top of page

BÖLÜM 37

TEBUK SEFERİ SONRASI

37.1. Münafıkların İhanetlerinin Tescillenmesi

İslam Ordusu Tebuk’ten Medine’ye döndü. Münafıkların beklentilerinin tam tersi olarak bu sefer başarılı geçmişti. Onlar Bizans ve Gassani ordularının müminleri derdest edip esir edeceklerini bekliyorlardı. Fakat düşman orduları İslam Ordusunun meydan okumasına hiçbir karşılık verememişti. Tebuk bölgesindeki kabileler de İslam Cumhuriyetinin egemenliği altına alınmak suretiyle İslam Cumhuriyetinin sınırları, Arap yarımadasının kuzeyini de güvenliğe alacak şekilde genişlemişti.

Düşmanla iş birliği yaparak ihanet eden ve beklentileri de gerçekleşmeyen münafıklar, şimdi nasıl hesap vereceklerinin, paçayı nasıl kurtaracaklarının planlarını yapmaktaydılar. Zira o münafıkların yapmış oldukları ihanetleri ortaya çıkaran vesileleri Allah göndermiş ve Tebük bölgesinde ilişkide oldukları kabilelerin ileri gelenleri onların yaptıkları ihanetlere ilişkin bilgileri Hz.Muhammed’e@ tek tek bildirmişlerdi. Halbuki sefer öncesinde münafıklar düşmanla iş birliği yaptıklarını sürekli inkâr ediyorlardı. Hz.Muhammed’in@ Tebuk bölgesinden edindiği bilgiler ise onların ihanet ilişkilerinin kanıtlarını oluşturuyordu.  Böylece münafıklar ne kadar mazeret ileri sürmüş olursa olsunlar hiçbirinin geçerliliğinin olmadığı ve hepsinin yalan olduğu açığa çıkmıştı.

Cenab-ı Hak, inzal ettiği ayetlerle münafıkların içine düştükleri bu feci durumlarını ortaya koydu. Mümin olan kabile ve akrabalarının onlarla olan ilişkilerini kesmelerini emretti. Onların birer pislik iğrenç kimseler olduklarını ilan etti. Böylece onlar yaptıkları ihanetin cezası olarak toplumdan dışlandılar.

 

94-96- Seferden geri döndüğünüzde hemen koşup size mazeret sayıp döküyorlar. De ki: “Boşuna mazeret uydurup durmayın, size kesinlikle inanmayız. Allah bize, sizin gerçek durumunuzu bildirmiş bulunuyor. Bundan böyle Allah ve Peygamberi yapıp ettiklerinizi takip edip gözetim altında tutacaktır. Sonra gizli ve açık her şeyi bilen Allah’ın huzuruna döndürülüp hesap vereceksiniz.  O, bütün yaptıklarınızı tek tek size bildirecektir.” Siz seferden onların yanına döndüğünüzde, üzerlerine gitmemeniz için, mazeretlerinin doğruluğuna Allah adına yemin edip duruyorlar. Bundan sonra siz de onlara ilişmeyin / yüz çevirin onlardan. Çünkü onlar murdardır. / pislik insanlardır. Yaptıkları kötülüklerin cezası olarak varacakları yer cehennemdir. Hoşnutluğunuzu kazanıp / kandırıp sizi razı etmek için etrafınızda dört dönüp yeminler edip duruyorlar. Fakat sizi kandırıp onlardan razı olsanız bile, Allah, o fasıklara aldanmaz ve onlardan asla razı olmaz. (Tevbe Suresi 94-96)

 

37.2. Bedeviler Konusunda Müminlerin Uyarılması

Bu seferde bir şey daha anlaşılmıştı. Müminlerin bedeviler konusunda çok uyanık olmaları gerekiyordu. Zira onlardan samimi olanları oldukça azdı. Onların çoğunluğu münafıklardan daha fazla mala mülke tapıyorlardı. İslam’a bağlılıkları ise son derece azdı ve ihanete yatkınlıkları çok şiddetli idi. Onlar için seferlerin ganimet elde etmekten başka bir amacı yoktu. Onlar sadece rantı düşünüyorlardı. Medeni olmayı ve Allah’ın sınırlarını hiç dikkate almıyorlardı. Eski sistemdeki gibi yağma ve talan yapmaya devam etmek için İslam Cumhuriyeti’nin zaafa uğramasını ve yıkılıp gitmesini dört gözle bekliyorlardı. Bu nedenle müminlerin gelecek zamanlarda onlara karşı çok dikkatli olmaları gerekiyordu.

Fakat onların arasında takvalı olanları da vardı ki Cenab-ı Hak, onları övmek suretiyle diğerlerinin onlara özenmemelerini ve kendilerini düzeltmeye çalışmalarını istedi. Onların takvalı olanlarının imanlarının bir göstergesi olarak Allah yolunda infak ettiklerini ve onların bu harcamaları sırf Allah’a yaklaşmak ve elçisine destek olmaya vesile olması için yaptıklarını bildirdi.

 

97-99- Bedeviler / Araplar inkâr / başkaldırma / isyan / tanımama ve münafıklık / ikiyüzlülük bakımından şehirlilere göre hem daha beter / şiddetli, hem de Allah'ın Peygamberine indirdiği sınırları / kanunları tanımamaya daha yatkındır. Allah her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibidir. Bedevilerden / Araplardan öyleleri de var ki, Allah yolunda infak ettiğini zarar sayar ve bu vergiden kurtulmak için sizin devrilmenizi / felaketlere uğramanızı beklemektedirler. Bekledikleri felaketler / kötü devirler onların başına gelsin. Kuşkusuz Allah her şeyi işitir ve bilir. Ama bedeviler arasında öyleleri de vardır ki; Allah'a ve ahiret gününe inanır, Allah yolunda harcadıklarını, kendilerini Allah'a yaklaştırmaya ve Peygambere destek olmaya vesile olarak görürler. İyi bilin ki işte bu sadakalar Allah'a yakınlık için gerçek bir vesile olacaktır. Allah onları rahmeti içine katacaktır. Kuşkusuz, Allah çok bağışlayan ve çok acıyandır. (Tevbe Suresi 97-99)

 

37.3. Sinsi Münafıklar Hakkında Uyarılar

Cenab-ı Hak, İslam Cumhuriyetinin kuruluşundan bugünlere getiren sadık samimi müminleri de överek onları tebrik etti ve onların ulaştıkları başarı ve zaferlere işaret ettikten sonra onlara ahirette de çok büyük mükâfatları hazırladığının müjdesini verdi. Fakat müminleri gelecekte kendilerini bekleyen en büyük tehlikenin Hz.Muhammed’in@ bile tespit edemediği sinsi münafıkların varlığına ve onlar hakkında dikkat edilmesi gerektiğine işaret etti.

Cenab-ı Hak, o-sinsi münafıklar kendilerini ne kadar gizleseler de Allah’ın onları bildiğini ve yaptıkları ihanetlere şahit olduğunu da bildirdi. Bu nedenle onların giriştikleri her kalkışma eyleminin eninde sonunda başarısızlığa uğratılacağı ve böylece onlara azap üstüne azap yaşatılacağını haber verdi.  Bu azap ve yıkımların sadece bu dünya ile sınırlı kalmayacağını onları ahirette çok büyük bir cehennem azabını beklediğini de ihbar etti.

 

100-101- Muhacirler ve Ensar’ın öncü müminleri ile onları en güzel şekilde izleyenlerden Allah razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlar için ebedi kalacakları altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Çevrenizdeki bedevi Araplar ile Medine halkından münafıklıkta maharet kazanmış öyle münafıklar vardır ki, gerçek yüzlerini senden gizleyebilecek kadar sinsidirler. / Sen onları bilemezsin.  Fakat Biz onları biliyoruz. Onlara azap üzerine azap edeceğiz. En sonunda pek büyük bir azaba uğratılacaklar. (Tevbe Suresi 100-101)

 

37.4. İlahi Düsturlar Daima Islah Edici Olmayı Öngörür

Tebuk seferine katılmamak için mazeretler ileri sürerek seferden geri kalmış olanlar hakkında hüküm vermeye sıra gelmişti. Cenab-ı Hak, önce seferden geri kalan ve samimi mümin olanlar hakkında hükmünü verdi. Onlar suçlarını itiraf etmişlerdi. Seferden geri kalmak için mazeret uydurmamışlardı. Açık açık hata ettiklerini itiraf etmişler ve verilecek her türlü cezaya razı olduklarını ifade etmişlerdi. Ka’b b. Malik, Mürare b. Rebi ve Hilal b. Ümeyye den oluşan bu üç sahabenin davranışları, kendilerini kurtarmak için yalan yere bin bir yeminlerle paçayı sıyırmaya çalışan diğer münafıkların davranışları ile kıyaslandığında çok samimi bir duruştu. Hem çok üzgündüler hem gerçeği söylüyorlar ve hem de verilecek her türlü cezaya razıydılar. Münafıklar ise kendilerini haklı göstermeye çalışıyorlardı. 

Cenab-ı Hak samimi müminlerin tevbelerini ileride kabul edeceğini bildirdi ve onların yaptıklarının cezası olarak ödeyecekleri bedellerin kabulünü elçisine bildirdi. Hatta onların cezalarını çekmede sabır göstermeleri, dayanmaları için onlara dua etmesini, onlara destek olmasını da bildirdi. Onlara da affedilmeleri için çalışıp çabalamalarını, salih / hayırlı amellerde bulunmalarını emretti. Bütün toplumun şahit olacağı hayırlı eylemlerle affedilmeyi ve tekrar müminlerin safına kabul edilmeyi hak etmeleri gerektiğini bildirdi.

Samimi olmayan münafık kimseler için bu bedeller çok ağır geleceğinden ve onların da bu bedelleri ödemeye yanaşmayacağından gerçek müminle münafığın anlaşılması ve insanların da buna şahit olması için bu hükmü getirdi.

Bu hüküm ile münafıklara şayet sizlerde gerçekten affedilmek istiyorsanız ve mümin olduğunuzu ispat etmek istiyorsanız işte size bir fırsat; “Kendisini ıslah eden / ıslah etmek isteyen yaptığı yanlışı itiraf etsin ve yanlışın bedelini ödesin.” denilmiş oldu.

 

102-105- Peygamberin çağrısına uymayarak seferden geri kalma günahını işleyenlerden diğerleri (samimi müslüman olanlar) bu günahlarını açıkça itiraf ettiler. Onlar iyi işlerle kötü işleri birbirine karıştırdılar. Allah’ın onların tevbelerini kabul etmesi umulur. Kuşkusuz Allah, kendisini ıslah edenlerin geçmişini bağışlayan / tevbesini kabul eden ve çok merhametli olandır. Mallarından vererek kendilerini temizleyip arındıracakları Sadakat Vergilerini onlardan (o tevbekar üç şahıstan) kabul et ve onlara dua et. / destek ol. Senin duan / desteğin onlara huzur ve sükûnet verir. Allah onların itiraflarını işiten ve pişmanlıklarını bilendir. Allah’ın kullarının tevbesini ve sadakat / bağlılık taleplerini geri çevirmeyeceğini (o tevbekarlar) bilmiyorlar mı? Hiç şüphesiz ki O, kendisini ıslah edenlerin tevbelerini kabul eden ve kullarına karşı çok merhametli olandır. De ki: “Ey Tevbekarlar! Çalışın!  Çabalayın! / Hayırlı güzel eylemler yapın! Allah, Peygamberi ve müminler bu eylemlerinizi görecektir. Sonunda, gizli ve açık her şeyi bilen Allah’ın huzuruna varacaksınız. O yaptığınız eylemleri birer birer ortaya koyarak sizi hesaba çekecektir.”(Tevbe Suresi 102-105)

 

37.5. Münafıklara Ceza Verme Konusunda Acele Edilmemesi

Eylemleri ve nifakları açığa çıkmış olan münafıklara da kendilerini düzeltmeleri için bir miktar daha süre tanındı. Nasıl olsa artık onlar eskisi gibi toplumda etkin olamayacaklardı.  Zira onlar toplumdaki bütün statülerini yitirecekleri gibi toplumdan dışlanmaları onların toplumdaki bütün etkinliklerini kaybetmesine neden olacaktı. Ayrıca onlar artık isteseler de seferlerde yer alamayacaklardı. Onlar öldükten sonra ise cenaze namazları kılınmayacak, kabirlerine defin merasimine katılım yapılmayacaktı. Her ne kadar onlara hapis, idam vb. cezalar verilmesi bir süre ertelense de onların itibarsızlaştırılmaları onlara verilebilecek en büyük ceza olsa gerekti.

Münafıklar mevcut tavırlarından vazgeçmedikleri sürece bu şekilde toplumsal dışlanma onlar için devam edecek ve dünya başlarına dar edilecekti. Ama tevbe edip samimi bir mümin olacak olurlarsa o zaman onların da bağışlanacakları bildirildi.

Cenab-ı Hak, bu mesajıyla toplumu ıslah etmeyi murat ettiğini ve ilahi otoriteye şeklen de olsa boyun eğenler için hemen acele karar verilmemesi (devlet aklı) gerektiğini beyan etmiş oldu.

 

106. Seferden geri kalanların diğer kısmı (münafıklar kısmı) ise Allah'ın emrini bekleyecekler ve bu hallerini devam ettirirlerse azaba uğrayacaklar. Eğer tevbe ederlerse Allah tevbelerini kabul edecektir. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi 106)

 

37.6. Dirar Mescidinin Yıkılması

Münafıkların sadece toplumdan dışlanması ve itibarsızlaştırması ile yetinilmemesi, onların faaliyetlerinin de engellenmesi gerekmektedir. Tebuk Seferi öncesi nifak faaliyetleri için merkez olarak kullandıkları Süveybin evi yıkılmıştı. Şimdi sıra onların yasal olarak kurdukları ve nifak faaliyetlerinin merkezi olacak mescidin yıkılmasına gelmişti.

Bilindiği üzere Dırar Mescidi Ebu Amir b. Rahib’in ([1]) emriyle kurulmuş ve yasal bir statüde faaliyet gösterecek, ancak İslam Cumhuriyeti’nin temelini dinamitleyecek illegal faaliyetleri yapmak amacıyla inşa edilmiş bir merkezdi. Ebu Amir, Bizans ve Gassan kuvvetleri ile Medine üzerine saldırmayı planlamış iken Medine’nin içeriden düşürülmesi için de bir nevi ihtilal merkezi olarak Dırar Mescidini kullanmayı amaçlamıştı.

Kuba Mescidi yakınlarında inşa edilen Dırar Mescidi münafıkların yasal faaliyet merkezleri olacaktı. Yasallığını tescillemek için Hz.Muhammed’den@ orada namaz kıldırmasını rica etmişlerdi.

Fakat Tebük Seferi sonrasında oranın masum ve yasal bir faaliyet merkezi olarak inşa edilmediği, tam aksine münafıkların illegal faaliyetlerini kamufle etmek için kullanacakları bir terör yuvası / ihtilal üssü olduğu ortaya çıkınca, Cenab-ı Hak, elçisine orayı tescil etmeyi reddetmesini emretti. Hz.Muhammed@ de münafıkların tescil isteklerini reddettiği gibi o mescidin yıkılıp yakılması için Malik b. Dühşum es-Sülemi ve Ma'n b. Adiyy adlı Sahabeleri görevlendirdi. Sülemi ve Adiyy yanlarında bir ekiple Dırar Mescidini yaktılar / yıktılar ve yerle bir ettiler. Böylece münafıkların yasal bir merkezde illegal faaliyet yapmalarına izin verilmemiş oldu.

Münafıkların Hz.Muhammed’in@ kurduğu ve yükselttiği İslam Cumhuriyetini yıkma çabaları boşuna idi. Onların başarma şansları yoktu. Zira bunların çabalarının bir zemini yoktu. Bir hareketin başarılı olması için mutlaka toplumun yararına olan bir ideolojisi / dünya görüşünün olması şarttı. Onların böyle bir ideolojileri / dünya görüşleri / hedefleri yoktu. Hatta onların ideolojileri ve hedefleri halkı sömürmek, eski statülerini yeniden elde etmek gibi çürümüş ve halk tabanının artık onları istemediği ideolojilerdi. Artık geçerliliğini yitirmiş / toplumdaki meşruiyetlerini kaybetmiş bir ideolojiyi savunan münafıkların halkın yararını gözeten bir ideolojisi / hedefi / dünya görüşü olan Hz.Muhammed’in@ hareketine karşı başarı kazanmasının imkânı yoktu. Hz.Muhammed’in@ sağlam bir dünya görüşü üzerine inşa ettiği İslam Cumhuriyeti Merkezinin (Mescidi Nebinin) ilelebet payidar olacağı aşikârdı. Diğer taraftan nifak, darbe ve bozgunculukla yıkılmaya yüz tutmuş şirk sistemini canlandırmak için inşa edilmiş bir merkezin (Dırar Mescidinin) ömrünün fazla olmayacağı da apaçıktı. Bu hususu Cenab-ı Hak zemini çürük bir yere bina yapma ile zemini sağlam bir yere bina yapma metaforu kullanarak güzel bir benzetme ile anlattı;

 

107-110- Peygambere ve müminlere zarar vermek, inkârı / isyan ve darbeci hareketleri artırmak, müminlerin arasına nifak sokmak ve baştan beri Allah'a ve Peygamberine karşı savaşan o adamın (Ebu Amirin) isteği ile / isteğini gözetmek için o mescidi (Dırar mescidini) inşa edenler: “Bizim bunu yaparken iyilikten güzellikten başka bir amacımız yoktu” diyerek yeminler ettiler. Allah onların yalancı olduklarına bizzat şahittir. Bu nedenle asla o-mescide girme. İlk kurulduğu gün, takva temeli üzerine kurulan Mescidi ayakta tutmak daha layıktır. Orada kötülük, günah, pislik ve zulümlerden arınmayı seven erler vardır. Allah da böyle arınanları çok sever. Dinin / devletin binasını takva (Allah’ın emirlerine uymada hassasiyet gösterme) ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Onların inşa ettikleri bina (Dırar Mescidi), onların kalpleri parçalanıp ölünceye kadar onların yüreklerine nifak ve bozgunculuk veren bir kaynak olacaktı. Allah her şeyi hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi 107-110)

 

Dırar mescidinin yıktırılmasının “kutsallara saldırı yapılıyor” şeklinde münafıkların yapacakları tezvirata karşı Cenab-ı Hak müminleri örnek göstererek cevap verdi. Allah yolunda öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığı aldığını bildirerek münafıklara şu mesajları verdi;

“Siz Allah yolunda / Allah’ın devletini / İslam Cumhuriyetinin Başkenti Medine’yi korumak için canınızı ve malınızı ortaya koymaktan geri duracaksınız, dahası düşmanla iş birliği yaparak ihanet edeceksiniz, müminler ise vatanlarını düşmandan korumak için canları ve malları ile çarpışacaklar ondan sonra da kalkıp kutsal bir mekâna saldırılıyor diye bas bas bağıracaksınız! Gerçekten samimi iseniz işte samimiyet üzere kurulmuş mescit! Faaliyet gösterecekseniz bu merkez size yeter! Siz de müminler gibi kendinizi ıslah edin, tevbe edin, Allaha yönelin, nefsinizi tezkiye edip İslam Cumhuriyetine sadakatle bağlanın ve Allah yolunda canla başla çalışıp çırpının.  İyiliği emredip kötülükten sakındırın. Göstereceğiniz bu çabalarla dünyada cennet gibi bir yaşamı, ahirette de cenneti Cenab-ı Hak’tan satın alın.”

 

111-112- Allah, müminlerden onlara verilecek cennet karşılığında, canlarını ve mallarını satın almıştır. Zira onlar Allah yolunda savaşıp öldürür ve öldürülürler. Bu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da, O’nun (Allah’ın) üzerine aldığı hak olan vaadidir. Vaadine Allah'tan daha sadık olan kimdir?  Öyleyse yaptığınız alışveriş ile sevinip birbirinizi müjdeleyin! İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. İşte bunlar; tevbe edip kendilerini ıslah eden, itaat eden, hamdedip yalnızca O’na yönelen, O’nun rızasını kazanmak için çırpınan / oruç tutan, rükû ve secde eden, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan ve Allah’ın koyduğu sınırları koruyanlardır. İşte sen bu müminleri müjdele. (Tevbe Suresi 111-112)

 

37.7. Münafıkların Lideri Abdullah b. Ubey’in Ölümü

Abdullah bin Übey Tebük Seferine karşı olmasına rağmen söz konusu sefere iştirak etmişti ve seferden döndükten kısa bir süre sonra hastalandı. Hastalığının ölümcül olduğunu anlayınca Hz.Muhammed’i@ yanına çağırttı. Hz.Muhammed@ onun çağrısı üzerine yanına gitti ve bugüne kadar yaptığı nifak ve bozgunculuk günahlarını dile getirerek hiç olmazsa ömrünün son demlerinde Allah’tan bağışlanma dilemesini istedi. Fakat o hala nifakı üzerinde sabit durdu ve ölürken toplumdaki itibarının korunmasının derdine düştü. Bu amaçla peygamberimizden gömleğini vermesini ve cenaze namazını kıldırmasını ve mezarı başında Allah’ın kendisini affetmesi için dua etmesini istedi. O hala kendisinin ve münafık arkadaşlarının izledikleri yolun doğru olduğu düşüncesindeydi ve bunu bizzat Hz.Muhammed’in@ tescillemesi için bu taleplerde bulunuyordu. Şayet cenaze namazını Hz.Muhammed@ kıldırır ve defninde bulunurda onun için bağışlanma dilerse yaptıkları nifak eylemlerini meşrulaştırmış olacaktı. O ölüp giderken bile şirk düşüncesini asla aklından çıkarmamıştı. Yenilmiş olsa da topluma kendi meşruiyetini bizzat düşmanı eliyle sağlamaya çalışıyordu. ([2])

Hz.Muhammed@ çok yumuşak huylu olması nedeniyle ölüm döşeğindeki Abdullah b. Übey’i kırmadı ve bağışlanma dileyeceğine söz verdi. Cenazesinde de bulunacak ve gömleğini de verecekti.

Kısa bir süre sonra Abdullah b. Übey’in ölüm haberini oğlu Abdullah peygamberimize getirdi. Oğlu babasının vasiyeti ve peygamberimizin sözünü dile getirdi. Peygamberimiz hemen gömleğini babasının cenazesine giydirilmek üzere oğul Abdullah’a verdi.  Aynı zamanda cenaze merasimine katılacağını da söyledi.

Fakat Hz. Ömer peygamberimize “O münafığın bugüne kadar yaptıklarını dikkate almaksızın onun cenaze namazını nasıl kıldırırsınız?” diye onun cenaze merasimine katılmasını engellemeye çalıştı. Peygamberimiz söz verdiğini ve bu sözü yerine getirmesi gerektiğini söyleyince Hz. Ömer münafıkların cenazelerine katılmama ve kabri başında durmama konusunda Tevbe Suresinin 84. ayetini hatırlattı. Peygamberimiz ise o ayette geçen yasağın Tebük seferine katılmayan münafıklar için getirildiğini Abdullah bin Übey’in ise söz konusu sefere katıldığı için bu yasak kapsamında olmadığını belirtti. Ayrıca peygamberimiz münafıklar için bağışlanma dilenmesi (cenaze namazı bu kapsamdadır) hususunda Cenab-ı Hakk’ın kendisini 80. ayette belirtildiği üzere muhayyer bıraktığını belirtti. Hz. Ömer ile arasında geçen bu konuşmadan sonra peygamberimiz, Abdullah bin Übey’in cenazesini kıldırdı ve mezarına kadar törene katıldı. Peygamberimizin bu hareketi Abdullah bin Übey’in taraftarları arasında çok olumlu karşılandı ve kalpleri İslam Cumhuriyetine ve peygamberimize karşı yumuşadı. Özellikle Abdullah bin Übey’in oğlu Abdullah da bu iştirakten son derece memnun oldu. Eğer peygamberimiz cenazeye katılmayacak olsaydı Abdullah bin Übeyin oğlu muhaliflerin aşağılamasına muhatap olacaktı ve çok üzülecekti. Halbuki o, peygamberimize çok sadık samimi bir mümindi. Ayrıca Abdullah bin Übey’in ölmeden önce hedeflediği gibi münafık politikalarının meşruiyetinin tescillenmesi gerçekleşmediği gibi tam aksine münafıklar peygamberimize daha da yakınlaşmış oldular.

Cenaze merasiminden sonra Cenab-ı Hak, Abdullah bin Übey gibi hareketleriyle inkarcılığı çok açık ve net olan kimseler için akrabaları bile olsa bağışlanma dilenmesi / cenaze namazının kılınması vb. müminlere yakışmadığını ve onlar için bağışlanma dilemenin yasak olduğunu bildirdi. Abdullah bin Übey’in açık bir karşıtlığını bilen Peygamberimizin cenazeye katılmasının ise O’nun verdiği bir söz için olduğunu Hz. İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi metaforu ile anlattı. Diğer taraftan küfrü açık olan kimse için bağışlanma dilemenin / cenazesine iştirak etmenin yasak oluşuna dair şimdiye kadar net bir hüküm bildirilmediğinden peygamberin ve müminlerin Abdullah bin Übey’in cenazesine iştirak etmelerinin günah sayılmayacağını da ifade etti.

 

113-116- Yakın akrabaları bile olsa, Peygamber ve müminler cehennemlik oldukları besbelli olan müşrikler için bağışlanma dileyemezler, bu onlara yakışmaz. İbrahim'in babası için Allah’tan bağışlanma dilemesi ise, sadece ona önceden verdiği sözünü yerine getirmek içindi. Fakat, babasının gerçekten Allah düşmanı olduğu kendisince iyice anlaşıldığı zaman, İbrahim ondan uzaklaştı. İbrahim gerçekten insanlar için yüreği yanan ve onlara karşı çok merhametli birisiydi. Allah, bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, onlara uymaları ve sakınmaları gereken her şey açıklanmadıkça (açıklanmamış, ya da henüz bilemedikleri konulardaki hatalarından dolayı) onları günahkâr saymaz. Kuşkusuz Allah her şeyi bilir. Şüphesiz ki göklerin ve yeryüzünün mutlak egemenlik ve hükümranlığı Allah'a aittir. O, diriltir / hayat verir ve öldürür. Sizin, Allah'tan başka veliniz / yöneticiniz / sahibiniz / dostunuz / kralınız ve yardımcınız yoktur. (Tevbe Suresi 113-116)

 

37.8. Sefere Çıkmayan Üç Müminin Affedilmeleri

Sefere hazırlık talimatı verildiğinde seferden kaçmak için sudan mazeretlerle Hz.Muhammed’den@ izin isteyenler olmuştu. Hz.Muhammed@ izin isteyen münafıkların zaten işe yaramayacakları ve ayak bağı olacakları düşüncesiyle onlara hemen izin vermişti. Fakat O’nun böyle kolayca izin vermesi gerçekten münafık olmayan müminleri de etkilemişti. Bu nedenle Hz.Muhammed@ az daha çok önemli bir seferi tehlikeye atıyordu. Yapmış olduğu büyük bir stratejik hataydı. O, Cenab-ı Hakk’ın uyarısına muhatap olmuş ve hatasını anlamıştı. Bu yaptığı hatayı bir daha tekrar etmemek için tevbe etti ve Cenab-ı Hak elçisinin tevbesini kabul etti.

Diğer taraftan müminlerde bu zorlu yolculuğa ve ucunda çok büyük tehlikeler barındıran sefere çıkma hususunda isteksiz davranmışlar ve Cenab-ı Hakk’ın uyarılarına muhatap olunca hemen hatalarını anlamışlardı. Bununla birlikte hatalarını anlamayan çok az sayıda mümin (üç kişi) de vardı. Onlar ise ancak seferden sonra ne kadar büyük bir hata işlediklerini anladılar ve tevbe ettiler. Ancak tevbelerinin kabul edilmesi için biraz bedel ödemeleri gerekiyordu. O bedeli ödedikten sonra Cenab-ı Hak onların da tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah tevbe edip kendini düzelten kullarına karşı çok merhametli ve onların kendilerini ıslah etmelerini çok sevendir.

 

117- Allah, (seferden geri kalmalarına izin verdiği için) Peygambere ve (münafıkların fitnelerine aldanarak) neredeyse kalpleri kayma noktasına gelen bazı Muhacirlere ve Ensar’a yanlışlarından dönme / tevbe etme imkanını verdi. O zorluk zamanında onlar sefere çıkmama konusundaki yanlış kararlarından hemen dönüp Peygambere tabi olarak sefere katılmaları nedeniyle Allah onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir. (Tevbe Suresi 117)

 

Cenab-ı Hak, Tebük Seferine katılmayan ve suçlarını samimiyetle itiraf eden üç mümine bağışlanmaları için infakta bulunmalarını, hayırlı ameller yapmalarını ve tevbe istiğfar yapmalarını önermişti.

Hz.Muhammed@ de tüm müminlerin bu üç mümin (Ka'b b. Malik, Murare b. Rebi ile Hilal b. Ümeyye) ile ilişkilerini kesmelerini emretmişti. Eşleri dahil hiçbir mümin bunlarla konuşmuyor, görüşmüyor ve alışverişte bulunmuyordu. Nasıl ki münafıklar mümin olduklarını iddia etmelerine rağmen en zor zamanlarda Hz.Muhammed’i@ ve müminleri yalnız bırakıyorlar ve ayrı olduklarını izhar ediyorlarsa Tebük imtihanında da münafıklarla aynı safa düşen bu müminlere ayrılığın ne olduğu gösterilmişti. Eşlerinin bile kendileri ile konuşmaması onlar için son derece ağır bir imtihandı. Hatta bu tecrit politikasını fırsat bilen Gassan emiri bu durumdan haberdar olunca acı ve sıkıntı çeken bu müminleri kendi yanına çekmek için girişimlerde bulunmuş ve Ka’b b.Malik’e mektup yazarak onların kendi safına geçmesini teklif etmişti. Fakat Ka’b bunun da bir imtihan olduğunu anlayıp asla ikinci bir hata yapmadı. Zira biliyordu ki Cenab-ı Hak, nasuh bir tevbe etmeleri halinde mutlaka bağışlanacağını bildirmişti. Onlar çile için öngörülen sürelerinin dolmasını sabırla beklediler.

Sonunda tecrit politikasının ellinci günü bu üç mümin için bayram sevincini yaşayacakları gün oldu ve Cenab-ı Hak onların bağışlandıklarını bildirdi.

 

118- Allah (Tebuk) seferine çıkmayan o üç kişinin tevbelerini de kabul etti. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, nefisleri / vicdanları / içleri / kalpleri sıkıştıkça sıkılmıştı. Allah'tan başka hiçbir sığınaklarının olmadığını anlamışlardı. Bu hatalarından sonra, tekrar dosdoğru yaşantılarına dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Hiç şüphesiz ki Allah, kendisini ıslah edenlerin tevbelerini kabul eden ve merhameti bol olandır. (Tevbe Suresi 118)

 

37.9. Müminlere Stratejik Talimatlar ve Uyarılar

Cenab-ı Hak, tevbeleri kabul edip müminleri affettikten sonra bundan böyle bir daha aynı hataya düşmemek için müminlere uyarılarda bulundu. Onlara Peygamberi / liderlerini asla yalnız bırakmamalarını daima O’nun yanında yer almalarını tembihledi. O’nu yalnız bırakmanın müminlere yakışmadığını bildirdi ki bu ikaz çok önemli stratejik talimattı. Adeta “O sizin için çalışıp çırpınırken, sizin saçınızın tek teline zarar gelmesini istemezken sizin onu yalnız bırakmanız olur mu? Ayrıca birlik / tevhit olmanın tek yolu liderin etrafında kenetlenmekten başka bir şey midir?” diye sorguladı. 

Cenab-ı Hak onlara liderlerinin / peygamberlerinin peşinden gittikleri takdirde pişman olmayacaklarını ve Allah yolunda yapılan sefer / savaş için gösterilen her türlü çabanın kayıt altına alındığı ve hem bu dünya da hem de ahirette mutlaka karşılığının verileceğini bildirdi.

Sefere çıkmayanlar üzerinde bu kadar şiddetle durulunca, bundan sonraki seferler için yanlış anlama olmaması için herkesin sefere çıkmasının uygun olmadığı da belirtildi. Zira mücadele topyekûn olmalı ve savaşın sadece cephede değil cephe gerisinde de yapılacağı bildirildi. Bu emirle cephe gerisinde yapılması gereken mücadelenin terkedilmemesi gerektiği de ifade edilerek yanlış anlamaların önüne geçildi.

Cenab-ı Hak müminlere “İslam Cumhuriyetinin sınırlarında yer alan düşmanları caydırmak ve İslam Cumhuriyetine karşı onların yüreklerinde korku yaratmak için onlarla savaşmaları gerektiğini” emretti. Düşmanların güçlü olmalarından korkmamalarını Allah’a sığınmalarını ve O’na sığınırlarsa yardıma mazhar olacaklarını bildirdi. Bu emir düşmanı sindirmek ve İslam topluluklarının güvenliğini sağlamak için son derece stratejik bir emirdi.

 

119-123-Ey iman edenler! Allah’ın emirlerine itaat etmekte hassasiyet gösterin ve hep sadıklarla beraber olun. Medine halkına ve çevresindeki Bedevilere, Allah'ın Peygamberini yalnız bırakmak ve kendi canlarını onun canına tercih etmek yakışmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk ve açlıkla uzak diyarlara giderek kafirleri şaşırtmaları ve düşmanlarına karşı başarılar kazanmaları karşılığında, salih / tertemiz bir hayata ulaşacakları kesindir. Hiç şüphesiz ki Allah, iyilik ve güzellikler yapmak için çırpınanların mükafatını zayi etmez. Az olsun çok olsun Allah yolunda yaptıkları her harcama ve vadileri, tepeleri aşmak için attıkları her adım onların lehine kaydedilmiştir. Allah, onların bütün bu yaptıklarının mükafatını daha güzeliyle verecektir. Bütün bunlarla birlikte, savaş zamanı müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkması doğru olmaz. Onların her kesiminden bir gurubun sıcak savaştan geri kalarak Dini / Devleti / Yönetimi / Hukuku derinlemesine öğrenmesi ve geri döndüklerinde sefere gidenleri uyarmaları / eğitmeleri daha uygun olacaktır. Böylece kötü şeylerin başlarına gelmesinden kendilerini daha iyi koruyacaklardır. Ey iman edenler! Yakınınızda bulunan ve size saldıran inkarcılarla savaşın ki, sizi dirençli görüp caysınlar. İyi bilin ki Allah yalnızca, dosdoğru, tertemiz yaşayan, emirlerine uymada hassasiyet gösteren ve kendilerini savunan / muttakilerle beraberdir. (Tevbe Suresi 119-123)

 

37.10. Münafıklara Uyarılar

Cenab-ı Hak, İslam Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana ne zaman zorlu bir mücadele / savaş ile karşı karşıya kalınırsa münafıkların bazılarının Hz.Muhammed’in@ ortaya koyduğu strateji / politikaya hep karşı çıktıklarını bildirdi. Onlar sadece savaşlardaki stratejilere değil aynı zamanda toplumsal sorunların çözümünde de peygamberimizin kendisine inzal edilen surelerin yol göstericiliğinde getirdiği politikaya / stratejiye sürekli muhalefet etmişlerdir. Sorunları çözmek için Cenab-ı Hakk’ın vahiyle bildirdiği her politikaya / stratejiye muhalefet eden münafıklar indirilen bu politika / strateji için her zaman halka güvensizlik telkin etmişlerdir. Onlar “şimdi bu politikaya / stratejiye /sureye güveniyor musunuz? Bu politikaya / stratejiye / sureye nasıl inanırsınız? Şimdi bu sure kapsamında indirilen politika / strateji hanginizin imanını / güvenini artırdı” diyerek mümin halkın Hz.Muhammed’in@ arkasından gitmesine engel olmak istemişlerdir. Ancak müminler Cenab-ı Hak tarafından inzal edilen surelerde belirlenen politika / stratejilere güvenlerinin tam olduğunu ifade etmişler ve sorunlarının başarı ile çözümleneceği umuduyla sevinmişlerdir. Sonunda da kazanan İlahi rehberlik sayesinde hep Hz.Muhammed’in@ stratejisi / politikası olmuştur. Onlar ise bu başarıları hep küçümsemiş ve alay etmişlerdir.

Cenab-ı Hak, hemen her yıl bir ya da iki kere karşı karşıya kalınan zorlu mücadelelerde peygamberimize yol göstermek için gönderdiği sure kapsamındaki strateji / politika kazanmış olmasına rağmen münafıkların neden hala aynı tavırda ısrar ettiklerini ve asla ders almadıklarını ifade etti.

 

124-126- Ne zaman (müminlere) bir sure (ile bir politika / bir strateji) indirilse, münafıkların bazıları: “Bu sure (ile indirilen politika / strateji) hanginizin imanını / güvenini / inancını artırdı?” derler. Fakat bu sure (ile indirilen politika / strateji) müminlerin güvenlerini / imanlarını artırmıştır.  Onlar, bu sure (ile indirilen politika / strateji) nedeniyle sevinçle birbirlerine müjde verirler. (Bu sureler ile indirilen politikalar / stratejiler) kalplerinde hastalık olanların küfürlerine küfür, günahlarına günah, hainliklerine hainlik katar ve böylece kafir olarak ölüp giderler. Görmüyorlar mı ki; onlar her yıl bir veya iki kere zorlu imtihandan geçiriliyor ve yaptıkları ihanetlerinin karşılığını azap olarak alıyorlar. Fakat buna rağmen ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar. (Tevbe Suresi 124-126)

 

Hz.Muhammed’in@ kendisine inzal edilen sureler kapsamında ortaya koyduğu politikanın / stratejinin başarısız olması için münafıklar çeşitli entrikalar çevirdiler, düşmanla işbirliği yaptılar ve dost görünüp ihanet içerisinde oldular. Onların giriştikleri bu haince girişimlere rağmen Hz.Muhammed’in@ ortaya koyduğu strateji / politika üstün geldi. / başarılı oldu. Sonrasında ise münafıkların hainlikleri, çevirdikleri dolaplar ve gizli ilişkileri açığa çıktı. Elbette ki onların gizli planlarını Cenab-ı Hak elçisine bildirmekteydi. Peygamberimiz de onların bu gizli plan ve oyunlarına karşı oyunlar kurarak başarı sağlamaktaydı. Büyük gizlilik içinde oyun kuran münafıklar, planlarından Hz.Muhammed’in@ nasıl haberdar olunduğu konusundaki şaşkınlıklarını dile getirdiler ve kendi içlerinde bir casus olup olmadığını araştırdılar. / soruşturdular.

Bütün gizlilikleri en iyi bilen Cenab-ı Hak, onlara kendi içlerinden gelen ve onların iyiliği için çalışan, onların başına gelen her türlü sıkıntı ve dertle dertlenen bir peygambere / lidere yardımcı olacaklarına, neden takoz olmaya çalıştıklarının anlaşılmaz olduğunu vurguladı. Sonunda şayet öğüt ve uyarılara kulak tıkar da Hz.Muhammed’e hala direnmeye / engel olmaya devam edecek olurlarsa, onu yalnız bırakırlarsa kendisinin ona yardım etmeye devam edeceğini belirtti. Egemenliğin Kendisine ait olduğunu ve olacağını bildirerek, akıllarını başlarına almaları istedi.

 

127-129- Ne zaman (Elçimizin stratejisini / politikasını içeren ve münafıkların planlarını deşifre eden) bir sure indirilse münafıklar şaşırarak: “Sizi takip eden, gözetleyip dinleyen birisi mi var?” diye birbirlerine bakarlar ve sonra da (hainliklerinin ortaya çıkması nedeniyle) sıvışıp giderler. Hakkı anlamaya / kavramaya yanaşmayan bir topluluk oldukları için, Allah onların kalplerini köreltmiştir.  (Halbuki) Size içinizden gayet izzetli ve şerefli bir peygamber geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir. Buna rağmen onlar senden yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben yalnızca O'na tevekkül ettim. O büyük Arşın Rabbi, sahibi, koruyucusu ve hükümdarıdır.” (Tevbe Suresi 127-129)

 

 

[1] )NOT: Ebu Amir, Mekke’nin fethine kadar Medine İslam Devletine karşı bütün önemli savaşlara katılmış, Mekke’nin fethinden sonra Suriye’ye kaçarak Bizansı Medine İslam Devletine karşı kışkırtan ve hristiyan bir Medineli idi. Abdullah b. Übeyin kuzeni olan Ebu Amir, Uhud Savaşında Mekkeli Müşriklerin tuzakladığı çukurları kazdıran ve o çukurların birisine Hz.Muhammedle birlikte çarpışarak düşen ve şehit olan Hz.Hanzala’nın da babası idi.

 

[2] ) Not: Rivayetler bizi bu görüşe sevk etmektedir. Fakat bir insanın niyetinin ne olduğunu / kalbinden neleri geçirdiğini bilemeyiz. Bu nedenle Abdullah b. Übey’in peygamberimizden bağışlanma talebi, belki de çok samimi / içten bir talepti. En doğrusunu Allah bilir.

bottom of page