıkları bir istihbarat konusunda nasıl davranacaklarına iliÅŸkin stratejik bir uyarıda bulundu;

“Medine İslam Cumhuriyetinin ve Medine halkının güvenliÄŸi ile ilgili bir haber almanız halinde bunu hemen halka yayarak halk içerisinde panik ve korku yaratmayın. Alınan haberin sizde yaratacağı korku ile hareket ederek İslami İdarenin aldığı kararları / izlediÄŸi politikayı boÅŸa çıkarıcı paralel toplantı yapmayın ve alternatif kararlar almayın. Söz konusu haberleri öncelikle Hz.Muhammed@ ve onun önderliÄŸindeki yetkili otoritelerle paylaşın ve onlarla yapılan deÄŸerlendirmelerden sonra nasıl hareket edileceÄŸine karar verilmesini saÄŸlayın. Bu güvenliÄŸiniz açısından daha doÄŸru olacaktır.”

Cenab-ı Hak uyarısının dikkate alınmaması halinde toplumdaki kol gezen ÅŸeytanların insanları ayartmalarına neden olunacağı ve idarenin durumu yönetemez hale gelip doÄŸru karar alınmasının daha da zorlaÅŸabileceÄŸine iÅŸaret etti. 

Bu uyarılar özellikle münafıkların sözlerine kanarak onları takip eden mümin önderlere yapıldı. Bilinçli münafıklar zaten Hz.Muhammed’i@ iktidardan indirmek için her ÅŸeyi yapmaktaydılar. Fakat samimi müminlerin onlara uymamaları gerektiÄŸi vurgulandı. Son yaÅŸanan olayda eÄŸer Cenab-ı Hakk’ın rahmeti olmamış olsaydı Mescitteki toplantı yönetilemeyecek ve İslam Cumhuriyeti savaÅŸsız olarak tehlikeye girecekti. Belki de Hz.Muhammed@ tek başına kalacaktı. Åžayet herkes münafıkları takip edecek olurlarsa o takdirde Cenab-ı Hak elçisine bu yolda tek başına da olsa gösterdiÄŸi yolda mücadele etmesini ve onlara asla uymamasını tembihledi. Cenab-ı Hak, inkârcıların bu hücumlarını kırmaya muktedir olduÄŸunu bildirdi.

​

83- 85-Onlar (münafıklar) güvenlik veya tehlike ile ilgili bir haber aldıklarında onu hemen yayarlar. Hâlbuki onu Peygambere veya baÅŸlarındaki kendi yetkililerine (hükumete, savunma ve istihbarat görevini yürüten yetkili otoritelere) götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya yetki ve yeteneÄŸi olan kimseler onu bilir ve saÄŸlıklı deÄŸerlendirme yaparlardı. EÄŸer Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden çok azınız müstesna hepiniz ÅŸeytana uymuÅŸ ve aldatılmıştınız. (Ey Muhammed bu yolda tek başına kalsan da sen) Allah yolunda savaÅŸ! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaÅŸa teÅŸvik et. Allah, o inkârcıların gücünü yakında kıracaktır. Allah, kahredici gücü ile cezalandırması çok çetin olandır. Kim iyi bir iÅŸe yardımcı (ÅŸefaatçi) olursa, bundan kendisine bir pay vardır. (Kim müÅŸriklere karşı mücadelede peygamberi desteklerse (ÅŸefaat ederse) Allah’tan gelecek ödülde payı olacaktır.) Kim de kötü bir iÅŸe destek olursa, ondan kendisine bir pay vardır. (Kimde müÅŸrikleri destekler ve münafıklarla birlikte hareket ederse gelecek azaptan kendisine bir pay olacaktır.)  Allah’ın gücü her ÅŸeye yeter. (Nisa Suresi 83-85)

 

20.11. Münafıklara Karşı Takınılacak Tavır

Münafıklar müÅŸriklerin Yahudilerin giriÅŸimiyle büyük bir ordu kurma hazırlığı içerisinde olduÄŸu haberini ÅŸehirde yaymalarından bekledikleri sonucu alamamışlardı. Onların ÅŸehirde yarattıkları korku ve panik, peygamberimizin kararlı ve sert duruÅŸu ile kontrol altına alınmıştı. Onun söylevi sonucunda önerdiÄŸi politika Medine İslam Cumhuriyeti Meclisinde / Mescitte kabul edilmiÅŸti. Bu politika uyarınca akınlara / harekâtlara devam edilmesine karar verilmesine raÄŸmen münafıklar bu karara karşı harekete geçmiÅŸler ve kendi aralarında gizli gizli toplanarak bu politikayı boÅŸa çıkarmanın yollarını aradılar. Yaptıkları toplantılarda onların bir kısmı doÄŸrudan Hz.Muhammed’le@ savaÅŸmayı savundular, bir kısmı Mekke müÅŸrik yönetimine katılmayı teklif ettiler, bir kısmı da hâlihazırda yaptıkları gibi Mecliste / Mescitte alınan kararların yanında duruyormuÅŸ  ve iman etmiÅŸ gibi davranıp olayların geliÅŸimine göre fırsat kollayarak, en uygun zamanda İslami İktidara darbe vurulmasını savundular. Fakat onlar bu toplantılarında hangi stratejiyi izleyeceklerine karar veremediler. Her grup kendi fikrinde sabit kaldı. Bu nedenle çok az da olsa bazı münafıklar Mekke’ye gittiler ve müÅŸriklere katıldılar. DiÄŸerleri Medine’de kalmaya devam ettiler.

Münafıkların yaptıkları bu toplantılarda tartıştıkları konulardan haberdar olan peygamberimiz tedbir almak için güvendiÄŸi mümin ileri gelenleri Mescitte / Mecliste topladı ve konuyu tartışmaya açtı.

Bedir ve Uhud savaÅŸları öncesi / sonrası ile Kaynuka oÄŸulları ve Nadir oÄŸullarının Medine’den çıkarılması hadiselerinde münafıkların ihanete varan tavır ve davranışlarına herhangi bir ceza verilmemiÅŸti. Onların cezalandırılamamasının sebebi ise kabilelerinin onların arkasında durması olduÄŸu daha önceki ayetlerde belirtilmiÅŸti. Fakat artık onlar kendi aralarında İslam Cumhuriyetine karşı açıktan savaÅŸmayı konuÅŸuyorlardı. Onlara karşı İslami İdarenin nasıl bir tavır takınacağı ve hangi tedbirlerin alınacağının açıklığa kavuÅŸturulması gerekiyordu. Peygamberimizin tartışmaya açtığı bu konuda mümin ileri gelenler iki gruba ayrıldılar. Bir grup açıktan savaÅŸa yeltenmedikçe gizliden yaptıkları ihanet hareketleri için onlara hiçbir ÅŸey yapılmamasını savunurken diÄŸer grup iman ettiklerini söyleseler de onların idare aleyhine gizli gizli yaptıkları faaliyetler nedeniyle onların ölümle cezalandırılmasını savundular. Her grup kendi görüÅŸlerini çeÅŸitli gerekçelerle destekledirler. Birinci grup, eÄŸer iman ettiÄŸini iddia edip açıktan savaÅŸ açmayan kimseler öldürülecek olursa peygamberin müminleri öldürdüÄŸü ÅŸeklinde propagandanın yapılmasının kuvvetle muhtemel olduÄŸunu belirttiler. Böyle bir durumda maktulün mensup olduÄŸu kabilelerin harekete geçebileceÄŸi, toplumsal iç kargaÅŸa ve çatışmanın önünün açılabileceÄŸini ifade ettiler. İkinci grup ise münafıkların ihanetlerine bundan sonra da devam edeceklerinin açık olduÄŸunu belirttikten sonra yaklaÅŸmakta olan büyük savaÅŸta onların İslam Cumhuriyetine yıkıcı darbeler vuracaklarını söylediler. Bu nedenle onların ÅŸimdiden etkisiz hale getirilmesi gerektiÄŸini ifade ettiler. Münafıklara karşı nasıl tavır alınması gerektiÄŸi konusunda yapılan bu tartışmalar mümin ileri gelenleri arasında öylesine ÅŸiddetlendi ki müminler birbirlerine düÅŸtüler.

Cenab-ı Hak, müminlerin birbirleriyle çekiÅŸtikleri bu hususta inzal ettiÄŸi ayetlerle onlara hükümlerini bildirerek en doÄŸru yolu gösterdi. Åžöyle ki; bu münafıklardan müminlere selam verenlere yani barış, dostluk ve yardımlaÅŸma isteÄŸini belirtenlere aynı ÅŸekilde hatta daha kucaklayıcı karşılık verilmesini emretti.

​

86- 87- Siz bir selam ile selâmlandığınız zaman, ondan daha güzeliyle selâm verin yahut aynıyla karşılık verin. (Karşı taraf barış / dostluk ve yardımlaÅŸma teklifi ile size geldiÄŸinde sizde en az onlar kadar hatta onlardan daha fazla barış / dostluk ve yardımlaÅŸma yanlısı olunuz.)  KuÅŸkusuz Allah, yaptığınız her ÅŸeyin hesabını bilen ve sorandır. Allah öyle bir ilahtır ki, O’ndan baÅŸka ilah olamaz. O, kendisinde ÅŸüphe olmayan kıyamet gününde sizi toplayacaktır. Allah’tan daha doÄŸru sözlü kimdir? (Nisa Suresi 86-87)

 

İnkâr eden yani İslam Cumhuriyetini tanımayan ve savaÅŸ açan münafıklara takınılacak tavır konusunda bir çözüm yolu arayan peygamberimizin imdadına Cenab-ı Hak yetiÅŸti. Onlarla ilgili hükmünü bildirmeden önce Cenab-ı Hak, inkârları nedeniyle aÅŸağılık hale gelmiÅŸ münafıklar hakkında müminlerin neden bu kadar birbirlerini kırıcı ÅŸiddette tartıştıklarını sorguladı. Tartışılan kiÅŸileri yola getirmelerinin mümkün olmadığını belirttikten sonra onların müminleri kendi kulvarlarına çekmek istediklerini söyleyerek onların ne kadar alçak olduklarına iÅŸaret etti. Ayrıca onlar hakkında müminlerin birbirleriyle çekiÅŸmelerinin yersiz olduÄŸunu, onların inkârları nedeniyle yanlış bir tercihte bulunduklarını ve müÅŸriklerle beraber baÅŸ aÅŸağı gideceklerini bildirdi.

Bundan dolayı gerçekten Allah’ın yoluna dönünceye kadar onların asla veli / yönetici / müttefik olarak tanınmamasını emretti. Dahası açık bir ÅŸekilde düÅŸmanlıkla İslami İdareye savaÅŸ açmaları halinde onların nerede yakalanırlarsa öldürülmeleri talimatını verdi.

 

88- 89- İşledikleri kötülüklerin sonucu olarak Allah onları baÅŸ aÅŸağı etmiÅŸken / inkârcı kimliklerine döndürmüÅŸken, size ne oluyor ki o münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? (İşledikleri suçlar nedeniyle) Allah'ın saptırdıklarını doÄŸru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimseler için sen de bir çıkış yolu bulamıyorsun. / bulamazsın. Onlar, kendileri inkâr ettikleri gibi sizin de inkâr etmenizi ve böylece kendileriyle beraber olmanızı arzu ettiler. O halde onlar Allah’ın yoluna hicret edinceye / Allah’ın yoluna dönünceye kadar onları veli / dost / müttefik edinmeyin. EÄŸer sizden yüz çevirirlerse / size açık bir düÅŸmanlığa yönelirlerse onları yakalayın ve bulduÄŸunuz yerde öldürün. Onlardan hiçbirini dost, müttefik ve yardımcı (iÅŸlerinizin başına getirdiÄŸiniz yetkililerden) edinmeyin. (Nisa Suresi 88-89)

 

Münafıklardan inkâr etmesine / İslam Cumhuriyetini tanımamasına raÄŸmen müminlerle ve kendi kabilesi ile de savaÅŸmayı göze alamayıp İslami İdareye sığınanlar ile İdarenin anlaÅŸma içerisinde olduÄŸu bir kabileye sığınanlara ise dokunulmaması emredildi. Onların müÅŸriklerle mücadelede saf dışı kalmış olmasının iyi bir ÅŸey olduÄŸu belirtildi. En azından düÅŸman saflarına kuvvet vermemiÅŸ olmaları nedeniyle onlara zarar vermek için bir yol aranmaması talimatı verildi.

​

90- Ancak, aranızda antlaÅŸma olan bir kavme sığınanlar ile ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaÅŸmayı göze alamayıp içi darlanarak size sığınma baÅŸvurusu yapanlar müstesnadır. (Onlara dokunmayın). Allah dileseydi onları başınıza musallat ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir kenara çekilir de sizinle savaÅŸmaktan vazgeçer ve size barış teklif ederlerse o takdirde Allah size, onların aleyhine olacak bir yol izlemenize müsaade etmez. (Nisa Suresi 90)

 

Münafıklardan iman ettiÄŸini / İslam Cumhuriyetini tanıdığını ifade ederek kendilerini emniyete alan fakat fitne çıkarmaktan, ortalığı karıştırmaktan ve müÅŸriklere yardımcı olup da müminlerin kanını dökmekten geri durmama niyeti olan tiplerin ise bu tavır, davranış ve niyetlerinden vaz geçmedikleri takdirde nerede yakalanırlarsa öldürülmeleri talimatı verildi. Bu talimat ile açıktan inkâr / tanımama ve çatışma içerisine girmeyen fakat fırsat kollayan münafıklar tehdit edilirken müminlere ise bunlar hakkında açık bir yetki verilmiÅŸ oldu.

 

91- (Münafıklardan) diÄŸerlerini de hem sizden hem de kendi kavimlerinden emin olmak istediÄŸini göreceksin. Fakat bunlar fitne çıkarmak / ortalığı bulandırmak / inkârcılara yardımcı olmak / müslümanların kanına girmek için davet aldıkları zaman hiç durmaz hemen bu çaÄŸrıya balıklama uyarlar. (DüÅŸmandan böyle bir çaÄŸrı aldıkları zaman) sizden çekinmez ve sizin barışınızı reddedip size saldırmaktan ellerini çekmezlerse, onları yakalayın, bulduÄŸunuz yerde öldürün. İşte size, onların aleyhinde verdiÄŸimiz apaçık bir yetki! (Nisa Suresi 91)

 

Cenab-ı Hak, münafıklar hakkında müminlerin nasıl davranacaklarına iliÅŸkin hükmünü bildirdikten sonra uygulamada yaÅŸanabilecek muhtemel sorunları gideren hükümlerini de inzal eder.  Åžöyle ki, münafıklar, mümin olduklarını sözle ifade etmeleri nedeniyle mümin kabul edilirler. Fakat onların açık bir ÅŸekilde İslam Cumhuriyeti ile savaÅŸa giriÅŸip giriÅŸmediÄŸi / inkâra kalkışıp kalkışmadığı kesinleÅŸmeden bir öldürme olayı vukua gelmesi ihtimali mümin ileri gelenleri endiÅŸeye sevk eder.  Çünkü inkârcı münafık diye öldürülen kiÅŸinin aslında inkârcı olmadığı daha sonra iddia edilebilir.  Böyle bir durumda öldürülen kiÅŸinin açık bir inkârı / savaşı öldüren kiÅŸi tarafından ispatlanamaz ise bir mümin yanlışlıkla öldürülmüÅŸ olacaktır. Bu tür durumlar Medine içinde büyük bir kargaÅŸaya yol açabilecektir. Bunu engellemenin yolu ise öldüren kimseye bir cezanın belirlenmesidir.

Cenab-ı Hak, böyle durumlar için verdiÄŸi hükmü açıklamadan önce hiçbir müminin diÄŸer bir mümini kasten öldürmesinin kabul edilemez olduÄŸunu belirtti. EÄŸer bir mümin kasten bir mümini öldürecek olursa ona Cehennemde ebedi kalma cezası vereceÄŸini bildirdi.  Bu cezayı hiçbir müminin göze alamayacağı aÅŸikâr olduÄŸu için müminlerin gerçek müminleri kasten öldürmeleri olacak ÅŸey deÄŸildir. DiÄŸer taraftan bir mümin baÅŸka bir mümini hata ile öldürecek olması halinde ise öldüren müminin kasten öldürmeden farklı olarak cezalandırılması gerekir. Mümin sayılan bir münafığın hatalı olarak öldürülmesi de aynı kapsamda cezalandırılması ile müminlerin öldürme hususunda kendilerine verilen yetkilerini kötüye kullanmasının önü alınmış olacaktır.

İslam toplumunu anarÅŸi ve kaosa sürükleyecek olumsuz durumlara meydan vermemek için eÄŸer öldürülen münafığın inkârcı olmadığı (İslam Cumhuriyetine açık bir savaÅŸ açmadığı) iddia edilirse o takdirde öldüren kimseye verilecek ceza miktarı hatalı olarak bir müminin öldürülmesi halinde verilecek ceza miktarı olarak belirlendi. Böyle bir öldürme olayında öldüren kiÅŸiye mümin bir köleyi azat etmesi ve maktulün ailesine diyet ödemesi hükmü getirildi. EÄŸer maktulün ailesi düÅŸman bir kabileden ise sadece bir mümin köleyi azat etmesi yeterli olacaktır. Åžayet öldüren kimsenin diyet vermeye ve köle azat etmeye gücü yetmiyorsa iki ay oruç tutarak cezasını çekeceÄŸi hükme baÄŸlandı.

Bu hükümlerle hiçbir mümin kasıtlı olarak yetkisini aÅŸan bir öldürmeye kalkışamayacaktır. Böylece hatalı olarak öldürülecek bir münafık için yasaya uygun olan diyet ödeneceÄŸi için maktulün kabilesi de bu öldürme olayı nedeniyle herhangi bir kaos çıkaramayacaktır.

​

92-93-Hata ile olması dışında bir müminin, diÄŸer bir mümini öldürmesi olacak ÅŸey deÄŸildir. Kim bir mümini, hatayla / kaza ile öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüÄŸe kavuÅŸturması ve ölenin ailesine / varislerine diyet vermesi gerekir. Ancak ölünün ailesi bağışlarsa o baÅŸka.  EÄŸer öldürülen mümin size düÅŸman olan bir topluluktan ise o zaman öldürenin mümin bir köleyi özgür bırakması gerekir. EÄŸer öldürülen kimse sizinle aralarında antlaÅŸma olan bir topluluktan ise öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köleyi özgürlüÄŸüne kavuÅŸturması gerekir. Bunlara imkân bulamayan ise Allah tarafından tövbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutar. Allah, her ÅŸeyi hakkıyla iyi bilendir, en hikmetli yasa koyandır. Her kim de bir mümini kasten /bile bile / planlayarak öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiÅŸ, ona lanet etmiÅŸ / rahmetinden mahrum bırakmış ve onun için çok büyük bir azap hazırlamıştır. (Nisa Suresi 92-93)

 

Bu hükümler sadece Medine içinde vuku bulacak hatalı öldürmelere uygulanmayacak aynı zamanda Medine İslam Cumhuriyetiyle müttefiklik anlaÅŸması yapmış çevre kabilelerdeki münafık inkârcılar içinde uygulanacaktı. Çünkü Mekke’nin çok büyük bir hizipler ordusu oluÅŸturmakta oldukları o zamana kadar Medine İslam Cumhuriyetine tabi olmuÅŸ ve birlikte müttefiklik oluÅŸturmuÅŸ yani müslim (teslim olmuÅŸ) kabileleri de korkutmuÅŸtu.

Gelinen aÅŸamaya kadar Hz.Muhammed’in@ yapmış olduÄŸu akın ve savaÅŸlarda Medine İslam Cumhuriyeti ile birlik olma görüntüsü veren, savunma iÅŸbirliÄŸi yapan, müttefiklik anlaÅŸması yapan ve böylece dostluk / velayet iliÅŸkisi tesis etmiÅŸ bazı kabilelerin önderleri,  Mekke MüÅŸrik Yönetimi ile Medine İslam Cumhuriyeti arasında tercih yapma noktasına geldiler. Onlar müÅŸrik hizipler ordusunun büyüklüÄŸü karşısında Mekke MüÅŸrik Yönetiminden yana tavır koydular. Böylece daha önce müslim / müttefik olmuÅŸ bu kabilelerden korkularına yenilip Medine İslam Cumhuriyetini (Hz.Muhammed’i@ ) inkâr cihetine gidenler saflarını deÄŸiÅŸtirip müÅŸriklerle beraber müttefik oldular. O kabilelerden bazıları vardı ki, onlar aslında Medine İslam Cumhuriyetini ve ilkelerini asla sevmemiÅŸlerdi. Bir yerde zoraki müslim olmuÅŸlardı. Onlar daima güçlü tarafı dikkate almışlar ve Medine İslam Cumhuriyetine zayıf gördükleri bu vasatta da hemen ihanet ettiler. DiÄŸer taraftan Hz.Muhammed’in@ üzerlerine kuvvet göndermesinden tırstıkları için Medine İslam Cumhuriyetine de ÅŸirin görünmek ve böylece baÅŸlarına bir zarar gelmesinden emniyette olmak istemekteydiler. Bunlar faydacı bir anlayışla hareket ettiklerinden dürüst deÄŸillerdi. Onlar Hz.Muhammed’in@ iktidarının aleyhine ve Mekke MüÅŸrik İktidarının lehine olacak bir fitne, bir baÅŸkaldırı, bir anarÅŸi yaratmak için onlardan yardım talep edildiÄŸinde hemen o çaÄŸrıya icabet ediyorlardı. Onlara ahitlerine ihanet etmelerinin cezası verilmeliydi. Bu nedenle Cenab-ı Hak, müminlere bu tip davranan kabileler için uygulanacak apaçık bir yetki verdi.  Bu yetki ile Medine İslam Cumhuriyeti bundan sonra ikircikli davranış gösteren, münafıkça hareketler sergileyen çevre kabile yöneticilerinin üzerlerine gidip yakaladıkları yerde onları öldürerek cezalandıracaktı. İnkârcı münafıklar hakkında Cenab-ı Hakk’ın verdiÄŸi bu yetkinin çevre kabilelerine duyurulduÄŸu zaman herkes kendisine çeki düzen verecekti. Bu iÅŸin ÅŸakasının olmadığını herkes görecekti.

Bu hükümlerin bir faydası da ÅŸimdiye kadar kazanılmış olan kabilelerin düÅŸman tarafına geçmesine mâni olmaya çalışılmış olmasıdır.

 

​

[1]) Bu husustaki rivayetlerin en önemlisi Huyey bin Ahtabın kızı ve Hz. Muhammed’in daha sonra zevcesi olan Hz.Safiyye validemizden gelen rivayettir

© 2022 AAYDIN

bottom of page