Uyuyan Hücreler
Bir zamanlar Huzuristan adı verilen bir cumhuriyet vardı. Bu topraklarda bir zamanlar umut dolu sokakların üzerinden karanlık rüzgârlar esmeye baÅŸlamıştı. Ülkede sessizce bir çöküÅŸ baÅŸlarken, bu karanlığı fark edebilen az sayıda insan vardı. Bu nadir insanlar arasında Recep, hukukun susmayan sesi, Seçkin, doÄŸruyu yazmaktan ÅŸaÅŸmayan bir gazeteci, Umut, halkın sofrasını dert edinen bir iktisatçı, Mesut, vicdan inÅŸa eden bir eÄŸitimci, Abdullah, emek savunucusu bir sanayici, Betül, kadınlar ve çocuk hakları savunucusu, Bülent ise yoksulların doktoruydu.
Bu yedi cesur insan, Meclis kürsülerinden, gazete sayfalarından, dernek salonlarından haykırdı: "Durun, gidilen yol felaketle sonlanacak!" Ancak sesleri ya susturuldu ya da alayla karşılandı. İktidar, bu uyarıları tehditle, sürgünle, hapisle ve iÅŸkenceyle bastırmaya çalıştı. Halk ise büyüleyici yalanlarla sarhoÅŸ edilmiÅŸti; zalimlerin alkışlarına eÅŸlik etti.
Fakat onların pes etmeye hiç niyetleri yoktu. Görünmez duvarlara çarpan her hamlelerinden sonra, içten içe büyüyen bir karar verdiler. Bir akÅŸam vakti, Recep dar bir odada dostlarını topladı. Perde kapalı, kapı kilitliydi. Dışarıda karanlık hâkimdi; içeride umut fısıltısı.
Recep, derin bir nefes aldı ve arkadaÅŸlarının gözlerine bakarak söze baÅŸladı:
“ArkadaÅŸlar,” dedi, sesi kararlı ve sakindi, “iktidarın yanlış politikaları memleketi uçuruma sürüklüyor. Samimi uyarılarımıza karşılık tehdit, hapis ve iÅŸkencelerle susturulduk. Halk ise, gerçeÄŸi duymadı. Åžu anda elimizde kalan tek silah sabırdır. Ashab-ı Kehf gibi, bir süre görünmezliÄŸe çekilelim. Halkımızın gerçeÄŸi kendi gözleriyle göreceÄŸi güne kadar çalışalım, öÄŸrenelim, donanalım. Åžehirlerin unutulmuÅŸ köÅŸelerine, kenar mahallelere çekilelim. Sessiz ve derinden eÄŸitim faaliyetleri yürütelim. Hakikati, kulaktan kulaÄŸa taşıyan uyuyan hücreler olalım. Bugün geri çekiliyoruz, evet… Ama bu, kaçmak deÄŸil, büyümek için topraÄŸa gömülen bir tohum gibi sabırla beklemek olacak.”
Recep’in sözleri odada ağır bir sessizlik yarattı.
Sonra, göz göze gelen yedi dost, baÅŸlarını birer birer sallayarak bu sessiz ve derin mücadeleye “evet” dediler.
Recep’in önerisine uyan bu yiÄŸit gençler sessizce ortadan kayboldu. Ashab-ı Kehf gibi maÄŸaralarına dağılıp uyuyan hücreler oldular. Kimisi eski mahallelere sığındı, kimisi unutulmuÅŸ kasabalarda izini kaybettirdi. Göze batmadan yaÅŸadılar; küçük esnaf oldular, öÄŸretmen oldular, sokak doktorları oldular.
Onlar artık **"Uyuyanlar"**dı. Fakat uykuda deÄŸillerdi. TopraÄŸa gömülmüÅŸ tohumlar gibi zamanını bekliyorlardı.
Karanlık çağın yasaklı kelimeleri olan hakikat, adalet, merhamet ve hesap günü gibi kavramları kulaktan kulaÄŸa fısıldadılar. Bazen bir çay ocağında bir nasihat gibi, bazen bir çocuk hikâyesinde bir kıssa gibi, bazen bir dost sohbetinde bir atasözü gibi…
Geleceğin kadrolarını sabırla eğittiler.
Bir eÄŸitim buluÅŸmasında, gençlerden biri Mesut’a heyecanla sordu:
“Üstadım, bazen ne yapacağımızı bilemiyoruz. DoÄŸruyla yanlışı nasıl ayırt edeceÄŸiz?”
Mesut, bir duvara yaslanmış, sessizce gülümsedi. Sonra ağır ağır konuÅŸtu:
“Evlatlarım,” dedi, “GüneÅŸi düÅŸünün. Işık varsa, yol bellidir. Ama ışık yoksa, gözün ne kadar keskin olursa olsun, gerçeÄŸi göremezsin. Bizim güneÅŸimiz kutsal metinlerdir. O ışıkta yürürsek, adımlarımız doÄŸruya varır."
Gençler, Mesut’un sözlerini kalplerine kazıdı. O günden sonra, karar anlarında hep birbirlerine hatırlattılar: “GüneÅŸi görmeden adım atma.”
Adımlarını atarken geniÅŸ bir boÅŸluktaymış gibi özgür, kararlarını verirken serbest, ama yönlerini bulurken kutsal ışığa muhtaçtılar. Biliyorlardı ki, sadece kutsal metinlerin gösterdiÄŸi yolda yürüyenler, karanlığa teslim olmazdı. Bilinçli bir sabırla, karanlığı yaran bir ÅŸafak vakti için hazırlık yapıyorlardı. Önce küçük gruplar ÅŸeklinde toplantılar yapıyorlardı, zamanla halktan geniÅŸ katılımlı eÄŸitim toplantıları yapmaya baÅŸladılar.
Bu ÅŸekilde uzun zaman geçti. Ülke karanlığın en koyusuna gömüldü. Büyük bir çöküÅŸ baÅŸladı. Rejim çatırdarken, sessizce örgütlenen bu hareket bir anda sahneye çıktı. Tıpkı Ashab-ı Kehf’in uykusundan uyanıp baÅŸka bir çaÄŸda gözlerini açması gibi, halk da o sabah yeni bir güne uyandı. Zira Recep ve arkadaÅŸları yetiÅŸtirdikleri kadrolarla maÄŸaralarından çıkıp açık propaganda faaliyetine baÅŸladılar. Rejimin askerlerine yakalanacak olurlarsa öldürüleceklerini ya da hapsedileceklerini biliyorlardı. İçinde yaÅŸadıkları krizin daha önce kendilerini uyarmaya çalıştıkları ama bir türlü anlatamadıkları yanlış politikanın sonucu olduÄŸunu ÅŸimdi çok ivedi olarak halka göstermeleri gerekiyordu. Kendi oluÅŸturdukları sosyal medya kanallarından kırk yıl öncesinin parası ile güncelde kullanılan paraları kıyasladılar. Böylece halk aldatıldığını, yoksullaÅŸtığını gördü. Öfke dalga dalga yayıldı. Uyuyan hücrelerin propagandaları halkı harekete geçirdi. Halk hareketi beklenmedik bir hızla büyüdü. Yıllardır umutsuz olanlar ayaÄŸa kalktı. Bir zamanlar susturulan sesler, tarihin en yüksek yankısına dönüÅŸtü.
Rejim medyası ise bu hareketi küçümsemeye çalıştı. “Uyuyan hücre kadroları üç, beÅŸ kiÅŸiyi geçmez….Savundukları politikanın üzerinden çok zaman geçti. Bu politikanın günümüzde hiçbir geçerliliÄŸi olamaz. BaÅŸarma ÅŸansları yok,” dediler. Hareketi karikatürize edip etkisizleÅŸtirmeye çalıştılar. Onları tarihin mezarına gömeceklerini ve üzerlerine anıtsal bir kitabe dikeceklerini söyleyerek alay ettiler. Ama yanıldılar.
Uyuyan hücreler çoktan uyanmıştı. Uzun yıllar süren eÄŸitimden geçmiÅŸlerdi. Örgütlü ve bilinçliydiler. Yaptıkları propaganda halk üzerinde etkisini gösterdi. Halk artık rejimin yalanlarına kanmıyordu.
Recep öncülüÄŸünde, büyük mitingler yapıldı. Polis, asker, memurlar halkın safına geçti. Devlet baÅŸkanı, hükümet üst düzey kadrolarıyla birlikte yurt dışına kaçtı. Kırk yıllık zulüm rejimi devrildi.
Zafer kazanılmıştı. Halk meydanlarda günlerce zaferi coÅŸkuyla kutladı. Recep, yeni yönetimin esaslarını ilan etti: Merhamet, adalet, paylaşım, hesap verilebilirlik, kardeÅŸlik ve güven.
Tıpkı Ashab-ı Kehf’in ardından inÅŸa edilen mescid gibi, bu ilkeler üzerine yeni kurumlar kuruldu. Ülke topyekün bir diriliÅŸ yaÅŸadı.
