top of page

BÖLÜM 7

İSLAM CUMHURİYETİNİN İLK AKTİVİTELERİ

 

Hz.Muhammed’in@ aktif dış siyaset stratejisi üzerine yapılan tartışmalar sonunda Medine Yönetimindeki muhalefetin savaş karşıtı argümanlarının halk nezdindeki etkisi kırıldı. Böylece muhalefet peygamberimizin önerdiği aktif dış politika stratejisine gönülsüzce evet demek durumunda kalmışlardı. Bundan böyle Medine’nin güvenliği için çevre kabilelere akınlar yapılacak ve onlar Medine’nin müttefiki olmaya zorlanacak ya da en azından Mekke ile Medine arasındaki çatışmalarda onların tarafsız kalmaları istenecekti. Aksi takdirde Mekke’nin kışkırtmalarına kanan müşrik kabileler Medine üzerine saldıracaklardı. Şayet geç kalınacak olunursa onların yapacakları saldırılar sonucu Medine Yönetimi zayıflayacak ve sonunda Mekke’nin yıkıcı saldırıları ile yok olup gidecekti. Ama Medine İslam Cumhuriyeti önce davranıp çevre kabileleri sindirecek olursa Medine’nin güvenliğini temin etmiş olacaktı.

Bu strateji peygamberimize ve muhacir müminlere daha önce Kehf suresinde Zülkarneyn kıssası ile öğretilmişti. Şöyle ki; söz konusu kıssadaki gibi kabilelerin üzerine gidilecek ve “güneşin doğduğu yerdeki güneşle arasına engel koymayan” şeklinde betimlenen kabileler yani Kur’an güneşini kabul ederek Müslüman / teslim olanlar İslam topluluğu kapsamına dahil edileceklerdi. Şayet “güneşin battığı yerdeki güneşe karşı koyan” diye betimlenen kabileler yani Kur’an güneşini reddederek İslam Cumhuriyetine karşı koyan kabileler ile de savaşılacaktı. Onlar ya kaçacaklar ya da teslim olacaklardı. Bu politika “Caydırıcılık” üzerine kurulu bir diplomasiydi ve Peygamberimiz de stratejisinde bunu kullanacaktı.

Peygamberimiz çoğunluğu Mekkeli muhacirlerden oluşan ve seriyye adı verilen küçük askeri birlikler oluşturdu. Çevre kabilelere yapılacak akınların planlı ve stratejik olması önemliydi. Öncelikle hangi bölgeden başlanmalıydı? Peygamberimiz bu konuda çok stratejik bir yol izledi. Akınlara kızıl deniz tarafında bulunan Bedir kuyuları çevresindeki kabilelerden başlamayı planladı.  Bu strateji ile Mekke’nin Suriye ticaret yolu güzergâhında bulunan ve ticari kervanların lojistiğini sağlayan kabileleri kendi safına çekmeyi tasarladı. İttifak ilişkisini kabul etmeyen kabilelerin ise tarafsız kalmasını sağlamak için onlarla saldırmazlık anlaşması yapacaktı. Böylece hem Medine’nin güvenliği sağlanacaktı hem de Mekke’nin Suriye ile ticaretini kesmek için yapılacak harekât sırasında bölge kabilelerinin İslam Cumhuriyetinin askeri birliklerine müdahalede bulunması engellenmiş olacaktı. 

 

7.1. Sifü'l-Bahr (îs) Harekâtı (Mart 623)

Peygamberimiz ilk akın için Hz. Hamza komutasında otuz (30) kişilik bir asker birliği Sifü’l Bahr’e gönderdi. (Harita 1) Miladi 623 yılının Mart ayında yapılan bu ilk askeri harekât ile Mekke kervanlarının geçtiği güzergâhta güç gösterisi yaparak güzergâh üzerindeki kabilelere mesaj vermek ve onlarla saldırmazlık ya da müttefiklik anlaşması yapılması hedeflenmişti. Ancak askeri birlik Sifü’l-Bahr bölgesine geldiği zaman, Ebu Cehil'in komutasındaki 300 (üç yüz) savaşçının koruduğu Mekke kervanıyla karşılaştı. Kervan, Şam'dan dönüyordu, iki taraf savaş düzeni aldı. İslam Ordusunun sayısı az olsa da savaşmayı göze almıştı. Fakat kervanda bulunan Mecdi b. Amr taraflar arasında elçilik yaptı ve savaşı önledi. Kervan Mekke'ye doğru yol alırken, İslam ordusu ise zayiatsız gövde gösterisi yapmış olarak Medine'ye döndü. Bu duruş ile düşmanın yüreğine korku salınmış olundu.

medine7.png

Harita 1: Sifü'l-Bahr (îs) Harekâtı (Mart 623) ) (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/)

İslam ordusu Medine’ye geldiğinde sefer hakkında peygamberimize rapor verildi ve peygamberimiz, askeri birlikler arasından çarpışma olmamasını memnuniyetle karşıladı. Zira, Hz.Muhammed@ halihazırda ordunun savaşa hazır olmadığını bildiğinden erken bir yenilgi ve zayiatla karşılaşmanın hedefin gerçekleşmesine mani olacağını düşünüyordu. Zaten O’nun böyle küçük çaplı askerî harekâtlardaki amacı sadece yukarıda belirtildiği üzere güzergâh üzerindeki kabileler ile anlaşmalar yapabilmekti. Zira bölgede bulunan kabileler ile Mekkeliler arasında anlaşmalar vardı. Bu anlaşmalar gereğince kabileler Mekkelilerin hem her türlü ihtiyacını karşılıyor hem de koruma görevi yapıyorlardı. Karşılığında da kervandaki ticari mallardan ihtiyaçlarını temin ediyorlardı. Bu anlaşmalar müminler saldırdığı zaman en azından tarafsızlık anlaşmasına dönüşmediği takdirde Mekkelilerle savaşmak çok tehlikeli idi.

7.2. Râbiğ Harekâtı (Nisan 623)

Peygamberimiz ikinci harekâtı yapmak üzere Ubeyde b. Haris komutasında yaklaşık altmış (60) kişilik bir birliği, Rabiğ'e gönderdi. (Harita 2) Sifü’l- Bahr harekatında olduğu gibi bu harekatta da İslam askeri birliği Rabiğ'e vardığı zaman yaklaşık iki yüz kişilik Mekkeli bir grupla karşılaştı. Mekkeliler savaşmayı göze alamadılar.

Sa'd b. Ebî Vakkas onları ok yağmuruna tutunca dağılıp, kaçtılar. Bu arada Mekkelilerle birlikte aynı grupta bulunan fakat aslında mümin bir şahsiyet olan Mikdad b. Amr Mekkelileri terk ederek İslam Ordusuna katıldı. Sa'd b. Ebî Vakkas'ın bu harekât sırasında düşmana attığı oklar, müşriklerin yüreklerine korku salarken müminlerin İslam egemenliği konusundaki cesaretini ortaya koydu.

medine7_1.png

7.3.Harrar Harekâtı (Mayıs 623)

Peygamberimiz üçüncü askeri birliği oldukça küçük sayıda tuttu. Sekiz (8) askerden oluşan ve Sa'd b. Ebî Vakkas’ın komuta ettiği bu askerî birliği, Bedir bölgesinin daha da aşağısında olan Harrâr bölgesine gönderdi. (Harita 3)

Peygamberimiz bu harekatla Mekke’den yola çıkmış olan kervana saldırı görüntüsü içerisinde hem Mekke Kervanı ve dolayısıyla Mekkelileri tedirgin etmeyi hem de güzergâh üzerindeki kabileleri tedirgin etmeyi hedeflemişti.

İslam askeri birliği Harrar’a vardığında Mekke kervanı bir gün önce bölgeden geçip gitmişti. Ama civar kabileler İslam askerlerinin kararlılığını görmüşler ve tedirgin olmuşlardı.  Bu harekatla aynı zamanda Mekkeli kervanların sürekli takip edildiği ve her an bir saldırı / baskınla karşı karşıya kalabileceği haberi Mekke’ye ulaştırılmıştı.

Birlik herhangi bir çatışmaya girmeden Medine'ye dönerken harekât amacına ulaşmıştı.

medine7_2.png

Harita 3: Harrâr Harekâtı (Mayıs 623) ) (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/)

7.4.Ebvâ (Veddan) Harekâtı (Ağustos 623)

Peygamberimiz dördüncü harekâtı 70 kişilik bir askeri birlikle ve bizzat kendi komutasında olmak üzere Ebva bölgesine gerçekleştirdi. (Harita 4) Bu harekât aynı zamanda kendisinin komuta ettiği ilk harekâttı.

Sa’d bin Ubade’yi Medine’de yerine vekil tayin eden peygamberimiz, sefer güzergahı üzerinde bulunan Damra kabilesi ile saldırmazlık anlaşması yaptı. Böylece askerî harekâtlar ilk meyvesini vermiş oldu. Bu akitle iki taraf da birbirlerinin aleyhine olarak üçüncü bir tarafla anlaşma ve yardımlaşma içinde bulunmayacakları hususunda anlaştılar.

medine7_3.png

Harita 4: Ebva  (Veddan) Harekatı (Ağustos 623) ) (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/)

7.5.Buvat Harekâtı (Eylül 623)

Peygamberimizin hicretinin bir yılı dolduktan sonra, Buvat'a bir harekâtın düzenlenmesine karar verildi. (Harita 5) Zira bu bölgelere yapılan daha önceki harekâtlarda o bölgede yaşayan kabileler tedirgin edilmiş ancak yeterince korkutulmamış olduğundan onları bir anlaşmaya zorlamak gerekiyordu. Bu kez daha kalabalık ve ordu niteliğinde bir askeri birlik ile gövde gösterisi yapmak için 200 kişiden oluşan bir birlik hazırlandı ve birliğe de bizzat Hz.Muhammed@ komuta etti. Peygamberimiz, harekât için Medine'den ayrılırken, Sa'd b. Muaz'ı kendisine vekil tayin etti.

Ordu Buvat’a vardığı zaman bölgedeki kabileler büyük korkuya kapıldı. Onlara Medine İslam / Barış Topluluğuna katılma teklifi yapıldı. Her ne kadar herhangi bir anlaşma yapılmasa da kabileler işin ciddiyetini anladılar. Daha sonraki seferlerde cevap vermek üzere durumu muhasebe etme fırsatı verilmesini talep ettiler. Peygamberimiz de onlara teklifini değerlendirmeleri için onlara kısa bir süre düşünme fırsatı verdi ve orduyu toplayıp Medine’ye geri döndü.

medine7_Buvat.png

7.6.Safevan (I. Bedir) Harekâtı (Ekim 623)

Safevan Harekâtı 1. Bedir Seferi ismiyle de anılan bir harekâttır. Bu harekât Medinelilerin deve ve sığırlarını çalan Kürz b. Hârise'yi yakalamak ve hayvanları geri almak için Bedir bölgesine yapılan bir seferdi. (Harita 6) Medine’yi güvenli kılmak için saldırgan bedevi lideri Kürz bin Harise’nin peşine düşen askeri birliğin başında bizzat peygamberimiz vardı. 

Kürz b. Harise Bedir bölgesinde arandı, ancak bulunamadı. Fakat bu harekâtla, Medine’ye yapılacak her türlü saldırılara sessiz kalınmayacağı ve misliyle karşılık verileceği mesajı tüm çevre kabilelere verilmiş oldu. Bu mesajın verilmesi bölgedeki kabileleri yıldırmak için oldukça önemliydi.

medine7_Safevan.png

Harita 6: Safevan (1.Bedir) Harekatı (Ekim 623) (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/

7.7.Zül-Uşeyra Harekâtı (Kasım 623)

Peygamberimizin 200 kişiden oluşan bir askeri birliğe bizzat komuta ederek Yanbu bölgesindeki Zül Uşeyra’ya 7. harekât düzenlendi. (Harita 7) Bu harekâtlardan önce yapılan harekâtlar etkisini göstermiş ve bu harekâtla peygamberimiz hedeflediği müttefiklik anlaşmasını bölgedeki Müdlic kabilesiyle yaptı. Yapılan dostluk / müttefiklik anlaşması ile Müdlic kabilesi İslam / barış topluluğuna katılmış oldu.

Arkasından Müdlic kabilesi Damran kabilesi ile müttefik olduğundan Damran Kabilesi ile daha önce yapılan saldırmazlık / tarafsızlık anlaşması dostluk ve müttefiklik anlaşmasına çevrildi. Böylece Bedir bölgesinin hem Kuzeyi hem de Güneyi güvenlik altına alınmış oldu.

medine7_Useyra.png

7.8. Mekke’nin Kuzey (Şam) Ticaret Yolunun Kontrol Altına Alınması

Bedir bölgesinin kuzey ve güney tarafından güvenliğe alınmış olması ile (Harita 8) Mekke’nin Şam ticaret yolunu kesmek ve Mekke müşrik ordularına karşı gelecekte yapılacak esaslı harekâtlar için Bedir bölgesinde Mekkelilerin yardım alabilecekleri bölgesel kuvvetleri kalmamış oldu. Bedir savaşının zaferle sonuçlanmasında bu harekâtlar ve bölge kabileleri ile yapılan müttefiklik / dostluk anlaşmaları son derece önemli rol oynadı. Mekke müşrikleri sadece kendi güçleri ile savaşa katılacaktı ve çevre kabilelerden yardım göremeyecekti.

 

7.9. Yeni Alışveriş Merkezi (AVM) Kurulması

Yukarıdaki bölümde incelendiği üzere Peygamberimiz bir taraftan dış politikayı yürütürken askeri sefere çıkmadığı zamanlarda iç siyaseti düzenliyordu. Bu noktada peygamberimiz Medine piyasasına da çeki düzen verecek uygulamalar yapıyordu. Mutaffifin Suresinde olduğu gibi piyasa aktörlerinin halkı aldatmaması konusunda gerekli uyarıcı düzenlemeler yapılmaktaydı. Fakat bu düzenlemelerin hayat bulması için örnek uygulamalara ihtiyaç vardı. Bu nedenle peygamberimiz Yahudilerin ağırlıklı olarak hâkim olduğu ve imtiyaz kurdukları, ölçü ve tartıda hile yapmayı meşru kıldıkları mevcut piyasa yapısına fiilen müdahale edemediğinden örnek bir piyasa oluşturarak bu tekel yapısını kırmayı ve arkasından da piyasaya hakkaniyete dayalı bir düzen vermeyi kararlaştırdı. Böylece Medine halkı doğal olarak en ucuz, en kaliteli ve en güvenilir olan pazarı tercih edecek ve mevcut Alışveriş Merkezleri (AVM) / Çarşılar / Pazarlar da kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalacaklardı.

medine7_Harita8.png

Harita 8: Kuzeydeki ve Güneydeki kabilelerle yapılan anlaşmalarla Bedir Bölgesinin Güvenliğinin sağlanması) (https://www.wpmap.org/map-of-saudi-arabia/saudi-arabia-physical-map-gif/)

Diğer taraftan muhacirler ise ticarette oldukça uzmandılar. Mekke’nin en önemli geçim kaynağı ticaret olduğundan onlar Ensar gibi tarımdan anlamıyorlardı. Her ne kadar Ensardan olan kardeşlerine tarımsal faaliyetlerde yardımda bulunsalar da onların bu yardımları o işlerde uzman oldukları için değil geçimlerini temin etmek ve kardeşliğin gereği idi. Fakat onlar esas uzmanlık alanları olan ticari faaliyette bulunmak istiyorlardı. Üstelik geçimleri için ticari faaliyete çok ihtiyaçları vardı.

Mevcut Alışveriş Merkezlerindeki (AVM) / Çarşılardaki / Pazarlardaki tekelin var olması ise onların ellerini kollarını bağlıyordu. Zira piyasa tekelini elinde bulunduranlar ticari alanda uzman olan muhacirleri piyasaya sokmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Peygamberimiz @ yeni bir Alışveriş Merkezi (AVM) kurulması düşüncesini gerçekleştirmek için önce Bakiüz-Zübeyr denilen yerde büyük bir çadır kurdurdu ve buranın yeni alışveriş merkezi olduğunu bildirdi. Tekelci piyasa aktörleri, Hz.Muhammed’in@ bu uygulamasına çok öfkelendiler. Nadîr Yahudilerinden Ka'b b. Eşref bu duruma çok sinirlendi ve hışımla çadırın iplerini keserek açılan yeni alışveriş merkezinin çadırını yıktı.

Onların bu hareketi apaçık bir bozgunculuk ve kargaşa çıkarmaktı. Ancak daha yeni kurulmuş bir barış ortamında ve toplumsal mutabakatın anayasa ile sağlandığı bir ortamda Peygamberimiz @ bu sorunu çatışma ile çözmek istemedi. Fakat diğer taraftan da bu hususta pes edilmeyecek ve mutlaka iyi bir örneklik teşkil edecek uygulama gösterilecekti. Bu amaçla peygamberimiz @ yeni Alışveriş Merkezi (AVM) için daha uygun bir yer araştırdı. Bu yer piyasa tekelcilerinin itiraz etmeyecekleri / karşı koymayacakları hatta razı olacakları bir yer olmalıydı. Onların razı olabileceği yer ancak ve ancak peygamberimizin uygulamalarının başarısız olacağını düşündükleri bir yer olabilirdi. Peygamberimiz böyle bir Alışveriş Merkezi (AVM) yeri olarak Medine’nin dışında mezarlığa yakın bir seçti. Yeni seçilen yer, onların “nasıl olsa muhacir tüccarlar bu yeni Alışveriş Merkezi (AVM) yerinde başarılı olamaz ve piyasada bir varlık gösteremezler” diyecekleri bir yerdi.

Peygamberimiz ticari faaliyetin canlanmasına imkân sağlamak için yeni açılan Alışveriş Merkezindeki (AVM) ticari faaliyetten vergi alınmayacağını ilan etti. Ayrıca bu yeni Alışveriş Merkezinde (AVM) hiçbir tüccarın imtiyazlı yeri olmayacağı düzenledi. Bu düzenleme ile Alışveriş Merkezinde (AVM) hiç kimse tekelci konuma gelemeyecekti. Böylece piyasa düzenlemelerinin üretici ve satıcılar için cazip olacak biçimde yapılacağını; neticede hem iktisadi hayata dinamizmin geleceğini hem de müşteri konumundaki halkın daha elverişli şartlarda mal temin edebileceğini gösterdi. Peygamberimiz alışveriş merkezleri dışındaki alış-verişleri ve piyasada manipülasyon yaparak haksız kazanç sağlamayı yasakladı. Tüccarların müşterilerle olan ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin esas olduğunu ortaya koydu. Piyasanın bu ilkeler çerçevesinde sürekli denetleneceğini ilan etti.  Bu çerçevede yeni açılan alışveriş merkezinin denetimini peygamberimiz bizzat kendisi yaptığı gibi Şifa Binti Abdullah adındaki bir kadını da yetkilendirdi. Peygamberimiz bu görevlendirmede atadığı kişide ehliyeti dikkate almakla beraber «adalet» görevini teminde «merhameti» de işaret eden  «sembolik» bir algı oluşturdu.

Yahudilerin bazı ileri gelenleri ile birlikte olan münafıkları bu yeni alışveriş merkezi karşısındaki tepkileri peygamberimizin iktidarını sarsmaya yönelik tezvirat üretmek oldu. Bunun için onlar peygamberimizle doğrudan mücadele yerine O’nu itibarsızlaştırma hareketlerini tercih ettiler. Özellikle Yahudilerin muhalif ileri gelenleri peygamberimizin peygamberliği üzerinde şüphe uyandırıcı kara propaganda yaptılar. Peygamberimiz bir taraftan Medine dışına askeri harekatlar düzenlerken içeride ise Yahudilerin estirdikleri kara propagandanın etkisini kırmaya çalışıyordu. Bakara Suresinin bundan sonraki kıblenin değiştirilmesine kadar nazil olan ayetleri onların bu söz ve kara propagandalarına bir cevap niteliğindedir. Onlar surenin başında yapılan uyarılara kulak asmadılar ve geçmişlerinde yaptıkları hataları fazlasıyla tekrar ettiler.

Muhammed @ ve müminler onların tevhitten ayrılmamaları için ne kadar gayret gösterdilerse onlar da o nispette bu birlik ve beraberlikten ayrılmaya çalıştılar. Müminler ne kadar onlarla kardeş olmak istedilerse onlar da o kadar uzaklaşmaya ve nefret etmeye çalıştılar. Sonunda Cenab-ı Hak, onların asla iman etmeyeceklerini ve artık onların iman etmelerini ümit etmemelerini bildirdi.  Onların bu şekilde hareket etme sebeplerini de izah etti.

 

7.10. Müminlerin Yahudilere Yakınlık Göstermeleri

Müminlerle Yahudilerin sahip oldukları öğretinin aynı kaynaktan olması nedeniyle müminler Yahudilere yakınlık hissediyorlardı. Müminler, Medine Anayasası ile Yahudilerle yapmış oldukları ittifakın onların da müminlerden olması ve Hz.Muhammed’e  bağlılığa dönüşmesini ümit ediyorlardı. Şayet Yahudiler Abdullah bin Selam gibi Hz.Muhammed’e@ bağlanacak olurlarsa güçleri çok artacaktı. Bu nedenle müminlerin gönüllerinden geçen husus onların da iman kardeşleri olmaları idi. Fakat Cenab-ı Hak, müminleri bu konuda ümitvar olmamaları gerektiği uyarısında bulunur. Böylece başkalarına değil kendi güçlerine dayanmaları gerektiği zımnen belirtilmiş olur.

Yahudilerden bir grup vardı ki bunlar Hz.Muhammed’e@ nazil ilahi öğreti kapsamında gelen hükümleri duydukları zaman bu hükümlerin neyi amaçladığını, neyi ifade ettiğini gayet iyi biliyor olmalarına rağmen menfaatlerine aykırı geldiği için gelen hükmü gerçek amacının dışında ve menfaatlerine uygun olacak şekilde çarpıtıyorlardı. Üstelik onlar müminlerle beraber oldukları zaman aynı öğretiye katıldıklarını beyan da ediyorlardı. Hatta kendi öğretilerinden (Tevrat’tan) çeşitli örnekler vererek kendilerinin inandıkları şeylerle müminlerin öğretilerindeki hususların paralelliğini gösteriyorlardı. Böylece kendilerinin de müminlerden olduklarını ihsas ediyorlardı. Dolayısıyla müminlerle aynı kategoride görünmek istiyorlardı. Fakat müminlerden ayrılıp kendi kendilerine / baş başa kaldıkları zaman, kendi öğretilerini müminlerle paylaşmamaları konusunda birbirlerine telkinde bulunuyorlardı. Bunun gerekçesini de yaptıkları yanlış uygulamaların ortaya çıkarılması durumunda paylaştıkları bu öğreti / hükümlerin gelecekte önlerine konulması olarak gösteriyorlardı.

Öğretileri sadece kendi tasarruflarında / kendi mülkiyetinde gören ve kimseyle paylaşmak istemeyen ayrıca ilahi öğretiyi istediği gibi yorumlamak / tasarruf etmek isteyen bu grubun içinde bulundukları halleri onların samimi olmadıklarının çok açık göstergesiydi ve onların iman etmemesinin en önemli nedeni idi. Dahası bu grup kendi heva ve heveslerine uygun kaleme aldıkları hükümleri / öğretileri dini kitaplar hüviyetinde ve ilahi öğreti olarak cahil halka sunuyorlardı. Uydurdukları bu hükümleri / öğretileri de dini yayınlar çerçevesinde «Allah böyle buyuruyor» diyerek insanları / halkı kandırıyorlardı.

İnsanlar / halk ilahi öğretiden uzaklaştırılmaları ve böylece ilahi öğreti konusunda ümmi / cahil oldukları için ileri gelenlerinin yazdıkları kitaplardaki öğretileri /hükümleri Cenab-ı Hakk’ın emrettiğini zannediyorlardı. 

Yukarıda açıklanan hususlar Cenab-ı Hak tarafından aşağıdaki şekilde ifade edildi;

75-79- Peki siz, onların size inanacaklarını / bağlanacaklarını mı umuyorsunuz? (Hiç ümit etmeyin) çünkü onlardan bir grup, Allah'ın kelâmına kulak verip, onu iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederler / çarpıtırlar. Onlar, iman edenlere rastladıkları zaman, “İnandık” derler, birbirleriyle baş başa kaldıkları zaman ise, “Allah'ın size açıkladığı şeyleri Rabbiniz indinde aleyhinize delil olarak göstersinler diye mi onlara anlatıyorsunuz? Bunu da düşünecek aklınız mı yok sizin?” dediler. Peki onlar bilmiyorlar mı ki Allah onların sır olarak sakladıkları şeyleri de bilir, açığa vurdukları şeyleri de. Onların içinde bir de ümmi cahiller var ki, Kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntulardır / kulaktan dolma şeylerdir / başkalarının yazdığı şeylerdir. Böylece onlar sadece zanna dayalı şeylerle hareket ederler. Yazıklar olsun o kimselere ki, kendi elleriyle yazdıkları Kitapları biraz paraya satmak için, “Bu, Allah katındandır” derler. İşte elleriyle yazdıkları yüzünden onlara yazıklar olsun! Kazandıkları şeylerden dolayı vay haline onların! (Bakara Suresi 75-79)

Cenab-ı Hak, müminlere Yahudilerin mümin olmalarını boş yere beklememelerinin gerekçesi olarak onların bir diğer batıl düşüncelerini açıklar. Onlar ahiretteki cenneti de kendi mülkleri olarak telakki ediyorlardı. Dünyada işledikleri hatalar ve günahlar nedeniyle kısa bir süre ateş yüzü görseler de bu kısa sürelik cezadan sonra hemen cennete gireceklerini iddia ediyorlardı. Sanki Cenab-ı Hak bunlara söz vermişti.  Halbuki Cenab-ı Hak, kimseye böyle bir taahhütte bulunmamıştı. Onlar bu iddiaları ile kendilerini müminlerden üstün görüyorlardı. Onlar, tüm insanların rabbi olan Cenab-ı Hakk’ı sadece kendilerinin rabbi olduğunu, O’nun kendilerini diğer insanlardan çok sevdiğini ve tüm insanların üzerine seçkin kıldığını belirtiyorlardı.

Cenab-ı Hak da onlara cevabi olarak seçkin ve üstün kılınanların, ancak iman edip salih amellerde bulunan kimseler olduğunu ve cenneti ancak onlara vadettiğini bildirir.

 

80-82- Dediler ki: “Sayılı birkaç gün hariç ateş bize asla dokunmayacaktır.” De ki: “Allah'tan böyle bir söz mü aldınız? Ki Allah, sözünden asla caymaz. Yoksa siz Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” Hayır, kim kötülük işlerse ve o kötülük onun karakteri haline geldiyse; işte onlar ateş halkıdır. Onlar, orada sürekli kalıcıdırlar. İman etmiş ve ıslah edici eylemlerde bulunmuş kimseler de işte onlar, cennet halkıdır ve onlar, orada sürekli kalıcıdırlar. (Bakara Suresi 80-82)

7.11. Yahudilerin İhanet ve Anayasayı ihlal Düşünceleri

Peygamberimiz bir taraftan Medine dışına askeri birlikler gönderirken diğer taraftan Yahudilerin ihanet girişimlerini önlemeye çalışmaktadır. Bu noktada Cenab-ı Hak, onların ikaz edilmesine yönelik mesajlarını göndermektedir. Yapılan ikazlarda önce onların geçmiş tarihlerinde Allah’a verdikleri ahdin / anlaşmanın şartlarına dikkat çekilir. Onlar, şirk koşmayacaklarına, ana-babaya- yakınlara- yetim ve miskinlere iyilik yapacaklarına, insanlara medeni ölçüler içerisinde iyi davranacaklarına, salatı ikame edeceklerine ve zekatı vereceklerine dair ahit vermişlerdi. Ama onların bu ahitlerine ihanet ettikleri ve bu ihaneti bir alışkanlık haline getirdikleri hatırlatması yapılır. Bu hatırlatma aynı zamanda yakın geçmişte yaptıkları Medine sözleşmesi / Anayasa / Kitabı ile oluşturulan barış topluluğuna / ümmete dahil olduklarını ve bu sözleşme gereği sözleşmeye taraf olan muhacir ve Medineli Araplara asla kılıç çekmeyeceklerini ve onları yurtlarından çıkartmaya çalışmayacaklarına söz verdikleri ifade edilir.

Onların daha önce Evs ve Hazreç’in birbirleriyle yaptıkları savaşlarda müttefiklik anlaşmaları nedeniyle birbirleriyle savaştıkları, birbirlerini öldürdükleri, esir aldıkları hatta fidyeleşerek esirleri saldıkları anlatılarak şimdi de aynı olaylara geri dönmek gibi bir meyillerinin olduğu vurgulanır. Böylece onlara “geçmişten gelen bu tür alışkanlıklarınızı tekrar edip şimdi anayasanın / Kitabın bu hükümlerini ihlal ederek aynı alışkanlıklarınıza geri mi dönmek istiyorsunuz? Şayet böyle yaparsanız bu dünya hayatınız kararacağı gibi ahirette de çok büyük bir azaba çarptırılırsınız” şeklinde ikaz yapılır;

 

83-86- Hani İsrail oğullarından şöyle bir misak / söz almıştık: “Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, ana-babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere iyilik yapacaksınız, insanlara güzelliği söyleyeceksiniz, salatı ikame edeceksiniz ve zekatı vereceksiniz.” Fakat verdiğiniz bu ahdinize / sözünüze rağmen pek azınız dışında hepiniz sözünüzden döndünüz. / ahdinize sadık kalmadınız. Böylece ihanet sizin karakteriniz olmuş. Hani, yakın zamanda da “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye sizden ahd /söz almıştık ve siz bu anlaşmayı onaylamıştınız. Kendiniz buna hâlâ şahitlik etmektesiniz. Bu ahdinize / sözünüze rağmen siz hâlâ birbirinizi öldürme, içinizden bir gruba karşı kötülük ve zulümde yardımlaşma, yasaklandığı halde onları yurtlarından çıkarma, sonra size esir olarak geldikleri takdirde de fidye verip kendilerini kurtarma alışkanlıklarınızı devam ettirmek istiyorsunuz. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık bundan sonra sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir. Onlar, ahirete karşılık dünya yaşamını satın almış kimselerdir. Bundan dolayı kendilerinden azap hafifletilmeyeceği gibi kendilerine yardım da edilmeyecektir. (Bakara Suresi 83-86)

Bütün bu uyarılara karşın onların kalpleri son derece katılaşmıştır. Öyle ki aşağıdaki verildiği şekilde çok daha da ağır ve aşağılayıcı uyarılarda bulunulmasına rağmen, bu uyarılar da onlara hiçbir fayda vermez; “Hz. Musa’dan sonra size gönderilen peygamberler Hz. Musa’ya gelen Kitaba uygun ancak sizin hoşunuza gitmeyen bir hüküm getirecek olsa siz kibirleniyorsunuz ve hemen o elçiyi ya inkâr ediyorsunuz ya da öldürüyorsunuz. Bu alışkanlığınız hala devam ediyor ve şimdi de Hz.Muhammed @ bir elçi olarak geldi fakat aynı karakteri O’na karşı da sergiliyorsunuz. Siz ne biçim insanlarsınız?”

Onların bu uyarılara karşı verdikleri cevap tam bir kibir göstergesidir; “Bizim kalbimiz kılıflı! / dolu!”  Bu ifade ile onlar diyorlardı ki; “Sen bize ne anlatıyorsun? Biz kendi geçmişimizi, geçmiş elçilerimizi, öğretimizi, kitabımızı senden mi öğreneceğiz. Sen mi bize öğreteceksin? Bizim senin anlatacağın şeylere karnımız tok. Biz senin bildiğinin kaç katı şeyleri biliyoruz. Bizim kafamız o ilimlerle dopdolu. Geç bunları!”

 

87-88- Andolsun ki, Musa'ya Kitab'ı verdik ve ardından onu izleyen peş peşe başka elçiler gönderdik. Meryem oğlu Îsa’ya da apaçık deliller verdik ve kendisini Rûhu'l-Kudüs ile destekledik. Peki siz, bir Elçinin size, nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiği her seferinde kafa tutacak, onların bir kısmını yalanlayacak ve bir kısmını da öldüreceksiniz öyle mi? Onlar ise buna karşılık “Bizim kalplerimiz kılıflıdır / doludur” dediler. Hayır! Aksine; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder!  (Bakara Suresi 87-88)

7.12. Yahudiler Ayaklarına Gelen Fırsatı Tepiyorlar

Cenab-ı Hak, Yahudilerin tevhidi bozmaya, anayasayı ihlal etmeye ve İslam Cumhuriyetinin liderini öldürmeye yönelik girişimleri, onların Arap yarımadasında hakim bir pozisyon yakalama arzularına / dileklerine / dualarına bir cevap olarak verilen fırsatı tepmeleri olarak değerlendirmiştir. Onlar ayaklarına kadar gelen fırsatı tepmekteydiler. Zira Medine İslam Cumhuriyeti içerisinde yer alarak tüm Arap yarımadasına ve Ortadoğu’ya hâkim olabilme fırsatını yakalamışken şimdi bu fırsatı harcamaktaydılar.

Üstelik bu peygamber@ kendi öğretileri ile son derece paralel öğretiler getirmesine rağmen onu inkâr etmekteydiler.  Hatta o onların kitaplarını da tasdik eden, kabul eden bir peygamberdi. Buna rağmen O’nu inkâr etmekteydiler. Medine’de birlikte tesis ettikleri barışı, birlik ve beraberliği bozmaya çalışıyorlardı. Medine İslam Cumhuriyetinin kurucu unsurları arasında yer almalarına rağmen beyinsizlik yaparak elde ettikleri üstün pozisyonu kaybedecek ihanet girişimlerinde bulunuyorlardı. Ayaklarına kadar gelen fırsatı tepmişlerdi. Cenab-ı Hakk’ın onların dualarına yaptığı icabeti onlar ihanet girişimleri ile reddetmişlerdi.

 

89-90- Daha önce, inkarcılara karşı zafer kazanmak üzere bir açılım istediklerinde onlara (Yahudilere) Allah katından kendi ellerinde olanı tasdik eden bir Kitap ile birlikte o tanıdıkları / bildikleri elçi de geldi. Fakat onu inkâr ettiler! Artık onlar Allah'tan uzak bir halde yaşasınlar! / Allah’ın laneti kafirler üzerine olsun! Onların Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütfundan indirmesine haset edip başkaldırarak Allah'ın indirdiğini tanımamakla kendilerini sattıkları şey ne iğrençtir! İşte bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkarcılar için alçaltıcı bir azap vardır. (Bakara Suresi 89-90)

 

Cenab-ı Hak, Yahudileri Medine İslam Cumhuriyeti çatısı altında ve Hz.Muhammed’in@ önderliğinde tevhide çağırıyordu. Bunun için sahip oldukları kendi öğretilerini tanıyan, kendilerine değer veren Kur’an’a / Yeni ilahi öğretiye onların da inanmalarını ve Hz.Muhammed’i@ tanımalarını, istiyordu. Ancak onlar ayrı kalmak istediklerini beyan ettiler. Onlar oluşturulan bu topluluk / ümmetten kendilerini ayrı tutmak istediler. Zira onlar kendilerini diğer toplumlardan üstün, seçkin ve farklı görüyorlardı.

Şayet kendi öğretilerini doğrulayan Yeni ilahi öğretiye / Kur’an’a tabi olsalardı Medine’de ayrılık olmayacaktı ve Yahudilerde yönetime katılmış olacaklardı. Böylece Medine’de Yahudiler ve Araplar (Ensar ve muhacir) bütünleşmiş olacak ve Medine İslam Cumhuriyetinin içerisinde hem idari hem de toplumsal bir tevhit sağlanacaktı. Ama olmadı, onlar ayrı kalmayı seçtiler. Onlar kendilerini üstün ve seçkin gördükleri için kendi öğretilerini daha değerli ve üstün buluyorlardı.

Cenab-ı Hak ise onların samimi olmadıklarını yüzlerine vurdu;

  • «Madem kendi öğretinizi çok değerli buluyorsanız neden o öğretiyi savunan peygamberlerinizi öldürüyordunuz? Siz samimi değilsiniz.»

  • «Siz o peygamberlerin size getirdiklerini değil sizin zaman içerisinde kendi istek ve arzularınıza göre geliştirdiğiniz şeriatı / hukuku /öğretiyi değiştirmek istemiyorsunuz. Sizin derdiniz başka»

  • «Siz samimi olsaydınız en büyük peygamberiniz olan Musa @ size çok açık kanıtlar ile gelmiş olmasına rağmen siz yine de O’nun öğretisini bırakıp kendi arzularınızın gösterdiği istikamette gittiniz. Mısırdaki şirk sisteminin küçük bir modeli olan “BUZAĞI” sembollü yeni bir şirk sistemi benimsediniz.»

 

91-92- Onlara, haydi “Allah'ın indirdiğine iman edin” denildiğinde, onlar, “Biz, sadece kendimize indirilene iman ederiz” derler de ondan başkasını kabul etmezler. Halbuki Allah'ın indirdiği bu kitap, kendi ellerinde olan kitabı doğrulayan bir gerçektir. De ki: “Peki siz gerçekten size indirilen kitaplarınıza inanıyor idiyseniz, niçin daha önce Allah'ın Peygamberlerini öldürüyordunuz?”  Andolsun Musa size açık-seçik kanıtlarla gelmişti. Ama siz, zalimlik yaparak onun arkasından buzağıyı tanrı edindiniz. (Bakara Suresi 91-92)

 

 

7.13. Yahudilerin İçten Pazarlıklı Oluşları

Medine Vesikasının kabul edilerek / imzalanarak Medine İslam Cumhuriyeti kuruluşunun gerçekleşmesi esnasında bu sözleşme hükümlerine sadık kalınması ve titizlikle korunması üzerine ant içilir. / yemin edilir. Yahudiler de bu anayasanın / vesikanın okunmasından sonra anayasada geçen bütün maddeleri anladıklarına (işittiklerine) ve bu hükümlere itaat edeceklerine ant içtiler. Şimdi ise tevhidi bozucu tavır ve davranışları nedeniyle kendilerine bu yeminleri hatırlatılınca hemen yemin için kullandıkları kelimenin aynı zamanda «isyan ettik» anlamına da geldiğini ve bu yemin töreni sırasında kendilerinin yemin ederken aslında “kabul” değil “isyan” anlamını içlerinden geçirerek ant içtiklerini ifade ederler.

Onların ortaya koydukları bu mazeret, yaptıklarından daha da iğrençtir, daha da aşağılıktır. Tıpkı Hz. Musa @ ın onlara getirdiği ilahi öğreti yerine «buzağı» modelli şirk ideolojisini benimserken içerisine birazda ilahi öğretiden katarak sahtekârlıklarını doğru göstermeye çalışmaları gibi. Bunun sebebi onların Mısır’da «inek / boğa» modelli şirk sistemini çok sevmiş ve o modelin benzeri olan “buzağı” yani daha küçük ölçekli bir şirk sistemini de sevmeleridir. Kısaca her türlü şirk sisteminin sevgisinin kalplerinde yer etmiş olmasıdır. Böylece onlar hak ve adalet esaslı ilahi öğretiyi reddederler.

Cenab-ı Hakk onların kendilerine verilen ilahi öğretiyi ne hale getirdiklerini ve eğer bu iğrenç hareketlerini mevcut dinleri meşru görüyorsa bu dinin ne çirkin şeyi emrediyor olduğuna müteakip ayetlerde işaret ederek onları akıllarını başlarına almaya davet eder;

 

93- Hani bir zaman sizden, “Size verdiğimize (Kitab’a / Anayasaya) kuvvetle sarılın ve dinleyin” diye ahdinizi / sağlam bir söz aldık ve sizin bu ahidiniz üzerine Tûr’u da şahit tuttuk.  Fakat onlar: “Dinledik ve isyan ettik / iyice sarıldık.”  Dediler. Gerçeği örtmeleri yüzünden buzağı / şirk sistemi sevgisi kalplerine yerleştirildi. De ki: “Eğer böyle inan kimseler iseniz, inancınızın size emrettiği şey ne iğrençtir!” (Bakara Suresi 93)

bottom of page